📍Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nın (UNCTAD) yeni raporuna göre Gazze, kayıtlara geçen en ağır ekonomik krizi yaşıyor.
🗨Gazze’de ekonomik işletmelerin yüzde 92’si hasar gördü veya yok edildi. Çalışma çağındaki nüfusun yüzde 90’ından fazlası istihdam dışında kalırken bölgenin yeniden inşası için gereken tutarın en az 71,5 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.
İsrail’in Ekim 2023’ten bu yana Gazze’ye yaptığı saldırıların yarattığı yıkım, ekonomik açıdan da tarihsel boyutlara ulaştı. UNCTAD’ın 24 Eylül’de yayımladığı son rapor, Gazze’de üretimden istihdama kadar ekonomik yaşamın temel unsurlarının büyük ölçüde çöktüğünü ortaya koyuyor.
Ekonomik işletmelerin yüzde 92’si hasarlı veya yok
BM verilerine göre Gazze’de ekonomik işletmelerin yüzde 92’si hasar gördü ya da tamamen yok edildi. İşsizlik 2025’te yüzde 78’e ulaşırken çalışma çağındaki nüfusun yüzde 90’dan fazlası herhangi bir işte çalışmıyor.
Tarım ve sanayide üretim 2022 seviyesinin yüzde 94, inşaat sektöründe ise yüzde 99 altında kaldı.
Kişi başına günlük ekonomik üretim 58 sente düştü
Gazze’de kişi başına düşen yıllık gayrisafi yurt içi hasıla 2025’te yalnızca 212 dolara geriledi. Bu, kişi başına günlük yaklaşık 58 sentlik ekonomik üretime karşılık geliyor ve 2022 seviyesinin yalnızca yüzde 17’si.
Gazze’nin Filistin ekonomisindeki payı da Ekim 2023 öncesindeki yüzde 17,4 seviyesinden 2025’te yüzde 4’ün altına indi.
Yeniden inşanın faturası 71,5 milyar dolar
Dünya Bankası, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler tarafından yapılan değerlendirmeye göre Gazze’de yalnızca fiziksel altyapıda oluşan hasar 35,2 milyar dolar düzeyinde. Ekonomik ve sosyal kayıplar ise 22,7 milyar dolar olarak hesaplanıyor.
Gazze’nin toparlanması ve yeniden inşası için gereken toplam kaynağın 71,5 milyar dolara ulaştığı tahmin ediliyor.
UNCTAD’ın verileri, Gazze’de yaşananların yalnızca geçici bir ekonomik daralma olmadığını gösteriyor. Üretim tesislerinin, tarım alanlarının, konutların ve temel altyapının büyük ölçüde tahrip edilmesi, onlarca yıllık kalkınma kazanımlarını ortadan kaldırırken Gazze’yi kayıtlara geçen en ağır ekonomik krizle karşı karşıya bıraktı.
🔗https://t.co/1vM9wRRq7d
📍Göbeklitepe’de 30 yılı aşkın süredir bulunan yüzlerce dağınık insan kemiğinin buraya nasıl geldiğine ilişkin önemli bir açıklama ortaya çıktı.
🗨İlk iki mezarı inceleyen bilim insanları, 928 kemik parçasının en azından bir bölümünün mezarlardan erozyon ve yamaç hareketleriyle taşınmış olabileceğini belirledi.
Göbeklitepe’de 1995’te başlayan kazılardan bu yana anıtsal yapıların dolgularında ve çevresinde 928 dağınık insan kemiği parçası bulundu. Kadın, erkek ve farklı yaş gruplarına ait kemiklerin neden yaklaşık 3 bin metrekarelik alana yayıldığı uzun süredir tartışılıyordu.
22 Eylül’de PLOS ONE’da yayımlanan yeni araştırma bu gizeme önemli bir açıklama getiriyor. Çalışmayı Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden (DAI) fiziksel antropolog Julia Gresky ve arkeolog Lee Clare gerçekleştirdi. Araştırmacılar Göbeklitepe’de tespit edilen ilk iki mezarı ve buradaki insan kalıntılarını inceledi.
İlk mezarlar ipucunu verdi
Mezarlar yaklaşık MÖ 8700–8000 yıllarına tarihleniyor. Bunlardan birinde 20–30 yaşlarında genç bir kadının büyük ölçüde bozulmamış iskeleti bulundu. Diğerinde ise en az üç, muhtemelen dört kişinin kalıntıları vardı.
Bilim insanları mezarlardaki kemiklerin kırılma biçimlerini, kireç birikimlerini ve hayvanların bıraktığı izleri Göbeklitepe’nin farklı noktalarındaki dağınık kemiklerle karşılaştırdı. Benzerlikler, yüzlerce kemiğin en azından bir bölümünün başlangıçta yapıların tabanlarının altındaki mezarlarda bulunduğuna işaret etti.
Kemikleri binlerce yıllık doğal süreçler dağıtmış olabilir
Araştırmacıların ortaya koyduğu senaryoya göre, höyüğün daha yüksek kesimlerindeki mezarlar zamanla erozyon ve yamaç hareketleriyle bozuldu. Toprak aşağı doğru taşınırken insan kemikleri de sürüklenerek daha aşağıdaki anıtsal yapıların dolgularına karıştı.
Bu durumda Göbeklitepe’deki dağınık kemiklerin önemli bir bölümü, düşünüldüğü gibi insanlar tarafından ritüel amacıyla yapıların içine bırakılmış olmayabilir; binlerce yıllık doğal süreçler kemikleri parçalamış ve yerlerinden taşımış olabilir.
Ancak araştırmacılar bütün kemiklerin bu şekilde açıklanamayacağını vurguluyor. Daha önce bulunan bazı kafataslarındaki kasıtlı kesikler ve oyuklar, Göbeklitepe’de ölümden sonra insan bedenlerine yönelik özel uygulamaların da gerçekleştirildiğini gösteriyor.
Yeni araştırma böylece 30 yıllık gizemin önemli bir bölümüne yanıt verirken Göbeklitepe hakkındaki başka bir görüşü de güçlendiriyor: İnsanların yapıların tabanlarının altına gömülmesi, son yıllarda ortaya çıkarılan konut ve gündelik yaşam bulgularıyla birlikte, buranın yalnızca insanların zaman zaman toplandığı bir tören merkezi değil, aynı zamanda yaşadıkları bir yerleşim olduğunu destekliyor.
🔗https://t.co/oE4DD2rAO8
📍Charles Darwin’in 1875 yılında ortaya attığı, ancak dönemin koşullarında kesin olarak kanıtlayamadığı bir hipotez, 150 yılı aşkın süre sonra güçlü deneysel kanıtlarla desteklendi.
🗨Çin’in yüksek dağlarında yaşayan Saxifraga candelabrum türünün küçük böcekleri yakaladığı, sindirdiği ve avlarından elde ettiği azotu kendi dokularına aktardığı gösterildi.
Darwin’in 150 yıl önceki sorusu
Charles Darwin, 1875 yılında yayımladığı Insectivorous Plants (Böcekçil Bitkiler) kitabında, yaprakları yapışkan salgılar üreten tüylerle kaplı bazı Saxifraga türlerinin böceklerden besin elde ediyor olabileceğini öne sürmüştü.
Darwin’in incelediği türler arasında özellikle Saxifraga rotundifolia ve Saxifraga umbrosa bulunuyordu. Ancak yaptığı deneyler, bu bitkilerin böcekleri yalnızca yakalayıp hapsetmediğini, onları gerçekten sindirerek besin maddelerini bünyelerine aldığını kesin olarak göstermeye yetmedi.
Aradan geçen 150 yıldan fazla sürede ise modern biyokimyasal ve izotop analizleri, Darwin’in Saxifraga cinsine ilişkin temel öngörüsünü yeniden gündeme getirdi.
Çin dağlarında yaşayan sıra dışı tür: Saxifraga candelabrum
Çin Bilimler Akademisi Kunming Botanik Enstitüsü araştırmacıları, Darwin’in ortaya attığı soruyu test etmek amacıyla Çin’in güneybatısındaki yüksek dağlık bölgelerde yaşayan Saxifraga candelabrum türünü inceledi.
Tür, Qinghai-Tibet Platosu ve Hengduan Dağları’nın yüksek kesimlerinde, yaklaşık 2.500 ila 3.300 metre yükseltilerdeki kayalık habitatlarda yetişiyor.
Saha çalışmalarında, olgun bitkilerin yapışkan yüzeylerinde ortalama 71 küçük böceğin yakalandığı gözlendi. Yakalanan böceklerin önemli bölümünü küçük sinekler, özellikle de Chironomidae (tatarcık) familyasına ait türler oluşturuyordu.
Bitki yalnızca böcekleri yakalamıyor
Bir bitkinin yüzeyine böceklerin yapışması, tek başına onun “etobur” olduğunu göstermiyor. Asıl soru, bitkinin bu böcekleri sindirip sindirmediği ve ortaya çıkan besin maddelerini kullanıp kullanmadığı.
Araştırmacılar bu soruya yanıt verebilmek için birden fazla yöntem kullandı.
Sindirimle ilişkili enzim aktivitesi: Bitkinin yapışkan bezlerinde, etobur bitkilerde sindirimle ilişkilendirilen fosfataz enzimi aktivitesi tespit edildi. Bu bulgu, yakalanan böceklerin parçalanması ve besin maddelerinin açığa çıkarılmasıyla uyumlu.
Böceklerden gelen azotun izlenmesi: Araştırmacılar bitkilere ağır azot izotopu ¹⁵N ile işaretlenmiş meyve sinekleri (Drosophila) verdi. Daha sonra bitki dokularında ¹⁵N birikimini takip etti.
Sonuçlar, böceklerden gelen azotun bitki tarafından alındığını ve özellikle çiçekler dahil bitki dokularında biriktiğini gösterdi. Böylece bitkinin yalnızca böcekleri fiziksel olarak yakalamadığı, avlar��ndan elde ettiği besin maddelerini kendi metabolizmasında kullandığı ortaya kondu.
Tozlaştırıcılarla av arasında bir ayrım
Araştırmanın dikkat çekici bulgularından biri de bitkinin yakaladığı böceklerin rastgele dağılmaması.
Daha büyük ve etkili tozlaştırıcıların yapışkan tüylerde daha az bulunması, buna karşılık küçük sineklerin daha sık yakalanması, bitkinin tozlaşma ile böceklerden besin elde etme arasında bir denge kuruyor olabileceğini düşündürüyor.
Başka bir ifadeyle bitki, üremesinde önemli rol oynayan böcekleri mümkün olduğunca yakalamazken, tozlaşmada etkili olmayan küçük böceklerden besin elde ediyor olabilir.
Yeni bir etobur bitki ailesi
Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışma, Saxifraga candelabrum‘un etobur bir yaşam biçimine sahip olduğuna ilişkin güçlü deneysel kanıtlar ortaya koyuyor. Böylece daha önce etobur olarak bilinmeyen bu tür, Saxifragales takımı içinde etoburluğu deneysel olarak doğrulanan ilk bitki olarak tanımlanıyor.
Araştırmanın önemi yalnızca S. candelabrum‘un etobur olduğunun ortaya konmasıyla sınırlı değil. Çalışma, yapışkan bezlere sahip bazı bitkilerin bugüne kadar yalnızca böcekleri yakalayan bitkiler olarak değerlendirilmiş olabileceği ve bunların etoburluk açısından yeniden incelenmesi gerektiği sorusunu g��ndeme getiriyor.
Bilinen yaklaşık 350 bin çiçekli bitki türü arasında etobur olarak tanımlanan türlerin sayısı 750’nin biraz üzerinde. Araştırmacılar, S. candelabrum örneğinin, henüz etobur olarak tanımlanmamış başka bitkilerde de benzer bir beslenme mekanizmasının bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini gösterdiğini belirtiyor.
Darwin’in öngörüsünden modern kanıta
Darwin’in 1875’te ortaya attığı soru, kendi döneminin deneysel olanaklarıyla kesin biçimde yanıtlanamamıştı. Bugün ise izotop izleme, enzim analizleri ve moleküler yöntemler sayesinde bir bitkinin böcekleri yalnızca yakalayıp yakalamadığı değil, onları sindirip sindirmediği ve elde ettiği besinleri bünyesinde kullanıp kullanmadığı da gösterilebiliyor.
Saxifraga candelabrum üzerine yapılan çalışma, bu açıdan Darwin’in 150 yılı aşkın süre önce dikkat çektiği olasılığa güçlü bir deneysel yanıt sunuyor: Doğada, henüz fark edilmemiş başka etobur bitkiler de olabilir.
🔗https://t.co/8frVlRCL0J
📍Umay Ana'yla Gök Tanrı'nın mücadelesi...
🗨Türklerde kadın-erkek eşitsizliğinin ortaya çıkışı ve erkeklerin egemen hâle gelmesini Umay Anacılarla Gök Tanrıcılar arasındaki mücadelede görüyoruz.
GazeteBilim Genel Yayın Yönetmeni Emrah Maraşo'nun(@EmrahMaraso) hazırlayıp sunduğu programda Türk Mitolojisinin ikinci bölümünü Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu'yla konuştuk.
Youtube kanalımıza abone olmayı ve beğenmeyi unutmayın...
Tamamı: https://t.co/nJFvyzQqOO
Madenciler yalnızca kendi hakları için değil hepimiz için direniyor. Aklımız kalbimiz ve ki şarkılarımız da onlarla!
“..Bak işte yürüyor madenci
Kavgası senindir unutma!”
#HakkımıVerDorukMadencilik https://t.co/d9Jqoaw9gl
ANKARA’YA GELİYORUZ!
Toprağımıza, emeğimize, yaşamımıza ve bu ülkenin geleceğine sahip çıkıyoruz. Geri dönülmez yıkımı durdurmak için ACİL YÜRÜTMEYİ DURDURMA kararı istiyoruz! Esra'mız için adalet istiyoruz!
Tüm yurttaşları Anayasa Mahkemesi önüne çağırıyoruz!
ESRA'YI ALACAĞIZ
AKBELENİ VERMEYECEĞİZ
Köyümüz, topraklarımız ve haysiyetimiz için mücadelemiz sürüyor. Haksız yere tutuklanan Esra'mızı geri istiyoruz!
Tüm kamuoyunu haklı mücadelemizin sesini yükseltmeye çağırıyoruz!
#EsraIşıkYalnızDeğildir
1 şirket istedi diye tutuklandı Esra'mız!
Toprağını savunduğu için, köyüne sahip çıktığı için.
Tüm ülke kim haklı kim haksız, biliyor.
Herkesten ricamız, hep beraber yazalım:
#EsraIşıkYalnızDeğildir
Halkın 1 şirketten büyük olduğunu gösterelim.
99 yıllık köklü geçmişiyle yalnızca bir okul değil, bir hafıza ve dayanışma mekânı olan Mimar Kemal Ortaokulu’nun kapatılmak istenmesini kabul etmiyoruz. Bu okul; öğrencilerin, velilerin ve öğretmenlerin ortak emeğiyle yaşayan bir kamusal değerdir.
Çin, ülkenin yeşil, düşük karbonlu kalkınma hedeflerini gerçekleştirmek için endüstrilerin, hizmetlerin ve diğer sosyal aktivitelerin yeşil dönüşümündeki öncü rolünü arttırmak amacıyla yakın zamanda 33 maddelik bir kılavuz yayınladı.
https://t.co/NmXdHPB3MA
📍Dil anne karnında öğrenilir
🗨Bebekler doğduğunda anadillerinin aksanıyla ağlamaya başlarlar. Peki dil nasıl olur da anne karnında başlar?
✍️🏼Darshana Narayanan
📝Çeviren: Pınar Daylan
🔗https://t.co/fymGARH6Jk
📍DNA’nın karanlık maddesi: %97’lik işlevsiz (!) kısım
🗨Gördüklerimiz yaşam oyununun gerçek oyuncuları değildir; biz sadece onların oyunda kalma stratejilerinin sonuçlarını görüyoruz.
✍️🏼Itai Yanai & Martin Lercher
📝Çeviren: Okan N. Okur - Öykü Güner
https://t.co/SecnTQje1R
📍Doğumunun 275. yıl dönümünde Johann Wolfgang von Goethe
🗨Johann Wolfgang von Goethe, edebiyat, sanat, bilim ve politika alanlarındaki çalışmalarıyla, dünya çapında insanlara ilham veren gerçek bir Rönesans adamıdır.
EJ Elena Shin
Çev:Batuhan Akgündüz
https://t.co/k8zMOFisJH