Kız kardeşim bazen beni sinirlendirecek hareketler yapar aşırı sinirliyken bir mesaj atar içim gider hemen yumuşarım. Beni tanıyan ve hemen yatıştırabilen insanları daha çok seviyorum.
1 haftadır keyfim baya yerindeydi bugün fener maçını izledim gerildim.Şu takımdan da yemin ederim illallah ettik. Böyle oyun da olamaz İsmail hocanın direkt kovulması lazım.
Babam iyi hissettiği zaman çok mutlu olduğu zamanlar beni arıyor. Bayılıyorum bu huyuna. Bi arıyor keyifli keyifli bir şeyler anlatıyor. Vallaha şu anlar için yaşıyoruz.
2 aydır sık sık hastaneye geliyorum buradaki insanlar duygularını paylaşmayı seviyor. Bugün bir ablayı daha dinledim. Buradakiler sevdiklerinin bu süreçte yanında olmamalarını hastalıktan daha çok takıyor ve üzülüyor. Yalnız hissetmek en üzücü şeylerden biri gerçekten.
Şişhane’de süreki Antakya kebap yediğim mekan benim Hataylı olmayan arkadaşlara mezeyi sürekli ikram ediyormuş ben her gittiğimde meze parası ödüyordum az önce buna sigara yaktım. Cumartesi gidip abiye direkt bunu soracağım içime oturdu…
Samimiyet doğduğum büyüdüğüm topraklarda fazlasıyla var ama İstanbul’da yaşadığımdan beri en uzak olduğum ve özlediğim duygulardan biri. Bu sebeple biraz o samimiyeti o içtenliği hissedeyim hemen oraya çekiliyorum.
1 haftadır sitedeki güvenlikle oturuyor sohbet ediyoruz. Birkaç gündür de bize eşlik eden birkaç abi var. Hepsinin dünya görüşü istekleri benden çok farklı olmasına rağmen vakit geçirmeyi seviyorum. Bugün nedenini düşündüm sadece samimi ve içten olmaları beni kendilerine çekiyor.
Farketmesek de sürekli farklı eşiklerden geçmeye, her merhalede dönüşmeye devam ediyoruz. Eski hisleri, hevesleri vs özlemek veya istemek de manasız. Onlar o zamana aitti ve o zaman içinde değerliydi. Yaradan farklı bir noktada var etmek istiyor belli ki. Teslim olan huzur bulur.
Bu aralar yine Ankara’ya gidesim var. Her sene belirli aralıklarda bi özlem basıyor daha sonra kendimi Ankara’da buluyorum. Yaşadığım yer dışında bir yere ait hissetmek ve ara ara gitmek güzel hissettiriyor.
Bunu yazınca aklıma bir sürü örnek geldi de buraya yazmaya başlayınca durduramıyorum kendimi. Her neyse emek veren, gayret eden ve bunu gerçekten içinden geldiği için yapan herkese büyük sevgi ve saygı duyuyorum. Allah sayılarını arttırsın.
Bir sabah arabayı sürekli yıkadığım abi beni dolmuş beklerken gördü abi gel seni bırakayım her sabah araba gelene kadar alır getiririm dedi. Diğer sabah da bana yazdı. Laf olsun diye de söylememiş. Böyle şeylere mest oluyorum harbiden. Bu adam benden ne isterse yaparım artık…
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Özgür Özel:
-Açık konuşalım. Türkiye’de yıllardır kurgulanan bir düzen var. Bu düzen, değişmeyen aktörleri, siyasetçileri dayatan bir düzendir. Müesses Nizam, kendi siyaset kurgusu bozulmasın istemektedir. Bu kurguda da CHP’ye de bir yer tarif edilmektedir. Kimi, ‘Derin devlet’, kimi ‘Devlet aklı’ diyerek bu düzeni savunmaktadır. Bir avuç insanın menfaatine derin kılıflar uydurulmaktadır. Bugünün Müesses Nizamı, AK Parti'nin Kara Düzeni’dir. Müesses Nizamın çıkarları ile milletin çıkarları birbirinden ayrışmış, birbiriyle karşıt hale gelmiştir.
-Biz 100 yıl önce olduğu gibi bugün de Müesses Nizam’ın değil, milletin safında duran kadrolarız. Bu yürüyüş, milletin yürüyüşüdür. Bu yürüyüşü ayakta tutan, ilkelerimiz, ideallerimiz ve inancımızdır. Bu yürüyüşte atılan adımlar, çatılar, binalar, koltuklar, makamlar için değil, özgür, bağımsız, adil ve demokratik Türkiye için atılmaktadır. Aslolan mücadele ruhudur.
-Müesses Nizama işbirlikçi olanlara, kara düzenin sesi olanlara, milletimizin, partimizin, delegelerimizin vermediği görevi başka yerde arayanlara bu yürüyüşte yer yoktur. Cumhuriyet Halk Partisi arınacaksa, bu kara düzene payanda olanlardan arınacak. ‘Kazanan CHP’, ‘Kaybeden CHP’yi isteyenlerden arınacak. Çünkü artık kimse bizi yenilgiye alıştıramayacak. Ya Müesses Nizamın paslı zincirleri bu milleti saracak ya da milletimiz zincirleri kırıp yoluna devam edecek. Mesele budur.
-Hedef sadece CHP değildir. Tüm demokratik sistemimiz tehlikededir. O yüzden mücadele bir mevzi mücadelesi değil bir cephe mücadelesi olmalıdır. Tüm toplumsal muhalefetin bu süreçte bir arada durması inancımızı artırmıştır. Çünkü yapılacak ilk seçim otokratlar ve demokratlar arasında olacaktır. Demokrasiye ve adalete inanan herkesi, sendikaları, meslek örgütlerini, sivil toplumu, kurumları ve tüm siyasi partileri CHP’nin yanında durmaya değil, milletin yanında durmaya, kendi varlıklarına sahip çıkmaya çağırıyorum.
(Birgün)