Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar, tek bir alana müdahale ederek, salt güvenlik tedbirleri ile çözülebilecek sorunlar değil. Çocuğun gelişimi birden fazla sistemin etkileşimiyle şekilleniyor. Dolayısıyla çözüm de ancak bu sistemlerin eş zamanlı ve birbirini tamamlayan biçimde güçlendirilmesiyle mümkün. Bu tür olaylar karşısında en kolay yol, sorumluluğu tek bir yere yüklemektir. Ama en etkili yol, sorumluluğu paylaşmaktır. Bir çocuk, yalnızca ailesinin, yalnızca okulun ya da yalnızca toplumun ürünü değil ki; tüm bu sistemlerin kesişiminde var oluyor çocuklar. Herkes şapkasını önüne alıp biz nerede yanlış yaptık demek zorunda, muhalefeti yok etme peşine düşeceğinize memleketin hayati sorunlarına mı odaklansanız biraz da...
Hakkındaki soruşturmayı öğrendiğinde yurtdışından gelen, gerekli testleri yaptıran, haliyle kaçma şüphesine ve delilleri karartma ihtimaline dair somut ve olgusal bir temel bulunmayan, çağrıldığında geleceği bilinen Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Sadettin Saran’ın gözaltına alınması açıkça hukuka aykırıdır.
Soruşturma ile ilgisi olmayan ve yayınlanması özel hayatın gizliliğine açıkça aykırı olan yazışmaların ortaya dökülmesi ise soruşturmanın gizliliğinin ihlali olmasının ötesinde suç teşkil etmekte olup, toplumda yargısal süreçlerin adaletin tesisi için değil başka amaçlar için kullanıldığı algısını yaratmaktadır.
Yargısal süreçlerin kişilerin itibarlarını sarsmanın değil korumanın aracı olması gerektiğinin altını çizerek, farklı uygulamaların yakın geçmişte ülkemize, kişilere ve kurumlara verdiği telafisi imkansız zararları ve bunların bir hukuk devletinde yeri olmaması gerektiğini tekrar hatırlatırım.
Türkiye demokrasiye döndüğünde, yargıda köklü bir temizlik gerekecek. Bu çok açık. Başka türlüsü mümkün görünmüyor.
Bu bağlamda Arnavutluk deneyimi dikkate değer.
Bu ülkede 2016 yılında yargıda temizlik için Anayasa'ya bir hüküm eklediler. Bu hüküm ışığında "Yargıçların ve Savcıların Yeniden Değerlendirilmesi Kanunu" isimli bir kanun çıkardılar.
Kanun'a göre Meclis'in 3/5 çoğunluğuyla 5-9 yıl faaliyet gösterecek ve oldukça güvenilir isimlerden oluşan bir komisyon kuruldu.
Bu komisyon, tüm yargıç ve savcıları şu üç ölçüte göre yeniden değerlendirmeye tabi tuttu:
- Ayrıntılı bir malvarlığı araştırması,
- Organize suç örgütleriyle bağlantı taraması,
- Mesleki yeterlilik değerlendirmesi.
Bu sürecin sonunda Arnavutluk'taki yetersiz veya suça bulaşmış yargı mensupları (tüm personelin neredeyse yarısı) kalıcı biçimde meslekten çıkarıldı.
Konu İHAM'ın önüne geldiğinde Mahkeme bu tasfiye işlemini meşru gürdü ve Venedik Komisyonu ile iş birliğiyle yürütülen sürece vize verdi. (Bkz. Xhoxhaj/Arnavutluk)
Rabia Naz'ın babası Şaban Vatan hapse giriyor…
Eski AKP'li vekil Nurettin Canikli'nin açtığı hakaret davası sebebiyle 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı!
Pazartesi günü cezaevine girecek olan Şaban Vatan, “Katillerin mi yargılanıp hapis yatması gerekiyor yoksa kızı için mücadele eden bir babanın mı?” diyerek isyan etti.
https://t.co/NZAljH9Jkf
Gözaltına alınan Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere hızla yıkılmış kent için çalışmaya başladı. Birlikte gezdiğimiz yerlerde bunu gördük.
Seçildiğinde söylediği şey çok önemliydi: Kentin kaynaklarını Menzil tarikatına değil halka aktaracağız.
Bugün gözaltına alındı..
https://t.co/W0DwpQaTzA
Partimize dönük hiçbir kumpas, 19 Mart Darbesi’nden bağımsız değildir.
Bugünkü duruşmanın da; sonuç odaklı değil, partimizi tartıştırmaya, iktidar yürüyüşümüzü kesmeye, mücadele azmimizi kırmaya yönelik süreç odaklı bir siyasi operasyon olduğu ortadadır.
Asla hedeften şaşmayacağız, yolumuzdan dönmeyeceğiz!
Yarın 20.30’da; demokrasi ve adaletin 100 KARASINDA ve darbenin 100. KARA gününde, direnişin kalbinde Saraçhane’deyiz!
Ekrem Başkanımıza, yol arkadaşlarımıza sonuna kadar sahip çıkacağız.
Gençleri, kadınları, emekçileri, emeklileri… Bu ülkeyi seven herkesi her şeyin başladığı yere, Saraçhane’ye davet ediyorum.
22 Haziran 2025 tarihinde gazeteci Fatih Altaylı, bir Youtube yayınında yaptığı tarihsel ve sosyolojik bir değerlendirme nedeniyle, TCK 310/2 kapsamında yani “Cumhurbaşkanına karşı suikast hazırlığı” iddiasıyla tutuklandı.
Bu karar yalnızca ifade özgürlüğünü değil, ceza hukukunun evrensel ilkelerini de ağır biçimde ihlal etmektedir.
TCK 310/2 açıkça “fiili saldırı hazırlığı” ve “öldürmeye yönelik teşebbüs” gibi ağır ve cebir içeren eylemleri kapsar. Fatih Altaylı’nın sözleri ise herhangi bir saldırı kastı taşımayan, tarihi bir gözleme dayalı yorumdan ibarettir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bu maddeye dayanarak ceza verilebilmesi için “ölümle sonuçlanabilecek ciddi ve somut teşebbüs” şartını aramaktadır. Burada ise böyle bir unsur yoktur. Aksine, yalnızca ifade edilen düşünce vardır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik içtihadı da açıktır: Sert, sarsıcı ve rahatsız edici ifadeler bile ifade özgürlüğünün güvencesi altındadır.
Fatih Altaylı sabit ikametgahlı, sabıkasız, kamuya açık bir kişidir. Tutuklama, CMK 100 anlamında ne kuvvetli suç şüphesi ne de kaçma tehlikesi bakımından ölçülüdür. Bu yönüyle de açıkça orantısızdır.
Ayrıca belirtmek gerekir ki bazı çevrelerde “TCK 106’daki tehdit, TCK 310 kapsamında işlendiğinde katalog suç oluşur” gibi açıkça hatalı görüşler ileri sürülmektedir. Bu, yalnızca hukuki yanlış değil, aynı zamanda temel ceza hukuku ilkelerine aykırı bir mantıktır.
Tehdit suçu (TCK 106) ile TCK 310 tamamen farklı düzenlemelerdir. Tehdit, soyut bir korkutma fiilidir; TCK 310 ise fiili saldırı ve suikast hazırlığına ilişkin çok daha ağır ve fiziksel bir eylemi şart koşar.
-TCK 310 sözle işlenemez. Fiili hareket gerekir.
-Tehdit suçunun TCK 310 kapsamında “katalog suç”a dönüşmesi diye bir şey hukuken mümkün değildir.
-Cumhurbaşkanının adı geçmese dahi kast varsa ve fiili saldırı varsa TCK 310 uygulanabilir; ancak burada hem ad zikredilmemekte hem de saldırı fiili zaten bulunmamaktadır.
Ceza hukukunda kıyas yasaktır. Soyut bir yorumla TCK 106’yı 310’a dönüştürmeye çalışmak hem bilim dışı hem de tehlikelidir.
Savcılığın, TCK 299 gibi tartışmalı bir maddeyi bile yetersiz görüp doğrudan TCK 310/2 gibi son derece ağır bir maddeye yönelmesi; ceza hukukunun temel ilkelerinden biri olan kanunilik ilkesine açıkça aykırıdır. Anayasa Mahkemesi bile TCK 299’un uygulanmasında ölçülülük gerektiğini defaatle vurgulamıştır. 310 gibi ağır bir madde ise açık ve yakın tehlike içermeyen hiçbir durumda ifade özgürlüğünü bastırma aracı olarak kullanılamaz.
Bu tutuklama:
-Eleştirinin suçlaştırılmasıdır.
-Yargının araçsallaştırılmasıdır.
-Toplumda otosansürü yaygınlaştırma çabasıdır.
Fatih Altaylı derhal serbest bırakılmalı, bu süreç en fazla adli kontrolle yürütülmelidir. Aksi halde, hukuk devleti ilkesi daha da büyük zarar görecektir.
#FatihAltaylı
#SonDakika Ekrem İmamoğlu:
"Yol arkadaşlarımı, selam verdiğimiz insanları en değerli kutsalları olan aileleriyle tehdit ediyorsunuz. Mafyanın bile kullanmayacağı yöntemlere başvuruyorsunuz!
Buradan dostlarıma sesleniyorum:
Onurunuzu, haysiyetinizi, ailelerinizi ve evlatlarınızı koruyun.
Gerekirse önünüze konulan o iftiranameleri düzmece olduğunu bilerek imzalayın. Hiçbirinizin çocuğunun geleceği benim özgürlüğümden daha kıymetsiz değil.
Ben o imzaların yükünü tek başıma taşırım."
https://t.co/PFqCV8oAXe
Çok sanıklı dosyalarda doğal bir seçilimle mutlaka bir veya birkaç avukat, koordinasyonu sağlar. Özel olarak da tayin edilmez. Daha ziyade en ciddi suçlamalarla karşı karşıya kalanları savunanlar (örgüt lideri iddiası gibi) veya o dosya kapsamında çok müvekkili olanlar koordinatör avukat olur. Sanıklar arasında menfaat çatışması olmayan hallerde savunmaları güçlendirmek adına da sanık müdafileri koordinasyonla hareket eder. Bu, mesleğin icrasından kaynaklı en doğal hallerden biridir.
Sırf bu sebeple, yani @mehmettpehlivan mesleğini ifa etti diye tutuklamaya sevk ediliyorsa, hiçbirimiz güvende değiliz demektir. Hiçbirimiz.
savunma bakanı açıklama yapmış. 2016'dan beri kritik sistemlerde israil ürünü kullanılmadığını söylemiş. aşağıdaki belge 2022'ye ait. bu kez jandarma komutanlığı güvenlik duvarının israil merkezli aynı şirkete emanet edildiğini öğreniyoruz. @AliYerlikaya ?
https://t.co/LEG2BW2adg
genelkurmay başkanlığı güvenlik duvarının israil ordusuyla doğrudan bağlantılı bir israil firmasına emanet edildiğini biliyor muydunuz?
https://t.co/ksEC2WmZKu
Bu fotoğrafta gördüğünüz kişinin ismi Işıl. Kendisi 18 Mayıs Pazar günü vefat etti. Şimdi Işıl’ın başına gelenleri sizlere anlatıyorum. Bu yaptığım paylaşım, vefat etmiş evladı için bir babanın yardım çığlığıdır.
İBB Medya AŞ eski genel müdürü annem İpek Elif Atayman, sürüldüğü afyon cezaevinde 5 gündür yerde yatıyor. Devletine milletine maddi ve manevi hiç bir yanlışı olmayan sicili tertemiz bir insana yapılan bu insanlık dışı hareket kabul edilemez.
#karaleke@BelovacSerap
"İsrail'de çok önemli bağlantıları olan arkadaşlarımız var. Yani, eyvallah, İsrail'in Gazze'de müslümanlara soykırımını, bebek katliamını kınıyoruz, eyvallah, ama İsrail ile ticaret anlaşmamız var. 6 satıp 1 alıyoruz."
@ZeybekciNihat (Erdoğan'ın ekonomiden sorumlu yardımcısı)
Sanatçılar “terörsüz Türkiye istemiyor” diye bir liste yapmışlar.
Benim adımı da listeye koyup hedef göstermişler…
Ben “Hepimiz kardeşiz” derken,
siz daha nerede durduğunuzu bile bilmiyordunuz.
O zaman biz, bu ülkede insanlar ölmesin analar ağlamasın diye her alanda dil döküyorduk.
Ama şunu bilin… Terörden daha büyük bir sorunu var bu ülkenin. O da, “YOLSUZLUK “
Yolsuzluk, terörden on kat daha tehlikelidir. İç çatışmaya harcanan paranın üç katı yolsuzluk yapıldı bu ülkede.
Bir çocuğa tecavüz edenle, bu halkın ekmeğini, geleceğini çalan hırsızın farkı yok.
Yolsuzluk yapan siyasetçi veya her kimse, en büyük teröristtir.
Asıl yolsuzluk yapanlar yüzünden 40 yılda ülkenin düştüğü derin yoksulluğu görmelisiniz! Sokağa çıkın, insanlara dokunun. Milletin anası ağlamış anası.
Bugün…
Emekliler yaşam mücadelesi veriyorlar. Bir profesörün, hakimin, savcının, doktorun, öğretmenin, askerin, memurun, işçinin aldığı maaş yürek yakıyor.
Ama bir avuç hırsız hâlâ bu ülkenin kaynaklarını göz göre göre çalıyor ve yiyip bitiriyor.
Ben yıllardır bu ülkenin barışı için filmler yaptım, şarkılar söyledim.
Şunu çok iyi bilin ki…
Bu ülkeye barış gelse bile, bu denli büyük yolsuzluk ve adaletsizlik olduğu sürece bu ülke asla iflah olmayacak.
Yolsuzluk terörle eş değerdedir.
Şimdi siz de…
Adamsanız,
bu yazdıklarımı da televizyonlarda ve köşe yazılarınızda yayınlarsınız.
SORU - CEVAP | Gazeteci Metin Cihan'ın Erdoğan'ın oğlunun Gazze saldırıları esnasında İsrail’le ticareti sürdürdüğünü ispatlamasından dolayı hesabının sansürlendiğini ifade etmesi hakkında:
Erdoğan ve oğlu buna cevap vermelidir. Yalansa mahkemeye verin, yalan değilse neden susturuyorsunuz? Eğer doğruysa bu bir faciadır.
Çalık Holding'in önünde dövülerek öldürülen işçinin ailesi ile konuştum:
"Çenesi kırılmış, her yeri mor. Çene altında kesik var. Bize kalp krizi dediler."
"Saatlerce bulamadık. Verdikleri ölüm belgesinde 'yaralanma sonucu olmadığı' yazılı."
"Oğlunu evlendirecekti. 10 yıldır alamadığı parasını istemeye gitmişti. Daha önce defalarca kovulmuştu."