Japonya faizini artırdı ama yen düştü. Bu zincirin sonu Amerika'nın 39 trilyon dolarlık borcunda.
Japonya bu hafta faizini otuz yılın en yüksek seviyesine çıkardı.
Bunu, değer kaybeden parasını yeniden ayağa kaldırmak için yaptı.
Ama yen yukarı çıkmadı. Aynı hafta dolar karşısında kırk yılın en düşük seviyesine indi.
Bir ülkenin faizi yükselirken parası dibe vuruyorsa, anlatılan hikaye eksik demektir.
Bu olay Japonya'da görünüyor ama mesele Japonya değil.
Zincirin asıl ucu çok daha uzakta, Amerika'nın 39 trilyon dolarlık borcunda.
Baştan, adım adım kuralım.
Önce şu soruyu çözelim.
Bir ülke faizini artırdığı halde parası neden düşer?
Çünkü bir paranın değerini, o ülkenin kendi faizi belirlemez. Belirleyen şey, o faizle rakibinin faizi arasındaki açıklıktır.
Şöyle düşünün.
Elinizde para var ve iki ülke arasında seçim yapacaksınız. Biri size yüzde 1 veriyor, hemen yanındaki yüzde 4. Hangisine koyarsınız?
Elbette yüzde 4 verene. Birincinin faizini yeni artırmış olması sizi ilgilendirmez, siz iki rakam arasındaki farka bakarsınız.
Para da tam olarak böyle.
Japonya yüzde 1'e çıktı ama Amerika çok daha yukarıda durduğu için arada hâlâ geniş bir açık var. O açık kapanmadıkça para Japonya'yı bırakıp dolara koşuyor, yen de eriyor.
Peki Japonya bu açığı kapatmak için faizini daha sert artıramaz mı?
Artıramaz, çünkü kendi borcu buna izin vermez.
Japonya'nın sırtında dünyanın en ağır kamu borçlarından biri var. Faizini yıllarca dibe yakın tuttuğu için bu borcu çevirmek ona neredeyse bedavaya geliyordu. Faiz her yükseldiğinde, aynı borcun faturası da onunla birlikte kabarıyor.
Yani Japonya iki taşın arasında.
Faizini artırırsa parasını kurtarır ama bütçesini batırır. Faizini düşük tutarsa bütçesini korur ama parasını kaybeder.
Hangisini seçse bir yeri yanıyor.
Bir de enerji yükü var. Japonya kullandığı enerjinin neredeyse tamamını dışarıdan, dövizle alıyor. Hürmüz'deki gerginlik petrolü pahalandırınca, zaten zayıflamış yenle aynı petrolü ödemek ona kat kat ağır geldi.
Para düştükçe enerji pahalanıyor, enerji pahalandıkça para daha da düşüyor.
Bu yüzden Japonya'nın önümüzdeki dönemde faizini yeniden artırması kuvvetle muhtemel. Elinde başka koz kalmıyor.
Bütün bunlar, ekrana bakan herkesin gördüğü manzara. Sıkışmış bir ülke, düşen bir para.
Asıl hikaye bundan sonra başlıyor.
Japonya hem parasını savunmak hem de bu pahalı enerjiyi ödemek için bol miktarda dolara muhtaç. Peki bu kadar doları nereden çıkaracak?
En büyük dolar kasasından. Elindeki Amerikan tahvillerinden.
Şu ayrıntı çok önemli.
Amerika'ya dünyada en çok borç vermiş ülke Japonya. Elinde yaklaşık 1,2 trilyon dolarlık Amerikan tahvili tutuyor. Yani Amerika'nın en büyük alacaklısı o.
Japonya sıkıştıkça bu tahvilleri elden çıkarıyor. Amerika'ya borç veren el, yavaş yavaş geri çekiliyor.
Bunun neden bu kadar tehlikeli olduğunu görmek için Amerika'nın tablosuna bakalım.
Amerika'nın borcu 39 trilyon dolar.
Bu borcun 10 trilyon dolarlık kısmının vadesi bu yıl doluyor. Yani Amerika bu yıl bu dağ gibi borcu yeniden borçlanıp çevirmek zorunda.
Bunu da piyasaya tahvil satıp dünyadan para toplayarak yapacak.
İşte tam bu kritik yılda, en büyük müşterisi Japonya alıcı koltuğundan kalkıp satıcı tarafına geçerse denge bozulur. Tahvile talep azalır, Amerika parayı bulmak için daha yüksek faiz teklif etmek zorunda kalır.
39 trilyonluk bir borçta faiz birazcık tırmandığında bile, ortaya çıkan ek yük yüz milyarlarca dolarla ölçülür.
Durumun ağırlığı şurada. Amerika'nın bugün ödediği borç faizi, savunmaya ayırdığı bütçeyi çoktan geçti.
Şimdi geriye dönüp bakın.
Japonya'nın faizi, düşen yen, Hürmüz'deki pahalı petrol. Hepsi ayrı ayrı, birbirinden kopuk haberler gibi duruyor.
Oysa hepsi aynı ipin üzerinde diziliyor.
Faiz farkı yeni aşağı çekiyor, düşen yen ve pahalı enerji Japonya'yı dövize muhtaç ediyor, muhtaç kalan Japonya Amerikan tahvilini satıyor, o satış da Amerika'nın devasa borcunun faizini yukarı itiyor.
Modern dünyada hiçbir kriz tek başına kalmıyor.
Bir ülkenin içindeki küçük bir sıkışma, görünmez bağlarla yürüyüp en güçlü ekonominin en hassas yerine kadar uzanabiliyor.
Tokyo'da atılan bir adımın faturası, Washington'da kesilebiliyor.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.