“Cehennemin en karanlık köşeleri, ahlaki değerlerin yerle bir edildiği zamanlarda tarafsız kalıp susanlara ayrılmıştır.”
Dante Alighieri, Cehennem, 3. Kanto
2025 yılında "74" karar vermiş "66" tanesinde en az bir tane ihlal var. Tüm devletlerin 2025 yılı dağılımı da aşağıdaki şemada.
Türkiye'nin derdest başvuruların dağılımı da yine aşağıdaki şemada.
Haberdeki hataları düzeltmenizi naçizane önerirdim.
Belirsiz alacak davasının kaldırılıp. HMK. 109.maddesine
4.fıkra eklenerek zamanaşımı defi ileri sürülemeyeceği kaydı konulması bir aldatmaca olup, teklif yasalaşırsa, bakınız ne tür hak arama zorlukları ve hak kayıpları olacak:
1) Kısmi davada zamanaşımı def’i zaten yoktur; bu, dava değerinin artırılmasını “ıslah” olarak niteleyen bazı usul hukukçularının icadıdır.
2) Kısmi davada asıl sorun, dava değerinin artırılmasına “ıslah” denilmesidir. Bu, yanlıştır. Çünkü ıslah, o güne kadarki usul işlemlerinin bir kısmının veya tamamının değiştirilmesinin istenmesidir. Oysa, dava değerinin
artırılmasında, usul işlemlerinin değiştirilmesi istenmemekte; tersine, dava değerinin artırılması, o güne kadarki usul işlemlerine dayanmaktadır.
(Akla ve mantığı uygun bu yorumu, kural bağımlıları yapamamakta; sorun ve adalete erişim engelleri buradan kaynaklanmaktadır.)
3) Islah Avrupa ülkelerinde kalkmış veya kalkmış gibidir.
Çünkü oralarda hiçbir kural, bizdeki gibi, katı ve hak kaybettirici biçimde uygulanmamaktadır.
4) Islah her davada bir kez yapılabilmektedir. Oysa. belirsiz alacak davasında dava değerinin artırılması. ıslah olmayıp, kanun yolları tükeninceye
kadar defalarca artırılabilir. Adli yargıda bu bir türlü kavranamamış ise de, İdari Yargı’da “belirsiz tam yargı davası” hiçbir engele takılmadan uygulanmakta; ayrıca manevi tazminat da “belirsiz tam yargı davası”
biçiminde açılabilmektedir.
5) İdari Yargılama Yasası’nda belirsiz tam yargı davası yürürlükte olmasına göre, HMK’dan belirsiz alacak davasının kaldırılması, iki yüksek mahkeme arasında uygulama farkı yaratacaktır. Ayrıca belirtelim ki
İdari Yargı’da ıslah da yoktur.
6) İstinaf aşamasında yeniden tazminat hesabı yaptırılması gerekmiş olup, davacı yararına yüksek bir sonuç çıkmışsa, HMK 357. maddesine göre, istinaf’ta “ıslah” yapılamayacağı hükmü nedeniyle dava değeri artırılamamakta; ilk derece mahkemesine de dönülememekte, dava çözümsüz kalmaktadır.
Hesaplama sonucu artan miktar için ek dava açılabilirse de, süre geçmişse, zamanaşımı defiyle karşılaşılacaktır.
7) Kısmi dava, mevcut (bilinen) bir alacağın bir kısmının dava edilmesidir. Oysa, ölüm ve bedensel zararlarda henüz bir alacak miktarı yoktur. Bu, yargılama sonucu toplanan delillere göre belli olacak; belki de, yapılan
kusur incelemesi sonucu, davalının tamamen kusursuz olduğu veya sorumlunun başka biri olduğu sonucuna varılabilecektir. Örneğin, trafik kazalarında böyle
durumlar olmaktadır. Hastane ve hekim hatalarında da farklı durumlarla karşılaşılmaktadır.
8) Gene ölüm ve bedensel zararlarda, davacının veya davalılardan birinin dava sırasında ölümü, dul eşin dava sonuçlanmadan önce evlenmesi gibi durumlar;
bedensel zararlarda “beden gücü kayıp oranının” önceden bilinememesi veya sürekli iş göremezlik oranının “sıfır” çıkması, yalnızca geçici işgöremezlik oranıyla sınırlı kalınması gibi durumlarda “kısmi dava” açılıp, “kısmi istekte” bulunulması mümkün değildir.
İşte “belirsiz alacak davası” bunun için gereklidir.
9) Avrupa ülkelerinde belirsiz alacak davası ve benzeri hak arama yolları açık iken, bizde neden kaldırılmak istenmektedir ?
10) Belirsiz alacak davasının neden kaldırılmak istendiğini, bunu kimlerin istediğini çok iyi biliyorum. Bu kanun teklifini hazırlayanlarıntek tek adlarını öğrenmeli ve bu “guguk kuşlarına” savaş açmalıyız. Kimler olduklarını bilmezsek, Donkişot’un değirmenleriyle
savaşmış gibi oluruz.
(Not: Bu açıklamalarımı TBMM Adalet Komisyonu üyelerine ulaştırma olanaklarını arayalım ve bunu mutlaka yapmaya çalışalım.)
·
6 yaşındaki bir çocuğun hayatını yokettiler. Hukuk; Başka çocuklarımıza bunu bir daha yapamasınlar diye var. Verilen bu haksız kararı asla kabul edemeyiz. Adaletin yerini bulması için geleceğimiz için mücadeleye devam edeceğiz, karanlığa teslim olmayacağız!
Bu karanlığı tarihin çöplüğüne göndermek acil görevdir!
Ülkemizde laiklik tasfiye edildikçe gerici karanlık her geçen gün etkisini artırırken siyasi iktidar “yeni hukuku” ile bir yandan ilerici kesimleri cezalandırmakta, diğer yandan şer-i hukuku yargı eliyle de adeta meşrulaştırarak tarikat ve cemaatleri aklamakta ve korumaktadır.
En son, kız çocuğu H.K.G.’yi 6 yaşındayken 29 yaşındaki Kadir İstekli ile “dini nikâh” adı altında cinsel istismara maruz bırakması nedeniyle 19 yıl 9 ay hapis cezası alan İsmailağa Cemaati'ne bağlı Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel istinaf mahkemesi tarafından adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.
Tarikatçı Gümüşel’in tahliyesini, “Cübbeli Ahmet” lakaplı Ahmet Mahmut Ünlü adındaki şahsın siyasi iktidarın en yüksek kademeleriyle yaptığı görüşmelere de atıfla “müjdelemesi”, bunun münferit bir yargı kararı değil, bütünlüklü bir tehlike olduğunu bir kez daha göstermektedir.
Uzun süredir devlet kademelerinden başlayarak, ekonomik, siyasi gücünü arttıran ve söz konusu davanın duruşmaları esnasında adliyede açıkça şeriat sloganları atan başta İsmailağa cemaati olmak üzere gerici gruplar bu kararı kutlamalarla karşılamıştır.
Laik hukuk yerine tarikat ve cemaatlerin kendi hukukunun, en tepeden başlayarak siyasetin de dâhil olmasıyla, meşrulaştırılmasına varan bu tablo, başta laiklik olmak üzere Cumhuriyet'in devrim yasalarını ve tüm değerlerinin yanı sıra iyi-kötü hukuktan ve demokrasiden kalan son kırıntıları da tasfiye eden karşı devrim cephesinin geldiği bütünlüklü aşamayı ortaya koymaktadır.
Başta kadınlar ve gelecek kuşaklar olmak üzere, ülkemizin üzerine çöken bu karanlığı tarihin çöplüğüne göndermek acil görevdir. Bu yaşamsal görev ise laiklik mücadelesinin yükseltilmesinden geçmektedir.
Laiklik Meclisi, tüm yurttaşlarımızı bu yaşamsal mücadeleyi büyütmeye çağırır.
Karanlığa teslim olmayacağız!
Laiklikten vazgeçmeyeceğiz!
Bu karanlığı tarihin çöplüğüne göndermek acil görevdir!
Ülkemizde laiklik tasfiye edildikçe gerici karanlık her geçen gün etkisini artırırken siyasi iktidar “yeni hukuku” ile bir yandan ilerici kesimleri cezalandırmakta, diğer yandan şer-i hukuku yargı eliyle de adeta meşrulaştırarak tarikat ve cemaatleri aklamakta ve korumaktadır.
En son, kız çocuğu H.K.G.’yi 6 yaşındayken 29 yaşındaki Kadir İstekli ile “dini nikâh” adı altında cinsel istismara maruz bırakması nedeniyle 19 yıl 9 ay hapis cezası alan İsmailağa Cemaati'ne bağlı Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel istinaf mahkemesi tarafından adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.
Tarikatçı Gümüşel’in tahliyesini, “Cübbeli Ahmet” lakaplı Ahmet Mahmut Ünlü adındaki şahsın siyasi iktidarın en yüksek kademeleriyle yaptığı görüşmelere de atıfla “müjdelemesi”, bunun münferit bir yargı kararı değil, bütünlüklü bir tehlike olduğunu bir kez daha göstermektedir.
Uzun süredir devlet kademelerinden başlayarak, ekonomik, siyasi gücünü arttıran ve söz konusu davanın duruşmaları esnasında adliyede açıkça şeriat sloganları atan başta İsmailağa cemaati olmak üzere gerici gruplar bu kararı kutlamalarla karşılamıştır.
Laik hukuk yerine tarikat ve cemaatlerin kendi hukukunun, en tepeden başlayarak siyasetin de dâhil olmasıyla, meşrulaştırılmasına varan bu tablo, başta laiklik olmak üzere Cumhuriyet'in devrim yasalarını ve tüm değerlerinin yanı sıra iyi-kötü hukuktan ve demokrasiden kalan son kırıntıları da tasfiye eden karşı devrim cephesinin geldiği bütünlüklü aşamayı ortaya koymaktadır.
Başta kadınlar ve gelecek kuşaklar olmak üzere, ülkemizin üzerine çöken bu karanlığı tarihin çöplüğüne göndermek acil görevdir. Bu yaşamsal görev ise laiklik mücadelesinin yükseltilmesinden geçmektedir.
Laiklik Meclisi, tüm yurttaşlarımızı bu yaşamsal mücadeleyi büyütmeye çağırır.
Karanlığa teslim olmayacağız!
Laiklikten vazgeçmeyeceğiz!
İzmir Barosu 2018-2022 Dönemi Başkanı Avukat Özkan Yücel’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Dileyen dostlarımız ve meslektaşlarımız, 19 Haziran 2026 Cuma günü saat 09.00’dan itibaren Alsancak’ta bulunan İzmir Barosu Merkez Binasında taziyede bulunabilirler.
Saygılarımızla.
Bir filmin mahkeme sahnesi değil okuyacaklarınız. Tiyatro, roman, öykü, hikaye ve oyun da değil! Gerçek!Çok üzücü. İnsanlık adına kırıcı.
Dün, Silivri'de, bir mahkeme salonunda, şahane eğitimli bir yöneticinin, bir annenin ve bir kadının yüreğinden, dilinden akıp geçti bu sözler.
Kötülüğe inanamamak, kabul edememek, dayanamamak, böyle iş nasıl olur, böyle insan nasıl olur demek, anlayamamak, aklın almaması” insani. Bunlar şaşkınlık, korku, tiksinti, üzüntü, öfke ifadeleri. Güvenli dünya algımızın sarsılması anlaşılır.
Ama bir noktada “evet, kötülük var, kötü davranışlar, kötü seçimler var, bunu kabul ediyorum, sebeplerini ve nasıl olduğunu anlamaya da hazırım” diyebilmek gerekiyor. Ancak o zaman “kötülüğün gerçekten de olmaması” için adım atabiliyoruz.
Hangi konu olursa olsun, “Yok, ben anlamıyorum, kabul edemiyorum, bu insanlık dışı, bu olmaz, dayanamıyorum!” dedikçe debeleniyoruz. Oysa bu dayanamadığımız şeyi bir “insan” yaptıysa, demek ki bu olay “insanlık dışı” değil. İnsan seçim ve davranış spektrumunda bu da var.
Ve işte tam da bunu reddetmek, kötülüğü kendimizden uzak, yabancı, “öteki” bir yere itmek, onu anlama ve dolayısıyla önleme şansımızı elimizden alıyor. “İnsanlık dışı” dediğimiz an, aslında o kapıyı kapatıyoruz.
Kötülüğü insanın bir ihtimali olarak görmek karamsarlık değil, sorumluluk. Çünkü ancak gördüğümüz, adını koyduğumuz, bakmaya cesaret ettiğimiz şeyi anlayıp, değiştirebiliriz.
Kötülüğün “olmaması” için önce “olduğunu”, hem de bizden, yani insandan çıktığını kabul etmek gerekiyor.
😍 Türkiye’nin ve dünyanın 4 bir yanını Galatasaray bayraklarıyla donatıyoruz! 💛❤️
📍 Galatasaray Üniversitesi
📍 Kapadokya / Nevşehir
📍 Girne / KKTC
📍 Kapalıçarşı
Sen de bayrağını gururla as, fotoğrafını çek ve GSPlus uygulamasında lokasyonunu belirterek yükle; yayınlayalım!
📲 #AsBayraklarıAs
Düşününce hep şaşırdığım bir şey, 35 yaşında generaldi, 38 yaşında isyancıydı, 42 yaşında bir cumhuriyet kurdu. 57 yaşında öldü. Ebeveyn kaybı, savaş, göç, yokluk, hastalık… Travmalarla yoğrulmuş, taşınması güç bir ömür…
Atatürk’ün ‘insan’ yanını görmek, benim için Atatürkçülüğün başlangıç noktasıdır. Onu bir insanüstü kahraman değil, acıyı, kaybı ve sorumluluğu omuzlayıp yine de ileriye bakan bir insan olarak görünce, mirasını daha derinden hissederim 🌱
Düşününce hep şaşırdığım bir şey, 35 yaşında generaldi, 38 yaşında isyancıydı, 42 yaşında bir cumhuriyet kurdu. 57 yaşında öldü. Ebeveyn kaybı, savaş, göç, yokluk, hastalık… Travmalarla yoğrulmuş, taşınması güç bir ömür…
Atatürk’ün ‘insan’ yanını görmek, benim için Atatürkçülüğün başlangıç noktasıdır. Onu bir insanüstü kahraman değil, acıyı, kaybı ve sorumluluğu omuzlayıp yine de ileriye bakan bir insan olarak görünce, mirasını daha derinden hissederim 🌱
19 Mayıs 1919, yalnızca bir kurtuluşun başlangıcı değil; umudun, cesaretin ve Cumhuriyet iradesinin gençliğe emanet edildiği tarihi bir dönüm noktasıdır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’da yaktığı bağımsızlık meşalesi; bugün hâlâ hukukun üstünlüğünü savunanların, çocukların geleceği için çalışanların ve Cumhuriyet değerlerine sahip çıkanların yolunu aydınlatmaktadır.
Bizler; “Önce Avukat” anlayışıyla adaletin, hukukun ve vicdanın yanında dururken, “Geleceğe Adımlar” çatısı altında da çocukların ve gençlerin eşit, özgür ve umut dolu yarınlara ulaşabilmesi için çalışmaya devam ediyoruz.
Çünkü biliyoruz ki; Cumhuriyet yalnızca geçmişin emaneti değil, geleceğin sorumluluğudur.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm kurtuluş kahramanlarımızı saygı ve minnetle anıyor; 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyorum.#19Mayıs1919
İstanbul Hukuk, Viyana Üniversitesi, Stanford Üniversitesi...
Gurur duyacağımız bir meslektaşımızken sadece görevini yaptığı için kendisinin onda biri kadar yetişmemiş bir katil tarafından katledildi. Arkasından sadece üzülmek kaldı bize de.
Onca yıl oku, çabala, kendini geliştir ve sadece işini yaptığın için hayatının baharında göçüp gitmek zorunda kal... allah geride kalanlara sabır versin ama bu katillerin cezasının en üst sınırdan verilmesini de biz sağlayalım.
Bugün hukuku, adaleti ve hakkaniyeti savunmak için mesleğini icra eden bir meslektaşımızı daha kaybettik. Bu acı karşısında sözcükler yetersiz kalıyor; yüreğimiz yanıyor.
Avukatlık yalnızca bir meslek değil, toplumsal bir sorumluluktur. Şiddete karşı durmak, hukukun gerçek anlamda işler kılınması için mücadele etmek bu sorumluluğun ayrılmaz parçasıdır. Meslektaşımızın kaybı, eğitim sisteminden adalet mekanizmalarına uzanan geniş bir alanda yapısal dönüşümün ne kadar acil olduğunu bize bir kez daha hatırlatıyor.
Bu mücadelede yalnız değiliz ve asla yalnız olmayacağız. Hukukçular olarak şiddeti besleyen koşullara karşı sesimizi daha güçlü yükseltmeye, meslektaşlarımızın güvenliği için her türlü adımı atmaya kararlıyız.
*Meslektaşımızın anısına en iyi vefa; bu mücadeleyi sürdürmek, tavizsiz bir dayanışmayla omuz omuza durmaktır.*
Başımız sağ olsun. Kaybettiğimiz meslektaşlarımızın ruhu şad olsun!
@OnceAvukatGrubu@kilecadra
Fatih Altaylı:
"Tüm suçu tek bir Bakan’ın üzerine yıkarak bu meseleden kurtulamayız.
Bakan elbette suçlu.
Ama tek suçlu değil.
Açık söyleyin bana, Kahramanmaraş’taki okul saldırısını her an olabilir diye bekliyor muydunuz, beklemiyor muydunuz!
Aylardır, yıllardır bunun işaretleri gelmiyor muydu!
Okullarda şiddet, okullarda akran zorbalığı giderek daha görünür hale gelmemiş miydi!
“Suça sürüklenen çocuklar” diyerek hafife aldığımız meselede o çocuklar “okullardan” çıkmıyor muydu!
Pazarda Ahmet Minguzzi’yi bıçaklayan çocuğun, bunu okulda yapmıyor olmasının tek nedeni, okula gitmiyor olması değil miydi!
Okul müdürünün burnunu kıran babanın çocuğunun okulda şiddet uygulamasının önünde ahlaki ya da toplumsal bir engel var mıydı!
Bugün Silivri’de dev mahkeme salonlarında yüzlercesini birlikte yargıladığımız Casperlar ve Daltonlar çetelerine mensup 14-15 yaşında çocuklar bu okulların öğrencileri değil miydi!
Milli Eğitim Bakanı tüm bunları görmezden geldiği, eğitimin asıl sorunları bunlarken o tüm bu sorunlarla değil Cumhuriyet’le hesaplaşmaya çalıştığı için, aydın bir nesil değil kindar bir nesil yetiştirmek istediği için suçludur elbet.
Ama tek suçlu değildir.
Sadece Kahramanmaraş’ta bir talebe tarafından öldürülen 8 mektep arkadaşı ve 1 öğretmenle sınırlı değildir mesele.
Ya da iki gün önce Siverek’te olan ve ucuz atlatılan bir başka okul saldırısı ile de ilgili değildir. Daha derindir.
Daha köklüdür.
Sadece eğitimle, milli eğitimle, sadece bir bakanlığın görev alanı ile sınırlı da değildir.
Ben bu meselenin köklerini 2000’li yılların başına taşırım hep.
Bir diziye, “Kurtlar Vadisi” dönemine.
Bence tarihte hiçbir dizi, hiçbir senaryo bir topluma ya da bir millete bu dizi kadar büyük zarar vermemiştir.
Şiddeti, kendi hukukunu yaratıp uygulamayı, ihkakı hakkı, çeteleşmeyi, mafyalaşmayı, kendini hukukun ve adaletin üzerinde görmeyi hiçbir dizi bu kadar kutsamamış, hiçbir senaryo böyle bir yolu aydınlatmamıştır.
O yıllarda sıklıkla bu dizinin toplumsal sonuçlarının neler olabileceğini yazıp anlattım. Bu dizinin toplumu nasıl dönüştüreceğini, nasıl olumsuz etkileyeceğini anlattım. Bugünleri anlattım.
Onlarca kez yazdım, dizinin yapımcıları, senaristleri bana kızdı. Hatta dava bile ettiler.
Zaten yazdıklarımı da kimse umursamadı.
Dizinin senaristleri, yapımcıları elbette bunu bilerek yapmadılar ama bilerek yapmak veya bilmeyerek yapmak sonucu değiştirmiyordu.
Bu dizi ile birlikte şiddeti kutsamak moda oldu.
Kurtlar Vadisi’ni başka vadiler, başka kurtlar izledi.
Hakkı, hukuku kendi gücünde arayan, adaleti küçümseyen kuşaklar böyle yetişmeye başladı.
Vurdumduymazlıkla bu körüklendi.
Şiddet dolu bir topluma dönüştük.
Eğitimin modern, çağdaş, ileriye dönük gençler yetiştirmek yerine, ideolojiye hizmet edecek şekilde yeniden organize edilmeye çalışılması da üzerine tuz biber ekti.
Öğretmenin giderek küçümsenmesi, okul yönetimlerinin bakanlık tarafından ciddiye alınmaması, ülkedeki genel hukuksuzluk hepsi toplanınca sonuç bu oldu.
Zaman zaman ABD “Büyük Türkiye”ye benzemeye başlarken, biz de beklendiği üzere en azından bu gibi konularda dünyanın en kalitesiz ülkesi olan ABD’ye dönüşüp “Küçük Amerika” olduk.
Okulda şiddet, sokaklara giderek egemen olan varoş semt çeteleri, umutsuzlaşarak şiddete yönelen alt sınıf gençleri.
Bu olay tam bu mudur, bilemem.
Ama evinde 5 silah bulunduran ve bunu evdeki çocuğun erişebileceği yerde saklayan “emniyetçi” baba büyük olasılıkla bir Kurtlar Vadisi neslidir.
Okul müdürünün uyarısına rağmen, profil fotoğrafına bir şiddet faili, bir okul baskıncısının fotoğrafını koyan çocuğun durumunu anlayamamış olmak ise bambaşka bir ortak sorumsuzluktur.
Bu, elinde pastayla mum üflerken fotoğrafını görüp “Bu çocuk mu 9 kişiyi öldürdü?” diye sonuçlanan bir aymazlığa giden bir körlüktür.
Kurtlar Vadisi diye başlamış, sabah programları ile sürmüş bir şiddet ve hukuksuzluk vadisidir.
Bu vadilere düşmek kolaydır.
Çıkmak ise hayli zor."
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan silahlı saldırılar, artık ‘üzüntüyle takip ettiğimiz’ olaylar değildir.
Bu yaşananlar, açık bir ihmalin ve denetimsizliğin sonucudur.
Bir okulda silah patlıyorsa, bu bir güvenlik zafiyeti değil; hukuki ve idari sorumluluğu doğuran ağır bir tablodur.
Çocukların eğitim hakkı, yaşam hakkından ayrı düşünülemez. Bu hakkı koruyamayan hiçbir yapı, kendini sorgulamaktan kaçamaz.
Bu olaylar ‘münferit’ değildir.
Bu olaylar, önlenebilirken önlenmeyen sonuçlardır.
Her çocuk güvenli bir ortamda eğitim görmek zorundadır.
Bu bir temenni değil, anayasal bir yükümlülüktür.
Çocukların ve öğretmenlerin hayatı ihmale bırakılamaz.
Geciken her önlem, yeni bir sorumluluğun ve daha ağır sonuçların habercisidir.
Artık açıklama değil;
etkin soruşturma, somut önlem ve hesap verme zamanıdır.
NOKTA #Şanlıurfa #Kahramanmaraş
ÖZÜR DİLİYORUM
Üç çocuğum var. Eşimle ben doktoruz. İkimiz de çalışıyoruz; didiniyoruz, eksiliyoruz, destek arıyoruz ve ancak öyle çocuklarımızı özel okulda okutabiliyoruz. Bunu bir ayrıcalık gibi taşıdığımı sanmayın. Tam tersine, bu memlekette eğitimde fırsat eşitliğinin nasıl çöktüğünü her gün içimde bir utanç ve acıyla yaşıyorum.
Mesele artık sadece eğitim de değil. Güvenlik duygusu da çöktü. İnsan, çocuğunu hangi okula verdiğini değil; o çocuğun nasıl bir ülkede büyümeye çalıştığını düşünmekten yoruluyor. Orta sınıfın, beyaz yakalının, yıllarca okuyup emek vermiş insanların geldiği yer burası: Daha iyi bir hayat kurmak değil, sadece evladını biraz daha az riskin içine bırakabilmek için çırpınmak.
Ben bu düzenin kazananı değilim. Ben de mağduruyum. Sadece çöküşün biraz daha geç vurduğu kesimlerden biriyim. Bu yüzden, benimle aynı şartlara sahip olmayan; çocuğunu devlet okuluna mecburen gönderen, servis parasını, beslenme çantasını, güvenliği, geleceği dert eden bütün vatandaşlarımdan içim ezilerek özür diliyorum. Aramızdaki fark bir başarı farkı değil; bu bozuk düzenin insanları eşitsizliğe zorlamasının sonucudur.
İnanın, bunun böyle olmaması gerektiğine bütün kalbimle inanıyorum. Bir çocuğun kaderi, anne babasının geliriyle; bir ailenin huzuru, cebindeki son parayla; bir toplumun geleceği, çaresizce yapılan bireysel kaçış planlarıyla belirlenmemeliydi.
Sağlıkta da tablo farklı değil. Orada da eşitlik masaldır artık. Parası, bağlantısı, erişimi olanla olmayan arasında bazen teşhis kadar, bazen tedavi kadar, bazen de hayat kadar fark var.
Bir ülke, kendi çocukları arasında bu kadar derin bir kader uçurumu oluşturuyorsa, orada sadece ekonomi değil vicdan da çökmüş demektir.
🚨 ÖĞRETMENLERDEN MEB'E, SENDİKALARA VE YETKİLİLERE ACİL ÇAĞRI!
✅ Tüm okullara Polis ya da Güvenlik görevlisi atanmalı.
✅ Her okula turnike koyulmalı. Okula girişler tek noktadan yapılmalı, ziyaretçiler kayıt altına alınmalı.
✅ Okulun önemli yerlerinde alarm düğmesi olmalı. Güvenlikle ilgili sorun olduğunda butona kim yakınsa basmalı.
✅ Sorunlu eski öğrencilerin okula girişi hatta okula 1 km yaklaşması yasaklanmalı!
✅ Öğretmenlere tam yetki verilmeli!
✅ Sosyal medyada öğretmen düşmanlığı yapanlara kin ve nefretten işlem yapılmalı!
✅ Öğrencilerin sorunlarını erken fark etmek için daha fazla Psikolojik Danışmanlar atanmalıdır.
✅ Öğretmen ve personeller için şiddet ve kriz yönetimi eğitimleri verilmelidir!
✅ Okul çevresinde Polis sürekli devriye yapmalı !