Yaşanan şeyin vehametinin anlaşılması için aktarıyorum:
Türkiye'de bir siyasi partiye kayyım atanması en son 12 Eylül darbesinden sonra gerçekleşmiştir.
Altını çiziyorum: 12 Eylül bir darbedir.
18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 111. yıl dönümünü gururla kutluyor; Çanakkale’yi geçilmez kılan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile tüm şehitlerimizi minnet ve saygıyla anıyoruz.
İLBER HOCA'NIN BİLİNMEYEN HASSASİYETİ ; DUA BEKLEYEN KİMSESİZ CARİYE VE SARAY AĞALARI
Prof. Dr. İlber Ortaylı hocamızın Müslümanlığına dair bir şeyler yazmayı ayıp ve de yersiz addederim. Fakat hakkında yazılanlar bu yazıyı yazmaya beni mecbur bıraktı. Hoca aleyhinde yanlış zan sahibi olabilecekleri hem aydınlatmak ve hem de tarihe not düşmek için bu yazıyı yazdım. Merhum Ortaylı hocamız samimi bir Müslümandı, fakat bunu birilerine göstermekten hassaten ictinab ederdi. Allah ile kul arasında olan ve başka kulların da haberdar olmasının gerekli olmadığı çok güzel hasletlere sahipti.
Fazla kişinin bilmediği, hocamızın hassasiyetini gösteren aşağıda anlatacağım olay ise ibretlik tarihi bir hadisedir. İlber hocamız 2005 yılında Topkapı Sarayı Müzesi müdürü tayin edildi ve bu görevde 2012 yılına kadar kaldı. Göreve geldiğinde ilginç bir âdet başlattı. Müdür tayin edildiği senenin Ramazan ayında Topkapı Sarayı’nda görev yapmış ağalar, cariyeler ve diğer hizmetliler için hatim okuttu. Hatim bittiğinde küçük bir katılımcı grubu ile duasını okuttu. Kasım 2005 tarihindeki hatim duasına davet edilen birkaç kişiden biri olan değerli dostum Murat Kargılı o gün yaşananları şöyle anlattı: “2005 Ramazan ayında [5 Ekim-2 Kasım] İlber Hoca beni aradı ve ‘Yarın (Salı) Hırka-i Saadet’i açacağız ve siz de gelir misiniz’ dedi. Ben de severek davete icabet ettim. Saat 11.00 gibi Topkapı Sarayı’na intikal ettim. Salavatlar eşliğinde Hırka-i Saadet açıldı. İlber hoca daha önceden destmâller hazırlatmıştı. Hırka-i Şerif’in açılması töreninden sonra Hocamız bana ‘Murat, akşam iftar yapacağız gelir misin’ dedi ve gelmem hususunda ısrarcı oldu. İftardan sonra Fatih Çollak Hoca bir aşir okudu. İlber Hoca aşir kıraatinden sonra elime ekte fotoğrafını yayınladığımız belgeyi verdi. Fatih Hoca, İlber hocanın listesini hazırladığı ağaların duasını yaptı. Duadan sonra İlber hocanın listesini aldım, hocaya imzalattırdım ve tarih attırdım. Hoca o sırada bana ‘Bu sarayın sahipleri sultanlar değildir, asıl sahipleri bunlardır, bunların adı sanı unutulmuştur ve bazılarının nesepleri kesilmiştir, kimseleri de yoktur' dedi'.
İlber Ortaylı hocamız müdür olduğunda başlattığı bu âdedi sonraki yıllarda da devam ettirdi. Her Cuma muhakkak ağalar ve cariyeler için hayır yapar, Kur’an okur ve okuturdu. 2005-2012 yılları arasında hiç ara vermeden Ramazan aylarında Topkapı Sarayı’nda ağalar, cariyeler, Enderun hizmetlileri ve diğer hizmetlilerin ruhu için hatim duası okuttu. Bunu özellikle Osmanlı teşrifatına uygun bir şekilde Hırka-i Saadet ziyaretlerinden sonra yaptırırdı. Hatim duasına davet edilenler arasında muhakkak Saray’ın o dönemdeki “çalışanları da” bulunurdu. Bu hadiseye şahit olanlardan biri de hocam Prof. Dr. Mehmet İpşirli’dir. İpşirli Hocamız şahit olduğu töreni şöyle anlattı: “İlber, Saray’a müdür tayin edildiğinde Ramazan ayında bir gün beni aradı. Akşam hatim duası yaptıracağını ve duayı da benim yapıp yapamayacağımı sordu. Ben de hukukumuza binaen kabul ettim. Akşam yaklaşık on kişinin katıldığı bir iftar yemeği verildi. Yemekten sonra bizzat İlber’in okutturduğu hatimin duasını okudum. Katılımcılar farklı meslek gruplarından idi. İlber, hatimi Saray’da hizmet etmiş ağalar, cariyeler ve diğer hizmetliler için yaptırdığını, çünkü bunların arkalarında kendilerine dua edecek ve Kur’an okuyacak kimselerin bulunmadığını söyledi. Duadan sonra tatlı bir sohbet oldu ve daha sonra dağıldık”.
Ekte bu hadiseye dair ilginç bir belge yayınlıyorum. Belgeyi değerli dostum Murat Kargılı gönderdi. Merhum Hocamız, Topkapı Sarayı Müzesi müdürü olduğu 2005 yılı Ramazan’ın da ağalar ve cariyeler için hatim indirttiği gibi kendisi de 50 Yasin-i Şerif adamış. Fotoğraftaki listeyi bizzat İlber Hocamız, Murat Bey’e bir hatıra olarak vermiş. Listede kimler için dua edildiği yazıyor. İlber hocamız bizzat kendisi “50 Yasin-i Şerif adadım” yazmış.
“Zamanın kaybolmuşu yoktur. Yaşanan her şey, müspet, menfi, bizi inşa eder. Yalnız bizi değil, bizden sonraki kuşakları da…
Yaşadıklarımızı anında belki en iyi şekilde inşa edemeyiz. Ama, onları değerlendirdiğimiz vakit; gelecek daha emin olur.
Hayat “gemi”mi bilmiyorum; “gemicilik” olduğu gerçektir. Yaşandıkça ve akılda tutuldukça daha iyi seyrüsefer ederiz.
Herkes kendi talihinin mimarıdır.
Yaşadıkları, anbean insanı oluşturur ve arkasında bıraktıkları, farkına varmadan önüne geçer. Kader, gaipten yazılmaz. İnsan, kaderini kendi yazar.”
İLBER ORTAYLI
Milletimizin Başı Sağ Olsun
Yalova'da IŞİD'e yönelik operasyon sırasında çıkan çatışmada şehit olan polislerimize Allah'tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı, yaralılarımıza acil şifalar dileriz.
Türkiye Barolar Birliği
Hakkındaki soruşturmayı öğrendiğinde yurtdışından gelen, gerekli testleri yaptıran, haliyle kaçma şüphesine ve delilleri karartma ihtimaline dair somut ve olgusal bir temel bulunmayan, çağrıldığında geleceği bilinen Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Sadettin Saran’ın gözaltına alınması açıkça hukuka aykırıdır.
Soruşturma ile ilgisi olmayan ve yayınlanması özel hayatın gizliliğine açıkça aykırı olan yazışmaların ortaya dökülmesi ise soruşturmanın gizliliğinin ihlali olmasının ötesinde suç teşkil etmekte olup, toplumda yargısal süreçlerin adaletin tesisi için değil başka amaçlar için kullanıldığı algısını yaratmaktadır.
Yargısal süreçlerin kişilerin itibarlarını sarsmanın değil korumanın aracı olması gerektiğinin altını çizerek, farklı uygulamaların yakın geçmişte ülkemize, kişilere ve kurumlara verdiği telafisi imkansız zararları ve bunların bir hukuk devletinde yeri olmaması gerektiğini tekrar hatırlatırım.
Gizli bir soruşturmada suç şüphesiyle ilgili olmayan kişisel yazışmaların ve görüntülerin paylaşılmasını kanıksamayın.
Bu normal değil, hukuki de değil.
Fatih Altaylı hakkında verilen kararın ve hükmen tutuklama kararının hukuken değerlendirilebilecek bir yanı yok.
Temel hak ve özgürlükleri koruması gereken yargı sisteminin tam aksine özgürlükleri kısıtlayarak toplumu sindirmenin bir aracı haline getirilmesinin açık bir gösterisinden ibarettir.
Türk Milleti'nin iradesini yani seçilmiş milletvekillerini terörist elebaşı Öcalan'ın ayağına götürüp, Türk Devleti'ni aşağılık bir bebek katili teröristin önünde diz çöktürmek isteyenlere karşı çıkıyoruz.
Çoktan idam edilmesi gereken bir teröristten sözde kurucu önder çıkarmanıza izin vermeyeceğiz.
#MehmetçikKatillerineAfYok
MİLLETİMİZİN BAŞI SAĞ OLSUN
Azerbaycan’dan ülkemize gelmek üzere havalanan askeri kargo uçağımızın Gürcistan-Azerbaycan sınırında düşmesinden derin bir üzüntü duyuyor, şehit olan kahraman askerlerimize Allah’tan rahmet; ailelerine, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyoruz.
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ
Bir hukukçu olarak çok tehlikeli bir gelişmeye dikkat çekme gereği duyuyorum:
Anayasa Mahkemesinin dün Resmî Gazete’de yayımlanan ve sessiz sedasız şekilde arada kaynayan kararı, anayasal düzen açısından kritik bir kırılmadır.
Mahkeme, “eylemli içtüzük değişikliği” konusundaki en ilerici içtihatlarından birinden vazgeçmiş bulunuyor.
Burada teknik ayrıntılarına girmek mümkün değil ama şunu herkes bilmelidir:
Dünkü kararla birlikte, Türk anayasa hukuku tarihinde emsali görülmemiş bir denetimsizlik alanına kapı aralanmıştır.
Bundan sonra TBMM'deki çoğunluk, adını “parlamento kararı” koyduğu işlemlerle — neredeyse her şeyi — yapabilir. Ve hiçbir mahkeme bu işlemlere dokunamaz.
OHÂL KHK'larını adeta anayasa hükmünde kararname kılan bu sorunlu yaklaşım, şimdi olağan zamana teşmil edilmiş bulunuyor.
İnanılmaz bir keyfîlik dönemindeyiz.
Hukuk camiasının umursamazlığı de en az kararın kendisi kadar ürkütücü.