Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in açtığı yeni siyaset yoluna, büyük mücadelesine ve liderliğine inanıyor; bütün uyarıları ile ortaya koyduğu üstün kararlılığı yürekten destekliyorum. Bugün aldığı kararın altına imzamı atıyorum.
Bakın, nasıl bir yalaka olduğunu görüyorsunuz. Çünkü köle ruhlu ve kendine her daim sahip arıyor. Sahibi zora girince de hemen başka bir sahip buluyor kendine. Siyasette yalakalarla çalışmayın, sizi eleştirenlerle çalışın. Size değil, kendi aklına sadık insanlara itimat edin.
Dayanışmayla Başlıyoruz!
YENİ Parti'yi milletimiz kurdu, büyütecek olan da iktidar yapacak olan da milletimizdir.
Yeni nesil parti-millet dayanışmasıyla bağış kampanyamızı başlatıyoruz.
https://t.co/j7JSlJAsAT
#YeniDayanışma
Gözaltına alınan komedyen Deniz Göktaş’ın savcılığa getirilmesi beklenirken “Mutlak butlan”kararıyla CHP Genel Başkanı ilan edilen Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi savcılık bölümüne alındı.
Gazetecilerin önüne bariyer kuran polislerin butlan yönetimi ekibini içeri alması tepki çekti.
Olay yerindeki kan ve fren izleri itfaiye araçları, konuyla ilgili haberler de internetten temizlendiği için; bilmeyen arkadaşlar için özetleyelim:
- Ses sanatçısı Sevim Tanürek, 1998 yılında dönemin İBB Başkanı Erdoğan'ın oğlu Burak Erdoğan'ın otomobiliyle kendisine çarpması sonucu hayatını kaybetti.
- Bilirkişi raporuna göre Burak Erdoğan kusursuzdu, tüm kusur (8/8 oranında) yaya geçidini kullanan Sevim Tanürek'teydi. Bu raporla Burak Erdoğan beraat etti.
- Peki bu bilirkişi raporunda imzası olan Eyüp Çakmak ne oldu? Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürü yapıldı. Adli Tıp’tan sıcak denizlere açıldı.
İlk defa kendi eliyle başından beri sığındığın kurumsallığını elinden alıyor, bir gecede düzen dışına itilmiş bir kalabalığa dönüyorsun yine de nizam talep ediyor, gasp ettikleri legaliteyi yine ondan geri bekliyor,gayrimeşru iktidar aygıtlarına, meşruiyet bahşediyorsun.
Yollar sana koşsanda kapalı, dolansan da kapalı. Hala aynı güzergahta kalmayı öğütlemek, artık siyasi bir yol haritası değil düzen refleksidir.
Yoldan çıkma mecburiyetini kabul etmeye de cesaret göstermek gerekir.
Bunlar oğluna - kızına köpek, karısına inek, kocasına ayı demeyi bilirler de kedisine köpeğine oğlum - kızım demeyi bilmezler. Bunlar arabalarına sevgili muamelesi yapmayı, siklerine isim takıp oğlu - arkadaşı gibi söz etmeyi anlarlar da kedine köpeğine çocuğum demeyi anlamazlar.
Irak’ı hatırlıyorum. O zaman 8-9 yaşlarındaydım. TV’lerden izliyorduk. Amerika Bağdat’ı işgal ettiğinde Iraklılar göbek atıyordu. Sonra 1.5 milyon insan öldürüldü Irak’ta. Yerle bir oldu kadim şehirler. Bütün güzellikleri yok ettiler. Ve bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
En kötü devlet bile devletsizlikten daha iyidir. Hele hele Amerika ve İsrail’e boyun eğmek varsa işin sonunda, mevcut durumu korumak en doğrusu olacaktır. İran çok kadim bir coğrafyadır. İran’ın tarumar edilmesi mevcut tarih hafızamızın yarısının çöpe atılması demektir. En önemlisi ise 2026 yılındayız ve hala bebekler öldürülüyor. İnsanoğlu hala savaşlardan ders almadı. Batı ise bu kirli zihniyetinden tek bir adım bile geri atmadı.
🚨 İTÜ öğrencisi bir arkadaşımız kaldığı yurttan plakasız siyah bir araçla kaçırıldı, iletişimimiz kesildi: Arkadaşımızın başına gelecek her şeyden İstanbul Emniyeti sorumludur!
#AcilÇağrı | Çağrımızı yaygınlaştırmak üzere tüm devrimci kamuoyunu desteğe davet ediyoruz.
ℹ️ Dün polisler tarafından telefonla aranarak tehdit edildikten sonra bu sabah yine polisler tarafından sivil bir araca bindirilerek tehdit edilen arkadaşımız dayatmaları kabul etmediğini bildirmesinin ardından yaklaşık 15 dakika önce plakasız siyah bir araçla kaçırılmıştır.
Bu haydutluğa son verin!
Polisin derneğimize yönelik keyfi ve hukuksuz uygulamaları son bulacak. Yürüttüğümüz faaliyetin halkın gözündeki meşru zemini zedelemeye çalışanlar başaramayacaklar.
#PolisTerörüneSON
Epstein konusu bir avuç kapitalistin, aşırı zenginleşmesinden dolayı "insan"a aşırı yabancılaşarak, insanlıktan çıkmış fantezilerinin ifşası. Birazcık kitap okuyan biri yani soyut düşünmeyi geliştirmiş biri, böyle vakaların her dönemde, her yerde olmuş ve bundan sonra da olabileceğini bilir. Çünkü böyle bir şey ancak sınıflı bir toplumda olabilir. Yani insanın insan üzerindeki egemenliği.
Bir avuç ultra zengin, servetleri sayesinde insanlıktan o kadar kopuyor ki, insanları eşya gibi görüyor. Bu yabancılaşma, aşırı zenginliğin doğal sonucu. Para o kadar çok ki, artık hiçbir sınır, hiçbir ahlak, hiçbir empati kalmıyor. Yasalar, adalet, vicdan hepsi satın alınabilir hale geliyor. Tarihe bakınca aynı şey hep var. Sınıflı toplumlarda egemen sınıf, ezilenler üzerinde her türlü hakkı kendinde görüyor. Roma'da patrisyenlerin kölelerle yaptığı, feodal lordların serflerle yaptığı, sömürgeci beylerin yerlilerle yaptığı. Bugün Epstein'ın yaptığı da aynı mantık. Servet = dokunulmazlık = insan üzerinde sınırsız egemenlik hakkı. Bu sapkınlık bireysel bir sapma değil, sistemin ürettiği bir sonuç. Eşitsizlik ne kadar derinleşirse, bu tür iğrençlikler o kadar normalleşir. Sınıfsız, eşitlikçi bir toplum olmadıkça, güç ve para birikimi insanı insan olmaktan çıkardıkça, bu tür vakalar bitmeyecek. Sadece şekil değiştirerek devam edecek.
19 yaşında bir gencin sesinden korkan iktidar; baskılarla, gözaltılarla bizi yolumuzdan döndürebileceğini, insanca bir yaşam talebimizden vazgeçeceğimizi sanmaya devam etsin.
Bizler ise birbirimizden aldığımız güçle sokakları arşınlayacağız. Korkutup sindirmeye çalıştığınız yol arkadaşlarımızın mücadelesine omuz verip bu kez daha yüksek haykıracağız.
İnadımıza, direncimize yenileceksiniz. Ve sonunda, dostlarımızdan koparıldığımız her günün hesabını vereceksiniz.
Kağan’ı alana dek mücadelemizi büyütmek için bu akşam 20.00’da rıhtımdayız!
#BilgeKağanSarbatYalnızDeğildir
Kağanı insiyatifle aldılar, ortada ne bir gözaltı ne de bir savcılık kararı vardı. Pankartı topluyorduk, kalabalık dağılınca koluna girdiler, gel bir çay içelim dediler. Gelmezsen sabah evine baskın yapılır dediler. Karakola götürdükten sonra gözaltı kararı çıkarttılar. Bu insiyatifi alıp kağanın tutuklanmasına sebep olan polisler de bu akşam rıhtımda olacak. Gözlerinin içine bakıp, birimize dokunurlarsa karşılarında binimizi bulacaklarını haykırmak için bu akşam 20.00’da rıhtımda olmalıyız.
Kendimize, birbirimize ve Atatürk'ün bize emanet ettiği bu cumhuriyete emanetiz.
Arkadaşlar sizi TRT canlı yayınında işçilere tokatlatacağız. Sadece bunun için gündüz kuşağı programları yapacağız. Uluslararası spor müsabakalarında ara verildiğinde de reklam yerine işçilerin sizi tokatladığı videolar döndürülecek. Çok güzel bir ülke olacağız ya.
24 Kasım Pazartesi günü tüm genç arkadaşlarımızı Beyoğlu İlçe Başkanlığı'nda düzenleyeceğimiz pankart atölyemize bekliyoruz.
25 Kasım günü de yaptığımız pankartla birlikte sokaklarda olacağız. ✌🏻
İşçi Sınıfından gelen gençler ayrıcalıklı ve özel hissedebilmek için kendi varoluşlarını milliyetçilik ile tanımlıyorlar. Çünkü içerisine doğdukları sistemin kurbanı olmak, kendilerine anlatılan tüm tarihin aslında yalan olduğunu fark etmeden yaşamak daha kolay ve örtükçe hakim sınıf olma arzusunun içgüdüsü milliyetçiliğin popülerliği ile kendisini tanımlıyor. Ama beden bütünlüklerine bir şöyle bakın. Hepsi yetersiz beslenme, genç yaşta çökme ve 70 yaşını zar zor geçmek gibi sağlıksız özellikleri daha şimdiden bedenlerinden yansıtıyorlar.
Çoğu 20'li yaşlarda ama ne doğru düzgün kas ne doğru düzgün boy var. Çünkü daha baştan itibaren yetersiz beslendiler ve böyle beslenmeleri ulusun başı olan burjuvaların kâr düzenleri için gerekliydi.
Milliyetçilik bu bağlamda gerçeğin çölünden ama kavganın yukarıya doğru verilmesinden bir kaçıştır. Milliyetçilik yukarıya doğru değil yataya doğru genişlemeyi ifade ediyor.
Tanrı yukarıdadır, beşerler ise aşağıda. Kürt beşeri ile kavga etmeye hazırlananlar burjuva beşerin tanrılığına kör kalmaya hazırlanıyorlar.
Hiçbiri yine hakim sınıf olmayacak. Babadan, dededen ülkücü olanlar ile yabancı üniversitelerde master yapanlar, NATO derneklerinde davetlere katılanlar yönetecek yine hepsini.
Espressolab patronu, 19 Mart sürecinin hemen ardından kapılarını AKP’nin gençlik örgütüne sonuna kadar açtı ve “yerli ve millî” söyleminin hegemonik aparatlığına teşne oldu. Boykot çağrısı yapan, hatta ana muhalefetin çağrısına iştirak etmekle yetinen sayısız yurttaşa ise yüklü tazminat davaları açtı ve savcılık şikâyetlerinde bulundu.
Aynı patron, gençler kampüslerde kamusal alanlarına sahip çıkmak için direnirken kayyumlar tarafından korunup kollanıyor, bu alanların mütemmim cüzü olan kafeteryalar yerine şube açmaya çalışıyordu.
Bütün kavga, Espressolab gibi şirketler üniversite kampüslerinden kâr elde edemesin ve eğitim mekânlarına kamucu bir anlayış hakim olsun diye verildi, hâlâ da veriliyor. Sırf anayasal hakkını kullandı diye aylarca tutsak edilen, okulundan ve geleceğinden mahrum bırakılan sayısız gencin zararı, Espressolab fonuyla tazmin edilecek kadar hafif mi?
Elbette takdir gençlerindir. Hep öyleydi. Ancak sermayeyle uzlaşının sonunda her zaman mevcut nesnellikten daha beter bir karanlık vardır.
Bu fotoğrafın farkı şurada; Melih abi uzun zamandır siyaset yapmakla birlikte hayatını siyasete bağlamamış, siyaset dışında da var olabilen birisi. Bu da ona istediği zaman çıkıp gidebilme özgürlüğü veriyor. Siyasetle var olan kişiler makam mevki diye kapı kapı gezerken o ilkeleri gereği kapıyı çarpıp çıkabiliyor. 👏🏻