Ağustos ayını geride bıraktık, ayın son günü özellikle borsa açısından volatil ve zor bir gündü.SPK nin Fon tebliğine uyum için yapılan işlemler, Togg un paydaşlarına ilişkin bazı haberlerin Tcell üzerindeki etkisi, Trump ın İran a yönelik devam olumsuz açıklamaları ay sonu kapanışında moralleri bozdu, ağustos enflasyonu % 2 altı gelirse 10 eylül faiz kararı ve açıklamalar yine beklenti oluşturur.
Ağustos ara değerlendirme; borsa ve piyasalar, haziran ve temmuz da gelen tüm olumlu haberlerin hiçbirini satın almadı, ağustos başı da moralsiz iken son günlerde olumlu raporlar ile hareketlenme kısmen artmış görünüyor, altında ons 4.000 taban seviyesinden gelen % 10 luk tepki 4.400 üzerinin takibini gerektiriyor, endekste ise 14.050 üzeri kalıcılık katılımı artırır, yurtiçinde gıda fiyatları enflasyonu desteklerken, petrol olumsuz algısı devam ediyor, eylül ayında paranın rotası daha fazla belli olacak.
Balık nazlı kelimesini duymuşsunuzdur, bazen yeminiz ne kadar taze,ekipmanınız ve oltanız ne kadar iyi olsa da balık tutamazsınız, hatta balıkları görürsünüz ancak yeme gelmediklerine inanamazsınız.Yatırımcılar ve tasarruf sahipleri de benzer bir durumda; yüksek faiz ve nasıl olsa ilerde zaten alırım algısı tüm likitideyi kuruttu, piyasadaki konkordatolar ve kredi faizlerinin yüksekliği de çabası. Bu durumda ev sahipleri ev satamıyor, alıcı ise krediye ulaşamıyor, araba alım satımı petrol fiyatlarından baskılı, borsa ise gördüğüm en kötü temmuz ayını geçirdi hatta bazı günler ekrana bile bakmadım, bu durumun geçmesi için;likitidenin ve algının düzelmesini bekleyeceğiz malesef.
Haziran ayı piyasalar açısından sıkışık geçti, yurtiçinde tasarruf sahibi dövizden, altından para kazanamıyor, emlak ve araç alım satımı ise çok düşük seviyelerde, mevduat %43-42 bandından %40 lara doğru gevşeme eğiliminde, 3 temmuz da açıklanacak haziran enflasyonun özellikle meyve sebze fiyatlarındaki iyimser seyir sebebiyle düşük gelmesi mümkün.önümüzdeki günlerde nato zirvesi, not kararları, 23 temmuz faiz kararı ve açıklamaları takip edilecek, borsada haziran ayı çok sıkıcı geçti, yatırımcı faiz haricinde diğer ürünlerde likitide ve kazanç yaratamıyor.
Bayram tatili sonrasında hepimizin aklında Türkiyemizde keşke olsun dedikleriniz nelerdir; ben kendi düşüncelerimi paylaşmak istedim
1.öncelikle yüksek stres ve kortizol a sebep olan sürekli bir şey olacakmış hissine sahip olmadan anın keyfini daha fazla çıkarabilme duygusu; trafiği, kalabalığı, yarını düşünmeden
2.Covid ile başlayan Yüksek enflasyon sürecinin kısmen devamının yanısıra “Shirinkflasyon fiyat aynı iken ürünün gramajının düşürülmesi “ ve “Skimpflasyon fiyat aynı iken ürünün içerik kalitesinin düşürülmesi” malesef özellikle gıda ürünlerinde enayi yerine konulduğumuzun net göstergesi
3.Ülkemizde Hizmet sektöründe konaklama, resturant yanısıra vb gibi benzeri hizmetleri alırken fazla ödeme yanısıra kalitesizlik ve çalışanların kaba süreçlere maruz kalmak üzücü
4.özellikle vatandaşın vergi yükünün fazla olmasına rağmen bu vergi karşılığında alınabilecek eğitim, sağlık, ulaşım vb gibi hizmetlerin kalitesinin düşüklüğü
5.vergi ödeme bilincinin azlığının ve af algısının ödemeyeni ödüllendirmesinin değişmesi gerektiği, vergi ödeme disiplinine sahip bireylerin kredi notu, vatandaş notu gibi uygulamalar ile devletin sunduğu imkanlardan daha fazla yararlanması yani ödememe cezası ve affı yerine, ödemesini zamanında eksiksiz yapanın ödüllendirilmesi
6.Hayvan sevgisinin sadece bir köşeye mama koymak değil, bir hayvanı gerçekten sahiplenmek olduğunu, aşısını zamanında ve eksiksiz yaptırmak, yemeğini kendi evinin içinde veya bahçende vermek, ayrıca pisliğini de temizleyerek sahiplenmek, kontrollü üremesini sağlamak, evcil hayvan hakları açısından da önemli bir konu
Sizlerin eklemek istediği günlük yaşama dair neler var
Enflasyon- Savaş- Petrol fiyatlarına rağmen Abd borsalarındaki yükseliş 2. resimde görüldüğü üzere yatırımcıları şaşırtmaya devam ediyor, yurtiçindeki satıcılı seyire karşı boğa piyasasına olan inancımızı bizzat kendisiyle görüştük🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Öncelikle 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.
🇹🇷🇹🇷🇹🇷 Başta Atatürk olmak üzere tüm şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.
Finansal piyasalarda ise geçen hafta full satış yapan arkadaşı yerinde ziyaret edelim dedik :)
Eleştirmek için söylemiyorum ancak STRATEJİ yi ana söylemine ekleyen bir aracı kurumun Türkiye de tarihçesi 2005 yılında başlayan Vadeli İşlemler Piyasasına yeni girişini bir başarı gibi göstermesi sadece bir PAZARLAMA STRATEJİSİ olabilir, keşke daha önce adım atılsaydı sektör ve kurum açısından.Kurum adı belirtmeyeceğim anlayana.
VİOP (Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası), 4 Şubat 2005'te İzmir'de kurulan Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası (VOB) olarak serüvenine başlamıştır. VOB, 5 Ağustos 2013 tarihinde Borsa İstanbul çatısı altına alınmış ve türev araç işlemlerinin tek merkezde toplanmasıyla bugünkü VİOP adını almıştır
2025 YILINDA NE ÖĞRENDİM?
1- Rutin hayatın büyük bir nimet olduğunu öğrendim.
Sıradan bir hayat çoğu zaman insan için büyük bir lütuf. Önemli olan sınırları aşmadan, çerçeveden taşmadan mutlu olmayı becerebilmek. Çünkü göz kamaştıran pırıltılı hayatlar, zifiri karanlıklara gebedir. Her günün bir öncekinin izinden gitmesi neden sıradanlık olsun? Ölçülü bir hayatın içindeki tekrarlar, hayatın kafiyesidir.
2. Her tartışmayı kazanmaya çalışmanın, insanın en büyük yenilgisi olabileceğini öğrendim.
Bazı cümleleri yutmak, bazı kapıları çarpmamak büyümekle ilgili bir şey. Yaş ilerledikçe haklı olmaktansa, hafif kalmanın daha önemli olduğu anlaşılıyor. Bu tartışmaya girmeli miyim? Bu cümleyi gerçekten söylemem gerekiyor mu? Bu haklılık bana neye mal olacak? Bu sorular insanı yavaşlatıyor ve hırsların üzerine itidalden örülmüş şefkatli bir örtü seriyor.
3. İnsana en çok yakışan kumaşın kendi karakteri olduğunu öğrendim.
Karakterimiz, varlığımıza biçilmiş en doğal kumaş. Onu değiştirmeye çalışmaksa bedenimizi değiştirmek kadar nafile bir uğraş. Elma sertliğiyle, domates yumuşaklığıyla güzel. İkinci el sıfatlar özneyi bozar. Elma domatese özenirse, çürümeyi nimet sayar.
4. 50 yaşında zamanın hızlandığını ve insanı bir toparlanma telaşı sardığını öğrendim.
Gençlikte hayat, uçsuz bucaksız ovalarda yol alan bir tren gibi... Ufuk çizgisi uzakta, her şey yavaş akıyor, günler bitmek bilmiyor, mevsimler uzun. 50 yaşından sonra tren birden şehre giriyor sanki. Hız azalsa da pencereye yansıyanlar yakınlaştığı için daha çok hissediliyor. Frenler yavaştan ses vermeye başlıyor ve son durak için toparlanma telaşı başlıyor.
5. İş hayatında “iyi insan” olmanın, en çok kazandıran emeklilik planı olduğun öğrendim.
İnsan taşıdığı unvanlara ne kadar bağlanırsa, emekli olduktan sonra düştüğü boşluk o kadar derinleşiyor. Gençlikte hırslar ne kadar büyükse, yaşlılıkta dünya o kadar daralıyor. O yüzden insanlara davranış şeklini unvanına göre değil vicdanına göre ayarlamalı insan. Çünkü beden yorulup bir kenara çekildiğinde, ruhun mesaisi başlıyor.
6. Kendini ispatlamak zorunda olmadan yaşamanın, en büyük özgürlük olduğunu öğrendim.
Herkesin kendini pazarladığı bir dünyada sessizlik en büyük erdem. Eksiklikler çığlık çığlığayken, sükût tamlığın en büyük ispatı. Zaten başarı hikayeni bağıra çağıra anlatıyorsan, o başarı hikayedir.
7. Sürekli kendisini öven insanın, farkında olmadan zaaflarını haykırdığını öğrendim.
Ne kadar mutlu olduğunu anlatanlar mutsuz. Bağıra çağıra başarılarını anlatanlar başarısız. Hep saygıdan dem vuranlar saygısız. Yani insan hangi konuda eksikse, en çok o konuda gürültü yapıyor.
8. Hikmete ulaşmanın yolunun satırlardan geçtiğini öğrendim.
Güzel bir kitap okumak hikmete yaklaşmanın en kısa ve etkili yolu. Çünkü bilgelik parlak ekranların gürültüsüne değil, loş bir kütüphanenin sessizliğine daha çok yakışıyor.
9. İpe sapa gelmez insanlara abartılı hayranlığın büyük bir özgüven problemi olduğunu öğrendim.
Vasat insanları övmek ve onların peşinden gitmek, insanın kendine ettiği en büyük hakaret. Hayattaki en önemli başarı kimin sevilip kimin sevilmemesi gerektiğini bilmek galiba. Burada denge şaştı mı insan bir ömür yalpalıyor.
10. Çocukların sağ salim eve geldiği her günün büyük bir şükür sebebi olduğunu öğrendim.
İnsan sevdikleriyle ilgili bir imtihan yaşadığında, ipe sapa gelmez şeyleri nasıl da boş yere kafaya taktığını çok iyi anlıyor. O dar vakitlerde insan, kendi uydurduğu sahte dertlerle ne kadar ağırlaştığını anlıyor.
Sosyal medya platformlarındaki algoritmanın tercihleri; artık görünür olmanın sonucunu yaratıyor, algoritmanın vitrine çıkardığını daha çok görüyor oluyor ve haliyle bizler de bazen tercih etmek durumunda kalıyoruz.
Burada önemli olan konu; gerçekliği sorgulanamayan ancak sürekli performans gösteren, dopamin ve heyecan yaratanın
yani popüler olanın tercih edilmesi.
Bu durum artık hem insani ilişkilere, hem de tüm tercihlere yansımış halde.
Borsa açısından durumu değerlendirirsek: normal ve sürekli skor yaratmayan hisselerin mesela BİST30 ağırlıklı ; hem mevcut getirileri beğenilmemekle birlikte, hem de görünür ve tercih edilir olmaktan da çıkmış hale gelmiş olmaları artık bir bakış açısı sorunu.
Değere uzun vadeli yatırım yapan Yabancı yatırımcının zayıflığı, bunun yanısıra yerli yatırımcının ise “fiyatı yükselen trend deki ürünlere” olan ilgisini fark eden piyasa,
dopamin etkisini de yanına alarak, değerlemeden ve değerden uzak, sadece trend, kazanma dürtüsü, manipülasyon odaklı süreçleri sürekli önümüze çıkaran bir hale dönüştü.
Etkisinin ne kadar süreceğini bilemeyiz, ancak umarım aynen sosyal medyada olduğu gibi sürekli gürültü çıkararak ya da anlamsız performans göstererek görünmeyi pek tercih etmeyen düzgün insanların varlığı gibi,
borsamız da ; düzgün hisselerin değerini bulduğu, aslında sağlıklı olan akılcı sürecine kavuşur