ÜCRET GASBI SIRADANLAŞTI
✅Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı verileri işçilerin en az yüzde 62.6’sının ücret, fazla mesai ücreti ve diğer alacaklarının ödenmediğini ortaya koyuyor.
✅İşin yürütümü bakımından 2 bin 293 iş yerinde 411 bin 558 işçiye ulaşılmış ve 257 bin 656 işçiye çeşitli alacakları kapsamında ödeme yaptırılması sağlanmış. Üstelik bu teftişler programlı ve işverenlere teftiş başlamadan önce haber veriliyor.
✅İş Kanunu’nun 91’inci maddesiyle çalışma hayatı ile ilgili mevzuatın uygulanmasını izleme, denetleme ve teftiş etme görevi devlete verilmiş ve bu ödevin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı iş müfettişlerince yapılacağı belirtilmiştir. Denetlenen işyeri ise ancak yüzde 2 düzeyindedir.
✅Ancak Emek Araştırmaları Derneğinin (EMEK-AR) raporuna göre teftiş yetkisi bulunmayan müfettiş yardımcıları da dahil toplam müfettiş sayısı 2017’de 1019 iken 2024 yılı itibarıyla 917’ye gerilemiştir. Özetle rakamlar devletin ödevini yapmadığını anlatmaktadır.
✅Devletin, AKP iktidarının ödevini yapmaması tembellikten kaynaklanmamaktadır. Bilakis bile isteye teftiş görevi yerine getirilmemekte; iş cinayetlerinden, yaralanmalara, ücretlerin ödenmemesinden, uzun çalışma sürelerine kadar birçok ihlale yol verilmektedir.
✅İktidar; ücret alacağı olan, yasal sınırların üzerinde çalıştırılan, yıllık izin hakkı gasbedilen işçilere sadece “Gidin dava açın” diyemez. İşçilerin dava açmak kadar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının veya bakanlık il müdürlüklerinin kapısına dayanmak da hakkıdır.
Yazının tamamı 👇
Ücret gasbı sıradanlaştı
'Yasayı şikayetleri azaltmak üzere değiştiren iktidar, caydırıcılıktan uzak tutardaki idari para cezalarını artırmak için kılını kıpırdatmamaktadır.'
✒️ Ahmet Ergin (@avahmetergin) yazdı
https://t.co/Qzqgk42mxH
İzmir Barosu Yalnız Değildir!
İzmir Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri hakkında, Avukatlık Kanunu’nun kendilerine yüklediği görev ve sorumlulukları yerine getirdikleri için fezleke düzenlenmiş ve soruşturma başlatılmıştır.
Başlatılan soruşturma;
1) 19 Mart olaylarının kapatıldıkları Menemen Cezaevi’nde darp edildikleri yönünde beyanlarda bulunan gençlerin durumunu raporlaması ve bu konuda kamuoyunu bilgilendirmesi nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla,
2) Kırıklar Cezaevi’ndeki hak ihlallerini raporlayıp kamuoyuyla paylaşması nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla,
3) 19 Mart olayları sonrasında demokratik ve anayasal haklarını kullanarak gerçekleştirilen yürüyüşlere katılmaları nedeniyle 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet ettikleri iddiasıyla
yürütülmektedir.
Barolara Avukatlık Kanunu tarafından verilen insan haklarını koruma ve savunma yükümlülüğünün suç ve ceza konusu haline getirilmesinin hukuki ve vicdani herhangi bir dayanağı bulunmamaktadır.
Baroların hak ihlallerini raporlayamadığı, kamuoyunu bilgilendiremediği, hukuka aykırılıkları görünür kılamadığı, demokratik ve anayasal haklarını kullanarak barışçıl toplantı ve gösterilere dahi katılamadığı bir düzenin adı, hukuk devleti değil ancak otoriter bir yönetim anlayışı olabilir.
İzmir Barosu; tarihin en kritik dönemlerinde her zaman hukukun, demokrasinin ve özgürlüklerin yanında durarak biat etmemiş bir barodur. Bugün ise yurttaşın en temel haklarını savunduğu için soruşturulmakta ve sanık sandalyesine oturtulmak istenmektedir.
Bu girişim yalnızca İzmir Barosu’na değil tüm barolara, tüm avukatlara, savunma mesleğine ve hukuk devletine yöneltilmiş bir girişimdir.
Bizler bu hukuksuzluğa ve adaletsizliğe karşı tüm gücümüz ve desteğimizle İzmir Barosu’nun yanında olduğumuzu duyuruyor, savunmanın ve avukatlık mesleğinin onurunun hiçbir koşulda teslim alınamayacağını bir kez daha vurguluyoruz.
ARZUHALCİLER HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUK
Baromuz Avukat Hakları Merkezi tarafından yerinde yapılan inceleme ve tespitler neticesinde; Küçükçekmece, Büyükçekmece ve Bakırköy Adliyeleri çevresinde faaliyet gösteren ve hukuka aykırı şekilde dilekçe yazımı, hukuki danışmanlık ve dava takibi gibi faaliyetlerde bulunan arzuhalciler hakkında gerekli suç duyuruları tamamlanmış; söz konusu faaliyetlere ilişkin olarak ilgili ilçe belediyeleri ile vergi dairesi müdürlüklerine de gerekli ihbar ve bildirimlerde bulunulmuştur.
Ayrıca, avukat olmadığı hâlde avukat unvanını kullanan kişiler ile hukuka aykırı şekilde faaliyet yürüten, “online arzuhalcilik” hizmeti sunduğu tespit edilen muhtelif internet siteleri hakkında da suç duyurusunda bulunulmuş; bu sitelere yönelik erişimin engellenmesi talepleri ilgili mercilere iletilmiştir.
Avukatlık Kanunu uyarınca, hukuki danışmanlık ve hak arama süreçlerine ilişkin hizmetler yalnızca avukatlar tarafından yürütülebilir. Bu alanın, yetkisiz kişiler tarafından icra edilmesi açıkça suç teşkil etmekte olup vatandaşlarımızın telafisi güç mağduriyetler yaşamasına neden olmaktadır.
İstanbul Barosu olarak, mesleğin saygınlığını ve yurttaşların hak arama özgürlüğünü korumak amacıyla hukuka aykırı faaliyetlere karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdürmekteyiz.
Vatandaşlarımızın, hukuki süreçlerde mağduriyet yaşamamaları adına yalnızca ruhsatlı avukatlardan destek almaları büyük önem arz etmektedir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
İZMİR BAROSUNUN YANINDAYIZ!
@izmir_barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri hakkında başlatılan soruşturma, yalnızca İzmir Barosuna değil; savunma mesleğine, baroların bağımsızlığına ve hukukun üstünlüğüne yönelmiştir.
Baroların cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini raporlaması, işkence ve kötü muamele iddialarını kamuoyuna duyurması, temel hak ve özgürlükleri savunması ve toplumsal olaylara ilişkin hak temelli görüş açıklaması suç değil, Avukatlık Kanunu’ndan kaynaklanan görev ve sorumluluğudur.
İzmir Barosu, 118 yıllık tarihi boyunca hukukun, insan haklarının ve demokratik değerlerin yanında durmuş; baskılara karşı geri adım atmamıştır. Bugün de aynı nedenle hedef alınmaktadır.
İzmir Barosu yalnız değildir. Savunma makamı birdir; dayanışması da mücadelesi de ortaktır. Çünkü mesele tek bir baro değildir. Mesele, baroların bağımsızlığına, savunmanın kamusal rolüne, insan haklarına ve hukuk devletine sahip çıkmaktır. Bir baroya yönelen müdahale, tüm barolara yönelmiştir.
İstanbul Barosuna yönelik müdahaleler karşısında nasıl geri adım atmadıysak, bugün de İzmir Barosunun yanında aynı kararlılıkla duruyoruz. Savunmayı soruşturmalarla baskı altına alma ve baroları görevlerini yerine getirmekten alıkoyma girişimleri dün sonuç vermedi, bugün de vermeyecektir.
Fikir, dayanışma ve eylem birliği ile İzmir Barosunun yanındayız.
İzmir Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri Hakkında Yeni Bir Soruşturma Daha Açıldı
2024-2026 dönemi İzmir Barosu Başkanı Av. Sefa Yılmaz ve İzmir Barosu Yönetim Kurulu üyeleri hakkında yeni bir soruşturma başlatıldı. Söz konusu soruşturma, Baronun 19 Mart protestoları süreci boyunca hak temelli açıklamalarını suç unsuru gibi gösteren ve Adalet Bakanlığından soruşturma izni talep edilen bir fezlekeye dayanmaktadır.
İzmir Barosunun Kırıklar Ceza İnfaz Kurumundaki hak ihlallerini raporlaştırarak kamuoyuyla paylaşması, Menemen Ceza İnfaz Kurumunda 19 Mart protestoları kapsamında tutuklanan gençlere yönelik gerçekleşen işkenceyi raporlayarak kamuoyuna duyurması ve İzmir Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu'nun 19 Mart sürecinde eylemlere katılarak yapılan eylemlerin meşruiyetine vurgu yapması gerekçeleriyle verilmiş olan soruşturma izni vesilesiyle bir kez daha söyleyelim:
İzmir Barosu 118 yıllık tarihi boyunca hiçbir baskıya boyun eğmeden her zaman hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini savunmuştur. Bunu yaparken kurduğu her cümle, yazdığı her satır Avukatlık Kanunu’nun baro yönetim kurullarına yüklediği sorumluluk gereğidir.
Baroların mesleki ve yasal sorumlulukları kapsamında yürüttüğü faaliyetlerin soruşturma konusu yapılması, savunma mesleğinin kamusal niteliğini ve hukuk devletinin temel ilkelerini tartışmaya açmaya çalışmaktır. Ancak bilinmelidir ki İzmir Barosu, dün olduğu gibi bugün de hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve demokratik değerleri savunmaktan geri durmayacaktır.
Savunma susmadı, susmayacak!
İstanbul Barosu KHM olarak, 12. Yargı Paketi’nde planlanan nafaka, boşanma, aile arabuluculuğu ve bunlara ilişkin değişiklikleri tartışacağımız çalıştayımıza tüm meslektaşlarımızı davet ediyoruz.
Kazanılmış haklarımızdan vazgeçmiyor, mücadeleye devam edeceğimizi duyuruyoruz!
🗞️ #Evrensel31Yaşında
Biraz kişisel olacak... Genç bir öğrenciyken ilk yazımı "Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı" üzerine Evrensel'e okur mektubu olarak yazmıştım. Yıllar sonra teveccüh gösterdiler; @hakki_ozdal'ın davetiyle hem okuru hem de zamanında dağıtıcısı olduğum gazeteye köşe yazarı oldum. O günden itibaren Metin Göktepe'nin emaneti olan, binbir emekle ve mücadeleyle 31 yıldır yayımlanan @evrenselgzt'de olmanın sorumluluğuyla yazmaya çalıştım. Hamaset yapmadan, sırf bir şey yazmış olmak adına değil; editöryel ekiple paslaşarak, kimi zaman gündeme göre kimi zaman da gündem yapılması gereken bir konu doğrultusunda araştırarak üretmeye çalıştım. Bu süreçte hem yazmayı hem de teoriyi damıtmayı, bilimsel formasyonu sadeleştirmeyi öğrendim. Çünkü fabrika önlerinde, işyerlerinde, işçi duraklarında, kampüslerde, pazar yerlerinde, hayatın her alanında okurlarla buluşan gazetemizin her bir sayfası, her bir sütunu son derece kıymetli. Bu sorumluluğun verdiği disiplinle Evrensel'in bir parçası olmak gerçek bir onur.
Evrensel 31 yaşında...
Evrensel'in kuruluşundan sadece 7 ay sonra öldürülen muhabirimiz Metin Göktepe’nin adı, hafızalardaki en canlı yerini koruyor. Fadime Ana, 30 yıllık adalet arayışını, Metin'i ve hiç bitmeyen umudunu anlattı.
Bu inancın ve adanmışlığın en saf halini, hafızamızın en değerli köşesinde duran Fadime Göktepe’nin şu çarpıcı sözleri anlatıyor: “Metin’e bir gün ‘Oğlum, gazeteden ayrılsan. Başına bir iş gelecek’ dedim. ‘Yok anne’ dedi. ‘Ben bu gazeteyi çok seviyorum. Evrensel’i çok seviyorum.’ Ben de bir daha bir şey demedim...”
Eylem Nazlıer (@eylemnazlier) ve Barış Salık'ın söyleşisi
https://t.co/wjzYJxEcDH
#Evrensel31Yaşında
Evrensel 1995’de bir haziran günü doğdu. Geride kalan 31 yılımız—ki cumhuriyetin neredeyse üçte biridir—bu ülkenin, bölgenin ve dünyanın defalarca alt üst olduğu; mülk sahibi sınıfların gemi azıya aldığı, karşı duranları kan ve demirle susturmaya çalıştığı bir çağdır. Hep en kötüsü sanılmış, ama daha kötüsüyle sınanılmıştır.
Ama bu halkın da baş eğmediği, Gebze’de, Antep’te, Bursa’da, Muğla’da, ekmek, toprak, ağaç ve özgürlük için ayağa kalktığı bir çağdır.
Evrensel bu çağa işçi sınıfının gözüyle ve kavgasıyla bakmaya çalıştı, bundan sonra da öyle yapacak. Patronu yok, sermayesi yok, devletten ballı ilan gelirleri yok; soruşturması var, davası var, tazminat cezası var, gencecik toprağa verdiği Metin’i var, Hasan İşler’i var…
...
Malum, Hasan Hüseyin Korkmazgil’in “Haziranda Ölmek Zor” şiiri bir basın işçisinin ağzından yazılmıştı; on beş saat çalışmış, yorulmuş, acıkmış, uykusuz bir işçinin:
“bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstümbaşım gazete”
Biz, 31 yıl önce haziranda doğmuş bir gazetenin işçileri olarak, bugünün dehşetine ve ümidine tanıklık ve yoldaşlık ediyoruz. Dünyayı anlamaya ve onu değiştirmeye çalışıyoruz. 31 yıl önce çatlayan bir tomurcuktan gelip; güzel ve dirençli bir çalı bitkisi gibi, bir leylak gibi dallarımızı yarına uzatmaya çalışıyoruz.
"işten çıktım
sokaktayım
…
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor”
7 HAZİRAN NEDEN ÖNEMLİ?
Türkiye’nin yakın siyasal tarihi, yalnızca seçim sonuçlarıyla değil; seçimlerin ardından yapılan müdahaleler, hukuk düzeninde yıkımlar, toplumsal travmalar ve demokratik işleyişe düşürülen gölgelerle birlikte okunmalıdır. 7 Haziran 2015 seçimleri, bu açıdan yalnızca bir sandık sonucu değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal ve siyasal tarihinde derin kırılma yaratan uzun bir dönemin başlangıç eşiği olduğundan, siyasal iktidarın özgür seçimler yoluyla eldeğiştirmesi ereğinde “ortak demokratik bellek” olarak hep canlı tutulmalıdır.
1.7 Haziran 2015 genel seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Kasım 2002’den sonra ilk kez TBMM’deki çoğunluğunu kaybetti.
2.Hükümetin Davutoğlu’nun başbakanlığında kurulması için AKP ve CHP arasında görüşmeler yapıldı.
3.Görüşmeleri sonlandıran AKP, bu görüşmelerin “istikşafi”, yani danışma niteliğinde olduğunu açıkladı.
4.Hükümeti kurma görevini ana muhalefet partisine vermeyen Cumhurbaşkanı, Kılıçdaroğlu için “Saray’ın yolunu mu biliyor?” diyerek seçimlerin 1 Kasım’da yinelenmesine karar verdi.
5.20 Temmuz’da Suruç’ta başlayan ve 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’na kadar süren saldırılarda yüzlerce masum yurttaş yaşamını yitirdi, binlercesi yaralandı. Dönemin Başbakanı, ölüm sayıları ile oy oranları arasında bağlantı kuran açıklamalarda bulundu.
6.1 Kasım 2015’te yinelenen seçimlerde AKP, TBMM’de yeniden çoğunluğu elde etti.
7.15 Temmuz 2016 gecesi, 17-25 Aralık operasyonlarıyla gün ışığına çıkan iç kavgaya kadar AKP yönetiminin fiili ortağı olan yapı, başarısız bir darbe girişiminde bulundu. Yüzlerce yurttaş öldü, binlercesi yaralandı.
8.16 Nisan 2017’de yapılan Anayasa halkoylaması, mühürsüz zarf ve oyların da sayılması sonucunda “evet” olarak sonuçlandırıldı. Böylece hükümet ilga edildi, siyasal sorumluluk mekanizması ortadan kaldırıldı ve parlamenter rejime son verildi.
9.Mayıs 2023 seçimleri sürecinde, seçim sonuçları üzerinde etkili olduğu tartışılan “montaj resmi video” şaibesi daha sonra itiraf edildi.
10.31 Mart 2024 yerel seçimleri, CHP’nin birinci parti olmasıyla sonuçlandı. Mart 2025’ten itibaren, yargının araçsallaştırılması yoluyla yönetimi CHP’de bulunan belediyelere yönelik operasyonlar devam etti.
11.14 Mayıs 1950’de başlayan iktidarın serbest seçimler yoluyla el değiştirmesi sürecine, 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında düşürülen gölge hâlâ devam etmektedir. Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal ve siyasal tarihinin son 11 yılına ilişkin toplumsal belleğin sürekli canlı tutulması tarihsel ve demokratik bir sorumluluktur.
Türkiye’de emeğin, ezilenlerin ve hakikatin sesi olmak, büyük bedeller ödemeyi göze almaktır.
🔴 Metin Göktepe’nin “Ben bu gazeteyi çok seviyorum” diyerek canı pahasına savunduğu Evrensel, yarın 31. yaşını kutluyor!
🔴 İşçilerin, sendikacıların ve değerli yazarlarımızın tanıklıklarıyla hazırladığımız; gazetemiz Evrensel'i var eden o devasa kolektif ruhu yarınki 31. yıl özel sayımızda okuyacaksınız.
🔴 Hayatı muktedirlerin değil, sokakların ve işçilerin gözünden yazmaya devam edeceğiz.
Yarın bayilerde buluşmak üzere; emeğin ‘Evrensel’ sesi çok yaşasın!
31 yıl önce bir haziran gününde, işçilerin, emekçilerin ve alın teriyle yaşayanların sesi olmak için yola çıktık
Bir tomurcuk olarak başladığımız yolculukta, bugün de leylak gibi dirençle yarına uzanıyor; emeğin, hakikatin ve mücadelenin yanında durmaya devam ediyoruz
“gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor”
🗞️ #Evrensel31Yaşında
IRKÇILIK VE KADIN DÜŞMANLIĞI MİZAH DEĞİLDİR
Rahmi Koç tarafından bir hastane açılışında dile getirilen ve kamuoyuna yansıyan ifadeler; kadınları ve Kürtleri aşağılayan, ayrımcı kalıp yargıları yeniden üreten niteliktedir.
Kadın düşmanlığının ve ırkçılığın "mizah" adı altında meşrulaştırılmasını kabul etmiyoruz. Özellikle Kürt kadınlarını hedef alan bu söylemler, toplumdaki eşitsizlikleri ve ayrımcılığı yeniden üretmektedir.
Toplumsal etkisi yüksek kişilerin kullandıkları dil konusunda sorumluluk taşıdıklarını hatırlatıyor; insan onuruna, eşitliğe ve ayrımcılık yasağına aykırı bu ifadeleri kınıyoruz.
İSTANBUL BAROSU