Bugün, İletişim Başkanlığı tarafından Türkiye Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde düzenlenen “Fetihin Nişanesi, Medeniyetin Kalbi: Çağları Aşan Mabet Ayasofya” paneline katıldık. Kıymetli hocalarımız Prof. Dr. Mehmet Görmez, Prof. Dr. Tufan Gündüz ve Dr. Zeynep Zelan ile birlikte Ayasofya’yı konuştuk.
Ayasofya yalnızca zamanın içinden geçmiş bir mabet değil, zamanın anlamını taşıyan bir medeniyet hafızasıdır. Yaklaşık 1500 yıllık tarihi boyunca büyük dönüşümlere şahitlik etmiş; her çağda, ona bakanların dünyaya hangi pencereden baktığını da görünür kılmıştır.
Bizim medeniyet tasavvurumuzda ise Ayasofya devralınmış bir emanet, kurulmuş bir aidiyet ve tarih önünde üstlenilmiş bir sorumluluktur.
Ayasofya’nın ibadete açılışının altıncı yıldönümünde bu anlamlı programa vesile olan İletişim Başkanlığımıza ve ev sahipliğini üstlenen Rektör Prof. Dr. Mehmet Görmez hocamıza teşekkür ediyorum.
@burhanduran@DIBMehmetGormez
Dünyanın büyük bir kısmının sessizliği tercih ettiği bir zamanda, mazlumdan yana söz söylemenin ve onu görünür kılmanın da bir dili vardır.
Dünya Kupası’nı kazanan İspanya, yalnızca sahada ortaya koyduğu mücadeleyle değil; Gazze’de insanlığın vicdanını yaralayan zulüm karşısında sergilediği tavırla da hafızalarda yer edindi.
2026 FIFA Dünya Kupası şampiyonu İspanya’yı tebrik ediyorum. Bu zafer, insanlık vicdanını diri tutan herkese umut olsun.
Modernite, hakikatin ortalardan kayboluşu, yeni iktidar ilişkileri ve "insan"ın krizi...
Bu konulara en baştan ve nitelikli bir "ders" gibi başlamak isteyenlere yeni çıkan bir kitabı şiddetle tavsiye ediyorum...
Mahir Ünal'ın "Bronz Süvari" adlı çalışmasını okuyun...
https://t.co/seB4UTlbK1
Erol Olçok, bizimle birlikte düşünen, bizimle birlikte yürüyen, bizimle birlikte inanan bir yol arkadaşımızdı. Kaderin en sessiz, en hüzünlü yerinde, 15 Temmuz gecesi, oğlu Abdullah Tayyip ile birlikte şehadete yürüdü. Hem oğlunu, hem kendini bu vatanın istiklâline adadı.
Ben o gece sadece bir dostu değil, bir sesi, bir bakışı, bir nefesi kaybettim. “Yokluğu alışılır bir şey değil” derler ya, tam öyle bir şey işte.
Bu topraklarda hürriyetin bedeline kendi soyadını yazdı. Şimdi biz buradayız. Eksiğiz ama sözümüzün arkasındayız. Onun o büyük hayalini; adanmış, inanan, vakur bir Türkiye hayalini unutmadan yürümeye devam ediyoruz.
Ruhun şâd olsun canım abim. Oğlunla beraber cennette en güzel makamlarda ol inşallah.
Kiminin telefonu hiç susmadı o gece. Kimi sabaha kadar evladından bir haber bekledi. Kimi selayı duyup çıktı evinden, geri döndüğünde artık aynı insan değildi. Kimi de bir daha hiç dönemedi…
15 Temmuz’u büyük kılan yalnızca bir işgal girişiminin engellenmiş olması değildi. O gece, bu millet kendisine biçilen rolü reddetti. Tarihin öznesi olduğunu, kaderine başkalarının karar vermesine razı olmayacağını bütün dünyaya ilan etti.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı liderliği ve milletimize yaptığı tarihi çağrı, o gece millet iradesinin etrafında kenetlenen büyük direnişin sembolü oldu. Meydanları dolduran milyonlar, yalnızca bir darbeyi değil; vesayeti, işgali ve teslimiyeti de reddetti.
Bu yüzden 15 Temmuz, yalnızca hatırlanacak bir tarih değildir. Nesilden nesile taşınacak bir hafızadır.
Aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle yâd ediyorum. O gece, istiklaline ve istikbaline sahip çıkmak için meydanlara koşan kahraman milletimizi ise şükranla selamlıyorum.
Unutmadık. Unutturmayacağız.
#15Temmuz
Dün Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet töreninde yaşananlar, bize “özgürlük” dediğimiz şeyin sınırlarını yeniden konuşmak zorunda olduğumuzu bir kez daha hatırlattı.
Siyasi içerikli pankartlar ifade özgürlüğünün doğal bir parçası olarak kabul edilirken, Kur’an-ı Kerim’den “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Hud Suresi, 112. ayet) ifadesini taşıyan bir pankartın fiziksel müdahaleyle engellenmeye çalışılması, ardından da görünürlüğünün kapatılması, o ayetin kamusal alanda görünür olmasından duyulan rahatsızlığın açık bir ifadesidir.
Daha birkaç hafta önce, Deniz Göktaş’ın Kur’an-ı Kerim’e yönelik saygı sınırlarını zorlayan ifadeleri günlerce “mizah, sanat özgürlüğü ve ifade hürriyeti” adına savunuldu. Bugün ise aynı çevrelerin, bir ayetin yer aldığı pankarta dahi tahammül edememesi, meselelerinin “özgürlük” değil; “kimin konuştuğu” olduğunun en açık göstergesidir.
Bu tablo ne yazık ki yeni değil. Geçtiğimiz yıl kampüsteki mescit tartışmaları da aynı yaklaşımın farklı bir tezahürüydü. İnanç özgürlüğü taleplerinin sürekli ötelenmesi, dini kimliğin kamusal alanda görünürlüğünün bir “sorun” olarak görülmesi ve bugün bir ayetin perdeletilmeye çalışılması aynı kültürel hiyerarşinin parçalarıdır.
Yeditepe Üniversitesi’nin son yıllarda farklı vesilelerle ortaya koyduğu kurumsal refleks de bu tartışmalardan bağımsız değildir. Bir dönem başörtülü öğrencilerin eğitim hakkını tartışma konusu haline getiren anlayışın gölgesi, aradan geçen yıllara rağmen farklı biçimlerde varlığını sürdürüyorsa, burada bireysel hatalardan değil, kurumsallaşmış bir zihniyetten söz etmek gerekir.
Türkiye, başörtüsü yasaklarını, ikna odalarını ve inanç üzerinden kurulan vesayet düzenini büyük mücadelelerle geride bıraktı. Fakat görüyoruz ki bazı çevreler, vesayeti terk etmek yerine yalnızca aktörlerini değiştirmiş durumda. Dün başörtüsünü kamusal alandan dışlamak isteyen anlayış, bugün bir ayeti kamusal alandan perdelemeye çalışıyor.
Mesele bir pankart değildir. Mesele, bu ülkenin asli kültürel kodlarına duyulan tahammülsüzlüktür.
Gerçek çoğulculuk, siyasi sloganlara alkış tutarken kutsal değerlere sansür uygulamak değildir. Bir ayetin görünürlüğünden rahatsızlık duyan bir özgürlük anlayışı, özgürlük değil, yeni bir tahakküm üretir. Eğer bir ayet, bir hukuk fakültesi mezuniyetinde perdelemeye çalışılacak kadar “tehdit” olarak görülüyorsa, üzerinde konuşmamız gereken mesele özgürlük anlayışımızdır.
Bu topraklar, tarihte bıraktığı seküler kültürel tahakkümün yeni versiyonlarına müsaade etmez.
@mahirunal@avsounal Sayın Bakanım @mahirunal ve kıymetli hanımefendiye vakfımıza teşrifleri, aileye ve gençliğe verdikleri kıymetli destekler için teşekkür ederiz.
Gençlerimizin büyük istifade ettiği verimli bir program gerçekleştirdik. Kendilerini vakfımızda ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduk.
Bugün Bursa TÜGVA İl Temsilciliği’nin düzenlediği Veli Okulu programında kıymetli eşim Şule Özdin Ünal ile birlikte anne-babalarımızla bir araya geldik.
Evlatlarımızın geleceğine dair ortak bir sorumluluğu paylaşan tüm velilerimize teşekkür ediyor; bu kıymetli buluşmaya ev sahipliği yapan Bursa TÜGVA İl Temsilciliği’ne şükranlarımı sunuyorum.
Rabbim, emanetimiz olan evlatlarımızı hayırlı, ahlaklı ve hikmet sahibi nesiller olarak yetiştirebilmeyi hepimize nasip etsin.
@alican_goc16@tugvabursa
Son dönemde özellikle stand-up kültürü etrafında oluşan atmosfer, Kur’an-ı Kerim gibi milyonlarca insanın varoluşunu anlamlandırdığı mukaddesleri mizahın konusu yapmayı neredeyse cesaretin ölçüsü haline getirdi. Sanki her değerin mutlaka dokunulabilir olması, her inancın mutlaka kara mizahın malzemesine dönüşmesi gerekiyormuş gibi bir anlayış dolaşıma sokuldu. Adına da “ifade özgürlüğü” denildi.
Oysa ifade özgürlüğü ile kutsalı itibarsızlaştırma arzusu aynı şey değil. Eleştiri başka bir şey, hürmet duygusunu sistematik biçimde aşındırmayı entelektüel cesaret gibi sunmak bambaşka bir şey.
Burada mesele herhangi bir gösteri ya da herhangi bir komedyen değil. Mesele, modern kültürün giderek görünmez hale getirdiği daha büyük bir sorun. Hiçbir şeye hürmet duymadan yaşayabilir miyiz gerçekten?
Kur’an-ı Kerim, milyonlarca insanın hayatını, ahlakını ve varoluşunu anlamlandırdığı ilahi hitap. Böyle bir metni kahkahanın nesnesine dönüştürmenin neresi “özgürlüğün sınırlarını genişletmek” olarak yorumlanabilir?
Bugün “hiçbir şey dokunulmaz değildir” diyenlere bir bakın, aslında hepsi kendi dokunulmazlıklarını üretmiş durumdalar. Kimlikler, ideolojiler, yaşam tarzları, politik hassasiyetler… Bunların herhangi biri mizahın konusu olduğunda aynı çevrelerin gösterdiği tepki meselenin özgürlük değil, hangi değerlere dokunulabileceğini belirleme projesi olduğunu açıkça gösteriyor. Halil Ergün’e, Atatürk’e yönelik eleştirileri nedeniyle dava açılmasını meşru görenlerin, Kur’an-ı Kerim’e yönelik alaycı ve tahkir edici söylemleri “ifade özgürlüğü” başlığı altında savunması mesela.
Özgürlük, her şeyin sıradanlaştığı yerde değil; bazı şeylerin neden sıradanlaştırılmaması gerektiğini anlayabildiğiniz yerde başlar. “Kelle koltuktaymış”. Keşke bazı değerleri koruyabilmek için hukuka ihtiyaç duymayacak kadar güçlü bir kültürel olgunluğa sahip olabilsek…
Yıllardır Türkiye’de medyayı “yandaş ve bağımsız” diye tasnif edenlerin en temel iddiası, gazetecinin bağımsız olması gerektiğiydi. Oysa bugün görüyoruz ki bağımsızlık dedikleri aslında zorunlu bağımlılıklarını perdelemekmiş.
Sözcü TV’de izlediğimiz tablo, gazeteciliğin bağımsız duruşundan ziyade, zorunlu aidiyetin diliyle konuşan bir medya pratiğini ortaya koydu. Soru sormak başka, muhatabı kendi kanaatine mahkum etmeye çalışmak başkadır. İstedikleri cevabı alana kadar sormaya devam edeceği tehdidini savuran bir tutum gazetecilik değildir. Gazeteci cevap arayan kişidir, cevabı dayatan değil.
Medya, fikirlere alan açtığı ölçüde kamusaldır. Kişilere zorunlu aidiyet ürettiği anda ise kamusal niteliğini kaybederek bir aparata dönüşür.
Bugün yaşanan tam da budur. Dün başkalarını “yandaşlık”la suçlayanların, tüm delilleri ile hırsızlıkları ortaya dökülenleri savunmak söz konusu olduğunda aynı eleştirel mesafeyi koruyamaması; meselenin ilkesel değil, konjonktürel olduğunu gösteriyor.
En tehlikeli olan ise bunun normalleşmesidir. Çünkü yankı odaları sadece siyasette kurulmaz, medya da kendi yankı odasını inşa eder. Aynı cümlelerin tekrarlandığı, aynı kanaatlerin dolaşıma sokulduğu ve farklı seslerin meşruiyetinin baştan reddedildiği bir düzende, hakikat yerini kolektif onaya bırakır.
Hakikat, her dönemde herkese aynı mesafeden bakabilme ahlakını gerektirir.
Siyaseti hep insanın entelektüel kapasitesini sömüren, tüketen bir faaliyet olarak tecrübe ettik ve bunun sayısız acı misallerini biliyoruz. Ama kimi zaman tersi de oluyor; siyasetin içinde yer almış bazı düşünce insanları, entelektüel faaliyetlerini hız kesmeden sürdürüyor, siyasetin tecrübesiyle görüşlerini zenginleştirip ürün veriyorlar. Kıymetli Bakanımız @mahirunal o soy düşünce insanlarından. Takdirle takip ediyorum.
Kitap çıkar çıkmaz edinip okumaya başlamıştım. Ama imzalı nüshası elbette daha güzel oldu ☺️
Kıymetli Bakanım, aziz hocam @mahirunal Beyefendinin kaleminden önemli bir modern dönem tahlilini okuyoruz. Kitabın adı ve hikayesi kendi başına bir özet aslında.
Okuru bol olsun, bu nazik jest için sayın Bakanımıza ayrıca teşekkür ederim.
Bugün ailemle birlikte, yapay zeka, yeni medya ve dijital teknolojilerin sanatla buluştuğu İstanbul Dijital Sanat Festivali’ni ziyaret ettik.
Her çağ, kendi anlatı biçimlerini üretir. Bugün insanlığın en büyük sorularından biriyle karşı karşıyayız; teknoloji yalnızca yeni araçlar mı üretiyor, yoksa düşünme, anlatma ve anlamlandırma biçimlerimizi de dönüştürüyor mu?
Bu yıl “Retell as Reimagine” temasıyla düzenlenen festival, tam da bu sorunun peşinden gitmiş. Geçmişin hafızasını, kültürel mirasını ve anlatılarını yapay zeka ile yeniden yorumlayan eserler; bize sanatın yalnızca estetik bir üretim alanı olmadığını, aynı zamanda insanın kendisiyle, tarihiyle ve geleceğiyle kurduğu ilişkinin de bir yansıması olduğunu hatırlatıyor.
Sanatın teknolojiyle kurduğu bu yaratıcı diyaloğa ev sahipliği yapan başta Festival Direktörü kıymetli Dr. Nabat Garakhanova olmak üzere tüm emeği geçenleri tebrik ediyor; kültür ve sanat hayatımıza sundukları katkı için teşekkür ediyorum.
Ulu Camii’nin ardından, şehrin bir diğer kıymeti olan, Bediüzzaman Said Nursi (K.S)’nin 12 yıl ders verdiği Horhor Camii’ni ziyaret ettik.
Özellikle taş işçiliğiyle dikkat çeken mihrabı, estetik ile inancın medeniyetimizde nasıl iç içe geçtiğini gösteren zarif bir örnek…
Kitabesi ve vakfiyesi günümüze ulaşmamış olsa da, Horhor bize mimarisiyle bir dönemin ruhunu anlatmaya devam ediyor. Yüzyıllar boyunca nice insanın secdesine, duasına ve umuduna şahitlik eden bu mekan, aynı zamanda Van’ın kültürel sürekliliğinin de önemli bir nişanesi.
Bu kadim mirasın ihyasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor; bu kadim eserin gelecek nesillerle de buluşmasını diliyorum.
@valiozanbalci75@K_Turkmenoglu_V
Bugün Van’da, Eğitime Destek Platformu’nun kıymetli üyeleriyle bir araya geldik.
Van Valimiz Sayın Ozan Balcı, Milletvekilimiz Sayın Kayhan Türkmenoğlu, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Hamdullah Şevli, İl Müftümüz Sayın Mehmet Sırrı Işık, İl Milli Eğitim Müdürümüz Sayın Bilal Yılmaz Çandıroğlu, AK Parti Merkez Disiplin Kurulu Üyemiz Sayın Zahir Soğanda, Eğitime Destek Platformu Van İl Başkanımız Sayın Tevfik Çoban ve sivil toplum kuruluşlarımızın temsilcileriyle eğitim üzerine kapsamlı bir istişare gerçekleştirdik.
Van’ın eğitim alanında ortaya koyduğu gayreti ve bu alanda oluşan güçlü işbirliği iradesini görmekten memnuniyet duydum. Misafirperverlikleri ve kıymetli katkıları için tüm katılımcılara teşekkür ediyorum.
@valiozanbalci75@K_Turkmenoglu_V@hsevli@zahir_soganda
64. Hükümet Kültür ve Turizm Bakanı ve AK Parti MKYK üyesi Sn. Mahir Ünal, Valimiz Sn. Ozan Balcı ve beraberindekiler, eski Van Şehrinde restorasyonu süren 850 yıllık tarihi Ulu Camiyi ziyaret ederek çalışmalar hakkında bilgi aldı.
@valiozanbalci75