Yargıtay 5. Hukuk Dairesi inat etti, enflasyon sebebi ile alacağın erimesinin munzam (aşkın) zarar saymam diyor.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2025/1704 E. 2026/1019 K. bugün resmi gazetede yayınlanan kanun yararına bozma kararında " .. ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez.. ükemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemeyeceği gibi ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir." şeklinde önceki tespitlerine devam edeceğini ilan etmiş oldu.
Halbuki Anayasa Mahkemesi 29.09.2025 tarihinde resmi gazetede yayınlanan Caner Şafak başvurusu kararıyla pilot karar oluşturmuştu. Bu kararda yüksek enflasyonun olduğu dönemde kişilerin alacaklarının değeri, temerrüt faiziyle korunamadığı için munzam zarar istenmesinde Yargıtay daireleri arasında görüş ayrılığı olduğunu belirtmişti. Yine nu kararında Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29/3/2022 tarihli ve 2021/11-938 E., 2022/401 K. sayılı kararı ile sırf enflasyon yüksekliği üzerine taleplerin soyut olacağını ve munzam zararı ispat etmeyeceğine hükmettiğini belirterek Hukuk Genel Kurulunun bu kararından sonra Yargıtay 6. Hukuk Dairesi dışındaki dairelerin Hukuk Genel Kurulunun kararına uygun karar verdiği tespit etmişti.
Caner Şafak kararın önemi, Anayasa Mahkemesi daha önce devletin borçlu olduğu durumlarda, uzun yargılama süreçleri veya ödeme gecikmeleri nedeniyle alacağın enflasyon karşısında ciddi şekilde değer kaybına uğramasını mülkiyet hakkı kapsamında incelemiş ve bu tür durumlarda ihlal kararları vermişti. Ancak Caner Şafak kararında Mahkeme bu yaklaşımını bir adım ileri taşımış özel kişiler arasındaki borç ilişkilerinde de alacağın enflasyon nedeniyle değer kaybına uğramasının mülkiyet hakkının usulî boyutu bakımından değerlendirilmesi gerektiğini açık biçimde ortaya koymuştu.
Anayasa Mahkemesi ayrıca bu sorunun münferit bir uyuşmazlık olmaktan öte yapısal bir nitelik taşıdığını tespit etmiş ve bu nedenle pilot karar usulünü uygulamıştı. Pilot karar kapsamında benzer nitelikteki başvuruların incelenmesi altı ay süreyle ertelenmiş, bu süre içinde yasama organı veya yargı içtihadı yoluyla sorunun giderilmesi beklenmişti.
Bu erteleme süresi 29 Mart tarihinde dolmaktadır. Ancak gelinen noktada, sorunun çözümüne yönelik herhangi bir kanuni düzenleme yapılmadığı görülmektedir. Yargısal içtihat bakımından da, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi dışındaki dairelerin Hukuk Genel Kurulu’nun yaklaşımını sürdürdüğü, enflasyon kaynaklı değer kaybını tek başına aşkın (munzam) zarar olarak kabul etmedikleri hatta Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin kanun yararına bozma vererek resmi gazetede yayınlattığı ortadadır.
Dolayısıyla pilot kararın öngördüğü süre içerisinde yapısal sorunun giderilmemesi, Anayasa Mahkemesine aynı nitelikteki çok sayıda bireysel başvuru yapılmasına yol açacaktır. Bu başvurularda verilecek ihlal kararları ise yeniden yargılama süreçlerini beraberinde getirecek ve hem derece mahkemeleri hem Yargıtay hem de Anayasa Mahkemesi açısından önemli bir iş yükü doğuracaktır.
Başka bir ifadeyle, yüksek enflasyon dönemlerinde alacağın reel değerinin korunmasına ilişkin meselenin yalnızca bireysel başvuru yoluyla çözümlenmesi yerine, yasama organı veya içtihat birliği sağlayacak yüksek yargı kararları ile açık ve öngörülebilir bir çerçeveye kavuşturulması, hem mülkiyet hakkının etkin korunması hem de yargı sisteminin sürdürülebilirliği bakımından zorunlu görünmektedir.