"Eskiden Türk milletini parçalayan iki kuvvet vardı:
1- Rus pençesi
2- Milli gaflet.
Birinci kuvvet artık kırıldı. Fakat ikinci kuvvet hâlâ duruyor. Bu kuvvete karşı uğraşmak, bugün bütün milliyetini idrak etmiş Türkler için farzdır."
ÖMER SEYFETTİN
Bugün, İletişim Başkanlığı tarafından Türkiye Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde düzenlenen “Fetihin Nişanesi, Medeniyetin Kalbi: Çağları Aşan Mabet Ayasofya” paneline katıldık. Kıymetli hocalarımız Prof. Dr. Mehmet Görmez, Prof. Dr. Tufan Gündüz ve Dr. Zeynep Zelan ile birlikte Ayasofya’yı konuştuk.
Ayasofya yalnızca zamanın içinden geçmiş bir mabet değil, zamanın anlamını taşıyan bir medeniyet hafızasıdır. Yaklaşık 1500 yıllık tarihi boyunca büyük dönüşümlere şahitlik etmiş; her çağda, ona bakanların dünyaya hangi pencereden baktığını da görünür kılmıştır.
Bizim medeniyet tasavvurumuzda ise Ayasofya devralınmış bir emanet, kurulmuş bir aidiyet ve tarih önünde üstlenilmiş bir sorumluluktur.
Ayasofya’nın ibadete açılışının altıncı yıldönümünde bu anlamlı programa vesile olan İletişim Başkanlığımıza ve ev sahipliğini üstlenen Rektör Prof. Dr. Mehmet Görmez hocamıza teşekkür ediyorum.
@burhanduran@DIBMehmetGormez
@eceuner12 Haluk Levent’e topladığı yardım paraları ile alakalı neden hesap sorulduğunu anlamadığınızı ve böyle bir şeyin yanlış olduğunu söylemiştiniz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti şimdi anlamadığınız konuları size anlatıyor.
Erol Olçok, bizimle birlikte düşünen, bizimle birlikte yürüyen, bizimle birlikte inanan bir yol arkadaşımızdı. Kaderin en sessiz, en hüzünlü yerinde, 15 Temmuz gecesi, oğlu Abdullah Tayyip ile birlikte şehadete yürüdü. Hem oğlunu, hem kendini bu vatanın istiklâline adadı.
Ben o gece sadece bir dostu değil, bir sesi, bir bakışı, bir nefesi kaybettim. “Yokluğu alışılır bir şey değil” derler ya, tam öyle bir şey işte.
Bu topraklarda hürriyetin bedeline kendi soyadını yazdı. Şimdi biz buradayız. Eksiğiz ama sözümüzün arkasındayız. Onun o büyük hayalini; adanmış, inanan, vakur bir Türkiye hayalini unutmadan yürümeye devam ediyoruz.
Ruhun şâd olsun canım abim. Oğlunla beraber cennette en güzel makamlarda ol inşallah.
Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Sayın Donald Trump’ın gerçekleştirdiği ortak basın toplantısında paylaşılan önemli açıklamaların ülkemiz, milletimiz ve bölgemiz açısından hayırlı sonuçlar doğurmasını temenni ediyorum.
Türkiye, güçlü liderliği ve kararlı diplomasi anlayışıyla uluslararası alanda etkinliğini artırmaya ve kazanımlarını pekiştirmeye devam etmektedir. #NATOSummit 🇹🇷
Milletimiz, 25 yıldır her seçimde bize güvendi; tercihini daima AK Parti’den yana kullandı.
Bugün, çeyrek asırdır kararlılıkla yürüttüğümüz mücadelenin ve milletimizin bize duyduğu güvenin en güçlü neticelerinden birine şahitlik ediyoruz.
Milletimizin itibarını ve ülkemizin menfaatlerini her şeyin üzerinde tuttuk; başka hiçbir hesabı Türkiye’nin çıkarlarının önüne koymadık.
Temsil ettiğimiz milletin ne kadar aziz bir millet olduğunu da yönetme sorumluluğunu üstlendiğimiz bu büyük ülkenin sahip olduğu etki alanını da hiçbir zaman unutmadık.
AK Parti’mizin kuruluşunun 25. yılında, ülkemiz NATO’nun en önemli zirvelerinden birine ev sahipliği yapıyor. 25. yılımızda küresel ölçekte söylediğimiz sözler güçlenmeye devam ediyor.
AK Parti; gerçekleştirdiği demokratik reformlarla, hayata geçirdiği eser ve hizmetlerle, savunma sanayiinden diplomasiye uzanan vizyonuyla Türkiye’yi bölgesinde oyun kuran, dünyada sözü dikkatle dinlenen bir ülke konumuna taşıdı.
Bugün ülkemizin NATO’nun en önemli zirvelerinden birine ev sahipliği yapması 25 yıldır kararlılıkla inşa edilen güçlü dış politikanın, güven veren liderliğin ve istikrarlı yönetim anlayışının doğal sonucudur.
Ne yazık ki bazıları, yabancı gazete köşelerinde Türkiye’yi şikâyet etmeyi marifet zannetti ama yine yanıldı. Financial Times sayfalarında kendi ülkesini karalamaya çalışanlar, milletin iradesiyle yükselen bu büyük yürüyüşü de Türkiye’nin ulaştığı stratejik gücü de anlamayacaktır.
Bizim referansımız başarısız bir siyasetçinin, sözde bir genel başkanın dış basına yaptığı Türkiye karşıtı söylemler değil; aziz milletimizin desteği, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu güçlü liderlik ve Türkiye Yüzyılı hedefleridir. 🇹🇷
Ankara Türkiye Araştırmaları Vakfı’nda gerçekleştirdiğimiz “Kültür Meselelerimiz” atölye çalışmasının son haftasını tamamladık.
Hakikati sahip olunan bir tekillik değil; muhatap olduğumuz ve taşıdığımız bir anlam ufku olarak görerek birlikte tefekkür ettik. Atölye çalışmamız boyunca farklı sorular etrafında yeni cevapları birlikte tartıştık, hakikati etkiye, faydaya bağlamadan gerçeği ve doğruyu birlikte aradık.
Türkiye Araştırmaları Vakfı’na @tavakfi ve atölyemize ilgi gösteren tüm katılımcılara teşekkür ediyorum.
Şehirler bir milletin yönetim anlayışının, kültürünün ve medeniyet tasavvurunun en görünür aynasıdır. Bu aynada Türkiye’nin tecrübesinin dünya tarafından takdir edilmesi hepimiz için çok kıymetlidir.
Konya Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Uğur İbrahim Altay’ın, 240 bini aşkın şehri temsil eden Dünya Belediyeler Birliği’nin başkanlığına seçilmesi; Türkiye’nin belediyecilik tecrübesine ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde şekillenen hizmet anlayışına duyulan güvenin önemli bir tezahürüdür.
Sayın Uğur İbrahim Altay’ı ve Yönetim Kurulu Üyeliğine seçilen Niğde Belediye Başkanımız Sayın Emrah Özdemir’i gönülden tebrik ediyor; bu önemli görevlerin ülkemiz, şehirlerimiz ve uluslararası yerel yönetim iş birlikleri adına hayırlı sonuçlar getirmesini diliyorum.
@u_ibrahim_altay@baskanozdemirr
Dijital dönüşüm vizyonumuza sahadaki büyük emekleriyle çok önemli katkılar sunan Kurumsal Satış ailemizle bir aradaydık.
2026 yılına fiber liderliğimiz ve mobilde kırdığımız tarihi rekorlarla, pazarın dengelerini değiştirerek başladık. Net abone kazanımında son 12 yılın en yüksek birinci çeyrek performansına ulaştık. Bu büyük başarıda, sahada müşterisini en iyi tanıyan ve hedefe odaklanan kurumsal satış gücümüzün rolü ve emeği çok kıymetli.
Artık sadece iletişim sunan bir yapı değil; Türkiye’nin dijital omurgasını taşıyan uçtan uca bir teknoloji ortağıyız. Tüm ekibimizin bilgisine ve kararlılığına güvenimiz tam. Yılın ikinci yarısında çok daha güçlü sonuçlar alarak, dönem sonunda koyduğumuz büyük hedefleri başarıyla hayata geçireceğiz.
Kurumsal Satış Genel Müdür Yardımcımız Dr. Feyzullah Tecirli başta olmak üzere büyük bir gayretle değer üreten Kurumsal Satış ailemize, tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyor, bu buluşmanın yeni başarılar için güçlü bir motivasyon kaynağı olmasını diliyorum.
Türkiye’nin dijital geleceği için yatırımlarımıza, hizmetlerimize ve sahadaki kararlı çalışmamıza hız kesmeden devam edeceğiz.
Mahkemeye başvuranlar CHP’li, delil sunanlar CHP’li, birbirini suçlayanlar CHP’li, kurultay tartışmasının tarafları CHP’li…
Sıra iç hesaplaşmalarının siyasi faturasını ödemeye gelince hedef yine Cumhurbaşkanımız ve AK Parti oluyor.
Kendi içlerindeki kurultay kavgası da koltuk mücadelesi de bizim ve milletimizin gündeminde değildir.
Biz CHP’nin kendi iç meselesinin tarafı değiliz. Ancak Cumhurbaşkanımıza ve partimize yöneltilen her haksız ithama karşı cevabımız nettir:
Herkes haddini bilsin. Kendi krizlerini bizim üzerimizden örtmeye çalışmasın.
Siyasi partiler, demokratik hayatın vazgeçilmez kurumlarıdır. Bu kurumların meşruiyeti ise hukukla, siyasi olgunlukla ve demokratik teamüllerle kurdukları ilişkiden beslenir.
Türkiye siyasi tarihinde çok daha ağır kırılmalar yaşandı. Partiler kapatıldı, liderler siyaset yasağı aldı, hareketler dağıtılmak istendi. Ama bütün bu süreçlerde demokratik zemini koruyan şey, öfkeye teslim olmamak, kurumsal aklı kaybetmemek ve siyaseti sokak psikolojisine hapsetmemekti.
Merhum Necmettin Erbakan da Recai Kutan da yaşananları içine sindirmemiş olabilir. Ancak hiçbir zaman parti binalarını fiili çatışma alanına çevirmediler. Hukuka itiraz ettiler ama hukuk düzenini hedef alan bir dil üretmediler. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan bir şiir okuduğu için hapis cezası aldığında “ben devletime küsmem” dedi.
Bugün CHP içinde yaşanan tablo ise, siyasi krizle demokratik olgunluk arasındaki farkı yeniden gösteriyor. Eşyalarla barikat kurulan, polisle gerilim görüntülerinin ortaya çıktığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önünde devletin makamlarına yönelik saygı sınırlarını aşan sloganların atıldığı bir atmosfer siyasete değil, vandallaşmaya hizmet eder.
Demokrasi, yalnızca seçim kazanıldığında değil, kriz anlarında da hukuk içinde kalabilme iradesidir.
CHP’nin kendi iç hesaplaşmasını AK Parti üzerinden okumaya çalışması da ayrıca dikkat çekicidir. Her siyasi krizde dönüp AK Parti’yi hedef göstermek, kendi yapısal sorunlarıyla yüzleşmeyi ertelemekten başka bir anlam taşımıyor.
Öte yandan, basın özgürlüğünü sürekli siyasi söylemin merkezine yerleştirenlerin, hoşlarına gitmeyen bir yayın karşısında gazeteciye fiziki müdahaleye yönelmesi ibret vericidir. CNN TÜRK muhabiri Murat Bekmezci’ye yönelik saldırıyı bu yüzden yalnızca bireysel bir öfke kontrolsüzlüğü olarak değil, siyasette dilin nasıl sertleştiğinin bir yansımasıdır.
Şiddeti meşrulaştıran, hakareti siyaset dili haline getiren ve gazeteciyi susturarak demokrasi savunusu yaptığını düşünen hiçbir anlayışın; ne hukukla, ne özgürlükle, ne de demokratik siyasetle sahici bir bağı olabilir.
Geçtiğimiz yıl Türkiye Araştırmaları Vakfı bünyesinde gerçekleştirdiğimiz 12 haftalık “Kültür Meselelerimiz” atölye çalışmasının zihinsel ve fikri bir yürüyüşe dönüşen neticesi olan “Bronz Süvari” okuyucuyla buluştu.
Bazı hikayeler vardır, insan yıllar boyunca zihninde taşır. Bronz Süvari de çocukluk hafızama kazınmış böyle bir sahnenin izinden doğdu. İki plastik leğen karşılığında elden çıkarılan antik bir bronz süvarinin hikayesinden…
İlk bakışta basit bir takas gibi görünen bu sahne, aslında modern dünyanın büyük kırılmalarından birini içinde taşıyordu. Çünkü modernlik, eşyayı değil anlamı dönüştürdü. Kıymeti değere, değeri fiyata, hakikati ise faydaya indirgeyen uzun bir zihinsel yürüyüştü.
Roma mirasından Westphalia düzenine, sömürgecilikten gözetim kapitalizmine, ulus-devletin inşa süreçlerinden algoritmik yönetişime kadar uzanan geniş bir tarihsel hatta; modern aklın insanı nasıl dönüştürdüğünü anlamaya gayret ettim. Çünkü bugün insan yalnızca siyasetin, ekonominin ya da teknolojinin konusu değil; aynı zamanda ölçülen, sınıflandırılan, yönlendirilen ve giderek veriye indirgenen yeni bir varlık tasavvurunun merkezinde duruyor.
“Post-truth” çağının hakikati gürültü içinde görünmez hale getirdiği bir zamanda yaşıyoruz. Harita ile bölge arasındaki mesafenin açıldığı, temsilin hakikatin önüne geçtiği, profilin şahsiyetin yerini aldığı bir çağ bu.
Dikkat ekonomisinin ve tekno-feodal düzenin kuşatması altındaki insan, artık yalnızca ne düşündüğüyle değil; nasıl hissettiği, neye baktığı, ne kadar durduğu ve ne kadar tükettiğiyle de tarif ediliyor.
Bronz Süvari, benim için yalnızca bir eleştiri değil; aynı zamanda bir yön arayışı oldu. Çünkü bugün en büyük meselelerden biri, insanın yeniden kendisine dönebilmesidir.
Bu yüzden Bronz Süvari, bizi plastik parıltıların geçici cazibesinden uzaklaşıp asli olanı yeniden hatırlamaya çağırıyor. Gürültüden sese, profilden şahsiyete, veriden kalbe doğru bir dönüş imkanına…
Bu çağın yükünü, aynı soruları ve aynı arayışı hisseden okurlarla, aynı düşünce ikliminde buluşmak dileğiyle…
Türkiye’nin dijital dönüşümüne liderlik ederken ülkemizin dört bir yanında bireylerden kurumlara, kamudan sanayiye kadar dev bir ekosistem yönetiyoruz. Bunu Türk Telekom Grubu olarak çok değerli iştiraklerimizle başarıyoruz.
Teknoloji çözümleri alanında dünyayla rekabet eden iştirakimiz İnnova’nın "Yapay Zekâ ile Güçlenen Liderlik" temasıyla düzenlediği İnnova Proje Yönetişimi Zirvesi’nde, yapay zekânın yönetim paradigmalarını ve kurumları nasıl dönüştürdüğünü ele aldık. Birçok alanda yararlandığımız yapay zekâ sistemlerinde Türk Telekom olarak insanı merkeze alan; güvenliği, mahremiyeti ve etik sorumluluğu önceleyen yaklaşımı dijital dönüşümün temel şartı olarak görüyoruz. Çünkü geleceğin yönetimi anlayışı; veriyi yönetmeyi ve stratejik akla dönüştürmeyi bilen yapılar gerektiriyor.
Bu değerli organizasyona teşrifleri için Sağlık Bakan Yardımcımız Sayın Doç. Dr. Şuayip Birinci’ye şükranlarımı sunuyor; ve İnnova Genel Müdürümüz Sayın Huzeyfe Yılmaz başta olmak üzere tüm İnnova ailesine teşekkür ediyorum.
Güçlü teknoloji ekosistemimiz ve iştiraklerimizle birlikte Türkiye’nin dijital geleceğini inşa etmeye devam edeceğiz.
@suayipbirinci@innovabilisim
Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan’ın Filistin yaklaşımı, küresel güç dengelerine göre yön değiştirmez.
Dünyanın sustuğu anlarda konuşan, konuşmanın risk olduğu zamanlarda susmayan, on yıllara yayılan ve tutarlılığı her türlü sınavdan geçmiş bir iradeden bahsediyoruz.
Böylesine bir insanlık davasını; kendi siyasi sıkışmışlıklarına, içine düştükleri zavallı durumlara ve kokuşmuş hesaplarına malzeme yapanların tavrı tek kelimeyle utanç vericidir.
Filistin meselesi bir haysiyet mücadelesidir. Türkiye, bu kutsal davayı her türlü sığ tartışmanın üzerinde tutmaya ve yeryüzünde mazlumların sesi olmaya kararlılıkla devam edecektir.
Bugün 27 Nisan, siyasetin meşruiyet kaynağına dair verilen büyük imtihanın yıldönümü. 2007’de, 27 Nisan’da bir tarafta milletin iradesi, diğer tarafta kendisini milletin üstünde gören vesayet aklı vardı.
Bazıları sandığın kararını yeterli görmez, demokrasiyi ancak kendi onaylarından geçtiğinde makbul sayardı. Hukuku araçsallaştıran 367 krizleriyle, gece yarısı metinleriyle, siyaseti hizaya çekebileceklerini düşünürlerdi…
Fakat unuttukları bir şey vardı; bu millet, iradesine uzanan eli tanır ve zamanı geldiğinde cevabını verirdi. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde ortaya konulan kararlı duruş, yalnızca bir siyasi tavır değil, demokratik meşruiyetin çok açık bir beyanıydı.
27 Nisan’dan geriye kalan en büyük ders, milletten güç almayan hiçbir yapının kalıcı olmayacağının beyanı oldu. Bildiriler dağılır, vesayet odakları zayıflar, fakat milletin iradesi yolunu mutlaka bulur.
Bugün o günlere dair hatırladığımız şey bir kriz değil, Türkiye’nin kendi kaderine sahip çıkma iradesi ise bu güvenin mimarı Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan’ın ta kendisidir.
Barış yalnızca silahların susması değil; adaletin konuşması, vicdanın ayağa kalkması ve halkların geleceğe güvenle bakabilmesidir. Bugün bölgemizde herkesin ihtiyaç duyduğu şey tam da budur; huzur, istikrar ve ortak bir gelecek.
Türkiye tarihi birikimi, güçlü devlet tecrübesi ve insan merkezli yaklaşımıyla krizlerin büyümesini değil, çözülmesini isteyen bir iradeyi temsil ediyor. Çünkü bu topraklar, ayrışmanın değil buluşmanın, çatışmanın değil uzlaşmanın dilini biliyor.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye, sadece kendi sınırları için değil, tüm bölge için barışın kapısını aralayan bir ülke konumunda.
Bugün barışın anahtarı; samimiyette, cesarette ve Türkiye’nin ortaya koyduğu kararlı duruştadır.
Barışın anahtarı Türkiye 🇹🇷