burası dünya hiçbir şey bütünüyle tamam olmaz. örtmeye çalıştığın yer kadar başka bir yer açılır. oldu dersin, eksik çıkar. buldum dersin, elinden kayar. hayat, insana durmadan vazgeçmeyi ve sabretmeyi öğreten kesintisiz bir imtihan.
bazen nasıl desem, zaman bir acıda öyle sabit duruyor ki, asla ilerlemiyor. artık bu dünyada olmayan birinin ardından da dünya dönüyor ama senin saatin o veda anında çakılı kalıyor. gidenin bıraktığı o ebedi yokluğun ve derin sessizliğin içinde öylece bekliyorsun.
kendi halinde olmayı seviyorum. aceleden, kalabalıktan uzak bir hâl bu. dünyadaki hiç kimsenin benimle ve yaptıklarımla ilgilenmemesi hafif bir huzur bırakıyor. artık dünyanın bitmeyen kavgalarını düşünmektense bir saksıda usul usul büyüyen çiçeğe eşlik etmek daha değerli geliyor
yaş aldıkça, her şeye fazladan anlam katma telaşını bırakıyor insan. hayatı olduğu yerde, olduğu gibi karşılamayı öğreniyor. ve bir noktadan sonra sakinlik, abartmadan yaşamak ve yetinmeyi bilmek en büyük huzurun oluyor.
şule gürbüz, ‘dünyayı değiştiremeyeceğini anladığın an, olgunlaştığın andır. kendini değiştirmeye başladığın an ise bilgeleştiğin.’ der. işte o bilgeliğin son durağı ne dünyayla kavga etmek ne de kendini tüketmektir. olduğun gibi parlayıp, sessizce kendi varlığında derinleşmektir
gercekten yasamin farkinda olmak buyuk bir nimet. günün en sıradan aktivitesini bile derinlestiren bi nimet. agaclari izlemek, nefes alırken durup havanin kalitesini ölcmek, seslere kulak kabartmak, hayvanları sevmek, yürümek ya düz yürümek. yasamin farkinda olmak buyuk bir nimet