Şu an seni nereye götürdüğünü anlamadığın bir süreç, aslında hayatında yeni bir yer açıyor olabilir. Görünürde kayıp ya da savrulma gibi duran şey, ileride konumlanma ve güçlenmeye dönüşebilir.
Dışarıdan sessizlik ya da hareketsizlik gibi görünen bir dönemde bile içeride çok şey korunuyor ve dönüşüyor olabilir. Her şey görünürde duruyor diye hayat durmuş değildir. Bazen geri çekilmek, görünmemek, dinlenmek ve korunmak sürecin kendisidir.
Bir şey sana rahatsızlık vermeye başladığında hemen kaçma. Bir ilişki, bir karar, bir davranış biçimi ya da kendi içinde görmezden geldiğin bir gerçek olabilir. Çünkü bazen insan sonucu görünce panikler ama asıl soru “Nasıl kaçacağım?” değil, “Buraya beni hangi seçimim getirdi ve şimdi neyi düzeltmem gerekiyor?” olur.
12 Ağustos Çarşamba günü
bu geceyi sakın sıradan bir gece gibi geçirme.
20:30 –23: 36 arasında ne yap et, dünyayı biraz sustur ve kendinle baş başa kal.
Şuan beni duyuyorsan kendine üç saat ayır, majör değil ise planını iptal et ve kendinle baş başa kal.
Ne yapıyorsan yap ama zihnini susturmanın bir yolunu bul. Nefes çalışması yap, namaz kıl, dua et, yoga yap, ağla, çözülme yaşa veya meditasyona gir…
Kısacası;
İnancın ve kalbin seni nereye götürüyorsa oradan ilerle.
Önce bir duş al miss gibi,
Suyu sadece su gibi değil, bir arınma gibi bedeninden geçir. Biraz tuz kullan ve içinden şöyle niyet et;
“Başımın tepesinden ayak tabanlarıma kadar akan bu su; aura, astral, eterik, duygusal, ruhsal ve biyoplazmik alanımda artık bana ait olmayan bütün yükleri temizlesin. Eski korku hikâyelerimi bırakıyorum. Enerjimi kendime geri çağırıyorum. Bugün itibarıyla yeni başlangıçlara, yeni bir benliğe ve hayatımda açılacak yepyeni bir alana niyet ediyorum.”
Devamı yorumda..
Aslan’ın gölgesi bitiyor aslında. Tutulmanın anlattığı hikâye tam da bu. Güçlü hissettiğimiz alanların üzerindeki gölge kalkıyor. Ve gerçekten çok güzel bir tutulma.
Umarım hepimize güzel etkiler getirir. Kaderin bazı insanları durdurduğu yerlerde, bir anda yollar açılabilir.
Tutulma 20 derecede gerçekleşiyor. Artı eksi 3 derece orb kabul edebiliriz. Yani 17 ile 23 derece arasında Aslan, Kova, Boğa ve Akrep burçlarında ya da Koç, Aslan ve Yay gibi ateş elementi burçlarında gezegenleri bulunan kişiler bu tutulmayı çok daha güçlü hissedebilirler.
Bu tutulma Avrupa’dan gözlemlenebilecek. Türkiye’den gözlemlenemiyor. Özellikle İspanya, Madrid ve Barcelona hattından izlenebilecek.
Bu tutulmanın etki süresi oldukça uzun. Ağustos 2027’ye kadar etkisini taşıyacak. Saros Güney 10 serisindeki tutulmaların çok güzel bir teması vardır. Bir sorunun, bir sıkıntının aniden ve beklenmedik şekilde çözülmesini, ortadan kalkmasını anlatır. Çok kadersel bir şekilde, adeta bir ödül gibi gelişebilecek olayları gösterir.
Tabii ki bu tamamen çabayla elde edebileceğimiz bir gökyüzü değil. Bazen kaderin zamanı gelir ve o kapı kendiliğinden açılır. Umarım hepimize güzel etkiler getirir.
Aslan burcu astrolojik olarak kendimizi göstermeyi sevdiğimiz alanı anlatır. Haritamızda Aslan burcu neredeyse, o evde bir özgüven vardır. Orada ortaya çıkmak, kendimizi göstermek, o alanla gurur duymak isteriz.
Güneş tutulmaları yeni başlangıçları anlatır, dönüşümü anlatır. Kadersel olarak uzun süredir sıkışmış olan işlerimizi, uzun zamandır beklediğimiz ama bir türlü çözülemeyen konuları gündeme getirir. Hayatımızda kendimizi ispatlamaya çalıştığımız, görünür olmaya çalıştığımız, bir türlü yeterli hissedemediğimiz, eksik ya da özgüvensiz hissettiğimiz alanlar neresiyse, aslında o konuların yeniden açığa çıktığı bir süreçten geçiyoruz.
Şöyle düşünün… Artık hiçbir engel kalmayacak ve “Özgürüz.” diyeceğimiz bir süreç başlıyor. Her ne kadar önümüzdeki altı aylık süreci anlatsa da, bu tutulmanın etkisi 2027 Ağustos ayına kadar, yani yaklaşık bir yıl boyunca devam edecek. “Artık sahneme çıktım, hakkım olan değeri geri alıyorum. Gölgeler bitti, artık ışıldıyorum.” diyebileceğimiz bir döneme giriyoruz.
Bir insan başkası hakkında konuşmadan önce dönüp kendine bakmalı ya.
Ben olsam bu kadar rahatça konuşmadan önce kendime şu soruları sorardım;
Benim gayri ahlaki bir durumum var mı? Belli mi? İspatlanabilir mi?
Benim duyulmasını istemeyeceğim, ortaya çıktığında açıklamakta zorlanacağım şeyler var mı?
Benim vicdanımı rahatsız eden kararlarım, davranışlarım, ilişkilerim var mı?
Çünkü insan başkası hakkında konuşurken o insanın da bir hafızası olduğunu, bir gerçeği olduğunu, duydukları olduğunu ve çoğu zaman sandığından çok daha fazlasını bildiğini unutabiliyor. Açıkçası beni en çok şaşırtan da bu rahatlık oluyor. İnsan bazen gerçekten hayret ediyor!
Gerçek bir gücü olan bir üstat, majisyen veya büyücü bunu kıyafet, makyaj, takılara yansıtmaz. Yani dış görünüşüne bakarak bu kişi büyücüdür, cadıdır demezsiniz. Hatta kendini özellikle saklar çünkü sessizlik kuralına uyar. Bundan ötesi şov ve dedikodudur..
O abartılı ritüel vitrinleri ve mistik kostümler gücün değil, güce duyulan açlığın kanıtı. Gerçek ezoterik pratiğin yalnız, sıkıcı ve zihinsel olarak yıpratıcı doğasından kaçanlar maalesef sadece işin kozmetik kısmında kimlik arıyor... Kendi bilinçaltıyla yüzleşecek disiplini olmayan biri için karanlık bir persona yaratmak en ucuz bedel olsa gerek. Enerjiyi içeriden dönüştürme kapasitesi sıfır olanlar mecburen dışarıyı kumaşla ve gümüş takılarla dolduruyor. Gösterişin tek işlevi bu yetersizliği örtmek. 👏
Belki de senin o devasa sandığın, egon, ruhunun bütünlüğünün ve hayatın senin için hazırladığı o büyük planın yanında hiçbir şey bilmiyordur.
Belki de o milimi milimine hesapladığın, asla sapmak istemediğin katı planların seni şu an hayal bile edemeyeceğin çok daha muazzam bir güzellikten alıkoyuyordur.
Beden titreşimi nasıl artıyor ?
Siz evrende var olan sınırsız düşünceleri almayı istediğinizde, buna niyet ettiğinizde süreç başlar.
Bu niyetiniz Hipofiz bezinizi aktive eder ve o açılmaya başlar. Hipofiz bezi iki kaşınızın arasındadır. Ona 3.göz de denir.
O açılmaya başlarken aynı anda Epifiz bezinize daha büyük bir hormon akışı başlar. Epifiz beziniz başınızın en üstünde başınızın hafif arkasına doğrudur. İşte bu uykudaki zihni uyandırır. Epifiz beziniz beyninizin daha yüksek daha rafine düşünce frekanslarını alabilecek bölümünü açar. Yüksek frekanslı düşünceleri kabul etmeye başladığınızda epifiz beziniz şişmeye başlar.
Bu sırada bir süre başınızda ağrı ve bununla birlikte baş dönmesi yaşayabilirsiniz. Bu frekans sonra çok güçlü bir elektriksel akıma dönüşerek merkezi sinir sistemi yoluyla bedeninizin her hücresine yayılır. Bu hücrelerinizi kıvılcımlayarak daha hızlı titreşmelerine yol açar.
Ve yavaş yavaş parıldamaya başlarsınız. Çünkü bedeninizi madde yoğunluğundan çıkararak tekrar ışığa dönüştürmeye başlamışsınızdır.
Eskiden gücün; yüzleşmekte, had bildirmekte ve sert tepki vermekte olduğunu sanırdım. İnsan bazen susmanın zayıflık, savaşmanın ise güç olduğunu düşünüyor. Oysa zamanla anladım ki gerçek güç, her kavgaya girmemeyi bilmektir. Her söze cevap vermemek, her yanlış anlaşılmayı düzeltmeye çalışmamak ve herkesin ne düşündüğünü kontrol etmeye uğraşmamak büyük bir özgürlüktür.
Biri saygısızlık mı yaptı? Bağlantıyı kesersin. Biri hakkını mı ihlal etti? Hakkını doğru yollarla ararsın. Biri seni anlamamakta ısrar mı ediyor? Kendini defalarca anlatmazsın. Çünkü bazı insanlar anlamadığı için değil, anlamak istemediği için anlamaz. İşte o noktada mücadele etmek değil, geri çekilmek gerekir.
Bugünün dünyasında öfkeyle verilen tepkiler çoğu zaman insanı yorar, kirletir ve ait olmadığı savaşların içine çeker. Oysa asıl güç; dedikodudan, kaostan ve manipülasyondan etkilenmeden yoluna devam edebilmektir. Herkes bağırırken sakin kalabilmek, herkes suçlarken vicdanını koruyabilmek ve herkes değişirken özünü kaybetmemek kolay değildir.
Retro hareket aslında bir tereddüt halidir. Geçmişe gidip bi check etme durumudur. Acaba her şeyi gözden geçirdim mi? Yapabileceğim her şeyi yaptım mı? Gözden kaçan bir nokta oldu mu? Şimdi geriye dönüp bi yeniden değerlendirme sürecine giriyoruz. Bazen ilerleyebilmek için geriye dönmek gerekir. Kimler etkiyi fark etmeye başladı???
Yaklaşık 2 yıldır bir hasat dönemi yaşanıyor.
Dikkat edin…
Dün sezgilerine güvenen, enerjiyi hisseden, meditasyon yapan, spiritüel çalışmalar yapan, şifacılık yolunda yürüyen birçok insan bugün korku, kontrol ve hayatta kalma moduna geri döndü.
Birçoğu hayatın daha “gerçekçi” tarafına bakmaya çalışırken umudunu, inancını ve ruhuyla kurduğu bağı kaybetti.
Ve şimdi o insanlara iyi bakın.
Çünkü en sertleşenler onlar oldu.
Oysa evrenin en temel yasalarından biri şudur;
Taş serttir. Demir serttir.Madde serttir.
Frekans yükseldikçe akış başlar.
Bu yüzden hayat onları cezalandırmıyor.
Enerji bedenlerini zımparalıyor.
Katılaşan yerlerini törpülüyor.
Kontrol ettiklerini sandıkları alanları ellerinden alıyor.
Kaybettikleri şey güç değildi.
Güç sandıkları dayanaklardı.
Çünkü bastona yaslanınca, yürüyebildikleri sandılar..
aslında,
Su çekildiğinde kimin yüzdüğü değil,
Kimin karaya bağımlı olduğu ortaya çıktı🙏🏻
İnsanların seni anlamasını, senin gibi hissetmesini ya da senin frekansını onaylamasını bekleme. Çünkü herkes aynı bilinç seviyesinden çalışmıyor. Sen kendi farkındalığını büyütmeye, hayatın görünmeyen katmanlarını anlamaya çalışırken bazı insanlar hâlâ Matrix’in varsayılan yazılımıyla (korku, alışkanlık, toplumsal koşullanma, onay ihtiyacı ve hayatta kalma programları) hareket ediyor olabilir.
Sen bir olayın arkasındaki enerjiyi hissederken onlar sadece görünen sonuca bakar. Sen nedenleri sorgularken onlar reflekslerle tepki verir. Bu yüzden herkesten seni anlamasını beklemek, oyundaki yan karakterlerin ana karakterin yolculuğunu anlamasını beklemek gibidir.
İçindeki dünya sana ait kalsın. Köklerin, sezgilerin, şifacı özün ve metafizik tarafın dış dünyanın gürültüsünden bağımsız olsun. Ama bedenin hayatın içinde kalsın; çalışsın, üretsin, gülsün, sevsin, deneyimlesin, şakalaşsın.
Çünkü mesele Matrix’ten kaçmak değil, Matrix’in içinde yaşarken kendi frekansını unutmamaktır. Ana karakter olduğunu unuttuğun an, başkalarının senaryosunda figüran olmaya başlarsın🫂
Matrix’in en görünmez mekanizması parazit yapılardır.
Çünkü sistem seni doğrudan durduramaz. Ama dikkatini çalabilir.
Tam gücünü hatırlamaya başladığında…
Tam yaratım kapasiten açılmaya başladığında…
Tam sınırlarını aşacakken…
Çünkü kuantum dolaşıklık yasası gereği temas ettiğin her bilinçle eterik beden ve biyoplazma beden düzeyinde bilgi alışverişi başlar.
Ve sürpriz 🫠👇
Hayatına sürekli aynı tip figürler sürülür. Ağır duygusal yükler taşıyanlar, bitmeyen dramaların içinde yaşayanlar, kendi gölgeleriyle yüzleşemeyenler, mağduriyet, suçluluk, öfke ve kaosu kimlik haline getirmiş olanlar…
Bu insanlar çoğu zaman bilinçli değildir. Ancak taşıdıkları enerji alanı bir parazit gibi çalışır. Seni yok etmeye çalışmazlar; seni kendileriyle meşgul etmeye çalışırlar. Çünkü sen kendi gerçekliğini yaratırken güçlüsündür. Ama başkalarının krizlerini çözmeye çalışırken enerjin dağılır.
Kişi kendi gölgesiyle yüzleşmemişse, çözülmemiş korkuları, öfkesi, suçluluğu ve kurban bilinci senin alanına da yansımaya başlar.
İşte frekans düşüşü tam burada başlar. Çünkü MPC’nin amacı seni karanlığa atmak değildir. Seni sürekli başkalarının karanlığıyla meşgul ederek kendi ışığını, kendi yolunu ve kendi yaratım gücünü unutmanı sağlamaktır.