Zorunlu arabuluculukla ilgili AYM ihlal kararı:
Anayasa Mahkemesi Bugünkü Resmi Gazetede yayımlanan bireysel başvuru ihlal kararında, zorunlu arabuluculuk başvurusunda işe iade seçeneğini işaretlemeyen başvurucunun, (arabuluculuk son tutanağında işe iade konusunda anlaşmaya varılamadığı yer almasına rağmen) usulüne uygun bir arabuluculuk başvurusunun olmadığı ve dava şartının sağlanmadığı sonucuna varan BAM’ın bu kararını hukuka aykırı bulmuş, kararın aşırı şekilcilik nedeniyle mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği sonucuna varmıştır.
SGK’nın protez ve ortez ödeme desteklerinin yetersizliğini,BM Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme kapsamında değerlendirdiğimiz ve yapılacaklara dair hukuki bilgilendirmelerde bulunduğumuz programı linkten izleyebilirsiniz.👇🏻
2.Sezon Başlıyor...
19 Eylül 2026 Cumartesi 16.00 Canlı yayın ile ekrankarda sizlerle birlikte olacağız.
Protez ve Ortez'lerdeki ihtiyaçlar neler ? Nasıl olmalı ? İhtiyaçlar karşılanıyormu ?
Bu konuyu gündeme getireceğiz.
@ulusalkanal@avguldendogan
Eğitimde Sağlamcılığa Hayır!
Engelli çocukların eğitim hakkı okulun kapısında başlayıp bitmez. Eşit, erişilebilir ve ayrımcılıktan uzak bir eğitim için velilerin haklarını ve başvuru yollarını bir araya getirdik.
📘 Engelli Çocukların Eğitim Hakkı İçin Veli Rehberi yayında.
Ben üç çocuk sahibi bir anneyim.
35 yıllık avukatım,
1 yıl belediye başkanlığı yaptım, 1,5 yıldır hapis yatıyorum.
Suçum yok, delil yok, suç iddiası olan kişilerle temasım yok.
Buna rağmen tutukluluğum devam ediyor. İddiaların hepsinden suçlu bulunsaydım bile yattığım süre göz önünde bulundurulup salınmam gerekirdi.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu tip bir mağduriyet yaşatılan ilk kişiyim.
Benden ne isteniyor?
Çocuklarıma ve memleketime kavuşmak için ne yapmalıyım?
@yankibuyuksezer Müvekkil bizim iş çıkmadı paketten diyor bugün,bekleriz 13 de çıkar,o da olmazsa 14 çıkar dedim,seçime daha var,neler çıkar neler…Beklemedeyiz.😅
Yeni değişikliler ile faiz hususu ciddi can yakacak.Kısmi dava da faiz mağduriyetini net şekilde dosyalarda göreceğiz.Alacaklı bu sistemde mağdur edilmeye devam ediliyor maalesef…
Dikkat:
Yakında yürürlüğe girecek yasa hükmü ile haksız fiillerde faiz “karar” tarihinden işletilecek ve Anayasa Mahkemesi iptal kararıverinceye kadar pek çok kişi
hak kaybına uğratılacaktır.
Çünkü:
1) 12.Yargı Paketi ile 6098 sayılı TBK’nun 55.maddesine
bir fıkra eklenerek, işleyecek dönem tazminat tutarı için
(yani tazminatın asıl büyük kısmı için) faizin “karar” tarihinden işletileceği hükmü konulmuştur.
2) TBK 55. maddesine eklenen bu fıkra, önce
TBK. madde 117'deki “haksız fiilde fiilin işlendiği
tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur” hükmüne aykırıdır ve 55.maddeye eklenen bu fıkra geçerliyse
iki madde birbiriyle çelişmiş olacaktır.
3) Ayrıca, faizin karar tarihinden başlatılması, “Zarar veren daima temerrüt halindedir ve faizin başlangıcı zararın doğduğu tarihtir.”(Fur semper n moro) zevrensel hukuk kuralına aykırıdır.
4) Yapılan düzenlemenin gerekçesi, olay tarihinden hesap tarihine kadar geçen sürede artan ücret ve kazançlar üzerinden tazminat hesaplandığı ve
bunun faizin yerini tuttuğudur.
Bu gerekçe yanlıştır. Çünkü:
a)TBK 117.maddesine ve evrensel hukuk kuralına göre, zararı derhal ödemekle yükümlü olan borçlu, olay tarihinde temerrüde düştüğü için, borcunu ödeyeceği tarihe kadar zamanında ödemediği paranın “nema”sından yararlanmakta, böylece “malvarlığında haksız çoğalma” olmakta; buna karşılık alacağını zamanında alamayan alacaklının “malvarlığında
azalma” olmaktadır. (Bu konuda Anayasa Mahkemesi'nin pek çok kararları vardır.)
b) Nema, kanuni faiz değildir: parayı elinde bulunduranın “yatırım” aracıdır; iyi değerlendirirse, faizin çok üzerinde kazanç elde etmiş olacaktır ve zamanında parasını alamayan alacaklı bu kazançtanyoksun kalmış olacaktır.
c) Öte yandan ülkemizde 1980 yılından beri paranın alım gücü hızla ve sürekli düşmektedir. Özellikle son otuz yılda yüksek enflasyon nedeniyle zamanında ödenmeyen alacak aşınmakta ve “değer” kaybetmektedir. Bu yüzden rakamsal olarak artmış gibi görünen, aslında artmayıp alım gücü düşen ücret ve kazançlar üzerinden yapılantazminat hesabında, borçlu zararına bir durum söz konusu değildir,
d) Burada da kaybeden alacaklıdır. Çünkü, yüksek enflasyon, paranın alım gücündeki aşırı düşüş nedeniyle alacak aşınmakta ve değer kaybetmektedir.
5) Alacağın değer kaybı konusunda, son on yıldan beri Anayasa Mahkemesi çok sayıda kararlar vermiş bulunmaktadır. Bu kararlarda “zamanında ödenmeyen alacağın, enflasyon koşullarında paranın alım gücü oranında değer kaybına uğradığı şu gerekçelerle
kabul olunmuştur:
a) Alacaklının alacağını geç tahsil etmesi halinde, enflasyon karşısında meydana gelen “değer kaybının” giderilmemesi, “alacağına gerçek değeriyle” ulaşmasını engellemekte; borçlunun ise borcunu gerçek değerinin altında ödemesine yol açmaktadır. Bu durm, taraflar arasındaki adil dengeyi alacaklı aleyhine bozmakta ve alacaklıya ölçüsüz bir külfet yüklemektedir. Adil dengenin kurulabilmesi için borçlunun borcunu gerçek değeri üzerinden ödemesi gerekir.
b) Yüksek enflasyonist ortamlarında parayı elinde bulundurmanın ve çeşitli yollarla değerlendirmenin “getirisi” para borcunun ödenmesi sırasında ödenecek “kanuni faiz oranının” çok üzerinde olacağından borçlu borcunu süresinde ödemekten kaçınabilecektir. Para borcunun belirtilen sebeplerle geç ödenmesi alacaklının yoksun kaldığı paranın ödendiği tarihe kadar geçen sürede enflasyon etkisiyle makul olanın ötesinde bir ekonomik kayıp yaşamasına neden olacaktır,
c) Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, altının olağanüstü değerlenmesi, paranın satın alma gücünde azalma etkisiyle, zamanında ödenmeyen alacağın değer kaybetmesi, “borçlunun malvarlığında çoğalma” ve “alacaklının malvarlığında azalma” sonucunu doğurmakta; borçlunun malvarlığındaki haksız çoğalmayı alacaklıya vermesi gerekmektedir" denilmiştir.
6) Görüldüğü gibi, TBK’nun 55.maddesine 12.Yargı paketi ile eklenen haksız fiillerde faizin “karar tarihinden” işletileceğine ilişkin düzenleme,
a) TBK’nun 117.maddesindeki “haksız fiilde fiilin işlendiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur” hükmüne;
b) “Zarar veren daima temerrüt halindedir ve faizin başlangıcı zararın doğduğu tarihtir.”(Fur semper n moro) evrensel hukuk kuralına, hak ve adalet ilkelerin aykırıdır.
c) Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği gibi, geç ödeme nedeniyle, “borçlunun malvarlığında çoğalma” ve “alacaklının malvarlığında azalma” olmakta; borçlunun malvarlığındaki haksız çoğalmayı alacaklıya vermesi gerekmektedir.
d) Gene Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği gibi, yüksek enflasyon koşullarında paranın alım gücündeki düşüş nedeniyle, zamanında ödenmeyen alacaktaki değer kaybının borçlu tarafından ödenmesi gerekmektedir.
7) TBK 55.maddesine eklenen fıkradaki bir başka yanlış da, uzun uzun tazminat hesaplarının nasıl yapılacağının anlatılmasıdır. Bu, şunun için yanlıştır:
a) Tazminat hesapları kanunla düzenlenmez; bu, teknik bir konudur;zamanla formüller, kurallar ekonomik göstergelere göre değişebilir.
b) Bundan önce de iki kez tazminat hesapları kanunla düzenlenmiş ve iki kez Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.
Birincisi 2016 yılında, diğeri 2021 yılında Karayolları Trafik Kanunu’nun 90.maddesinde yapılan değişiklikle “tazminatların sigorta genel şartlarına göre hesaplanması” Kanun hükmü haline getirilmişse de,
her iki kanun değişikliği de Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiştir.
Sonuç: TBK 55.maddesine eklenen akılalmaz fıkra Resmi Gazete’de yayınlanır yayınlanmaz derhal Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açılmalı ve büyük haksızlıklara ve hak kayıplarına neden olunacağı
belirtilerek ivedi iptali istenmelidir.
(Yukardaki açıklamalarımız iptal davası açacak olan milletvekillerine "iptal gerekçesi" olarak kullanılmak üzere gönderilecektir.)
🔴 12. YARGI PAKETİ RESMÎ GAZETE'DE YAYIMLANDI
▪️ HAGB kararlarına karşı istinaf, istinaf kararlarına karşı da kanuni şartları varsa temyiz yolu açıldı.
▪️ HMK m.107 (Belirsiz Alacak Davası) yürürlükten kaldırıldı. Kısmi davalarda tahkikat bitinceye kadar iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talep artırımı yapılabilecek.
▪️ Duruşmalar arasındaki süre, zorunlu hâller dışında 3 ayı geçemeyecek.
▪️ SEGBİS / e-Duruşma uygulamasının kapsamı genişletildi; uzaktan katılıma ilişkin usuller yeniden düzenlendi.
▪️ İcra ve ortaklığın giderilmesi satışlarında elektronik satış sistemi, teminat, ihale bedelinin yatırılması, paydaşlara satış ve ihalenin sonuçlarına ilişkin önemli değişiklikler yapıldı.
▪️ İstinaf ve temyiz sistemi yeniden düzenlendi; bazı kararlar bakımından kanun yolu genişletilirken, bazı dosyalarda parasal sınırlar ve inceleme usulleri değiştirildi.
▪️ Bölge Adliye Mahkemesinin yeniden esas hakkında verdiği kararlarda, sadece vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin uyuşmazlıklarda temyiz yolu kapatıldı. Ayrıca temyiz edilebilirlik bakımından yeni parasal değerlendirme ölçütleri getirildi.
▪️ Kaçak sanık hakkında mahkûmiyet verilebilmesinin şartları yeniden düzenlendi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Ceza Genel Kuruluna itiraz yetkisi genişletildi.
▪️ IBAN, banka kartı ve kripto varlık hesaplarının suçta kullandırılması fiilinin yalnızca hesap kullandırmakla sınırlı kalması hâlinde cezada yarı oranında indirim öngörüldü.
▪️ Kanuni faiz, destekten yoksun kalma tazminatı, bilirkişiye başvurma, noterlik işlemleri, Adli Tıp Kurumu, hakim-savcı yardımcılığı sistemi ve elektronik satış portalına ilişkin önemli değişiklikler yürürlüğe girdi.
▪️ Kanuni faiz oranının belirlenmesinde esas alınacak sistem değiştirildi; TBMM ve TTK kapsamındaki faizlerde TCMB reeskont faizi esas alınacak.
▪️ Destekten yoksun kalma ve bedensel zarar tazminatlarında, faiz başlangıcı ve yapılan ödemelerin tazminattan mahsup usulü yeniden düzenlendi.
▪️ Bilirkişiye başvurma, hâkim ve savcılar bakımından mesleki yetkinlik ölçütleri arasına açıkça eklendi.
▪️ Noterlik işlemlerinde, mahkeme ve savcılıkların talep ettiği noter evraklarının elektronik ortamda güvenli şekilde gönderilmesine imkân tanındı.
▪️ Hâkim ve savcı yardımcılığı sisteminde, eğitim programı ile yazılı ve sözlü sınav usulleri ayrıntılı olarak yeniden belirlendi.
▪️ Elektronik satış portalı (UYAP) üzerinden yapılacak satışların usulü ile vesayet makamının onay süreci yeniden düzenlendi.
⚖️ 7589 sayılı Kanun, yargılama usullerini ve avukatlık uygulamasını doğrudan etkileyecek kapsamlı değişiklikler içeriyor.
Tam metni👇🏻
https://t.co/bUkEWSI0MQ
Noter Aracılığıyla Gönderilecek Bir Kısım Fesih İhbarlarının ve Cayma Hakkına İlişkin İhbarların Damga Vergisine Tabi Tutulmasına İlişkin Genelgenin Yürütmesi Durdurulmuştur
👉 https://t.co/Hdm9NdCuqF
Belirsiz alacak davasının kaldırılmak istenmesinin temel nedeninin,“işçi alacağı” davalarından duyulan rahatsızlık olmasına göre,çbunun nedenleri üzerinde durmak ve yanlışlığını göstermek istiyoruz.
1) Deniyor ki. İstisnai bir dava türü olmasına rağmen, İş uyuşmazlıklarında belirsiz alacak davası olağan hale getirilmiş olup, bu durum, hukukî güvenlik açısından sakıncalar yaratmıştır. Hangi güvenlik, sakıncalar ?
Belirsiz alacak davası, etkin bir hukuki koruma yanında, uyuşmazlıkların daha basit, daha az masraflı, daha hızlı giderilmesine hizmet ettiği; tazminat ve alacak miktarlarının başlangıçta kesin bilinememesi durumuna bir çözüm getirdiği için mi sakıncalıdır ? Bir uyuşmazlığın iki veya birkaç dava açmak yerine, usul ekonomisine uygun olarak, tek davada sonuca bağlanabilmesi mi sakıncalıdır ?
Hayır bunların hiç biri değil. Tek sorun işçi alacağı davalarının belirsiz alacak davası biçiminde açılmasından duyulan rahatsızlıktır.
Neden rahatsız olmuşlardır ?
Bu dava türünü anlayamadıkları, kavrayamadıkları için mi ? Yoksa, Muhammet Özekes hocamızın dediği gibi, Almanların yüz yıldır uyguladığını, on yıl uygulayamama beceriksizliğinin açık itirafı mı?
2) Deniyor ki: Belirsiz alacak davası yargıda bir karmaşaya (kaosa) neden olmuş; Yargıtay hep çelişkili kararlar verdiği için bir içtihat birliği yaratılamamıştır, Böyle deniyor. Hayır bu da doğru değil. Şöyle ki:
a) Haksız fiillerden kaynaklanan ölüm ve bedensel zararlar nedeniyle, belirsiz alacak davası biçiminde açılan davaların (özellikle trafik ve iş kazalarının) inceleme yeri olan Özel Daireler (17.Hukuk, 4.Hukuk, 11.Hukuk, 21.Hukuk Daireleri) arasında bir içtihat uyuşmazlığı olmamış; hepsi aynı yönde, aynı biçimde kararlar vermişlerdir. (Bu konuda tarafımdan çok sayıda kararlar incelenmiştir.)
b)Belirsiz alacak davasının uygulanmasında sorunlar ilk derece mahkemelerinde yaşandı. Hakimlerin, önceki kısmi döneminden gelen alışkanlıkla, dava değerinin artırılmasına “ıslah” demeleri, davacıdan ıslah dilekçesi istemeleri; artırılan kısım için faizi (özellikle işçi alacağı davalarında) artırım tarihinden başlatmaları gibi sorunlar yaşandı ve yaşanmakta. Hakim atamaları rasgele yapıldığı, uzmanlaşmaya olanak tanınmadığı, yirmi yıl savcılık veya ceza hakimliği yapmış kişi, iş mahkemesine atandığı için. bu yanlış uygulamalar hep yaşanacaktır. Bunda kabahat belirsiz alacak davasında değildir.
c) İşçi alacağı davalarına bakan 7’nci, 9’uncu ve 22’nci Hukuk Dairelerinden, 7.Hukuk ve 9.Hukuk Daireleri bu dava türünü hemen benimsemişler ve çok doğru, yolgösterici, uygulamayı yerleştirici kararlar vermişlerdir. (Karar örneklerini ilerde vereceğim)
c) Buna karşılık 22.Hukuk Dairesi belirsiz alacak davasını bir türlü benimsememiş, bu dava türüne direnmiş; uygulamayı alabildiğine kısıtlamış, bir takım katı kurallar koymuş; Hukuk Genel Kurulu’nu dahi etkilemiş: çok sayıda haksız ve adaletsiz kararlar vermiş; Hukuk Genel Kurulu da bu haksızlıklara ortak edilmiştir.
Bu konuda iki karar örneği vereceğim:
Birincisi, işçilik alacaklarıyla ilgili dava “belirsiz alacak davası” biçiminde açılmış olmasına. dava“kanıtlanmış" bulunmasına karşın, mahkemece davanın “kısmi dava” olarak nitelenmesi nedeniyle, 22.Hukuk Dairesince “usulden reddi” gerektiği gerekçesiyle bozma kararı verilmiş; direnme üzerine Hukuk Genel Kurulu da, Özel Daireye uyarak, "kanıtlanmış" davanın reddi gerektiği yönünde akla ve mantığa sığmayan haksız ve adaletsiz bozmaya uymuş; buna onyedi üye karşı çıkmıştır. (HGK. 17.06.2015, E. 2015/22-1052 K. 2015/1612 sayılı kararı)
İkincisi: Belirsiz alacak davası biçiminde açılan davada, alacak “kanıtlanmış” olmasına karşın, işçinin alacağını “belirleyebilecek” durumda olduğu, belirsiz alacak davası açmasında “hukuki yarar” bulunmadığı, davanın usulden reddi gerektiği gerekçesiyle bozma kararları verilmiştir. (Örnek: Yargıtay 22.HD.06.04.2017, E.2017/6458-K.2017/ 7700 sayılı, HGK 07.07.2021 E.2021/2485-K.2021/971 sayılı kararları.)
3) Yukardaki son kararda, işçi alacağını “belirleyebilece” durumda ise, belirsiz alacak davası açamayacağı görüşü, işçi alacağı davalarına bakan üç daireden 7’nci hukuk dairesinin kapatılmasından, 9’uncu ve 22’nci dairelerin 9’uncu daire çatısı altında birleştirilmesinden sonra oluşturulan “ilke kararların” en önemli kuralı oldu.
4)İşçi alacağını “belirleyebilecek” durumda ise belirsiz alacak davası açamayacağı kuralı, işçi alacağı davalarının yargıda nasıl görüldüğünü bilmeyenlerin yanlışıdır. Şöyle ki:
a) İşçinin alacağını “belirleyebilecek” durumda olduğu söylemi bir kavram yanlışıdır. İşçi elbette kendisine ödenen ücreti, ayda cebine kaç para girdiğini, işverenden ne kadar alacağı olduğunu kesin olarak “bilebilecek” durumdadır. Ücreti bordrolarda asgari ücretten gösterilmiş olmasına rağmen, elden ödenen paraların miktarını bilir, bilmemesi hayatın olağan akışına aykırıdır.
b) Peki sorun ne diyeceksiniz. Sorun, alacağı“bilemeyecek” durumda olmak değil, “KANITLAYAMAYACAK” durumda olmaktır. İşveren, açılan alacak davasında doğruyu söylese, zaten dava açmaya da gerek kalmayacaktır. Ama işveren vekilleri, işçinin iddialarını inkar ederler. mahkemeye belge sunmazlar.
c) Oysa HMK 107.maddenin 2.fıkrasında “Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir” denilmiştir.
Soruyorum:
İşverenler yasanın bu hükmünü yerine getiriyorlar mı ? İşçinin özlük dosyasını, ücret ve prim bordrolarını, izin defterlerini mahkemeye sunuyorlar mı ?
İş hukuku avukatlarına ve iş mahkemesi hakimlerine bir sorun bakalım. işler nasıl yürüyor?
d) Belirsiz alacak davasını istemeyenler sırça köşklerinden çıkıp şöyle bir sahaya inselerdi, çoğu işçi alacağı davalarında işverenlerin ısrarla belge sunmadıklarını, hatta işçi özlük dosyası ve izin defteri tutmadıklarını, mühendis, teknisyen ve usta işçilerin dahi ücret bordrolarının asgari ücretten düzenlendiğini, gerçek ücretlerin elden ödendiğini, fazla mesailer için kayıt tutulmadığını, işe giriş tarihinden çok sonra sigortaya bildirim yapıldığını, işçinin haberi olmadan işe giriş ve çıkışlar yapıldığını, böylece hizmet sürelerinin az gösterildiğini, daha nice işçiye hak kaybettirici ne tür
işlemler yapıldığını. İş Kanunu’nun emredici nitelikteki 37.maddesine göre, her ay işçinin ücreti ödenirken, ücretin ayrıntılarını açıklayan “ücret hesap pusulası” verilmediğini öğrenmiş olacaklar; belirsiz alacak davasını kaldırmanın ne büyük hata olduğunu anlayacaklardı.
c) Yukardaki açıklamalarımızdan anlaşılacağı üzere, işçi, ücret alacağının miktarını “bilemeyecek durumda” olduğu için değil, “KANITLAYAMAYACAK” durumda olduğu için belirsiz alacak davası açmak zorundadır.
Not:
1) Yarın bu konuyu yeniden ele alacağım ve yukardaki tespitlerden sonra, işçi alacaklarının neden belirsiz alacak davası biçiminde açılmasının zorunlu olduğunun yasal dayanaklarını göstereceğim.
2)Ayrıca, Yargıtay 9.Hukuk ve 22.Hukuk Dairelerinin, 9.Hukuk çatısı altında birleşmesinden sonra, belirsiz alacak davasına ilişkin ilke kararlarını eleştireceğim; işçinin neden belirsiz alacak biçiminde dava açmak zorunda olduğunun haklı nedenlerini bir kez daha göstereceğim.
@celikahmet8179 Uygulamada yorumda,çözümsüzlükte diretenler nedeniyle bu değişikliğe gidilmesi izah edilir değil.İyi oldu deniyor ama başkaca sorunlar çıkacağı kesin, çıktığı için getirilmişti zaten.Faiz başlangıcı,talep artırım mekanizması,ıslah farkı…
KAZANÇ KAYBI VE İKAME ARAÇ TAZMİNATINA İLİŞKİN TAKDİRE ŞAYAN GÜNCEL BİR YARGITAY VE İSTİNAF KARARI
Yrg. 11. HD., T. 11.3.2026, E. 2025/4441 K. 2026/1451
BİLİRKİŞİ MAKUL TAMİR SÜRESİNİ 60 GÜN OLARAK TESPİT ETTİ. MAHKEME TAMİRDE GEÇEN SÜRENİN TAMAMI İÇİN (120 GÜN) araç mahrumiyet ve kazanç kaybı tazminatı ödenmesine karar verdi. İSTİNAF VE YAGITAY KARARI ONAYLADI
“Davacının makul onarım süresi dışında kalan süre için araçtan mahrum kalması nedeniyle zararının tazminini davalıdan talep edebileceği, makul süre dışında aracın onarımda kaldığı sürenin ise 165 gün olup, davacının ıslah dilekçesi ile talebini 120 gün olarak istediği, 360,000,00 TL ticari gelir kaybının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan istenebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 11.03.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.”
DİĞER BİR KARAR DA İSTİNAF KARARI
İSTANBUL BAM 3. Hukuk Dairesi, T. 03.07.2025, E. 2024/3666, K. 2025/1792
“Hal böyleyken, davalının davacıya ait aracın tamirinde kullanılacak yedek parçaların ...'den sipariş edilerek tedariklerinin sağlandığını, parçaların siparişinin verildiğini, geldikten sonra aracın üç gün içinde onarılarak teslim edildiğini ileri sürdüğüne göre, arızanın onarılması için gerekli parça teminin bu kadar süre al��p alamayacağı, yurt dışından gelecek parçanın normal temin süreci, davalının siparişi hangi tarihte verdiği ve parçaların geliş tarihi de dikkate alınarak üçlü bilirkişi heyetinden, yurt dışından gelecek parça da gözetilerek makul tamir süresi konusunda rapor alınarak araç hasarının onarımı için gerekli makul tamir süresi ve serbest piyasa koşullarına göre ikame araç için ödenmesi gereken günlük kira bedelinin tespitiyle hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, HMK 353/1-a-6 md gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yukarıda belirtilen şekilde yargılama yapılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
K A R A R: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, kararın, HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasıyla, yukarıda izah edilen şekilde, yeniden yargılama yapılıp bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine, Peşin alınan istinaf karar harcının istinaf edene isteği halinde iadesine, İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesin olmakla istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine, Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.
KİŞİSEL DEĞERLENDİRMELERİMİZ
Bilindiği üzere ikame araç ve kazanç kaybı konusunda bazı Yargıtay Daireleri sadece makul süre için ödemeye hükmediyor. Yedek parça temini ve benzeri sebeplerle araç makul süreden daha fazla tamirde kalsa bile bilirkişi tarafından tespit edilen makul süreyi aşan süreler için tazminat talebi red ediliyor.
Kanaatimizce tazminat hukuku, özellikle gerçek zarar ilkesine göre zarar veren makul süreyi aşan tamir süresi için de ikame araç bedeli ve kazanç kaybı tazminatı ödemek zorundadır. Bu nedenle kararları yerinde olup diğer Daire ve Mahkemelere de emsal teşkil edecek niteliktedir.
Bu CHP’nin “iç kavgası” değildir;
Gelecek seçimlerde kazanacak Cumhurbaşkanı Adayı ve Partisini devre dışı bırakma girişimidir.
Bu mücadele Demokrasi ve Cumhuriyet mücadelesidir.
DEMOKRATİK ANAYASAL DÜZENE VE HALK İRADESİNE YARGI ELİYLE MÜDAHALE KABUL EDİLEMEZ
Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurultay iradesine yönelik verilen “mutlak butlan” kararı, yalnızca bir siyasi partinin iç işleyişine ilişkin teknik bir hukuk meselesi değildir. Söz konusu karar; hukuk devleti ilkesi, demokratik siyasal yaşam, hukuki güvenlik ve halk iradesi bakımından son derece ağır sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir.
Anayasa’nın 68. maddesi uyarınca siyasi partiler demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Seçim kurullarının denetiminden geçerek oluşmuş kurultay iradesinin, yıllar sonra “mutlak butlan” kavramı genişletilerek tartışmaya açılması; seçme ve seçilme hakkını, demokratik meşruiyeti ve hukuk güvenliği ilkesini zedelemektedir.
Demokratik süreçlerin ve seçimlerin yıllar sonra yargısal müdahalelerle tartışmalı hale getirilmesi; yalnızca bir siyasi partiyi değil, çok partili demokratik yaşamın bütününü ve anayasal düzeni etkileyebilecek ciddi bir tehlike oluşturmaktadır.
Seçimlerin yönetimi ve denetimi Anayasa gereği münhasıran Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisindedir. Seçim kurullarının denetiminden geçerek kesinleşmiş siyasal iradenin, sonradan adli yargı eliyle hükümsüz hale getirilmeye çalışılması; anayasal kurumlar arasındaki görev dağılımını, hukuk güvenliği ilkesini ve demokratik meşruiyeti zedeleme riski taşımaktadır.
Yargının görevi siyasal alanı dizayn etmek değil; hukukun üstünlüğünü, temel hak ve özgürlükleri ve demokratik anayasal düzeni korumaktır. Mahkemelerin siyasal rekabeti doğrudan etkileyebilecek kararlarında çok daha yüksek bir anayasal hassasiyetle hareket etmesi zorunludur.
Bizler, aşağıda imzası bulunan barolar olarak; hukukun üstünlüğünü, demokratik siyasal yaşamı, seçme ve seçilme hakkını ve halk iradesinin meşruiyetini savunmaya devam edeceğimizi, yargının siyasal alanı şekillendirme aracına dönüştürülmesine karşı hukuk çerçevesinde mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla bildiririz.
"Biz Olmadan Bizim İçin Asla!"
BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 20. yılında düzenlediğimiz sempozyumda; tıbbi modelden hak temelli modele geçişi ve yapısal ayrımcılıkla mücadeleyi hukuki düzlemde tartıştık.
ÜZGÜNÜZ! ÖFKELİYİZ!
KATLEDİLEN MESLEKTAŞIMIZ İÇİN EYLEMDEYİZ!
Tüm üye meslektaşlarımızı;
1-) Yarından itibaren, bir hafta boyunca duruşmalara girerken vefat eden meslektaşımızın fotoğrafını cübbelerimize asmaya, (Meslektaşımızın fotoğrafını Baro odalarından temin edebilirsiniz)
2-) Duruşmada söz alırken, vefat eden meslektaşımızı anarak avukatların hedef gösterilmesine vurgu yapmaya,
3-) Bursa’daki basın açıklaması ve yürüyüşe hep birlikte katılmaya,
30.04.2026 – Perşembe
Saat: 12:30
Bursa Adliyesi önü (Uluyol)
4-) Baro önünde gerçekleştireceğimiz basın açıklamamıza çağırıyoruz.
Saat: 18:30
Yer: İstanbul Barosu Merkez Binası - Taksim
Tüm meslektaşlarımızı ortak tutum almaya, katledilen meslektaşımızı anmaya ve eylemlere katılmaya davet ediyoruz.
Not: Bursa’da yapılacak yürüyüş için otobüs kaldırılacak olup, hareket bilgisi şu şekildedir:
Bakırköy İncirli Ömür Plaza: 09.00
Şişhane (Taksim) Pera arkası: 09.00
Kadıköy Evlendirme Dairesi: 09.30
Kayıt için (Hüseyin Güleryüz) 0536 381 93 38 no’lu telefonun aranması rica olunur.