Ben kendimi insanlara temel doğruları söylemekle mükellef hissediyorum. Doğru hayat tarzı ile alınacak vitamin ve mineraller yerine hap içmek ve bir de bunu insanlara tavsiye etmek yanlış bir iştir.
Bir insanda magnezyum, D vit ve K2 eksikliği varsa o kişide başka mineral ve vitaminlerin de eksik olması da kuvvetle muhtemeldir. Çünkü bu eksiklikler beslenme hataları, doğru güneşlenmeme gibi hayat tarzı yanlışlarının neticesidir.
Sende mesela, kalsiyum, çinko, selenyum, potasyum, demir, fosfor, kobalt, krom, molibden, silikon, bor, A’ dan Z’ ye diğer vitaminler… de eksik olmasın sakın?
Bunları kanda ölçerek, eksik olanları haplarla tek tek tamamlayarak sağlıklı olunmaz. Bu, bir hatayı başka bir hatayla düzeltmek gibidir.
Bu içtiğin haplarda bulunan besin ögelerinin hiçbiri benim tabirimle adam gibi bir hayat tarzı olan yani adam gibi beslenen, adam gibi güneşlenen birinde eksik olamaz. Gıdalarda eskisi kadar vitamin, mineral olmadığı şeklindeki bir savunma da boştur.
Benim işim insanlara hap tavsiye etmek değil, onlara sağlıklı olmayı ve bunun yollarını anlatmak, öğretmektir.
Takviyeler, ancak doğru hayat tarzıyla düzeltilemeyen, hastalık/özel durum kaynaklı eksikliklerde kullanılmalıdır.
ZAMAN
Öyle bir zamandayız ki kimse mesul değil; istifa memnu, mazeret mebzul, salahiyet sahipsiz, ehliyet kıymetsiz. Herze marifet diye alkışlanıyor, nadanlık letafet diye süsleniyor, pişkinlik de dirayet makamına oturtuluyor.
Bakınız!
Bilim kurulları…
Tarım politikaları…
İktidarın ve muhalefetin kimi belediyeleri…
Ekonomi yönetimi…
Futbol federasyonu…
Hangi kapıyı çalsanız aynı manzara:
Vebal ortada, mesul yok.
Yetki ortada, ehliyet yok.
Kusur ortada, istifa yok.
Felaket ortada, mahcubiyet yok.
Herkes vazifeli görünür; lakin kimse vazifesinin hesabını vermez. Herkes konuşur; fakat kimse sözünün yükünü taşımaz. Herkes mazeret üretir; fakat kimse emaneti ehline vermemenin bu memlekete neye mal olduğunu düşünmez.
Bir milletin çöküşü sadece yanlış kararlarla değil; yanlış kararın ardından gelen o derin pişkinlikle başlar. Hatanın telafisi vardır fakat hayânın kaybı, idarenin de ahlâkın da çürümesidir.
Prof Dr.Alişan Yıldıran;
"1959'lardan Önce Bu Çocuk Hastalıklarının Hiç Birisi Yok Hepsi Aşılardan Sonra Ortaya Çıktı"
Alişan Hoca gerçekte psikolojk harp ile desteklebrn ve biyolojik harp ile halka saldıran bir yapıyı anlatıyor. Roma'nın Karanlık Savaş kolu budur!
Evcil Hayvanlardan Geçebilecek Bir Bakteri: Bartonella
Bartonella nedir?
Bartonella henselae isimli bakteri, özellikle pire ve kene gibi parazitlerle taşınır.
Kediler ve köpeklerde genellikle hiçbir belirti göstermeden bulunabilir.
İnsanlara geçtiğinde “kedi tırmığı hastalığı” (Cat Scratch Disease) başta olmak üzere lenf bezi şişliği, ateş, halsizlik, dalak büyümesi gibi sorunlara yol açabilir.
Özellikle çocuklar, yaşlılar ve bağışıklığı zayıf kişiler daha büyük risk altındadır.
Bağırsak geçirgenliği ve otoimmün hastalıklar.
Proteinler mi suçlu? Nasıl beslenelim?
Otoimmün hastalıkların temel nedeni bağırsak geçirgenliğidir.
Probiyotikler, lifler(prebiyotikler) ve kolajen, birlikte bağırsak duvarında koruyucu bir tabaka(mukus) oluştururlar. Duvar zedelendiğinde, geçitler açılır, probiyotikler azaldığında sindirilemeyen proteinler, patojenler içeri sızar. Normalde fermente olması ve emilimle yararlanılması gereken protein artık sizin için zararlıdır, bağırsak florası bozulmuşsa çürür ve toksik etki yaratır. Kazein, gluten, lektin, laktoz birden yasaklı listesine girer.
Kazeini, gluteni biri sindirebiliyorken ben sindiremiyorsam, sorun benim sindirim sistemimdedir, suçlu protein değildir. Anne sütü inek sütünden daha yüksek oranda laktoz içerir misal.(Bir çalışmaya göre anne sütü %7 ,inek sütü %4-5 oranda) Bünyemizi proteinlerden mahrum etmeyelim, onları fermente edelim.
Fermente etmek, yani bilinen deyimiyle mayalama, yani bir gıdanın sindirilebilir forma gelmesi, proteinlerin parçalanması, gıdanın biyo-yararlanımının sağlanması. Üstelik aktif probiyotik kazanım şansı verir ve fermantasyon sonucu müthiş sağlıklı ürünler, doğal antibiyotikler üretilir gıdada.
Berbat beslenme ve yaşam düzenimizle bağırsaklarımızı mahvettik maalesef. Bugün otoimmün hastaların bağırsak(mikrobiyota) testinde normal doğumla ve anne sütüyle kazandığımız bakterilerin çoğunun kaybedildiğini görüyoruz.
İyileşmek için önce bağırsak geçitlerinin kapatılması, mukusun sağlamlaştırılması, sonra kaybedilen bakterilerin tekrar bağırsağa kazandırılması gerekiyor. ‘Probiyotik beslenin’den kastım, gıdaları fermente edin. Hasta olmanıza sebep olan sindirilemeyen gıdaların, sindirimde göreceği işlemi dışarıda bakterilere yaptırın, onlar sindirilebilir formlara getirsin ki size zarar vermesin, yararlı hale gelsin, siz de gıdalardan yararlanım sağlayın.
Sindirim sistemindeki bir başka sıkıntı mide asit yetersizliği, vitamin mineral eksikliklerinin çoğu bundan kaynaklanır. (Eğer gıda ile yeterince aldığınızı düşünüyorsanız.) Yemeklerde su içmek yerine sirke, limon vs gibi asitli gıdalarla mide ph.ınızı düşük tutun. Bu sizi reflüden de kurtarır. Misal mide koruyucu B12 emilimini %72-88 oranda bozar. Kansızlık, çinko, magnezyum eksikliği sebebidir. B grubu vitaminler ve D vitamini sentezlenen vitaminler, yani bağırsak bakterileriniz sağlam olmalı.
D vitamininin en iyi kaynağı güneştir. (İhtiyacın %80ini sağlar ama sadece öğle güneşi, diğer saatler zararlı) Güneş direk cilde temas edecek ve 48 saat cilde kimyasal değmeyecek, ortalama süre yarım saat.
Ezcümle, hastaysanız, önce sindirim sisteminizi düzenleyin. Mide asitinizi destekleyin. Protein sıfırlamaktansa gıdaları probiyotiklerle fermente edin ve bu sayede bolca aktif bakteri de tüketmiş olun, bağırsaklarınıza bakterileri yeniden kazandırın. İyileşmeye giden yol benim için böyle bir mantıktan ibaretti efem, öneririm.😊🙏
Emekli bir hekim olarak şunu dürüstçe söyleyebilirim ki; ciddi bir kaza geçirmediğiniz sürece, ileri yaşlara kadar yaşamanın en iyi yolu doktorlardan ve hastanelerden uzak durmak, beslenmeyi, bitkisel tedavileri ve diğer doğal tıp yöntemlerini öğrenmektir. Eğer şanslıysanız ve ulaşabileceğiniz bir naturopatik (doğal tıp uygulayan) doktor varsa, ondan yararlanabilirsiniz.
Neredeyse tüm ilaçlar toksiktir ve yalnızca belirtileri tedavi etmek için tasarlanmıştır; kimseyi iyileştirmek için değil.
— Dr. Allan Greenberg, MD
Şu videonun aynısı 2 ay önce Hindistan’da çekildi, şimdi ise Esenyurt!
Esenyurt’ta bir grup bakın nasıl asfalt çalıyor. Yani daha ne şaşırtabilir ki dediğim yerde daha fazla şaşırıyorum.
Yorum sizin.
Üniversite okurken,
Tam hatırlamıyorum ama, 1 civarı bir göz bozukluğum için gözlük yazıldı. (Yakındı herhalde problemim, aslen migren için gitmiştim dr.a)
Gözlük kullandıkça numarası büyüyen arkadaşları görüp korktum kullanmaya.🙈
Ayrıca gözlüğe alışınca, gözlüksüz daha kötü görür oldum, bıraktım.
Ehliyette temiz çıktı gözler sonra.
Bu göz egzersizi işi müthiş. Kasları çalıştırın.
Hep tlfa, direkt, yani yakına ve dik bakıyoruz.
Sağ, sol, aşağı, yukarı çalıştırırken kaslarımın kısaldığını zorlandığını fark ediyorum zaten.
Göz kaslarını çalıştırın yani. Arada up-uzaklara dalıp gitmeyi de esgeçmeyin.🙂
(Güneş gözlüğü de kullanmam pek sık, güneşi tolere yeteneğimizi yitiriyoruz.)
Takviyeleri güvenli zannedenlere ciddi bir ikaz!
Kadın, tabii ve emniyetli olduğu iddia edilen bir takviyeyi aldıktan sonra uyudu-uyanmadı oldu.
Aklınızı başınıza alın takviyelerden uzak durun!
1
"Tetanoz aşısı da zehirlerden oluşuyor ;
-Alüminyum
-Formaldehit
-2-enoksietanol + Triton X-100
-Süt proteini (kazein) & lateks kalıntıları ki bunlar anafilaksi tetikleyebilir veya yeni süt/lateks alerjileri OLUŞTURABİLİR
Erdoğan geçen sene para bulmak için Körfez turuna çıktığında, BAE Emiri "nakit borç vermeyiz ama şirket satın alma yaparız. Siz de dövizi kullanırsınız" demişti.
BAE heyeti ile yapılan görüşmelerde, Araplar banka satın almak istediklerini iletmişler ve İş Bankası ve Yapı Kredi ile ilgilendiklerini söylemişler.
İş Bankası mâlum sebepler (sahiplik) nedeni ile olmayınca, ibre YKB'na dönmüştü.
Erdoğan, bankayı satması için Koç Grubuna çok baskı yapınca, grup da Araplar ile mecburen masaya oturdu. Bankanın piyasa değeri (bağımsız kuruluşlar ve borsa değerleri üzerinden) 8.5 milyar Dolar hesaplandı ve Koç Grubunun %61 hissesi karşılığında 5.5 milyar Dolar teklif edildi.
Fakat Koç Grubu (bankayı satmak istemediği için) 14 milyar Dolar değer üzerinden %61 hissesi için 8.5 milyar Dolar istedi.
Görüşmeler tıkandı ve sonuca varılamadı.
Birkaç ay önce, dünyanın en büyük fonu olan Blackrock fonunun yöneticileri Türkiye'ye davet edildi ve şirket satın almaları istendi (tabi ABD Yönetiminin yönlendirmesi ile).
Blackrock CEO'su, yayılan haberlere göre, Tüpraş, T. İş Bankası, Aselsan ve bir-iki savunma sanayi şirketini istemiş.
Aselsan falan tamam da, Tüpraş ve İş Bankası için biraz zaman verin cevabı verilmiş.
CHP'deki Butlan gelişmesinin biraz erkene çekilmesinin sebeplerinden birinin CHP'nin İş Bankası'ndaki hisselerinin (ve tabii ki İş Bankası Sandığı hisselerinin) Hazine'ye devredilmesi ile ilgili olduğu söyleniyor.
Bu arada Tüpraş ve Yapı Kredi Bankası için Koç Grubu sıkıştırılıyor.
Rahmi Bey'in konuşması üzerinden başlatılan algı operasyonu, Koç Grubuna yönelik saldırılar ile devam edecektir. Ta ki, Tüpraş ve YKB elden çıkarılana kadar.
Tabi bu işler normal parlamenter sistemlerde olamayacağı için, göstermelik demokrasicilik oyunumuza da bir süre ara vermemiz gerekecek.
Son söz: Bütün bunlar iktidarın niyeti ile ilgili. Durumun nasıl sonuçlanacağı ise karşılarındaki kitlenin vereceği mücadele ile belirlenecektir.
Alıntı
Anayasa Mahkemesinin 4 Haziran 2026 tarihli kararı ile Türk Medeni Kanunu'ndaki "süresiz nafaka" dönemi resmen iptal edildi.
Sayın Anayasa Mahkemesi' nden, milletvekillerine ödenen ömür boyu aylık maaşları da iptal etmesini istiyor ve bekliyorum.
Vekilken maaşını alır, vekillik bitince işine döner. Milletvekilinin emeklisi olmaz.
@aymconstcourt@TBMMresmi
Vatandaş domatesi biberi taneyle alırken siyasetçinin kısa sürede aldığı maaşın 300 katı villada yaşamasını sorgulamak her şeyden önce vicdanın gereğidir.
Milletin malına sahip çıkmak, siyasi tercih değil; Vatandaşlık görevidir.
Türkiye'de satacak bir şey kalmadığı için Resmi Kurumların ve Bakanlıkların taşınmazları özelleştirme kapsamına alındı.
Cumhurbaşkanlığı kararıyla özelleştirmr kapsamına alınıp, Resmi Gazete'de yayımlanan çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazların kararları.
İlgili kararlar;
➖Sağlık Bakanlığı
17 Mart 2026, Karar No: 11079
➖Millî Savunma Bakanlığı
26 Mart 2026, Karar No: 11106
➖Dışişleri Bakanlığı
27 Mart 2026, Karar No: 11116
➖Devlet Su İşleri
26 Mart 2026, Karar No: 11117
➖Karayolları Genel Müdürlüğü
26 Mart 2026, Karar No: 11118
➖Orman Genel Müdürlüğü
26 Mart 2026, Karar No: 11121
➖Hazine ve Maliye Bakanlığı
26 Mart 2026, Karar No: 11122
Bir zamanlar fabrikalar satıldı. Limanlar satıldı. Şeker fabrikaları satıldı. Telekom satıldı. Araziler satıldı.
Şimdi ise milletin vergileriyle edinilmiş, kamu hizmeti için kullanılan taşınmazlar satılıyor.
Sormak gerekiyor:
➖Bu ülkenin birikimleri neden sürekli elden çıkarılıyor?
➖Bugünün bütçe açıklarını kapatmak için yarının Türkiye'si mi ipotek ediliyor?
Devletin malı, iktidarların tasarruf edeceği şahsi mülk değildir.
Devletin malı millettir. Satılan her kamu varlığı, aslında milletin ortak mirasından eksilen bir parçadır.
Reza Zarrab'ın koluna 300.000 franklık Patek Philippe takıp iş yaptırdığı Zafer Çağlayan'dan, imam hatip parası diyerek evindeki ayakkabı kutularına 4.5 milyon dolar istifleyen Süleyman Aslan'dan, 800 milyon doları Anka Parka gömen İb. Melih Gökçek'ten, kocasının şirketi üzerinden kendi bakanlığına piyasa değerinin 4 katına dezenfektan satan Ruhsar Pekcan'dan, AKP döneminde İBB'den 85 bin dolar burs alarak New York'a giden Fatma Betül Sayan Kaya'dan, 5 maaş alan bürokratlardan, karısını defalarca Hacca götüren diyanet personelinden hesap sormayanların kamu zararını gözetiyormuş gibi ahkâm kesmesi boştur. Bu yüzden davaları da hukuki değil düpedüz siyasidir.
21 yılda ne yaptılar?
1- Kapitalizme abdest aldırdılar.
2- Devleti değiştirmediler bir adamı devlet yaptılar.
3- Emevi dini yükseldi; hurafeciler, tarikatçılar çoştu.
4- Besmele çekerek rüşvet, salavat getirerek çalma meşru hale geldi.
Mobbing yapıp milleti eşinden işinden eden , bir de intihara sürükleyen ne kadar şerefsiz varsa Allah belasını bir şekilde versin.
Bu yürekten bir duadır. Beddua değildir. Bed e duadır.