24 yıl sonra Dünya Kupası’na dönüyorsun ama maç biter bitmez reklama girildiği için ne sevinci görebiliyorsun ne o anın duygusunu yaşayabiliyorsun. Üç kuruşluk kazancı, Türk milletinin tarihi anlarının önüne koyan TV8’e umarım bir daha maç yayını verilmez.
Yıllar sonra Dünya Kupasına gidiyoruz. Maç sonu muhteşem bir sevinç var, izleyici olarak bu heyecanı gururu yaşamak istiyoruz ama unutuyoruz tabi.
Maçı TV8 veriyor… Önemli olan o milli gurur sahneleri değil, önemli olan reklamlar
👏🏻👏🏻👏🏻 Rezilsiniz!
Tepkiler büyük! Türk halkı reklam uğruna Milli takımımızın sevinç görüntülerinden mahrum bırakıldı.
Yabancı yayıncılardan alınan görüntülere de yayıncı kuruluş tarafından telif atıldı!
Deniz hanımın Niğdedeki 30 dönüm tarlasına nohut ekeceğiz.
Ekim ve üretim sürecini birlikte yöneteceğiz. Tohum kaplamayı ve gübrelemeyi büyük oranda ürettiğimiz doğal gübre ile yapacağız.
Ve ürünü kooperatif olarak biz alıp halka arz edeceğiz.
Toprak analiz raporu aşağıda.
Ötüken’in 1964’teki ilk ofisi, Laleli’de Edebiyat Fakültesinin karşısında, Yaprak Kitabevinin yanındaki yarı bodrum bir mekândı. Yayınevi, 1966’da Nuruosmaniye Caddesi üstünde bir han odasına taşındı. Burada Ergun Göze’nin de yazıhanesi vardı. Aynı handa Nurer Uğurlu’nun Geda Dağıtımı da yer alıyordu. Şimdiki genel müdürümüz @ertugrulalpay’ın babası, büyük şefimiz Nurhan Alpay Ocak 1968’de bu ofise gelerek çalışmaya başladı. O günden beri yaklaşık 60 yıldır Türk yayıncılığına hizmet ediyor. Yayın sektöründe, aynı müessesenin başında bu kadar sene işlere nezaret eden ikinci bir isim var mı bilmiyorum. Kronolojiye dönelim: 1971’de Ötüken, MTTB’nin karşısında bir hana taşındı. (Kira 400 liradan 3000 liraya fırladı.) 1972’de ANDA Dağıtım kuruldu ve bu ofis ANDA’ya bırakılarak Klod Farrer Caddesindeki yeni ofise geçildi. Yayınevimiz burada 1995’e kadar 23 yıl faaliyet gösterdi. 1995 senesinde, İstiklal Caddesinde 31 yıldır Türk yayıncılığına hizmet ettiğimiz şimdiki ofisimize intikal ettik. Avrupa yakasında, Suriçi ve Pera’da geçen toplam 62 yıldan sonra üç tuğlu sancağımızı artık Anadolu yakasına taşıyoruz. Kadir Tanrı’dan bir mania çıkmazsa nisan ayında Ötüken Neşriyat, Koşuyolu’nda yeni ve müstakil ofisinde Türk tarihinin, Türk edebiyatının, Türk dilinin kısacası sadece Türk milletinin hizmetinde güzel ve verimli bir mesaiyle yoluna devam etmek üzere yerini alacak. Ben de bundan böyle Maçka Parkında değil Validebağ Korusunda öğlen yürüyüşlerine çıkacağım. Yazar ziyaretlerine giderken tatlımızı Hafız Mustafa’dan değil Ceviz Ağacı’ndan alacağız. Raylı menzilimiz artık Taksim metrosu değil Ayrılıkçeşmesi istasyonu olacak. Eve giderken ata tohumu unlarıyla imalat yapan Siyez Evi’nden Kavılca unuyla yapılmış ekmeğimizi alıp, glütensiz besleneceğiz. Beyaz una, turist zıplatan baklavaya, Maçka Parkının kedici abisine, fünikülere elveda. Hayırlara vesile olsun.
Hamiş: Tabela yapay zekâ, henüz yaptırmadık.
İRAN TÜRKLERİ
İranlı Azeri Türkü büyük şair Şehriyar, Tahran'da Farsça eserleriyle şöhretin zirvesindeyken, annesinin "Herkes büyük şair olduğunu söylüyor ama kendi dilimizde Türkçe yazmadığın için ben seni anlayamıyorum" sözlerine çok üzülür. Gurbet yorgunu şair, bu masum ve haklı sözler üzerine anadili Azerbaycan Türkçesine sımsıkı sarılarak çocukluğunun geçtiği köyün ulu dağı Heyder (Haydar) Baba'yı bir sırdaş bilerek Türk edebiyatının en önemli şiirlerinden birini yazmaya başlar; böylece anne sevgisine, köklerine, kimliğine ve kaybedilen günlere duyulan o eşsiz hüzünlü hasret "Heyder Babaya Salam" şiiri doğmuş olur.
Haydar bildiğiniz gibi Hz. Ali'nin en bilinen lakabıdır. Şehriyar'ın Haydar (Hz. Ali) Baba adlı "dağa" bu şiiri ben hem İslamı hem de dağ ile konuşulmasından dolayı kamlık inancını içine alan bir şaheser olarak yorumluyorum. Sanki Şehriyar Müslüman bir Türk kamı gibi yazmış şiiri...
Bu şiiri, Azeri Türkçesiyle, güzel bir şiveyle okuyanlardan birisi de Azerbaycan Türkü olan İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'dır.
En sevdiğim iki beşlik:
Heydərbaba, yolum sənnən gəc oldu*,
Ömrüm keçdi, gələmmədim, gec oldu,
Heç bilmədim gözəllərin nec oldu,
Bilməz idim döngələr var, dönüm var,
İtginlik* var, ayrılıq var, ölüm var.
Heydərbaba, dünya yalan dünyadı,
Süleymandan, Nuhdan qalan dünyadı,
Oğul doğan, dərdə salan dünyadı,
Hər kimsəyə hər nə verib alıbdı,
Eflatundan bir quru ad qalıbdı.
* yolumuz ayrı düştü
* itginlik: yitmek, kaybolmak
Ümit Özdağ, gözaltına alınan Tanju Özcan'a destek mesajı yayınladı:
"Geçmiş olsun sayın başkan. Anayasanın 20. Maddesi bütün yurttaşların yasalar önünde eşit olduğunu söylüyor. Ancak bu madde askıya alınmış durumda."
Ümit Özdağ iktidara yüklendi:
"2018’de bayram ikramiyesi 1.000 TL, asgari ücret 1.603,12 TL’ydi; emekliye ödenen ikramiye asgari ücretin %62,38’ine denk geliyordu.
2026’da ikramiye 4.000 TL, asgari ücret 28.075,50 TL. Bugün ikramiyenin asgari ücrete oranı sadece %14,25. Emeklinin bayram ikramiyesinin asgari ücrete göre değeri 8 yılda %77,16 eridi.
Emekliye bayramı dar ettiniz.
Bu bir bayram ikramiyesi değil, bayram harçlığıdır.
Bu bayram da milyonlarca emekli torununa harçlık veremeyecek.
Emekli sadaka değil, alın terinin karşılığını istiyor."