Dünya genelinde hukukun üstünlüğünü bağımsız olarak ölçen en prestijli kaynak olan **Dünya Adalet Projesi'nin (World Justice Project - WJP) 2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi** verilerine göre Türkiye, ne yazık ki alt sıralarda yer alıyor.
Türkiye, endekste değerlendirilen **143 ülke arasında 118. sırada** bulunmaktadır. 0 ile 1 arasındaki puanlama ölçeğinde Türkiye’nin genel hukukun üstünlüğü skoru **0,41** olarak ölçülmüştür.
## 📌 Kategorilere Göre Türkiye'nin Durumu
Endeks, hukukun üstünlüğünü 8 ana başlık üzerinden inceliyor. Türkiye'nin bu başlıklardaki sıralamaları, yapısal sorunların hangi alanlarda yoğunlaştığını net bir şekilde gösteriyor:
* **Hükümet Yetkilerinin Sınırlandırılması (Denge ve Denetleme):** 136. sıra *(En zayıf olunan alan)*
* **Temel Haklar:** 134. sıra *(Ayrımcılık, adil yargılanma, ifade ve toplanma özgürlüğü gibi kriterler)*
* **Medeni Adalet:** 127. sıra
* **Düzenleyici Uygulamalar:** 118. sıra
* **Ceza Adaleti:** 112. sıra
* **Yolsuzluğun Önlenmesi:** 79. sıra
* **Kamu Düzeni ve Güvenlik:** 79. sıra *(Diğer alanlara kıyasla görece daha iyi performans gösterilen başlıklar)*
## 📉 Son 10 Yıldaki Değişim ve Küresel Kıyaslama
* **10 Yıllık Gerileme:** Türkiye, 2015 yılında aynı endekste 80. sırada yer alıyordu. Son 10 yıl içerisinde kademeli olarak **38 sıra birden gerileme** yaşandı.
* **Bölgesel Durum:** "Doğu Avrupa ve Orta Asya" kategorisindeki 15 ülke arasında Türkiye **14. sırada** yer alıyor.
* **Gelir Grubuna Göre:** "Üst-orta gelir" grubundaki 41 ülke arasında ise **37. sırada** kendine yer bulabilmiştir.
* **Hızlı Gerileyenler Arasında:** Türkiye, son dönemde (2024-2025 arası) sergilediği %1,9'luk düşüşle küresel ölçekte hukukun üstünlüğü alanında en çok gerileyen ikinci ülke (Sırbistan'ın ardından) olmuştur.
> **Küresel Tablo:** Endeksin zirvesinde geleneksel olarak İskandinav ülkeleri yer alıyor; **Danimarka (0,90 puan)** birinci, Norveç ikinci ve Finlandiya üçüncü sırada. Listenin en son basamağında (143. sırada) ise Venezuela bulunuyor.
>
Hukukun üstünlüğündeki bu gerileme, sadece adalet mekanizmasını değil; doğrudan ekonomik güven ortamını, yabancı yatırımları ve sivil katılımı da doğrudan etkileyen en temel unsurlardan biri olarak kabul ediliyor.
Bu konuyla ilgili hazırlanan güncel haber videosuna Türkiye, 2025'te hukuk üstünlüğü sıralamasında 118. sıraya geriledi bağlantısından ulaşabilirsiniz. Videoda, Türkiye'nin son on yıldaki endeks performansındaki düşüş eğilimi ve verilerin detayları grafiklerle aktarılmaktadır.
Ekrem İmamoğlu, iki kez beraat aldığı ve istinafın bozduğu davada, hakim değiştirilmek suretiyle mahkum edildi. Ortada hukuktan söz edilebilecek bir durum yok. Ancak yine de, meselenin hukuksuzluğunu, hukuki terimlerle anlatmak gerekiyor. Tuzla eski belediye başkanına hakaret iddiasıyla açılan davada, İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi daha önce iki kez beraat kararı vermiştir. Kararlar, CMK’nın 223/1-b maddesine dayandırılmıştır. Bunun anlamı, Mahkeme’nin, yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğu sonucuna ulaşmış olmasıdır. Bölge Adliye Mahkemesi ise CMK 280/1-e kapsamında, sanığın sorgusunun yapılmamış olmasını bozma gerekçesi yapmıştır. Bozma gerekçesi kanuna açıkça aykırıdır. Çünkü CMK 193/2-b; “Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbiri dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir” hükmünü taşımaktadır. Hukuk nosyonu taşıyan herkesin kolayca değerlendirebileceği üzere, kanun koyucu, sanık lehine sonuç doğması durumunda, sorgusunun yapılmamış olmasını karar vermeye engel görmediğini açıkça ifade etmiştir. Kanun bu kadar açıkken, Bölge Adliye Mahkemesi, kanuna aykırı tutum alarak bozma kararı verebilmiştir. Bu noktada bir hususu kamuoyuna bir kez daha anımsatmakta yarar bulunmaktadır. Bir önceki duruşmada Ekrem İmamoğlu Silivri’den cezaevi aracıyla Anadolu Adliyesi’nin bulunduğu Kartal’a doğru yola çıkarılmış, yolun yarısında aracın bozulduğu iddia edilerek araç durdurulmuş, Kartal’a gidiş iptal edilmiş, “bozulan araçla” Silivri’ye geri dönülmüştür. Şimdi, bu aracın yolda aniden neden bozulduğunu anlamak mümkün hale gelmiştir.. Skandallar bununla da bitmemiş, davaya bakan Hakim aniden Edirne’ye gönderilmiş, yerine atanan hakim, Asliye Ceza Mahkemesi’nde tek hakim olarak, 2 yıl 1 ay mahkumiyet ve siyasi yasak kararı vermiştir. Karar istinaf ve temyiz süreçlerine açık. Anlatılanlar, uygulanan ikili hukuk sistemini, tereddüte mahal bırakmayacak netlikte ortaya koyuyor. Bütün bunlardan sonra bir kez daha soralım: Ekrem İmamoğlu siyasi tutuklu değil öyle mi?
Ekrem İmamoğlu, iki kez beraat aldığı ve istinafın bozduğu davada, hakim değiştirilmek suretiyle mahkum edildi.
Ortada hukuktan söz edilebilecek bir durum yok.
Ancak yine de, meselenin hukuksuzluğunu, hukuki terimlerle anlatmak gerekiyor.
Tuzla eski belediye başkanına hakaret iddiasıyla açılan davada, İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi daha önce iki kez beraat kararı vermiştir.
Kararlar, CMK’nın 223/1-b maddesine dayandırılmıştır. Bunun anlamı, Mahkeme’nin, yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğu sonucuna ulaşmış olmasıdır.
Bölge Adliye Mahkemesi ise CMK 280/1-e kapsamında, sanığın sorgusunun yapılmamış olmasını bozma gerekçesi yapmıştır.
Bozma gerekçesi kanuna açıkça aykırıdır.
Çünkü CMK 193/2-b; “Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbiri dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir” hükmünü taşımaktadır.
Hukuk nosyonu taşıyan herkesin kolayca değerlendirebileceği üzere, kanun koyucu, sanık lehine sonuç doğması durumunda, sorgusunun yapılmamış olmasını karar vermeye engel görmediğini açıkça ifade etmiştir.
Kanun bu kadar açıkken, Bölge Adliye Mahkemesi, kanuna aykırı tutum alarak bozma kararı verebilmiştir.
Bu noktada bir hususu kamuoyuna bir kez daha anımsatmakta yarar bulunmaktadır.
Bir önceki duruşmada Ekrem İmamoğlu Silivri’den cezaevi aracıyla Anadolu Adliyesi’nin bulunduğu Kartal’a doğru yola çıkarılmış, yolun yarısında aracın bozulduğu iddia edilerek araç durdurulmuş, Kartal’a gidiş iptal edilmiş, “bozulan araçla” Silivri’ye geri dönülmüştür.
Şimdi, bu aracın yolda aniden neden bozulduğunu anlamak mümkün hale gelmiştir..
Skandallar bununla da bitmemiş, davaya bakan Hakim aniden Edirne’ye gönderilmiş, yerine atanan hakim, Asliye Ceza Mahkemesi’nde tek hakim olarak, 2 yıl 1 ay mahkumiyet ve siyasi yasak kararı vermiştir.
Karar istinaf ve temyiz süreçlerine açık.
Anlatılanlar, uygulanan ikili hukuk sistemini, tereddüte mahal bırakmayacak netlikte ortaya koyuyor.
Bütün bunlardan sonra bir kez daha soralım:
Ekrem İmamoğlu siyasi tutuklu değil, öyle mi??
İktidarın şehircilikte yeni başarısı!
304 bin kişilik cezaevlerine 435 bin insan doldurdular. Ortaya Türkiye’nin 35 ilinden daha kalabalık bir cezaevi şehri çıkardılar.
Üstelik içerideki 70 bini aşkın insan tutuklu. Haklarında kesinleşmiş tek bir mahkûmiyet hükmü dahi yok. Koğuşlarda yatacak yer kalmamış, iktidarın bulduğu çözüm yine daha fazla cezaevi, daha fazla tutuklama.
Cezaevi kapısından çıkınca da adli kıskacın bittiğini sanmayın. 502 bin 257 kişi denetimli serbestlik sistemi kapsamında denetim ve takip altında. İçeride yüz binler, dışarıda yarım milyondan fazla insan. Türkiye’yi neredeyse 1 milyon insanın ceza infaz ve denetim ağı içinde olduğu bir ülkeye çevirdiler.
Delilden şüpheliye gitmek yerine önce insanları içeri tıkıp sonra delil arayan bu nobran pratik, masumiyet karinesini fiilen rafa kaldırdı. Tutuklama peşin cezalandırmanın ve sindirmenin sopasına dönüştü.
Suçun kökünü kurutacak tek bir yapısal adım atmayanlar, memleketi açık hava cezaevine çevirip mahkûm sayısıyla övünür hale getirdi. Duvarları ne kadar yükseltirseniz yükseltin, kendi yarattığınız kaosun üzerini kapatamazsınız. Mahkeme salonlarına hukuku ve vicdanı sokmadığınız sürece, inşa ettiğiniz her yeni cezaevi bu yönetim krizinin utanç anıtı olarak kalacaktır!
Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan: "21 Ocak'ta projenizin onayı için başvurmuşsunuz. 29 Ocak'ta makama gelerek beni ziyaret ettiniz. Ben sizden herhangi bir kişisel menfaat talep ettim mi?" Süleyman Çetinsaya (Mahkeme başkanına dönerek): "Hayır. Başkanım, Resul Emrah Bey çok düzgün biridir. Kendisi bir şey talep etmedi." Çetinsaya daha sonra savcılıkta verdiği ifadede yer alan 500 bin dolarlık ödeme bölümünün kendisine ait olmadığını savunarak, “Savcı bey bunu yazdı, önüme koydu, ben de imzaladım. Okumadım” dedi.
Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan:
"21 Ocak'ta projenizin onayı için başvurmuşsunuz. 29 Ocak'ta makama gelerek beni ziyaret ettiniz. Ben sizden herhangi bir kişisel menfaat talep ettim mi?"
Süleyman Çetinsaya (Mahkeme başkanına dönerek): "Hayır. Başkanım, Resul Emrah Bey çok düzgün biridir. Kendisi bir şey talep etmedi."
Çetinsaya daha sonra savcılıkta verdiği ifadede yer alan 500 bin dolarlık ödeme bölümünün kendisine ait olmadığını savunarak, “Savcı bey bunu yazdı, önüme koydu, ben de imzaladım. Okumadım” dedi.
338 günlük tutukluluğunun ardından tahliye edilen, İBB’de 44 yıldır görev yapan Anadolu Yakası Zabıta Müdürü Nazan Başelli, savunmasına başladı. Başelli, 1982 yılından bu yana 9 farklı belediye başkanıyla çalıştığını anlattı. Başelli, "Kimsenin değil devletin memuru oldum. Neredeyse yarım asırlık memuriyet sicilim tertemizdir" dedi.
Nazan Başelli, Nurettin Sözen, Recep Tayyip Erdoğan ve Kadir Topbaş dönemlerinde ödül aldığını söyledi. Başelli, örgüt üyeliği ve rüşvet iddialarıyla tutuklandığını ancak iddianamede bu suçlamalarla karşılaşmadığını belirtti. Başelli, "İddia makamı keşke beni neyle suçlayacağına karar verseydi” dedi.
İBB davasında Gözdem Ongun'un avukatı Rahşan Sertkaya, iddianamede yer alan itirafçı beyanlarının yapay zeka uygulamasıyla çoğaltıldığını belirtti.
Sertkaya, savunmasında söylediği sözler ve duruşma salonunda yansıttığı görseller şöyle:
“Müvekkilim Gözdem Ongun hakkında bir kontrol tedbirinin uygulanması ve hakkında bir suç isnadında bulunulması nasıl mümkün olacak? Tabi ki Mürettebat, KMD Reklam, ED İletişim, SYK Roll, LAP Turizm ve Aslım Reklam şirketlerinin yetkilileri Eray Demir, Mert Saraç, Mustafa Değercan, Özcan Demirci, Serkan Yıldız ve Ali Can Akün savcılık makamına kendi ayaklarıyla gelip ifade verecek. Bu ifadeler dayanak gösterilerek hem Müvekkilim hakkında tutuklama tedbiri istenip adli kontrol tedbiri uygulanacak hem de suç isnadında bulunulacak. Böylece istenen kurban alınmış olacak. Peki savcılık makamına aynı gün kendi ayaklarıyla gelen bu şirket yetkilileri ifadelerinde neler söylemiş ona da bakalım. Rica etsem görseli ekrana yansıtabilir misiniz? (GÖRSEL 4) Şu an ekranda bu 6 şirket yetkilisinin verdiği ifadelerden birer bölüm görüyorsunuz. Ben bunlardan birisini aldım ve en bilinen yapay zeka uygulamalarından birisi olan ChatGPT’ye sordum.
Bu ifadeyi hangi farklı alternatifle çoğaltabilirsin diye? Aldığım cevabı şimdi göstereceğim. Rica etsem görseli ekrana yansıtabilir misiniz? (GÖRSEL – 5) Chatgpt diğer beş şirket yetkilisinin verdiği ifadeyi bana alternatif olarak sundu. Meğer Savcılık makamında bu altı şirket yetkilisi değil yapay zeka vermiş ifadeyi. Şaka değil yapay zeka ile beyan çoğaltıldığının kanıtıdır budur. Yani bu altı şirket yetkilisinin verdiği ifadeler özünde ifadeyi verenlerin gerçek iradesini yansıtmıyor. Bu kişiler yapay zeka tarafından hazırlanan ve önlerine konulan ifadeleri imzalamışlar. Bu da Türk hukuk tarihine geçsin!”
https://t.co/yPxnOXCLHA
Anayasa Mahkemesi 19 Şubat 2020 tarihli, E. 2018/137, K. 2020/1 sayılı kararıyla, siber devriye düzenlemesini iptal etmişti. AYM, henüz somut bir suç şüphesi veya açılmış bir soruşturma yokken, genel ve sürekli bir gözetim/izleme yetkisinin kolluğa verilmesini "demokratik bir toplumda zorunlu bir ihtiyaca karşılık gelmeyen" orantısız bir sınırlama olarak değerlendirmiştir.
Ama mahkemelerin AYM kararını tanımadığı bir ortamda, kolluk niye tanısın? Netice olarak siber devriye kaldığı yerden devam ediyor. Anayasaya aykırııymış kimin umurunda?
Bu da hap gibi cezaevi rehberi-2
* Geçici koğuşta en fazla iki gece kaldıktan sonra cezaevi komisyonunun karşısına çıkacaksınız. Müdür, müdür yardımcıları, baş gardiyan vs. bütün yönetim kadrosu karşınızdadır. Sorular sorup, halinize tavrınıza bakıp yaşınıza, sosyal durumununuza, eğitiminize göre size en uygun koğuşu belirlerler.
*Koğuşlar karmadır, yani adli suçlularla siyasi suçlular aynı koğuşlarda kalır. Sadece aynı örgüt suçundan yargılananlar aynı koğuşlara verilmez. Silivri'de Ekrem İmamoğlu'nun kaldığı 9 No'lu cezaevinde bu tedbir esnek tutulmuştur.
*Bowling arabası gibi bir şeye yaylı yatağınızı, çarşafınızı, yastığınızı koyup, tek sıra halinde koğuşunuza götürülürsünüz. Verilen eşyaları depodan indirme, arabayı çekme ve sürükleme size yaptırılır.
*İnfaz memurları genellikle tutuklu ve hükümlülere karşı sevgisizi ve kabadır. Sosyal statünüz ne olursa olsun, oraya düştüğünüze göre onların gözünde saygı duyulacak biri değilsinizdir.
*Bir süre BİM'de kasiyerlik yaptıktan sonra KPSS'ye girip en düşük puanla infaz memuru olmuş, 20 yaşındaki biri, kaç yaşında ve kim olursanız olun, size adınızla seslenir, "sen" diye hitap eder ve emir kipiyle konuşur.
*"Benimle bu şekilde konuşamazsınız" muhabbetine hiç girmeyin, hemen çirkinleşip daha da kabalaşabilirler. En iyi taktik araya büyük bir mesafe koymak, mümkün olduğunca muhatap olmamak, gerekirse sorulara bile cevap vermemektir. İnfaz memurlarından hiç bir şey talep etmeyin, yazıyla konuşun. İstediğiniz her şeyi yazılı dilekçe ile iletin. "İhtiyacıma ulaşmam geç olmaz mı?" demeyin, infaz memuru talep ettiğiniz bir şeyi nasılsa yapmayacaktır.
*Cezaevi komisyonunun karşısına çıkmadan önce doktor kontrolünden geçeceksiniz. "Nasılsa fazla kalmam" diye düşünmeyin, kullandığınız ilaçları eksiksiz talep edin. Koğuşunuza yerleştikten sonra doktora erişiminiz öyle kolay olmayacaktır. Krize girmedikçe de ilaçlarınızın bitmiş olmasıyla kimse ilgilenmez. Örneğin tansiyonunuz 22'ye çıkmadıkça revire kaldırılmanız bile zordur.
*Dışarıda kullandığınız kafayı cezaevi kapısında bırakın. Artık hayatın içinde, sosyal kurallara göre yaşayan, saygı gören biri değil, bir tutuklusunuz. Kurallarla ve uygulamalarla çatışmamak mümkün değildir ama bunları kişiselleştirmeyin. Haklarınızı kullanmakta kararlı olun ama bu "hakların" dışarıdaki insanlarla aynı olmadığını da bilin.
*Koğuşta yasaklı madde, hırsızlık, cinayet, fuhuş vs'den gelmiş insanlarla birlikte yaşayacak, aynı odayı, aynı banyoyu, aynı mutfağı kullanacaksınız. Onlarla da mesafe koyun ama bu kibirli bir mesafe olmasın. Çok hassas bir çizgi tutturmak zorundasınız. Net, açık ve güvenilir olun ama ipleri onların eline bırakmayın. Her şeye "evet" demeyin. Genel kurallara uyun ama kendi kurallarınızı da hatırlatın. Fazla uyumlu olursanız korktuğunuz ve zayıf karakterli olduğunuz düşünülür, fazla uyumsuz olursanız da dışlanırsınız ve sivriltilirsiniz. Aralarında çok iyi ve zeki insanlar da vardır, fazla ön yargılı olmayın.
*Koğuş dedikodularına itibar etmeyin, kavgalarda taraf olmayın (Bilhassa Romanlar arasındaki kavgalarda duyacağınız küfürler, yüzlerce sayfalık hiç duyulmamış bir argo deyimler sözlüğü yazdıracak kadar zengindir). Cimri olmayın ama fazla yardımsever ve eli açık da olmayın, bu da zayıflık olarak algılanır. Mümkün olduğunca kimseden bir şey istemeyin, sizden istenmedikçe siz de kimseye yardımcı olmaya çalışmayın. Fal baktırmayın, iç dünyanızı kimseye açmayın, muhabbetin ölçüsünü kaçırmayın.
*Cezaevinde her şeye erişim zordur. En ufak ihtiyacınız için haftada bir yapılabilen kantin alışverişini beklemek zorundasınız. Kitap istediğiniz zaman gelmez, dilekçe yazıp bir hafta bekleyeceksiniz. Vakit geçirmek zordur, zaman çok ağır akar.
*Gürültü, ışıkların sabaha kadar yanması, ağır arabesk müzik gibi şeylere alışmak zorundasınız. Elit alışkanlıklarınıza ve zevklerinize ara verme zamanı.
*Tahliye konusunda beklentilerinizi yüksek tutmayın, gün saymayın, dışarıyı fazla düşünmemeye çalışın. Hayal kırıklığının yıkımı cezaevinde dışarıdakinden daha ağırdır. Duygusallıklarınızı bir tarafa bırakın, yakınlarınız da bir süre kendi başlarının çaresine bakıversin. Bir tutuklu olarak onlara yapabileceğiniz en büyük iyilik kendinizi sağlıklı ve iyi tutmaktır.
*Sıcak su, temizlik malzemesi, çamaşır yıkama imkanı vardır; o konularda endişeniz olmasın. Ortam sigara içmeyenler için biraz sıkıntılıdır çünkü odalarda, koridorda, avluda, her yerde gece gündüz sigara içilir. Buna da alışmak zorundasınız.
Etimesgut Belediye Bşk yrdmcısı Taylan Özgüven 2. gün koğuşumuza gönderildi. Geldiği koğuş 80 kişilik yerlerde yatıyor insanlar. Uyuşturucu, dayak, kopartma, çökme her şey var yaşanılan. Belediye operasyonlarından alınanlar rezillik içinde. Sahip çıkan yok.
İktidar çok şanslı!
@Fenerbahce 2 isabetli şut attık! Ali Koç gibi bir başkan yerine saadettin Saran’ı seçmek nedir ya! Aziz Başkan’ın mevsimi geçti zaman değişti anlamayanlar anlayacak ama olan fenerbahçeli olacak...
Resmî Gazete’de yayımlanan son özelleştirme kararının satır aralarında gizleme çabası var. Karara sadece birkaç yeni otoyol eklenmiş gibi duruyor ama asıl gerçek kasten gizlenmiş. 2010 yılına yapılan tek bir atıf ile Boğaziçi ve FSM Köprüleri de sessiz sedasız özelleştirme masasına konuldu!
Kamuoyunun tepkisinden çekindikleri için isimlerini açıkça yazmaya cesaret edemediler.
🚨YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir'den Üsküdar Belediyesi seçimleri hakkında çarpıcı iddia:
“Üsküdar’da meclis üyeleri toplantı yapıyor, Ahmet Başbaydar isimli meclis üyesi, oğlunun KCK davasından hüküm giydiğini, 15 yıldır İngiltere'de olduğunu, Adalet Bakanlığı'ndan birilerinin kendisini arayıp 'AKP lehine oy verirsen senin oğlunu getirtiriz' dediğini, kendisinin de AKP lehine oy verdiğini ve vereceğini söylüyor”
Şimdi bu belediyeleri daha öncekiler gibi ele geçirdiğinizde “kazandık” diye birbirinizi mi tebrik edeceksiniz…
Murat Emir. Onaylanmış. AKP'nin Üsküdar'a çökme operasyonunu deşifre ediyoruz. 29 Temmuz sabahı hiçbir somut delil olmadan, bir itirafçı bahanesiyle Belediye Başkanımız Sinem Dedetaş gözaltına alındı ve 4 gün sonra tutuklandı. 5 Ağustos'taki Başkanvekilliği seçimi öncesindemeclis üyeleri ablukaya alındı. Adalet Bakanlığı yetkililerinin devrede olduğu süreçte üyelerimiz hakimevlerine çağrıldı; aileleri üzerinden açıkça tehdit edildi. Ahmet Başbaydar’a İngiltere’deki oğlunu getirme vaadi verildi, Hüseyin Kazan’ın cezaevindeki oğlu oylamadan bir hafta önce şartlı olarak tahliye ettirildi. Kirli senaryolara, tehditlere ve para tekliflerine rağmen 5 Ağustos'ta yapılan seçimi Sibel Tan Çetinkaya kazandı. AKP, meclisteki iradeyi kıramadı. Sandıkta kaybeden AKP, hemen İdare Mahkemesi ve savcılığa koştu. Yürütmeyi durdurma kararı aldırıldı, itirazlarımız 2 Eylül'de jet hızıyla reddedildi ve seçimin 5 Eylül'de yenilenmesi kararlaştırıldı. 5 Eylül'de de kazanamayacaklarını görenler, oyumuzu düşürmek için doğrudan oy kullanacak meclis üyelerimizi hedef aldı. Meclis üyeleri Mithat Özdemir, Amine Cansu Çelik ve Ekrem Baki gözaltına alınarak Vatan Emniyet'e götürüldü. Nihat Doğan ile Divan Başkanı Ali Aral başka dosyalar bahane edilerek ifadeye çağrıldı, baskı altına alındı. Milletin iradesinin üstünde hiçbir güç yoktur. Üsküdar halkının helal oylarına çökmeye kalkanlar, ilk sandıkta milletin şamarını yüzlerinde hissedecektir.