Sahîh-i Müslim Semâ Meclisimizin ikinci gününde hep birlikte Duâ Nâsırî ile niyaza durduk. 🤲🌷
Tamamına katılamasanız dahi meclisin bereketinden istifade etmek isteyen herkesi bekleriz.
Sahîh-i Müslim Semâ Meclisi
14–23 Ağustos
Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii
@shaykhalyaqoubi@almusafirun
#SahihiMüslim2026 #HadisMeclisi #ŞeyhYakubi #DuaNasiri
Bugün bir hoca arkadaşımı selam edip, hal hatır sormak için aradım. Adam yakın bir zamanda böbreğini kaybetme riski yaşamış. Ciddi zorlu bir süreç geçirmiş. Ben bir ay sonra haberdar oluyorum. Birbirimize kalben uzak insanlar da değiliz. Yazışır, konuşuruz ara ara. Ona rağmen böyle habersiz kalmışım. Sevdiğim birisi olduğu için üzüldüm haberim olmamasına. Kendimi suçladım. Bazen korkuyorum yıllardır aramadığım birini arayınca "o öldü, ben abisiyim, babasıyım vs." cevaplarını almayı. Evet biliyorum çoğumuz arayıp hal hatır sorma kültürü ile büyümedik zor gelebiliyor. Ya da bu çağ bizi bu hale getirdi bir şekilde. Zor gelse de haftalık, aylık biraz vakit ayırıp hiç değilse 4-5 kişiyi arayıp bir hal hatır sormak lazım. Mesuliyet boyutuna hiç değinmiyorum. Oraya girersek buradan hiçbirimiz başı dik çıkamaz.
Ayşe Hümeyra Ökten hanımefendi hatıralarında, Ayasofya'nın camiden müzeye çevrilişini anlatıyor: "Sabah namazı cemaat namaz için camiye gidiyor. Cemaat içeri sokulmuyor, artık diyorlar burada namaz kılınmayacak. İnsanlar ağlaya ağlaya eve dönüyor." Hüzünle geçen 86 yılın ardından o kutlu güne bizi şahit kılan Allah'a hamdolsun.
Bekarlık günlerini özleyen, çocukları olduktan sonra bunalan ve hiçbir şey yapamadığını düşünen annelere bazı hatırlatmalar yapmak istiyorum:
Nerede tıkanıyorsunuz biliyor musunuz? İbadeti sadece namazdan ibaret görmekte ve ilimle meşgul olduğunuz bekar günlerinizle kendinizi kıyaslamakta…
Her halinizle Allah’ın kulu olduğunuz ve niyetinizle çok büyük sevaplar kazanabileceğiniz halde şeytan kısır bir noktadan baktırarak sizi ümitsizliğe düşürüyor.
Çocuksuz dönemlerle mukayeseler yaptırarak sizi depresyonla baş başa bırakmaya çalışıyor. Sanki kulluktan çıkmışsınız gibi vesvese veriyor.
Hayır, öyle değil! Siz, evlatlarınız olgunlaşıncaya kadar onlarla geçirdiğiniz her vakitte Allah rızası için sabrediyor, emek veriyor ve ibadet sevabı kazanıyorsunuz.
Üstelik hem çocuğunuzla ilgilenmenin sevabını hem de onunla meşgul olduğunuz için yapamadığınız nafile ibadetlerin ecrini alıyorsunuz niyetinizle.
İşte bu, çok büyük bir müjdedir. Böylece anne olmak, başlı başına cennete vesile olabilecek büyük bir kulluk vazifesidir.
Sakın aynı anda onlarca işi yapamadığınız vehmine kapılmayın.
Anne olmak ve insan yetiştirmek için çabalamak, onlarca işten fazlasını yapmak demektir. Allah’ın sizi, bu büyük vazife için seçtiğini düşünerek şükredin.
Emanetiniz olan çocuklarınıza sahip çıkın ama şunu da unutmayın: Siz ne yaparsanız yapın, Allah’ın dediği olacak. Bu sebeple de kendinizi üzmeyin.
Şimdi şu notlara kulak verin ve gücünüz kadar uygulayın:
1. Önce kendi sağlığınızı korumalısınız. Ruhunuz ve bedeniniz afiyet içinde olmalı. İmanınıza ve bünyenize gerekli takviyeyi yapın. Siz ayakta duramazsanız aileniz de yıpranır. İyi beslenmeye çalışın.
2. Farz ibadetlerinizi önceleyerek yaşayın. Asıl olanın haramdan kaçınmak olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Allah’a güven, umut ve saygı hislerinizi kalbinizin dayanıklılığı için canlı tutun.
3. Eşinizle aranızdaki muhabbet hiç azalmamalı. Gizli bir enerji olarak onunla ilişkinizi istikrarlı hale getirmeniz çok faydalı olur. Özel bakımınızı da ihmal etmeyin. Bunlar hep ibadet seviyesinde işlerdir.
4. Evde çocuklarınızla yalnız kaldığınız zamanları bir plana oturtmak için kendinizi zorlamayın. Çocuğunuz ilgi beklediğinde onunla olun. Bu sırada Kur’an dinleyin, ders dinleyin. Hem çocuklar da Allah kelamıyla büyümüş olsun. Müsait oldukça ev işlerinize yönelin. Bunlar da ibadettir.
5. Yorgun olduğunuzda yeteri kadar uyuyun, dinlenin; bu bile zikir gibi ibadet olabilir. Çünkü daha iyi olmak için dinleniyorsunuz.
6. Yemek yaparken, ev işleri ile meşgul iken de bir yandan Kur’an dinlemenizde, salavat getirmenizde, istiğfar etmenizde sakınca olmaz. Diliniz Allah dedikçe sevap bulursunuz.
7. Çocuklarınız sizin bu doğal ve namazlı, Kur’anlı halinizi gördükçe; babasını evde edebiyle, nezaketiyle izledikçe otomatik olarak kayda başlayacaktır. Örneklik doğallıktadır. Bizim tabii halimiz de İslam üzere olduğu için kaygılanacak bir durum yoktur.
8. Mümkün olduğu kadar telefon konuşmalarınızı erteleyin. Hem kendi sağlığınız hem de çocuklarınız için böylesi daha iyidir. Muhtemel boş görüşmelerden de uzak olursunuz böylece.
9. Rahat olduğunuz zamanlarda Kur’an okursunuz. Tam başladığınızda çocuğunuz ağlayabilir. Olsun, onu sallarken, emzirirken de okuyabilirsiniz. Okuyamazsanız ezberden bildiklerinizi okursunuz. Ezberiniz yoksa, niyetinizle, okur gibi kazanırsınız. Ne de olsa o uyanmasa idi okuyacağınızı Allah biliyordu.
10. Dua etmek için bir engel var mı? Diliniz hep dualı olsun. Abdest şartı da yok. Ne kadar dua ederseniz o kadar huzur bulursunuz.
Allah size salih çocukların annesi olmayı nasip etsin.
Evlatlarınıza güzelce sabredebilmeye sizi muvaffak eylesin.
Ailenize huzur, bereket ve afiyet versin.
*** YENİ ESERİM ÇIKTI***
Mezhepler Meselesini usûlî bir zeminde ele alıp incelemek isteyen; içtihatla alakalı konuları ve fıkhî ihtilafların sebeplerini belli bir sınıflandırmayla okumak isteyenler için...
İrtibat&Temin: Kitap Kalbi Yayıncılık
0546 438 41 51
Merhaba dostlarım. Malum biz evlenme aşamasında olan çiftlerimize yardımcı oluyoruz. Aldığımız eşyalar vs gelir gider miktarımız 4-5 ay daha eşit olarak devam edecek. Zira henüz yeni beyaz eşya ve mobilya aldığımız çiftlerimiz var. Bugün buraya yazma amacımsa el ele verirsek bir müslümanın sıkıntısının üstesinden gelebilir ve böylece evlenme aşamasında olan bir çiftimizin bayram sevincini iki bayrama çıkarabiliriz. Evin ufak tefek eksikleri, biraz borç, çeyiz falan taşıması, düğün derken biraz açığımız var. Düğünümüz temmuz ayının başında. Az çok demeden herkes işin ucundan biraz tutsa Allah'ın izniyle bu işi hallederiz diye düşünüyorum. Bismillah diyelim, yardımcı olmak isteyen kardeşlerimiz özelden bana ulaşabilirler.
İstanbul'da hazır bulunan meşâyıhtan çokça nakledilen bir hadise vardır, seneden bir nisbeti yoktur fakat keşfen nakledilmektedir;
Denilir ki Mi'rac gecesi Resûl-i Ekrem Aleyhi's-Selâm Efendimize bir aralık İstanbul gösterilince çok beğenmiş ve teveccüh etmiş. Cibrîl-i Emîn:
"Bir ev halkına (bir aileye) rıfk (yumuşak huyluluk ve nezaket) verilmişse, bu mutlaka onlara fayda sağlar. Eğer onlar rıfktan mahrum bırakılmışlarsa (birbirlerine kaba davranıyorlarsa), bu da mutlaka onlara zarar verir."
Hadis-i Şerif | İbn Asakir
Denilmiştir ki: “Bahardan ve çiçeklerinden, ud ve tellerinden etkilenmeyen kişinin mizacı bozuktur ve onun tedavisi mümkün değildir.” (İmam Gazzali, İhyâ)
📚 𝘿𝙀𝙑 𝘽𝙄𝙍 𝙃𝙀𝘿𝙄𝙔𝙀 📚
Daha çok kardeşimize ulaşmak adına bunu rt eden + bir kişiyi etiketleyen bir kardeşime bu nefis eseri vereceğim biiznillah.
Not: 27 gün sonra başlayacak olan bu mükemmel "𝙎𝙁𝙄𝙍𝘿𝘼𝙉 𝘼𝙍𝘼𝙋𝘾𝘼 𝙊̈𝙂̆𝙍𝙀𝙉𝙄̇𝙔𝙊𝙍𝙐𝙈"dan geri kalmayın.
'
DELÂİL'UL HAYRATTAN SALAT-U SELAMLAR VE İZAHLARI 4
" اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مَنْ تَشَفَّعَ اِلَيْهِ الظَّبْيُ بِاَفْصَحِ كَلَامٍ"
"Allah'ım, geyiğin, en açık bir sözle kendisinden şefaat istediği o zata salât ve selam eyle."
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz sahrada idi. Aniden:
– Dur, Yâ Rasulullah.
diye bir ses geldi; aynı ses üç defa tekrar edildi.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, o sesin geldiği yana dönüp baktığı zaman gördü ki bir geyiği bir bedevi avlamış. O geyiği sıkıca bağlamıştı. Kendisi de örtüsüne sarınmış yatıyordu. Seslenen de geyikti. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, o geyiğin yanına vardı:
– Hacetin nedir? diye sordu. Geyik şöyle anlattı:
– Bu bedevi beni avladı. Benim bu dağda iki küçük yavrum var; çok küçük olduklarından ot otlayamazlar. Ben dışarıya otlamak için çıkmıştım, bu bedevi beni avlayıp bağladı. Şimdi bana kefil olup salın, varıp yavrularımı emzirip doyurayım. Halimden onlara haber verip onları ot yanına götüreyim ki ot yiyerek geçinsinler, helâk olup ölmesinler. Ondan sonra yine geleyim, beni bağlayın. Bu bedevi ne isterse yapsın.Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz:
– Ya gelmezsen ? diye sordu. Geyik şöyle dedi :
– Eğer gelmezsem, beyt'ul malden para tahsil edip hiyanet edenlerin azabına uğrayayım.
Geyik, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize öyle söylerken o bedevi uyandı. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz durumu bedeviye anlatınca, bedevi şöyle dedi:
– Bu ne sözdür ? Hiç vahşi hayvan bırakıldığı zaman bir daha geri döner gelir mi?
Bedevinin bu sözüne karşılık Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurdu:
– Eğer Allah dilerse gelir.
Bunun üzerine bedevi dedi:
– Eğer sen kefil olursan salarım. Gelmezse seni öldürürüm.
Bedevinin bu sözü üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurdu:
– Eğer gelirse sen de Müslüman olur musun ?
Bedevi şu cevabı verdi:
– Evet, Müslüman olurum.
Bundan sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz o geyiği bağından kurtardı. Mübarek eli ile sırtını sıvazladı. Kendisine beş saat mühlet verdi ve saldı. Geyik gittikten sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, o bedevinin yanında geyiğin gelmesini beklemeye başladı. Dört saat dolduktan sonra o geyik geldi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz sordu:
– Bir saat evvel gelmenin sebebi nedir?
Geyik şöyle anlattı:
– Yâ Rasulullah, canım yavrularım senin yoluna kurban olsun. Yavrularımın yanına süt vermeye gittim, bana şöyle dediler:
"Anneciğim, senin vücudunda bulunan bu güzel kokudan karnımız doydu. O derece bize gına geldi ki ölünceye kadar bir daha süt emmesek, ot otlamasak, bu damağımızdaki güzel koku ile gıda alırız."
Onların bu sözleri üzerine kendilerine şöyle sordum:
– Ey kuzularım, başıma gelen halleri size anlatayım. Bu güzel koku, âhir zaman peygamberi Muhammed Mustafa’nın (sallallahu aleyhi ve sellem) güzel kokusudur.
Bundan sonra bana kefil olduğunuz haberini onlara verdim. Yâ Rasulullah, bana kefil olduğunuzu ve bedevinin yanında beni beklediğinizi duydukları an derhal ağızlarını mememden çektiler ve şöyle dediler:
"Ey anneciğim, biz burada şimdiden sonra bu güzel koku ile gıdalanırız, ölmeyiz. Derhal sen bir saat evvel git, O sultanı kefaletten halâs eyle. Olur ki o bedevi bilmediği için o sultana ağır bir söz edebilir, Arş'tan üstün gönlünü kırabilir."
Bunun için yavrularımın sözlerini tutup bir saat evvel geldim.
O bedevi, geyiğin bu sözlerini işittikten sonra hidayet ona ulaştı . O vakit :
– Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed Allah’ın Rasulüdür. dedi ve islam şerefi ile müşerref oldu. O geyiği de saldı. Bundan sonra geyik o sahrada sevinip sıçrayarak, tam sevincinden ayaklarını yerlere vurarak açık bir dille :
– Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed Allah’ın Rasulüdür.
diye diye gitti.
[Şifa, Kâdı İyaz]
Şam Emevi Camii'nde bir imamın duası:
"Allah’ım, Şam’da fethedenler olarak namaz kılmayı Senden diledik, Sen kabul ettin. Şimdi de Filistin’de namaz kılmayı Senden diliyoruz; duamızı kabul eyle."
Bir gün Suriyeli bir ilim adamıyla ilmî bir celsede oturuyorduk. Sohbet ilerledikçe konu yaptığı çalışmalara geldi. O sıralar Osmanlı müellifleri üzerine yoğun bir araştırma yürüttüğünü söyledi. Açıkçası beni asıl etkileyen yaptığı çalışma değil, bu çalışmanın gerekçesiydi.
Dedi ki:
"Biz bu topraklara sığındık. Bu topraklar bize hâmilik yaptı. Bize kapısını açtı, ekmeğini paylaştı. Böyle bir nimetin karşısında insanın boyun borcu olur. Ben de bir vefa borcu olarak bu toprakların asıl sahiplerini, onların ilim mirasını ve bıraktıkları eserleri tanımaya ve tanıtmaya karar verdim."
Bu söz, doğrusu içime dokundu. Çünkü düşünmeden edemiyor insan:
Bu coğrafyanın çocukları olarak bizler, kendi ecdadımızın bıraktığı muazzam mirası ne kadar tanıyoruz?
Lütfen ne söylemek istediğimi düzgün anlayalım ve meseleyi ırka, mücerred bir coğrafya anlayışı sığlığına hapsetmeyelim. Bu anlamda Semerkand'dan Bağdat'a, Mısır'dan Hicaz'a ehl-i sünnete hizmet etmiş tüm çalışmalar bizimdir, "bizim coğrafya" tabirine dahildir.
Lakin bahusus ecdad yadigarı şu topraklarda hayat süren bizleredir şu sözlerim:
İslâm alemine asırlar boyu hâmîlik yapmış olan, kıtalar boyu İslâm'ın sancaktarlığını yapmış olan bir medeniyetin tam da göbeğinde bulunuyoruz.
Bu topraklar akîdede ehl-i sünnet istikametinin izini taşımış, Usulde, fıkıhta Fenârî'leri Molla Hüsrevleri, Zenbilli'leri, tefsirde Ebussuûd'ları, Molla Gürânî'leri, İsmail Hakkı Bursevî'leri, tarih ve bibliyografyada Kâtip Çelebi’leri, Ahmed Cevdetleri, kelâmda Hızır beg, Hocazade, Kestelî ve Hayâlî'leri, astronomi ve matematikte Ali Kuşçu’ları, Kadızâde-i Rûmî’leri, son dönemin en derin aklî ve felsefî alana hâkim isimleri olan Mustafa Sabri, Harputî ve İsmail Fenni Ertuğrul'ları bağrında büyütmüş bir medeniyetin yurdudur.
Matematikten astronomiye, tıptan hendese ve mimariye kadar nice sahada derin izler bırakmış bir ilim geleneğinin mirasçılarıyız biz.
Gelin ve görün ki, garip bir manzara ile karşı karşıyayız:
Bu toprakların çocukları, kendi ecdadının bıraktığı hazineleri raflarda tozlanmaya terk ederken; dışarıdan ithal edilen, çoğu tercüme mahsulü olan, bu ümmetin akîde ve amel istikametini gözetmeyen eserlerin peşine düşüyor.
Kendi evinde duran cevheri görmeyip, başkasının vitrindeki cam parçalarına hayran olmak gibi bir şey bu.
��z be öz dedelerimizden bize miras kalan, farklı alanlarda kaleme alınmış binlerce eser kütüphanelerin karanlık mahzenlerinde unutulup gitmişken ve hiçbirinden doğru düzgün haberimiz yokken birileri bize Ali Şeriati okumalarını özendiriyor.
Akide alanında hiçbir hassasiyeti olmayan, birçok eserinde Müslüman gençleri iman anlamında bile sıkıntıya sokacak ifadeleri bulunan bir isme muhtaç kaldık öyle mi? Dine dair henüz ilmihal seviyesinde bile bilgisi olmayan nice gençleri sırf kuru bir özenti uğruna itikaden böylesine savrulmuş kimselerin eserlerine yönlendirmenin vebalini kim nasıl ödeyebilir?
Daha da düşündürücü olan şu:
Bu mirasa sahip çıkmanın vefa olduğunu bize bazen bu toprakların insanı değil, bu topraklara sığınmış bir ilim adamı hatırlatıyor bizlere..
Demek ki mesele sadece ilim meselesi değil. Biraz da şuur ve hafıza meselesi.
Ve belki en çok da vefa meselesi..
Bugün büyük bir değeri (Şeyh Hîto) kaybettik:
Şöyle demişti: Baskısı bulunmayan 10 bin sayfadan fazla usûl metnini kendi ellerimle istinsah ederek okudum. Var olan bütün usûl kitaplarını mütalaa ettim. Tevazü değil, hakikaten söylüyorum; ben kendimi fakîh olarak görmüyorum.
من معرض دمشق الدولي للكتاب، تعود دمشق منارةً للعلم والمعرفة، ويعود الحرف ليبني ما هدمته السنون…
بالعلم والثقافة، وبسواعد أبنائها، نُرمّم صروح المجد، ونستعيد الألق، ونصنع مستقبل سورية القوية الموحّدة.
Musa Efendi’nin dünyaya veda ederken söylediği kelamlar;
“Koskoca ömür böylece geldi geçti. Hatâlar, noksanlıklar birbirini takip etti. Gönlümün istediği gibi yeşeremedim. Yalnız Sen’in yüceliğinle, Rahmânlığınla, Settârlığınla ve Gaffarlığınla tesellî buldum.”
Vasiyetinden…