Bir yıkımdan kaçarken geriye bakmak, ruhun hâlâ o yıkımın bir parçası olduğunu gösterir. Lut’un hikayesi bize şunu gösterir: Kendi rızasıyla batan bir şeyi kurtaramazsın, ama ona duyduğun sevgi yüzünden onunla birlikte yok olabilirsin. Taşlaşmak; kurtulma şansın varken, seni yok edene hâlâ bir bağ hissetmenin bedelidir. Tanrı’nın "arkana bakmayacaksın" emri, insanın kendi geleceğine borçlu olduğu netliktir. Yoluna devam etmek, gerçekten yürümek; arkanda taş üstünde taş kalmadığını bilip bir daha o yöne dönmemektir...
Gerçek müzikle tanışacaklar diye yorumladım 🤷♀️ ki umarım öyle yaparlar verdikleri emeğin karşılığını alıp kalıcı olabilmelerini temenni ederim bu gencecik arkadaşların
Her kapıyı aynı, marifeti de elindeki anahtarda zannedenlerin en büyük yanılgısı bu. Belli ki alışmışlar kilidi bile olmayan kapılardan girip çıkmaya ellerindeki anahtarı kendi güçleri zannediyorlar. Her gelenin girebildiği o geniş kapılara ev değil, yol geçen hanı denir... Anahtar uymadığında aradaki farkı anlarlar...
@sakinolgokhan Yok mümkünse görmeyeyim gördüklerim yeterince mide bulandırıcı zaten. Bok boku kenefte buluyor demeyelim de...entelektuel haliyle "hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. O yıkıntıların arasında bulduğum şey tam da aradığım hazine" diyelim mesela🤷♀️
Ekran karşısındaki bağımlılıkla başlayıp sosyal medyada avlanmaya uzanan bir süreç. Bir tarafta, ucuz ve kolay dopamine, kaçışa bağımlı erkekler, diğer tarafta öz güven eksikliğini ilgi ve beğenilme arzusuyla kapatmaya çalışan kadınlar... sosyal medya tam olarak bu patolojik arayışların birbirini bulduğu, ama üzerine süslü "entelektüel" kılıflar uydurularak hastalıklı dinamiklerin maskelendiği dev bir illüzyon sahnesi... Twitter da bu maskeli baloya ev sahipliği yapıyor.
Biz bu halkın porno bağımlılığını çok hafife alıyoruz. Dopamin ve adrenalin arayışının sonu, herkesi günün sonunda en maliyetsiz zevke yani mastürbasyona hapsederken, baktığı her şeyi seksle ilintili olarak fetişize etme bağımlılığını da getirdi
Verilen sözler sadece birer temenni değil, iki insan arasındaki güvenin temelidir. Biri size verdiği sözü tutmadığında bu bir aksaklık değildir; anlık, ucuz ve kolay olanı seçip sizi kaybetmeyi göze aldığı bilinçli bir tercihtir.
Özellikle durumun hassasiyetini, sınırları ve o sözün ne anlama geldiğini açıkça konuştuğunuz halde aynı şey tekrarlanıyorsa, karşı taraf "nasıl olsa bir şey yapamaz" illüzyonuna kapılmış demektir.
İnsanlar seçim yapmakta özgürdür; ancak yaptıkları seçimlerin sonuçlarından muaf değildir. Suçluluk hissetmeden çizilen yeni sınırlar ve koyulan mesafeler bir ceza değil, karşı tarafın bizzat kendi elleriyle imzaladığı kararın doğal bir karşılığıdır.
Iste tam olarak bu yüzden hiçbir şey değişmeyecek ne yazık ki... Tam da o ses çıkarmayanlar göze girebilmek için o işi senin yerine halledecekler. Ve düzen böyle sürüp gidecek. Buradaki kazanç kendine ve emeğine duyduğun saygıyı kaybetmemiş olman. Ama bu düzende korunabilir mi ondan emin değilim 😔
Tam da bu noktada biyolojik indirgemeciliği bırakıp "insan" olduğumuzu hatırlamak gerekiyor.
Hayvanlarda içgüdü vardır; öğretilmemiş, otomatik ve değiştirilemez davranış kalıpları sunar. İnsanda ise içgüdü değil, içdürtü vardır. Bilimsel olarak bizi diğer canlılardan ayıran şey, gelişmiş prefrontal korteksimiz sayesinde bu dürtüleri bastırma, yönlendirme, erteleme ve bilinçli tercihlere dönüştürme yetimizdir.
Biyolojik bir "kaçış" bahanesi olarak doğa benzetmeleri yapmak, insanın evrimsel sürecini, kültür kurma yetisini ve bilişsel kapasitesini yok saymaktır. Doğadan bahsederken insanı hayvandan ayıran en temel bilimsel gerçek budur.
Adamın sadakatsizliğini karısının yetersizliğine, metresliğin sınır tanımazlığını da 'dişil enerjiye' bağlayan bu bakış açısı, ahlaksızlığı meşrulaştırmaktan başka bir şey değil. Dişil enerji, başkasının evliliğinde eşelenmeyi kadınlık sanmak değil; duruşla, özsaygıyla ve omurgayla var olabilmektir. Gelen koku da dişil enerjiden değil, tam olarak bu varoşluktan gelen kokudur.
Kocasına kadınlık yapmayıp sonra dişil enerjisi yüksek, buram buram dişilik kokan bir kadın ortaya çıkınca kadına hemen varoş yaftası yapıştırmak, sadece kolaycılığa kaçmak oluyor.
Terapiye gelen çiftlerde özellikle kadına eşini erkek gibi hissettirmesi, kendi dişiliğini de biraz daha öne çıkartması mesajını vermeye çalışıyorum ama bazıları anlıyor bazıları anlamıyor.
İlk arabamdi ford ka hala aşkıyla yaşıyorum. Kilometresi doğru ama bu araçlarda 100.000 km de bir sıfırlanır km için kaç defa sifirlandigini sorarsanız aracın gerçek km bilgisine ulasabilirsiniz. Doğru bakimlar ile ihtiyacınızı karşılar yolda bırakmaz. İnanılmaz keyifli bir araçtır. 💜
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovuyorlarmış...
İyi de beni durduran ne ki tam olarak? 9 uğurlu sayım değil, psikolojik sınırım değil. Memlekette köy mü bitti? 10. köyde kahvemi koyar, 11. köyde kaldığım yerden devam ederim anlatmaya...