Geçen hafta köprüye "15 Temmuz'un arkasındaki güç" dedikleri ABD bayrağını yansıtmışlardı, bu hafta da 15 Temmuz Darbesi'ne karşı Türk bayrağı asmışlar. Türkiye tam bir tutarlılık laboratuvarı.
Yemin ediyorum ironi sandım. Alttaki devam tweetlerini de okudum ama maalesef ciddiymiş. Değişik bir ülke. Kurgu olsa yapmacık gözükecek şeyi biz reel hayat diye yaşıyoruz.
@etkilihaberyeni Bir üniversiteyi kapatma fikrini 3 günde değiştiren ama Türkiye'nin gelecek 100 yılını planlayan bir devlet aklı olduğuna inananlar için elimde satılık köprü var...
“Devlet aklı” kavramı uzun süredir muhalifler nezdinde rejimi meşrulaştırmak için kullanılıyor. Yanlışlanamayan, sorgulanamayan; ama her türlü olağanüstü uygulamayı haklı gösteren ve bu sırada asıl uygulayıcı aktörü gizleyen çok kullanışlı bir kavram. Cümle arasına Trump ve değişen dünya düzeni dediğinizde, konuya bir de uluslararası bağlam ekleyebiliyorsunuz.
Zamanında çok ciddiye alınan ama bugün anlatısı çöken Ruşen Çakır–Mümtaz’er Türköne mülakatlarıyla bu “devlet aklı” anlatısı tedavüle sokulmuş ve epey destek toplamıştı. AKP–MHP çatlağı, MHP’nin “süreç” üzerinden Orta Doğu’da kartları yeniden dağıttığı, İmamoğlu’nun yakında hapisten çıkacağı, MHP–DEM–CHP ittifakı kurulacağı, gerekirse erken seçime gidileceği gibi manipülatif değerlendirmelerin havada uçuştuğu aylar geçirdik. Bu anlatı üzerinden DEM’in iktidarla yürüttüğü örtük müzakere de perdelendi. Zaten amaç da buydu.
Şimdi benzer bir çerçeve CHP’deki kayyım ekibinin iktidar ittifakına eklemlenmesini meşrulaştırmak için kullanılacak. Artık ikna edici olacağını sanmıyorum. Ama Kuşoğlu’nun @t24comtr mülakatı gerçekten ibretlik. Soğuk Savaş döneminden kalan birkaç yüz siyasetçi, bürokrat ve gazeteci eskisi hâlâ gündemde kalabilmek için milyonların geleceğini karartıyor.
Kadrolar o kadar vasat ki, yapılan hiçbir işin net bir mesajı yok aslında. "Ecevit böyle yapardı, biz de yapalım" deyip yapmışlar. Amaçları Atatürk'ün, Ecevit'in, Nazım Hikmet'in arkasına saklanarak ihanetlerini örtmek.
Edilgen kurnazlık onun en klasik taktiğidir zaten. O hiçbir zaman bilmez, hiçbir zaman aday olmaz, mahkeme kararından da haberi yoktur, olaylar hep onun çevresinde gelişir o da bir şekilde dahil olur.
Kendisi aday olmaz, “aday gösterilir”
Genel Başkanlığa gelmez, “mahkeme kararıyla getirilir”
Milletvekillerine pazar sabahı kapıya dayanın demez, “milletvekilleri habersiz gitmiştir”
Kendisi adayım dahi diyemez ama “seçim afişleri onu sevenler tarafından bastırılır, onun haberi yoktur…”
Bir lider düşünün hep edilgen, koltuğu da başkanlığı da o istemiyor, “kendisine veriliyor”
İnanırsanız…
Siz bakmayın Özgür Özel şunu yanlış yaptı bunu yanlış yaptı diye yumuşak sedirinde kıçından ahkam kesenlere. Özgür Özel tek başına müthiş bir demokrasi mücadelesi veriyor. Genel merkezden çıkması bile partiyi korumak için yaptığı bir hamle parti binasına polis yollayan utanmazlara karşı bir CHP lilik gösterisi.
Başsavcı incindi diye hakkımda hazırlanan iddianameyi, ifademi alan savcı bey yerine incinen başsavcının yardımcısı yazmış. Daha mahkemeye ve avukatlarıma gönderilmeden iktidar medyasına dağıtılan evrak paniklerinin resmidir.
Bu davaları “yakından” takip eden, içeriklerini bilen Cumhurbaşkanı Erdoğan, belli ki seçimde milletin önüne mertçe çıkmak yerine, masabaşı oyunlarıyla ayakta kalacağını sanıyor. Milletimiz demokrasiye ve kendi seçme hakkına zerre itibar etmeyene artık itibar etmemektedir. Bunu da heybenize yazın.