Amerika Birleşik Devletleri, Başkan Donald Trump’ın emriyle Venezuela’ya saldırarak, Devlet Başkanı Maduro ve eşini esir edip ülkeden çıkararak bir “devlet terörizmi” örneği ortaya koydu ve uluslararası hukuku bütün yönleriyle ihlal ettiği ağır bir suç işledi.
Venezuela’nın toprak bütünlüğü ve siyasi bağımsızlığına saldırı
Donald Trump ve ABD, Venezuela topraklarında tek taraflı askerî operasyon yaparak ve, fiilî devlet başkanını zorla yakalayıp ülke dışına çıkararak BM Şartının 2 (4). Maddesinde belirtilen bir devletin başka bir devletin toprak bütünlüğüne ve siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanma kesin yasağını ihlal etti. Bu uluslararası barış ve güvenliğe karşı ağır bir ihlaldir.
Venezuela’nın devlet başkanı dokunulmazlığına karşı saldırı
Donald Trump ve ABD uluslararası hukuka göre, yabancı devletlerin ceza yargısından bağışık ve zorla yakalanamaz, tutuklanamaz, yargılanamaz olan Venezuela Devlet Başkanının devlet başkanı dokunulmazlığını çiğneyerek Uluslararası Adalet Divanı (UAD) içtihadına karşı eyleme geçti. Maduro’nun Trump’ın ima ettiği üzere ABD’deki olası “yargılanması” UAD içtihadı kapsamında kişisel dokunulmazlığın ihlali ve devletlerin eşitliği ilkesinin çiğnenmesidir.
Devlet destekli insan kaçırma ve yargısız alıkoyma
Maduro ve eşinin Trump’ın beyanına göre “yakalanması ve ülke dışına çıkarılması” hukuken, devlet destekli adam kaçırma ve yargısız alıkoyma kapsamında bir başka uluslararası suç oluşturuyor.
ABD dünyanın polisi, jandarması veya yargıcı değildir
ABD’nin bu eylemleri meşru müdafaa veya “terörle mücadele” ile gerekçelendirilemez: Meşru müdafaa, ancak silahlı saldırı halinde mümkündür. Narkoterörizm (“uyuşturucu terörü”) iddiası, egemen bir devlete askerî operasyonu meşrulaştıramaz.
ABD mahkemelerinin, evrensel yargı yetkisi iddiası ve iç hukukta Venezuela ve Maduro’ya karşı ileri sürülmüş iddianameler, uluslararası hukuka aykırı fiilleri meşrulaştırmaz. Uluslararası hukukta “önce kaçır, sonra yargıla” diye bir ilke yoktur.
ABD’nin Venezuela’ya saldırısı uluslararası haydutluk ve terörizmdir
ABD ve Donald Trump, Venezuela devlet egemenliğini ihlal ederek, yasadışı kuvvet kullanımı, uluslararası adam kaçırma, devlet başkanı dokunulmazlığının ihlali ve uluslararası saldırı fiillerini işleyerek, hukuken savunulması olanaksız bir eylemle siyasal açıdan savaş gerekçesi (“casus belli”) yaratarak, uluslararası hukuka ve dünya barışına karşı bir saldırı gerçekleştirdi.
Dünyanın bütün demokratları birleşin
Bütün ülkelerin, bu arada Türkiye’nin ve dünyanın tüm demokratları ve insan hakları savunucularının bu uluslararası haydutluk ve devlet terörizmi saldırısına karşı, uluslararası hukukun etrafından dolaşmadan veya “güçlünün haklılığı” ilkelliğine sığınmadan, ABD’nin bu tek yanlı, hukuk ve insanlık dışı emperyalist saldırısına karşı birleşmeleri bu kritik anda yaşamsaldır. Dünyaya haydutluğun egemen olduğu devletlerin ve halkların boğazlaştığı savaş, açlık ve ölümün kol gezeceği bir geleceğin önünün kesilmesinin güvencesi bu ortak tutumda vücut bulabilir.
Bu tutum, Nicolas Maduro ve yönetiminin Venezuela için adil, demokratik ve insan haklarıyla uyumlu bir siyasal seçenek olup olmadığıyla ilgisizdir. Bütün ülkeler ve milletlerin kendi geleceklerini belirleme ve nasıl yönetileceklerini kendilerince kararlaştırma hakkı esastır. Venezuela kendi geleceğini belirleme gücü ve yetkesine sahip olduğunu bundan önce defalarca kanıtlayan kahramanca bir mücadele mirasının sahibidir.
İçeride muhalefetin yönetimindeki ABD kentlerini kendi yasalarını çiğneyerek kanunsuz emirlerle işgal girişimi ABD mahkemeleri önünde son bulan bir despotun, Venezuela, Latin Amerika ya da dünya için özgürlük imkânı olabileceğine prim vermek, 20. yüzyılda Nazizmin insanlığa bir hayrı dokunabileceğine bir an için bile olsun kanmış olanlarınki kadar ahmakça bir aymazlık olur.
ABD emperyalizmi ve Donald Trump yönetiminin insanlığın geleceği önündeki en büyük tehdit olduğu, tarih, akıl ve hukuk önünde bir kez daha doğrulanırken, Venezuela ve Latin Amerika kurtuluş mücadelesinin tarihsel önderi Simon Bolivar'ın tanıklığına müracaat ediyoruz:
"Amerika Birleşik Devletleri, sanki, takdir-i ilahiyle Amerika kıtasını özgürlük adı altında sefaletle kuşatmaya mahkum edilmiş görünüyor."
"Amerika kıtasının özgürlüğünün köşe taşını korkusuzca yerine yerleştirelim: Tereddüt yok olmak demektir. "
Şunu da deyim vakit dolmadan: Barış, en kutsal emirdir önümüzde; hiçbir pazarlığın konusu, kirli emellerin oyuncağı olmaz. Barişacaksak,usul esası belirler. AKP-MHP+ bu kez "kaldırılmak" sizi kurtarmaz; Kürt halkına, muhaliflere... "piyonunuz" olmayanlara zulmetmeyi bırakın! ✌🏿
Depremde yaşamını yitiren tüm canlarımızı saygıyla anıyoruz. Kadınlar olarak, dayanışma ruhumuzu ve kolektif gücümüzü büyüterek mücadelemizi yükseltmeye devam edeceğiz.
Depremin 2. yılında Hatay’da yitirdiğimiz canlarımızı andık. Binlerce kişi tek yürek olduk; acımızı ve öfkemizi paylaştık.
2 yıldır ne yitirdiğimiz canlarımızı unuttuk ne de bizleri ölüme terk edenleri!
Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok!
#6subat2023
Kürt kadın tutsaklar Werîşe Muradî ve Pexşan Ezîzî idam edilme riskiyle karşı karşıya!
44 ülkeden 1200 isim, idam cezasının kaldırılması çağrısı yaptı:
Tutsakların serbest bırakılması için İranlı yetkililere baskı yapın.
Fifty-two civilians, including women and children, have been killed in Turkish attacks in Syria. Humanitarian groups warn of an escalating crisis. https://t.co/NjN8rKw7wU
#SyriaCrisis#HumanRights
Syrian female citizens from Aleppo:
"We want to build a pluralistic Syria in which freedoms and rights are protected, and women's freedom is a foundation, we will not accept anything less."
This is why the Western mainstream media, liberals, & Islamists attack @TulsiGabbard, because she opposed the US/West arming terrorists in Syria. The Western mainstream media, liberals, and Islamists all championed arming terrorists in Syria to destroy the country and kill off its 2.5 million ancient Christian population.
Abu Amsha repeatedly raped and then likely murdered a woman after she spoke out. Abu Amsha’s men systemically targeted Kurds in Afrin by levying ridiculous taxes on them and expropriating their homes. Both him and Abu Bakr repeatedly kidnapped people, especially women, for ransom