Mülteci Hukuku çalışmış bir avukat olarak söylüyorum: Savaştan kaçan Suriyelilerin geçici koruma statüsü - yasal çerçevede- sona erdiğinde, evlerine dönmeleri hukuki bir zarurettir. Yasalar bunu emreder. Aksini iddia edenler, açsın YUKK okusun. Tartışmaya açık bir konu değil. +
Artık ne haber seyrediyorum,
ne haber okuyorum…
Sinir sistemim, bünyem kaldırmıyor..
Seneye 70 oluyorum..
30 yılımı verdim…
Ömrümün son yıllarını da bu işlerle uğraşarak, stres içinde geçiremem…
Benden buraya kadar!!!!
AYM kararını tanımayan mahkemelerden, yasa uyduran ve yetki gasp ederek Anayasayı ihlal eden mahkemelere... Yargıdaki "yaratıcılık" gittikçe daha da gelişiyor.
Yapay zekanın hukuk alanındaki etkinliğinden ürken meslektaşlara tavsiyem, herhangi bir yapay zeka modeline, çok tanıklı bir iş davasındaki tanık beyanlarını yüklemeleri ve sonucu sormalarıdır. Model bu testten başarıyla geçerse, haber verin ben de bırakayım mesleği.
Bu sırada canım ülkemde app plaka cezasıyla, yargıdaki skandallarla, maden talanıyla uğraşıyoruz.
Sosyal medya, gerçeklerden kopuk ve tehlikeyi yalnizca sanal mecradan savuşturabileceğini düşünen, eylemsiz bir post-modern insan profili yarattı. Tehlikenin farkında olan yok.
Unfortunately leaving NATO won’t be to avoid foreign entanglements, we’ll be leaving NATO so we can side with Israel when Turkey & Israel eventually clash in Syria.
This is after we helped topple the secular Syrian gov & installed a former AQ/ISIS leader as president.
Time to stop playing arsonist & fireman in the Middle East, it’s just not worth it.
12 tapu, 4 de konut satışı…
19 yıl boyunca bütün maaşlarını biriktirse, bir ekmek, bir şişe su dahi alıp içmese toplamı 45 milyon lira.
Ama toplam 452 milyon liralık gayrimenkul var.
Milletimize tarih önünde emanet ediyorum.
Kısa bir süre önce, Barış Akademisyenlerinin imzaladıkları bildiride ortaya koydukları görüşlerinin ifade özgürlüğü kapsamında olduğuna ilişkin AYM kararının kendisi için bağlayıcı olmadığını karar altına alan Danıştay 5.Dairesi, bu "içtihadı" nı değiştirmiş, bu kez AYM kararlarının kendisi için bağlayıcı olduğu sonucuna ulaşmış...
Şimdi sormak gerek: Hukuk devletinin başta gelen ilkelerinden olan hukukî güvenlik ve istikrar nasıl tesis edilecek? 5.Dairenin ilk "içtihadı" doğrultusunda terör örgütleriyle irtibatı ve iltisaklı" oldukları kabul edilerek görevlerine dönemeyecek olan akademisyenlerinin mağduriyetleri nasıl giderilebilecek? Bu akademisyenlerin, nihâyetinde bir OHAL önlemi niteliğinde olan ve de OHAL'in kalkmasından sonra etkilerinin tamamen tükenmesi gereken bu işlemler nedeniyle akademiden ve hatta herhangi bir kamu görevinden ilelebet uzak tutulmaları nasıl açıklanabilecek?
Bir ülkede bir savcı varmış Cumhurbaşkanına bağlı şirketindende maaş alıyormuş. Bu savcı Cumhurbaşkanın en büyük rakibini tutuklatıp hapise atmış fıkra bu kadar 🥸
Akın Gürlek
Yalnızca rüşvetten, ısmarlama karardan basit soruşturmalar yaparak bu iş çözülmez. Siyasi kriminaller, kirli sermaye de bu ağır suçun ortağıdır. F tipi tarifesi uygulanmalı. Yasal düzenleme yapılmalı. Bu kadar netim.
Çantacılık yapan avukatlar, rüşvetçi hakim ve savcılar, koca bir yargı mekanizmasının işleyişini mahvetmiş durumda. Cefakar, dürüst, namuslu avukat, hakim ve savcılara bu sistemde ne yazık ki yer yok. Bunlardan başlasan, siyasi ayağına uzanıyor. Oradan sermayeye. Çürümenin +
Masak,MİT, CB ve TBMM koordine olup yargıyı temizlemezse, bu milli güvenlik meselesi, millet ve devlet arasındaki aidiyeti bitirir. Yargıda rüşvet ve görevi kötüye kullanma, Anayasal düzene yönelik suçtur, hafife alınamaz. Toplumsal sözleşmeyi işlevsiz kılan kimlik sahiplerine+
Kabaca 300-500bin kriminal var, koca ülkeye kan kusturuyor. Böyle bir şey olamaz. Failed state değilsek, eğer hâlâ bir yerlerde vatansever bürokratlar varsa, bu eyleme bağlı çok geniş bir operasyon başlatmaları, milleti ve devleti kriminallerden temizlemeleri gerekir.
Sahte diploma meselesi basit bir dolandırıcılık veya bilişim sistemlerine izinsiz müdahale suçundan öte, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya dönük örgütlü bir terör eylemidir. Diploma alanlar ve kullananlar da bu eylemin failidir. Bunlara ahlaksız deyip geçemeyiz.Hepsi suça ortak
Gazeteci Fatih Altaylı’nın tutuklanmasının ardından ortaya çıkan tablo şu:
Müsaade edilen sınırların ötesine geçen muhalif söylem — hele ki eylem — artık oldukça kapsamlı bir kriminalite değerlendirmesine konu teşkil ediyor.
Diğer yandan sosyal medyadaki tartışmalara baktığımızda, Altaylı’ya savcılık tarafından isnat edilen suçlamadan çok, tutukluluğunu meşrulaştırmak amacıyla farklı gerekçelerin öne çıkarıldığı görülüyor: 28 Şubat’taki tavrı, “İsrail ajanı” ya da “etki ajanı” olmakla itham edilmesi, “gayrimilli” bulunarak göz önünden çekilmesi gerektiği gibi konular… Öyle ki, neredeyse gündemde tutulan asıl mesele artık savcılığın resmi suçlaması değil, bu tali ve siyasi yorumlar.
Doğrusu bu durumun bir siyasi anlam ve mesaj taşıdığı sonucuna varmanın “abartılı” bir yorum olduğunu düşünmüyorum.
Öte yandan, vicdan, insaf, izan ve asgari düzeyde Türkçe bilgisi, Fatih Altaylı’ya yöneltilen suçlamaların ciddiyetini ve isabetini değerlendirmek için fazlasıyla yeterli.
Türkiye, seçeneksiz, steril ve muhalefetin sınırlarının, her boyutuyla, önceden çizildiği bir seçim atmosferine doğru gidiyor. Ortaya çıkan manzara, bir zamanlar “burun”, “aksak”, “kızıl”, “şehzade” ve “hürriyet” kelimelerinin jurnal konusu olduğu dönemleri hatırlattıkça korkarım ülkenin kırılganlığı da artacaktır. Böyle bir ortamda, “ileri demokrasi” getirecek bir Anayasa’yı yapma iddiasına kim, nasıl inanabilir? Bu koşullarda iş sonunda ocakta mundar olan “menemen”e takılıp kalır…