📍Görünürlük arzusu ve vasatlığın zaferi
📰"İnsanlar, kendi ayakları üzerinde durabilecek bir duruş geliştirme zahmetine katlanmak yerine, güçlü görünen ağaçların gölgesine sığınmayı tercih eder."
🗣️ İlhami Işık yazdı. @dunya20101
https://t.co/Yt5AMnuR6q
@avumutseker Bende chrome açılmıyor o yüzden safari ile hep giriş yapıyordum . Şimdi uygulamayı indirdim. Ancak sistem ayarlarından izinleri sıfırla kısmını bulamadığımdan açılmıyor .
@avumutseker Merhaba. Bilgisayarım https://t.co/8jtLrHiFog chromedan giriş yapamıyorum. Safariden giriş yapıyorum ancak oradan da yapınca sistem ayarlarını bulamadığım izinleri sıfırlayamıyorum…
📌8 Nisan Dünya Romanlar Günü’nde Romani Godi’den Nazar Zengi ile konuştuk:
▪️8 Nisan, bizim için yalnızca bir kutlama günü değil; hak, eşitlik ve adalet taleplerimizi daha güçlü, daha görünür ve daha örgütlü bir şekilde dile getirdiğimiz bir gündür
✍Duygu Kıt
https://t.co/u8saPBF66G
Tekirdağ 2 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde yaşamını yitiren Roman mahpus 26 yaşındaki üç çocuk babası Sinan Üstev’in ölümüne ilişkin açılan soruşturma şüpheleri gidermekten uzak bir şekilde ilerlemektedir. Sinan Üstev’in ailesinin talebi üzerine dosya, Romani Godi Derneği tarafından takip edilmeye başlanmıştır. Ancak mevcut soruşturmanın olayın maddi gerçeğini ortaya çıkaracak şekilde yürütülmediğine dair ciddi kaygılar bulunmaktadır. Bu basın açıklaması, Sinan Üstev’in hapishanedeki sürecini, maruz kaldığı muameleleri, ölümünün öngörülebilir ve önlenebilir olduğunu ve sürece dair eksiklikleri kamuoyuna aktarmak amacıyla hazırlanmıştır.
Sinan Üstev’in hapishanedeki süreci, ölümünün tamamen öngörülebilir ve önlenebilir olduğunu göstermektedir. 20 Ekim 2025 tarihinde, Sinan Üstev’in Karatepe Açık Ceza İnfaz Kurumu’ndan firar ettiği iddiası üzerine hakkında işlem başlatılmıştır. Ancak bu süreçten kısa süre sonra, 27 Ekim 2025 tarihinde, Sinan Üstev’in bulunduğu C-16 koğuşunda jilet yutmak suretiyle kendine zarar verdiği resmi kayıtlarla belgelenmiştir. Bu olay, Sinan Üstev’in intihar riski taşıdığını ve psikolojik olarak kırılgan bir durumda olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Hapishane idaresi tarafından kayıt altına alınan bu olay, disiplin soruşturmasına konu edilmiş ve mahpusun ruhsal durumunun göz ardı edilemeyecek kadar ciddi olduğu anlaşılmıştır.
30 Ekim 2025 tarihinde hapishane müdürlüğü tarafından Sinan Üstev’e savunma istem yazısı tebliğ edilmiş; 6 Kasım 2025 tarihinde Çorlu İnfaz Hâkimliği tarafından mahpus hakkında firar ettiği gerekçesiyle 11 günlük hücre cezası uygulanmasına karar verilmiştir. 8 Aralık 2025 tarihinde ise jilet yuttuğu için Sinan Üstev 1 ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakılmıştır. Bu süreç boyunca Sinan Üstev, 8 Aralık 2025 tarihli savunma dilekçesinde psikolojik olarak iyi olmadığını açıkça ifade etmiştir.
Burada kritik nokta şudur: intihar riski bulunan, kendine zarar geçmişi olan ve psikolojik olarak kırılgan bir mahpusun hücre cezasına tabi tutulması, uluslararası insan hakları standartları ve tıbbi özen yükümlülükleriyle açıkça çelişmektedir. Hücre cezası, mahpusun izolasyona alınması ve yalnız bırakılması anlamına gelmektedir.
Ancak Sinan Üstev’in durumu, hem Birleşmiş Milletler Mahpuslara Muameleye Dair Asgari Standart Kuralları (Mandela Kuralları) hem de ceza infaz hukukunun temel ilkeleri çerçevesinde, kendisine hücre cezası uygulamasının riskli ve tehlikeli bir karar olduğunu göstermektedir. Mandela Kuralları, psikolojik olarak kırılgan ve kendine zarar riski taşıyan mahpusların tecrit ve hücre cezaları altında tutulamayacağını açıkça belirtmekte; uzun süreli ve denetimsiz tecritin işkence veya insanlık dışı muamele niteliği taşıyacağını vurgulamaktadır.
11 günlük hücre cezasının infaz süreci ise Sinan Üstev’in ölüm riskini artıran en kritik unsurdur. Hücre cezasının infazının 5. veya 6. gününe denk gelen 25 Aralık 2025 tarihinde, Sinan Üstev’in intihar ettiği ve bu yüzden vefat ettiği iddia edilmektedir. Daha önce kendine zarar eylemi geçmişi olan ve psikolojik olarak kırılgan bir mahpusun, ceza süresi boyunca tek başına hücrede tutulması ve gerekli özel gözetimin sağlanmaması ölüm riskini doğrudan artırmıştır. Bu bağlamda, hücre cezasının uygulanması, idari ve tıbbi olarak ciddi bir ihmal niteliği taşımaktadır.
Olayda ayrıca kritik bir unsur, “hücrede kalabilir” raporudur. Kendine zarar geçmişi olan, intihar riski taşıyan ve psikolojik olarak kötü durumda olduğunu beyan eden bir mahpus hakkında bu raporun verilmesi, tıbbi özen yükümlülüğüne ve mesleki standartlara açıkça aykırıdır. Bu raporun, ölüm sonucuyla bağlantısının ve etkisinin kapsamlı biçimde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede ilgili sağlık personelinin sorumluluğunun, hem idari hem de cezai boyutlarıyla etkili bir şekilde incelenmesi önem taşımaktadır. Türk Tabipleri Birliği’nin de sürece dahil olarak gerekli değerlendirmeyi yapması gerekmektedir.
17 Mart 2026 tarihinde, Romani Godi Derneği’nden iki avukat temsilcimiz, Sinan Üstev’in yaşamını yitirdiği Tekirdağ 2 Nolu T Tipi Hapishanesini ziyaret etmiş ve hapishane müdürü ile görüşmüştür. Görüşmede müdür, Sinan Üstev’in ailevi sebeplerden dolayı intihar ettiğini, kötü muamele veya işkence uygulanmadığını ve mahpusun iyi halli olduğunu ifade etmiştir. Ancak bu açıklamalar, Sinan Üstev’in daha önceki kendine zarar eylemleri ve yüksek intihar riskini görmezden gelmektedir.
Görüşmenin ardından dosya savcısı ile yapılan görüşmede, Sinan Üstev’in ölmeden önce yazdığı iddia edilen mektupların bilirkişiye gönderildiği belirtilmiş; ancak mevcut mektuplar eksik ve tam olarak taranmamış olduğundan, bu metinleri mahpusun yazıp yazmadığı hâlen tespit edilememiştir. Dosyada hâlen eksik olan deliller arasında Sinan Üstev’in infaz ve sağlık dosyalarının tamamı, olay öncesi ve günü kamera kayıtlarının ham ve tam hâli, sosyal faaliyet ve gözlem raporları ile olay günü veya öncesinde kendisiyle aynı alanı paylaşan mahpuslar ve görevli personelin ifadeleri bulunmamaktadır. Bu eksiklikler, olayın maddi gerçeğinin ortaya çıkarılmasını ciddi biçimde engellemektedir.
Tüm bu veriler ışığında, Sinan Üstev’in ölümü öngörülebilir ve önlenebilir nitelikte bir ölüm olarak değerlendirilmektedir. Kamu makamlarının yükümlülüğü, risk altındaki bir mahpusu cezalandırmak değil, korumak, gözetmek ve gerekli tedaviye yönlendirmektir. Ancak somut olayda bu yükümlülüğün gereği gibi yerine getirilmediğine işaret eden ciddi bulgular bulunmakta; risk altındaki bir mahpusun izolasyon koşullarında tutulmasının bu sürece etkisinin kapsamlı biçimde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Başta Adalet Bakanlığı olmak üzere tüm yetkililere çağrımız şudur: Devam eden soruşturma, tüm sorumluluk zincirini ortaya çıkaracak şekilde bağımsız, tarafsız ve etkili bir şekilde yürütülmeli; tüm deliller eksiksiz şekilde toplanmalı ve değerlendirilmelidir. Hapishane idaresi ve ilgili sağlık personeli başta olmak üzere sorumluluğu bulunan tüm kamu görevlileri hakkında gerekli idari ve adli işlemler derhal başlatılmalıdır.
Sinan Üstev’in ailesi ve kamuoyu için adalet sağlanana kadar sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi
Romani Godi
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST)
Tekirdağ 2 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde yaşamını yitiren Roman mahpus 26 yaşındaki üç çocuk babası Sinan Üstev’in ölümüne ilişkin açılan soruşturma şüpheleri gidermekten uzak bir şekilde ilerlemektedir.
Sinan Üstev’in ailesinin talebi üzerine dosya, Romani Godi Derneği tarafından takip edilmeye başlanmıştır. Ancak mevcut soruşturmanın olayın maddi gerçeğini ortaya çıkaracak şekilde yürütülmediğine dair ciddi kaygılar bulunmaktadır.
Bu basın açıklaması, Sinan Üstev’in hapishanedeki sürecini, maruz kaldığı muameleleri, ölümünün öngörülebilir ve önlenebilir olduğunu ve sürece dair eksiklikleri kamuoyuna aktarmak amacıyla hazırlanmıştır.
Açıklamanın tamamına web sitemizden ulaşabilirsiniz.
https://t.co/dEXe0z4zUi
“Sizin yarattığınız değerler üzerinden bireysel ikbal peşinde koşanlar sert kayaya çarpacaklar. Bunlara müsaade etmeyeceğiz!"
Bu cümle öyle iyi hissettirdi ki✌🏻
Dilan’ın ölümü üzerinden 102 gün geçti. Dilan’ın intihara sürüklenmesi ve sürecin soruşturulması ve Dilan’ın ölümüne kadar olan sürede ihmali sorumluluğu olan kişilerin yapıların belirlenmesi ve "Dilan’ın Hakikatinin” açığa çıkarılması konusunda önemli bir işleve sahip olmasını beklediğim/beklediğimiz rapor bugün yayınlandı. Raporu hem pozitif hem negatif anlamda oldukça cesur bulduğumu ifade etmeliyim. Mobing ve çalışma koşulları başlığında durum çok net ifade edilmiş, şiddet faili erkeğin uyguladığı fiziki, psikolojik şiddet de açıkca ifade edilmiş.
Ama ne yazık ki Erkek şiddetini ve kadına yönelik şiddeti konu alan soruşturma süreçlerinin diğer soruşturmalardan farklı bir yaklaşımı zorunlu kıldığı ve patriyarkanın toplumsal siyasal tüm zeminlerde çok güçlü olduğu, farklı hiyararşik ilişkiler ile işbirliği içinde yapılandığı gerçeğini gözeterek şiddete uğrayan kadını koruyan bir şekilde bu soruşturma süreçlerinin yürütülmesi ilkesi ise adeta yok sayılmış.
Kadın Cinayetleri Politiktir / Kadın intiharları Politiktir diyerek yürüttüğümüz mücadele sadece devlete dışımıza söylediğimiz bir slogan değil içeriği çok katmanlı ve kendi zeminlerimizdeki yapılarda da temel alacağımız bir prensip olmayı sürdürüyor. Dem Parti kadın meclisi üyesi ve bir feminist olarak ve de Dilan’ın mücadele arkadaşı olduğumu düşünerek sorumluluk duyuyorum, neyi nasıl farklı yapabilirdim / yapabilirdik sorgulaması bitmeyecek zaten bitmemeli de.
Rapora dönersek:
Rapor komisyonu raporun amacı bölümünde “yargısal süreçlerin yerine geçmeyi değil; olayın insan hakları, toplumsal sorumluluk ve kurumsal işleyiş boyutlarını görünür kılmayı amaçlamaktadır”diyor. Ve sonra: “Raporda yer alan değerlendirmeler, yargısal bir hüküm yerine geçmez; ancak yargının ve ilgili kamu kurumlarının hesap verebilirliğini güçlendirmeyi amaçlayan kamusal bir belge niteliği taşır. Kadın mücadele politikası klasik ceza adalet sistemi gibi çalışmaz.” diye eklemiş olmasına rağmen “ UZUN DÖNEM PSİKOSOSYAL ARKA PLAN” adeta faile/faillere mazeret bulan ve Dilan’ın mahremiyetini gözetmeyen odağa şiddete mobinge maruz kalan kadını yerleştirerek onun kişisel yaşamını tartıştırarak bir kez daha Dilan’nın yaşamını patriyarkal kodlarla yargılanmasına zemin hazırlamıştır ne yazık ki. Üstelik bu bölümde aileyi sorumlu tutan dil de kadın mücadelesi açısından oldukça sorunlu.
9. Bölümün ise bu rapora neden dahil olduğunu anlamak oldukça güç, yüz yüze görüşme yapılmamış sadece mesaj yoluyla iletilmiş tek bir kişinin iddialarını bu derece esas alan ifadeler niyet ne olursa olsun Dilan’ın hakikatine gölge düşürme dışında bir işlev taşımıyor.
Dilan’ın yaşamı bu kadar didik didik edilirken beyanlarda ismi geçen Servet ve Kesire’den söz edilmemesi (soyadlarını bilmediğimden bu şekilde yazıyorum ), şiddet faili Mazlum Toprak’ın, bu ilişkilerde hiyerarşik konumu üzerine bir şey söylenmemiş olması da bir başka sorunlu yön.
Son olarak rapordaki şu ifadeler ise bırakalım feminist ilkeleri en basit kadın hakları açısından bile kabul edilemez: “Bu olayda da Dilan’ın çocukluğunda yaşadığı istismar ve akabinde intihar girişimi neticesinde koruyucu, önleyici ve destekleyici bir mekanizmadan mahrum bırakılarak, kendi kendini yalnızlaştırarak sağaltması beklenmiş ve yaşamının kalanında da sağlıksız ilişkiler kurmasına neden olmuştur.”
Peki bundan sonra ne olacak?
Hala serbest dolaşan Şiddet faili erkek için yargı süreci nasıl takip edilecek?
İsmi geçen diğer failler hakkında yargı süreci başlatılacak mı?
Dem Partinin bu iddilar üzerine milletvekili danışman ilişkilerini yapısal olarak dönüşüme uğratması zaten elzem bir görev olarak önümüzde duruyor, ama Dilan özelinde parti zemininde de bir soruşturma, yaptırım mekanizması da başlatılmalı.
“ Özel olan Politiktir” ilkesi gereği Dilan’ın yaşadıkları ona yaşatılanlar bireysel değil yapısaldır. Aslında rapor da bunu ifade ediyor ama “O gün yaşananlar” başlığında adeta bütün yükü arkadaşlarının omuzlarına bırakarak çok büyük bir hata yapmakla kalmıyor bir kez daha yakınlarını sevdiklerini yaralıyor...
Son olarak patriyarkaya karşı mücadelede feministler olarak bir çok defa yollarımızın kesiştiği Dilan’a karşı ve bu sürecin kadına yönelik şiddet vakalarında izlenmesi gereken teamüllere uygun olarak sonlandırılması için çaba harcamamız gerektiği açık...
Şimdilik bu kadar olsun...
Birisine nasılsın diye sorarken gerçekten nasılsın demenin ne büyük önemi var. İçine kapanma, anlatmama hali güçlü olmak değil, daha çok zarar görmek istememektir.
Dilan Karaman’ın ölümüne ilişkin raporda, sürecin bireysel bir krizle açıklanamayacağı vurgulandı. Raporda partner şiddetinden mobbinge, ekonomik baskıdan çete iddialarına dair birçok bilgiye yer verildi
https://t.co/GcOQqDv306
📌 Romanlar: Demokratik toplum eşit yurttaşlıkla mümkün
▪️ Romanlar, Türkiye’de tarihsel olarak en derin ve en süreklilik arz eden dışlanma biçimlerinden birine maruz bırakılmış toplumsal kesimlerden biridir
✍️ Duygu Kıt
https://t.co/O5d7WaydY2
@YildizFeti Sayın Feti Yılmaz , hasta mahpus Gülbahar Kıskaç halen hapishanede . Ve infaz ertelemesi işlemlerimizden sonuç alamıyoruz . İnfaz erteleme işlemlerinin ivedi oluşu göz önünde bulundurulması gerekirken başvurumun üzerinde 4 ayı aşkın zaman geçti .