🌐 Linnaean sınıflandırma ve fiziksel antropoloji insanı ırklar olarak sınıflandırmaya çalıştı ama çalışmalar genetik bilimle çelişti. İnsanlar %99.9 aynıdır. Bilimsel açıdan ırk, biyolojik gerçekten kopuk ayrımcılıkla ilgili toplumsal ve kültürel bir olgudur. Hepimiz dünyalıyız.
Hasan Ferit Gedik|
Hasan Ferit Gedik, İstanbul’un Gülsuyu mahallesinde büyüyen 21 yaşında bir gençti; hayatı, yaşadığı mahallede giderek derinleşen uyuşturucu ağına ve buna eşlik eden şiddet düzenine karşı yükselttiği itirazla şekillendi. Onun için bu bir “siyasi tercih”ten çok, gündelik hayatın içinden gelen bir zorunluluktu: kimin sokakta güvenle yürüdüğü, kimin korkarak yaşadığı, hangi hayatların görünmez sayıldığı sorusu. Ferit, bu görünmezliğe razı olmayan gençlerden biriydi ve mahallede arkadaşlarıyla birlikte uyuşturucuya karşı yürüyüşler düzenliyordu.
29 Eylül 2013’te Gülsuyu’nda gerçekleştirilen böyle bir yürüyüş sırasında, kalabalığın üzerine açılan ateş sonucu vuruldu. Henüz 21 yaşındaydı. Hastaneye kaldırıldı ancak yaşamını yitirdi. O an, sadece bir insanın ölümü değil, mahallede uzun süredir biriken gerilimin en sert ve geri dönüşsüz kırılmasıydı. Ardından yaşananlar bu kırılmayı daha da derinleştirdi; cenazenin günlerce defnedilememesi, mahalle girişlerinin kapatılması ve delillerin kaybolduğu iddiaları, olayın yalnızca bir cinayet değil, aynı zamanda bir karartma ve görünmezleştirme tartışmasına dönüşmesine yol açtı.
Yıllar süren yargı sürecinin ardından 2018’de bazı sanıklar ağır hapis cezalarına çarptırıldı, ancak dava boyunca eksik kalan deliller, tartışmalı süreçler ve toplumsal hafızada açılan boşluk hiçbir zaman tamamen kapanmadı. Bu yüzden Hasan Ferit Gedik’in ölümü yalnızca bir adli dosyanın konusu olarak değil, mahalle ölçeğinde şiddet, örgütlenme ve devletin müdahale biçimleri üzerine süren daha geniş bir tartışmanın parçası olarak hatırlanmaya devam etti.
Bugün geriye bakıldığında onun hikâyesi, tek bir kurşunun değil, birikmiş bir düzenin içinden geçen bir itirazın hikâyesi gibi duruyor. Ve belki de en çok bu yüzden, adı yalnızca bir ölümle değil, o ölümün ardından büyüyen hafızayla birlikte anılıyor: susturulmak istenen bir yürüyüşün, hâlâ tamamlanmamış bir cümlesi gibi.
@eschergodelbac Doğru bir şema, kesişimler yerine üretim araçlarının mülkiyetini, emek gücünün satılmasını, artı-değerin el konulmasını ve sınıf içi tabakalaşmayı ilişkisel oklarla gösterebilir.
@eschergodelbac Proletarya ile burjuvazi ortak özellikleri olan iki grup değil, artı-değer üretimi ve el konulması üzerinden antagonistik ilişki içinde bulunan sınıflar.
Zola, paranın toplumsal zenginliği temsil eden bir ölçüye dönüşmesini eleştirir. Kapitalizmde servet birikimi güvence değil, eşitsizlik ve yabancılaşma üretir. Gerçek zenginlik, insanın özgür, huzurlu ve ortak yaşamı olmasıdır.
Otorite, çıplak zor ve hiyerarşiyle değil, ortak çıkar ve dayanışma bilinciyle meşrulaşmalıdır. Sosyalist toplumda insanlar birbirine hükmetmek yerine kolektif yaşamı örgütler. Güç, ayrıcalığın değil toplumsal iradenin aracı olur. Böylece disiplin rızayla beslenir.
Sevgi, mülkiyetin ve tahakkümün değil, özgür insanların eşit ilişkisinin ürünü olmalıdır. Kapitalizm sevgiyi ekonomik bağımlılıklarla kuşatır. Özgürleşmiş toplumda insan, sevdiğini sahiplenmeden sever. Dayanışma ve eşitlik sevgiyi büyütür. Sevgi özgürce yaşanır.
Mahir Çayan'ın vurgusu, sosyalist birliğin kişisel bağlarla değil, ortak ideolojik mücadeleyle kurulduğunu gösterir. Eleştiri-özeleştiri hataları gizlemek yerine açığa çıkararak kolektif bilinci, disiplini ve devrimci pratiği canlı tutar. Bu da, dogmayı değil, pratiği besler.
Vaptsarov devrimcinin bilincini onurdan sınıf bilincine taşır. "Memleket" burada soyut milliyet değil, ezilenlerin yaşamıdır. Pişmanlık ve merhamet talebi yerine, sömürüye karşı bilinçli eylem ve tarihsel sorumluluk öne çıkar. Özgürlük de kolektif mücadeleyle kurulur.
Marksizm, dağınık öfkeyi örgütlü sınıf bilincine dönüştürmeyi gerektirir. Burjuva düzeni krizlerini emekçilere ödetirken bölünmüşlüğümüzü kullanır. Bu yüzden tartışmaları aşmak, ortak çıkar etrafında birleşmek ve sömürü düzenini değiştirmek tarihsel bir zorunluluktur.
Luxemburg, kapitalizmin krizlerini tarihsel bir çelişki olarak kavrar. Sermaye birikimi savaş, yoksulluk ve yıkımı büyütür. Örgütlü işçi sınıfı üretim araçlarını toplumsallaştırarak barbarlığın karşısına sosyalizmi koyabilir. Bu seçim sınıfsal ve tarihidir.
Brecht'in dizeleri, egemen sınıfın emekçilerin sözünü ve barışçıl taleplerini duymadığı koşullarda zorun nasıl siyasal bir meseleye dönüştüğünü anlatır. Mesele silahı yüceltmek değil, sınıf iktidarının zor aygıtlarını teşhir etmektir. Barış, eşitliğin ürünüdür.
Barışı savunmak, yalnızca savaşın yokluğunu istemek değildir. Savaşın sınıfsal nedenlerine karşı çıkmaktır. Emperyalist rekabet ve sömürü halkları birbirine kırdırırken, işçi sınıfının görevi halkların eşitliğini ve ortak kurtuluşunu savunmaktır.
Bilinmezlik, doğaüstü gizem değil, henüz çözülememiş bir bilgi sorunudur. İnsan doğayı ve toplumu pratik içinde tanır. Bilim geliştikçe bilinmeyen alan daralır. Diyalektik materyalizm, cehaleti kader değil, aşılabilir bir sınır olarak görür ve bilgiyi özgürlük aracı sayar.
Burada işçi sınıfının kendiliğinden hareketinin önemi küçümsenmez ve tersine, kapitalist ideolojinin gündelik yaşamda egemen olduğu vurgulanır. Sınıf bilinci, mücadele içinde sosyalist teoriyle birleşerek burjuvazinin düşünsel hegemonyasını aşar ve devrimcileşir.
Burada, düşüncenin yalnızca akademinin mülkü olmadığı anlatılır. Her insan dünyayı yorumlar, seçim yapar, değer üretir. Marksizm bu gündelik bilinci bilgiyle buluşturarak, kitlelerin tarihini bilinçle kurmasını savunur ve düşünceyi yaşama bağlar.
Güçlerin birliği, dağınık öfkeyi sınıf mücadelesinin ortak hedefinde yoğunlaştırmaktır. İşçiler ve ezilenler, farklı taleplerini ortak çıkarlarla buluşturduğunda sermayenin örgütlü gücüne karşı kolektif bir güç yaratır. Bilinçli örgütlenme bu gücü büyütüp artırır.