Bu sefer son, genişletilmiş 3 kere kontrol edilmiş 40 sayfa 172 madde. Kira Hukukunda Sorular ve Cevaplar, @metincan_ucar ile birlikte. Hayrını görün, okuyucusunu üzmez, dosta gider.
Eskisini imha edin.
https://t.co/GdwWTqcSuI
Batman Sera OSB’ye İlk Talep 300 Dönümlük Yatırımla Geldi
FerNaBio Fertilizer, Batman’da domates ve çilek üretilmesine ön ayak olacak.
Batman’da Tarım ve Orman Bakanlığı onayıyla kurulan Tarıma Dayalı Sera Organize Sanayi Bölgesi (OSB), ilk yatırım talebi bitki besleme ürünleri alanında faaliyet gösteren Türkiye-Hollanda ortaklığı olan FerNaBio Fertilizer firmasından geldi.
FerNaBio Fertilizer Yönetim Kurulu Başkanı Batmanlı iş insanı Aydın Pektaş, Valimiz Ekrem Canalp’i makamında ziyaret ederek Batman’da kurulacak Sera OSB’de 300 dekar alanda yanında paketleme, soğuk hava depoları ve lojistik merkezini de içeren tek noktada hizmet verecek tam entegre bir sera kurma talebini iletti.
Valimiz Ekrem Canalp, bu önemli yatırım talebinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Sera OSB’nin Batman’ı tarımsal üretim, işleme ve ihracatta bölgesel bir merkez haline getireceğini, yapılacak her yatırımın kente değer katacağını ifade etti.
Batman merkez Kocalar Köyü sınırlarında, Batman Çayı kenarında 1.100 dekar alan üzerine kurulacak Sera OSB; en son tarım teknolojilerinin kullanılacağı, çevreci ve sürdürülebilir üretim merkezlerinden biri olacak. Proje kapsamında 88 adet sera parseli ve 11 adet sanayi parseli yer alacak.
İlk Yatırım: 300 Dönümlük Entegre Sera
Yönetim Kurulu Başkanlığını Batmanlı iş insanı Aydın Pektaş’ın yaptığı FerNaBio Fertilizer, organik ve kimyasal bitki besleme ürünleri alanındaki deneyimi ve Hollanda’daki ortaklığı sayesinde modern sera teknolojilerine erişim imkânını Batman’a taşıyacak.
Batman Sera OSB’de 300 dönüm arazi üzerinde kurulacak modern tesiste ağırlıklı olarak iç ve dış piyasaya yönelik domates ve çilek üretimi gerçekleştirilecek. Proje kapsamında paketleme tesisi, soğuk hava deposu ve lojistik merkezi de yer alacak.
“Batmanlı Hemşehrilerimizin İstihdamı Önceliğimiz”
Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Pektaş, yatırımla ilgili yaptığı değerlendirmede: “Batman’ın bereketli topraklarında, 300 dönüm arazi üzerinde kuracağımız modern seramızda hem iç piyasaya hem de ihracata yönelik üretim yapacağız. Seramız tam entegre bir yapıda olacak; paketleme, soğuk hava depoları ve lojistik merkezi ile tek noktada hizmet vereceğiz. Batmanlı hemşehrilerimizin istihdamı bizim için öncelikli olacak” dedi.
@TCTarim@canalpekrem@BatmanTarim72
Eskiden adliyeler hep dutluktu;
Sene 1999 henüz taze avukatız. Yaşadığımız büyük depremden sonra rahmetli Işıkara hoca bir açıklama yaptı. Bu gece İstanbulda deprem bekliyorum ben evime girmeyeceğim siz de girmeyin dedi. Neredeyse bütün İstanbul haklı parklarda caddelerde sabahladı. 3 ortak avukatız ve Kadıköy rıhtımda aynı evde kalıyoruz. Aldık battaniye pike ve yastıkları şimdi Kadıköy sahildeki İsparkın olduğu yerde İnönü parkına gittik. Gece uzun ve uyuyamıyoruz. Sabaha karşı uyumuşuz. Saat 9 gibi güneş tepemizden vurunca uyandık ve evimize gittik. Duş traş derken 11 gibi ofise gittiğimizde takvimde kayıtlı olan sabah 09.30 daki davacısı olduğumuz duruşmayı unuttuğumuz gördük. Müvekkil önemli bir iş adamı ve biz davasına girmeyi unutmuşuz. Koşa koşa adliyeye gittim ve duruşma zaptını aldığımda çok mutlu oldum. Orta yaş üzerindeki davacı vekili kadın üstadım duruşmada söz alarak " dün akşam Istanbulda deprem olacağı yönünde söylenti vardı,meslektaşlarımız bu hengamede duruşmayı unutmuş olabilirler, davayı takip ediyorum, tebligat ücretini ödeyeceğim, mazretli sayılsınlar, yeni duruşma günü davacı vekiline tebliğ edilsin "şeklinde beyanda bulunmuş. Hemen çikolata ile çiçek alarak ofisine gittim ve nezaketinden dolayı teşekkür ettim. Evladım müvekkiller geçici ama biz avukatlar kalıcıyız, elbette birbirimize destek olmamız lazım demişti. Güzel günlerdi, biz meslektaşlarımıza vatandaş da bizlere saygı duyardı. Yaşlandım galiba 😊
Asliye Hukuk Hakiminin Hakkımda Verdiği Tutuklama Kararı
İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde asıl taraf olarak katıldığım davada husumet itirazı ve dava ehliyeti itirazında bulunduğumuz halde hakim dava şartlarını incelemeden tahkikat aşamasına geçtiği ve ayrıca avukatımın bazı beyanlarını zapta geçmediği için 2. duruşmaya ben de katıldım.
Hakim önce kimliği istedi, vermedim, ısrar edilince de katibe gösterdim.
Beyanlarıma başlamadan önce söylediklerimin değiştirilmeden ağzımdan çıktığı gibi aynen zapta geçmesini talep ettim, reddetti.
Hakime yaptığı usuli hataları belirterek mesleki tecrübesinin bu davaya bakmaya yeterli olmadığını ve liyakatli olmayan bir hakimin istese bile tarafsız olamayacağını belirterek ret talebinde bulundum ve ret dilekçesi vereceğimi söyledim, reddetti.
Ret talebinin dilekçe ile yapılmasının zorunlu olduğunu ve bu nedenle henüz ret dilekçesi vermeden ret talebimi reddedemeyeceğini, ret dilekçesi verebilmem için süre verilmesini talep ettim, daha 2. celse olmasına rağmen “davayı uzatmaya yönelik talep” diye bunu da reddetti.
Beyanlarımı zapta tam olarak geçmediği için “beyanlarımı değiştirmeden zapta geçin” dedim, “davalının beyanlarının birebir zaptı geçirilmesi talebi hakkında daha önce karar verilmiş olduğundan reddine” dedi.
Beyanlarımı ısrarla eksik ve yanlış zapta geçtiği için “beyanlarımı kafanıza göre zapta geçiyorsunuz” dedim duruşmadan çıkartılmama karar verdi.
Mesleki bilgisi yetersiz olan, keyfi ve hukuksuz işlemler yapan hakimlere kızmanın anlamsız olduğunu biliyorum. Çünkü böyle liyakatsiz hakimler kendi kendilerine hakim olmuyor. Dolayısıyla bunlara kızmak yerine asıl bunları hakim yapan HSK ve Adalet Bakanlığı yetkililerine kızmak gerekiyor. Bu itibarla ben de tepkimi o hakime değil de onu hakim yapanlara göstermek adına duruşmadan çıkarken “sizi hakim yapanlara beddua ediyorum” dedim.
Bu sözüm üzerine hakim sözlerimin hakaret suçu oluşturma ihtimaline binaen hakkımda TUTUKLAMA kararı verdi! Şaka yapıyor herhâlde diye düşünürken kaleme tutuklama müzekkeresi hazırlanması talimatı verince hem durumun ciddi hem de hakimin liyakatsizliğinin düşündüğümün bile ötesinde olduğunu anladım ve adliye içindeki baroya geçtim.
Meslektaşlarla bu durumu konuşurken 2 polis memuru beni Metris’e götürmek için baroya geldi. Sanıyorum barodayken bazı meslektaşlar başsavcı veya vekiliyle konuşup hukuksuzluğu anlatmışlar ve hakime de bir telefon gitmiş diye duydum. Bunun üzerine de hakim verdiği tutuklama kararının yanlış olduğunu anlayıp kararını 2 saat sonra kaldırdı ve ben hala barodayken tutuklama kararı iptal oldu.
Kararda tutuklama gerekçesi olarak 151(4) denmişse de HMK 151’de öyle bir fıkra yok. HMK 151(2)’ye göre suç teşkil etmeyen ancak duruşma düzeninin bozan davranışlarda yalnızca disiplin hapsi verilebilmektedir ancak disiplin hapsi süreli bir yaptırım olup tutuklama tedbirinden farklıdır. Kötü yazılmış HMK 151(3) ise yalnızca suç teşkil eden bir eylemin olması halinde “durum bir tutanak ile başsavcılığa gönderilir ve gerekiyorsa fiili işleyenin tutuklanmasına da karar verilebilir” diyorsa da edilgen cümle nedeniyle tutuklama kararını kimin vereceği açık değil. HMK'ya "tutuklama" kelimesini koyan sivri zekalı profesör neyi amaçladı bilmiyorum ama tutuklama CMK'da düzenlenmiş ve yalnızca ceza hakimlerine tanınmış bir yetkidir. HMK 151(3)'ü her hukuk hakimine tanınmış bir tutuklama yetkisi olarak varsaysak bile eylemin suç teşkil etme ve tutanakla savcılığa bildirilme şartı var. Ancak "sizi hakim yapanlara beddua ediyorum" demek suç teşkil etmediği gibi zaten hakim de bunun suç oluşturmadığını bildiğinden duruşma sonrası suç duyurusunda da bulunmadı. Dolayısıyla soruşturmasız, dayanaksız ve keyfi bir tutuklama kararı verildi.
Bu tutuklama kararını veren hakim hakkında Yargıtay 5. Hukuk Dairesinde açtığım tazminat davası dün sonuçlandı. Bu kararı da yarın paylaşacağım ki görev ve yetkisini kötüye kullanan hakimler hakkında tazminat davası açılınca ne oluyormuş görülsün.
Müvekkilim itirafçı olacak, isim vereceğiz dedim. Mahkeme Başkanı heyecanlandı, buyurun dedi
Kosova'daki okulu ziyaret eden Başbakan Binali Yıldırım, okulu öve öve bitirememiş, müdür olan müvekkilimi sıva çatlağı için fırçalamıştır. Binali Yıldırım buraya gelsin
İkincisi Hakan Fidan, okulun ziyaretçi defterine harika sözler yazmıştır. Buyurun o sayfa dedim.
Ama hakim olmaz dedi. Tamam da o zaman benim müvekkillerim neden içeride?
Av. Lale Demirkaya @OrionEmpress
#Ajans @tr724
https://t.co/RWqUYOpvpI
#SONDAKİKA AYM Başkanı Zühtü Arslan, Erdoğan'ın gözünün içine baka baka söyledi:
➡️Anayasa Mahkemesi'nin verdiği karardan sonra 'görüş farklılığı' gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmamasının hiçbir yasal ve Anayasal temeli yoktur
➡️AYM kararlarını beğenmeyebiliriz ama bir hukuk devletinde bu kararlara uyulması anayasal zorunluluktur
Yaklaşık 3,5 yıl boyunca büyük bir özveri ve emek ile Deva Partisi Batman İl Başkanı olarak sürdürdüğüm görevimden istifa ediyorum.
Benimle beraber yol yürüyen ve emek veren tüm yol arkadaşlarıma bir kez daha teşekkür ederim. Bir birey olarak memleketim ve ülkem için mücadelem ilelebet devam edecektir.
Anlaşmalı boşanmayı beş bine alan meslektaş, davalarımı sana vereyim sen yürüt diyeceğim de meslek bilginden emin değilim. Zira bilmiş olsan anlaşmalı boşanmaya 5 bin demezsin.
1- Selahaddin Eyyubî Hayatını Anlatıyor
Roni Aydın Dere
İskenderiye Kütüphanesinde bulunan Selahattin Eyyubi’nin el yazması günlüğü, Fransız kadın yazar Genevieve Chauvel tarafından romanlaştırılmış.
“Bunları yazmaya başlamadan önce kendimi tanıtayım.” – Selahaddin Eyyubi
Önce, ben Kürdüm. Ramadi aşiretindenim. Bu aşiret, Kürdlerin en eski ve asil aşiretlerinden biridir. Aşiretin yerleşik yeri, Batı Azerbeycandır. Dedem Şadinin babası Mervandan önceki soyumuz üzerine fazla bilgim yoktur. Bizim beşiğimiz sayılan Dovin, 10. yüzyılda Küçük Ermenistan’ın başkenti idi. Buraya İç Ermenistan da diyorlardı. Amcam Şêrkoh ve babam Eyub Dovin’de dünyaya geldiler. 1128’de Dovin Türkmenlerin saldırısına uğradığında, dedem Şadi iki oğlunu ve karısını yanına alarak, canlarını Türkmenlerin acımasız katliamından zor kurtarmışlardır. Türkmenler acımasız bir katliam, büyük bir tahrip ve vicdansızca bir talanla Dovin’i yerle bir etmişler. Bununla birlikte, bizimkiler de bütün varlıklarını Türkmenlere kaptırmışlar, sadece canlarını kurtarabilmişlerdir. Bu katliamdan kurtulan dedem Şadi, Bağdad’ı hedef alarak güneye doğru kaçmaya devam ediyor. Bağdat, o sıralar halifeliğin merkezi ve Selçuklu hanedanlarından Melik şah’ın oğlu Sultan Muhammed tarafından yönetiliyordu. Dedemin eski dostu Behruz da burada vezirdi. Bu Behruz, daha önce Dovin’de bir esirdi. Dedem bunu buradaki esaretten kurtararak, İsfahan’daki Selçuklu sarayında prenslere öğretmen olmasını sağlamıştı. Sultan Muhammed Bağdad’a yönetici olunca, hocası Behruz’u da buraya vezir yapmıştı.”
“Bağdat’a vardıklarında dedem Şadi, eski dostu ve Bağdat Veziri Behruz’u görebileceğini ve ondan yardım alabileceğini düşünüyordu. Aile Bağdat’a vardığında doğruca saraya gittiler. Vezir Behruz, dostu Şadi’yi çok iyi karşıladı. Hal hatırdan sonra Şadi olanları Behruz’a anlatıyor. O da büyük bir dikkatle dostu Şadi’yi dinledikten sonra, ‘Şadi’ diyor ‘Allah seni bana gönderdi. Pek yakında Tikrit’i aldık. Orada yöneticimiz yoktur. Seni Tikrit’e yönetici olarak atıyorum ve bundan sonra senin unvanın ‘Dizdar’ olacak. En kısa sürede Tikrit’e gideceksin, görevine başlayacaksın.’”
“Tikrit’e geldikten kısa bir süre sonra dedem Şadi öldü. Mezarı Tikrit’tedir. Yerine büyük oğlu babam Eyub geçti. Babama da ‘Necmeddin’ unvanı verildi. Babam, Iraklı bir aşiret reisinin kızı el-Harimi ile evlendi. Bu evlilikten ağabeyim Şahin Şah ve Turan Şah, sonra üçüncü oğul olarak, 1137’de ben dünyaya geldim. Ama tanrı, beni çok ilginç bir şekilde dünyaya gönderdi. Amcam Şêrkoh, vezirin çok sevdiği hukukçu bir gence kızıp ölümle cezalandırınca, vezir de babamın bütün yetkilerini elinden alıyor ve ‘şafak atmadan Tikrit’i terk et, yoksa daha çok kelle uçacak’ diyor. Bunun üzerine bütün aile, hemen yol hazırlıklarına başlıyor. Tam bu sırada, ben annemi sıkıştırıyorum ve kadınlar bölümünde annemin sancıları tutuyor. Şafak atmadan beni bir kundağa beliyor, bir hizmetçinin kucağına tutuşturuyorlar, kervan Musul’a doğru yola koyuluyor. Ancak ikinci günü akşam, kervanın konakladığı yerde benim doğumumu kutluyorlar. Babamın anlattığına göre; çok cılız ve çelimsiz bir çocuk olduğum için, öleceğimi düşünerek, istemeyerek bana Yusuf adını veriyor, ikinci adımı da Selahattin koyuyor. Daha sonraları Selahattin benim birinci adım oldu.”
“Babam Eyub Tikrit’ten sürüldükten sonra, hedefi Musul olarak seçiyor ve yoluna devam ediyor. Çünkü Musul’un yöneticisi Zengi babamın çok iyi bir dostu idi. Ben doğmadan önce 1132’de, Tikrit yakınlarında, Zengi Selçuklulara yeniliyor ve kaçıp babama sığınıyor. Babam da, Zengi ve adamlarının canını kurtarıyor ve Musul’a yeniden dönmesine yardımcı oluyor. Aile Musul’a vardığında Zengi, dostu Eyüb’e vefa borcunu fazlasıyla ödemeye çalışıyor. Bize Dicle’nin kenarında büyük bir bahçenin içerisinde, taştan ve çamurdan yapılmış çok büyük iki katlı bir ev verdiler. Musul’un çevresi uçsuz bucaksız okaliptüs ormanlarıyla kaplıydı. Bahçemiz portakal, limon ve diğer bütün meyve ağaçlarıyla doluydu. Annem son derce becerikli ve zevkli bir kadındı. Bin bir çiçekle dolu olan bahçemizi daha da zenginleştirerek gerçek bir cennete çevirdi. Zengi’nin düşmanları da çoktu. İran Selçukluları, Şamdaki Nusayriler, Diyarbakırlı ve Erbilli Kürdler ve batıdan gelen Frenkler. Biz Musul’a varır varmaz, babam ve amcam da Zengi’nin ordusuna katılarak Frenkleri denize dökmeye gittiler. Annem üç oğluyla yalnız kaldı. Benim çelimsizliğime çok üzülen annem, bütün zamanını bana ayırıyor, beni ipek kundaklara beleyerek büyütüyordu. Zengi, Şam ve çevresinde stratejik önemi olan bir çok kaleyi alıyor, bunların en önemlisi olan Baalbek’e babamı komutan olarak atıyor. Babam buraya yerleşir yerleşmez, bizi Musul’dan almak üzere adamlarını gönderiyor. Ben artık büyümüştüm ama babamı hiç görmemiştim ve sesini hiç duymamıştım. Sadece beni ipekli ve kokulu kundaklara beleyen ve güzel sesiyle ninniler söyleyen annemin sesini duymuştum. Baalbek’e vardığımızda, altın takılarla bezenmiş ipek kalpaklı resmi elbiseler içerisinde bizi karşılamaya gelen babamı görünce, korkudan ağladım ve annemin arkasına saklandım. Ayrıca bu heybetli adamın, annemin gözlerine bakarak ağladığını gördüm. Annem de bu heybetli adamı teselli etmeye çalışıyordu. Büyüdükten sonra öğrendim ki, babam bizden ayrı kaldığı üç yıl içerisinde başka bir kadınla evlenmiş, annemin de bundan haberi yokmuş.”
“Ben çok güzel bir şehir olan Helipolis’te büyüdüm. Babam buraya bir cami ve sofiler için de bir manastır yaptırdı. Babamı resmi elbiselerinin dışında ve geleneksel Kürd kıyafetlerinin içinde görebilmek için, hep ikindiyi beklemek mecburiyetindeydim.”
“Amcam Şêrkoh, ağabeylerime savaş oyunlarını öğretmeye başladığında, ben çelimsiz halimle onları kıskanırdım. Bu arada okula başladım. Hocalarım sufilerden oluşuyordu. Okumayı öğrendikten sonra, en çok okuduğum sufilerden Gazali beni etkilemiştir. Bize bu güzel yaşamı sağlayan Zengi 14 Eylül 1146’da öldürüldü. Kısa bir süre sonra Şam’ın büyük ordusu kapımıza dayandı. Amcam Şêrkoh’un girişimleri sonucu çok sayıda Kürd aşireti bizi destekledi. Taraflar büyük kayıplar verdiler. Babama pazarlık yapmaktan başka çare kalmamıştı. Böylece Baalbek eski sahiplerine verildi. Buna karşılık Şam’da bir ev ve arazi aldı, böylece Şam’a taşındık. Amcam Şêrkoh gizlice Zengi’nin adamlarıyla buluşur, Halep yöneticisi Nurettin’e katılır. Burada Frenklere karşı başarılı savaşlar yaparlar. Bu da Şam komutanını korkutmaya başladı. Şam’da hocalarım artık Sufiler değildi. Burada matematik, tarih ve coğrafya derslerini sevmeye başladım. Hocam Abu Taman, Kürd dili, tarihi ve geleneklerini bana öğreterek, benim bütün hayatımı değiştirdi ve hayatım boyunca onun etkisinden kurtulamadım.”
“24 Temmuz 1148’de sabahı Frenk ve Alman birleşik ordusu Şam’ı kuşattı. Bunlar daha önce Kudüs’ü almışlardı, sıra Şam’a gelmişti. Çok kanlı çatışmalar oldu. Frenkler, Arapların da bizi desteklemeye geldiklerini duyunca, savaşmayı bırakıp kaçmaya başladılar. Savaşı kazandık ama çok sayıda ölü verdik. Bu savaşta büyük abim Şahin Şah da hayatını kaybetti. İki küçük oğlu öksüz ve karısı dul kaldı. Babam çok üzgündü. İlk defa bana yaklaşarak başımı okşadı, ‘Artık sen benim ikinci oğlumsun’ dedi ve ben çok mutlu olmuştum. Savaştan kısa bir süre sonra vezir öldü. Sultan da babamı komutan olarak atadı. Muhtemel Arap saldırılarına karşı tedbir alıyordu. Artık babam benim atlara binmeme ve savaş oyunlarını öğrenmeme izin vermişti. Ama şunu unutmamam gerekiyordu: ‘Ben bir Kürdüm ve Başkomutanın oğluyum.’ Artık ince bedenim ata binmeme çok uygundu. Bu da beni sevindiriyordu. Halep Komutanı Nurettin, komutanı Şêrkoh’u babama gönderiyor, güçleri birleştirmek istediğini söylüyor. Babam da bunu kabul ediyor. Böylece de Şam Valisi oldu. Ben o zaman 16 yaşındaydım. Sultan, bütün toplantılarında beni yanından ayırmıyordu. Kendisi entelektüelleri, filozofları, düşünürleri, şairleri ve din adamlarını çok severdi. Bunlara sık sık davetler verir, sohbetlerini dinlerdi. Bu davetlere ben de katılırdım. Bazen ava çıkardık; panterleri, geyik kovalayan çıtaları ve aslanları seyrederdik. Mart 1164’te Sultan Nurettin, Generali Şêrkoh’a Kahire Seferi için emir verdi. Amcam Şêrkoh beni yanına çağırarak; ‘Yusuf, sen de benimle geliyorsun’ dedi. Ben o zaman 27 yaşındaydım. 1 Nisan 1164’te Sudan Kapısından Şamdan çıktık. General Şêrkoh, on binlerce Kürd süvariden oluşan ordusuyla gurur duyuyordu. Mayısın başı 1164’te zaferle Şam’a geri döndük. Bu savaşta gösterdiğim başarı, sevk ve idaredeki becerim nedeniyle, Sultan Nurettin beni ‘Şina’ ilan etti. Böylece 27 yaşımda, koca Şam’ın Emniyet Müdürü olmuştum.”
“Ocak 1167’de tekrar Kahire’ye sefere çıktık. Bu sefer General Şêrkoh’un yanında komutan olarak. Ağustos 1167’de Şam’a geri döndük. Buradan da Halep’e Sultan Nurettin’in yanına gittik. Burada zamanımı kuş, çita, panter ve aslan avlamakla geçiriyordum. Halep ovası ve dağları bu hayvanlarla doluydu. Bu arada annem bütün tanıdıkları seferber etmiş, beni evlendirmek için kız arıyordu. Benim için o kadar çok seçenek vardı ki; mavi gözlü Kürd kızları, yeşil gözlü Suriye (Nusayrili) kızları ve siyah gözlü Arap kızları. Ben de sonunda, asil ve mavi gözlü bir Kürd kızını tercih ettim. Çünkü evimize en uygun olanı o idi. Şemsê ile nişanlandık. Aralık 1168’de Frenkler, Kahire’de yaptığımız anlaşmayı bozmuşlar ve Kahire’yi yeniden işgal etmişlerdi. Sultan beni çağırdı; ‘Acele Şêrkoh’u bul’ dedi. Ben Şêrkoh’u bulduğumda; ‘6000 Kürd süvariyi çoktan hazırladım bile’ dedi. 2000 süvari de Halep’te hazırdı. Bunların arasında Türkmenler de vardı. Amcam çok istemesine rağmen, bu sefere katılmak istemiyordum. Ama yine de katıldım.”
Devamı aşağıda....
Dün gece Tvnet’te aklınıza gelebilecek her türlü #SertSorular’ı sordular.
İttifaklar ve partiler arası oy geçişlerini uzun uzun konuştuk.
1.5 saatlik yayında böyle bir cümlem olmadı.
İşleri güçleri fitne.
Yayın linki de burada
https://t.co/L7128gXPWb
Pazaryeri Mahallesi Borsa İstanbul Pazaryeri Ortaokulu’nda Okul Sorumlumuz @AdnanKavustur, Sandık Kurulu ve Müşahitlerimizi ziyaret ettik. @devapartisi@alibabacan
Oyumuzu kullanarak irademizi ortaya koyduk.
Sonrasında Kurucu İl Başkanımız @mujdeci_melik ile birlikte vatandaşlarımızın iradelerine sahip çıkmak üzere saha ziyaretleri yaptık. İnanıyorum ki her şey çok güzel olacak🫶🏻
@alibabacan@kilicdarogluk@emin_ekmen
Bayındır Mahallesi’ndeki Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği İlkokulu’nu ziyaret ettik.
Her sandıkta ortalama 370 seçmen var, katılım sayısı ortalama 300’lerde, ilk turda bu iş bitecek inşallah. @devapartisi@alibabacan
Sandıkları geziyoruz. Petrol Anadolu Lisesindeyiz. Katılım oranı yüksek, Millet’in iradesi tecelli edecek.
M. Selim Yeşilmen başta olmak üzere tüm arkadaşlara kolaylıklar diliyorum. @devapartisi@alibabacan