Mahkeme salonlarında da söyledim bugün buradan bir kez daha ilan ediyorum:
Topyekün halk ayaklanması çığırtkanlığı yaparak bu partinin öz evlatlarını birbirine düşman etmek isteyenler bilsin ki; o kirli emellere asla geçit vermeyeceğiz! İç karışıklık yaratma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar. Biz bu oyunu bozarız!
Şimdi kavga değil, omuz omuza durma vaktidir. Bütün yol arkadaşlarımı, bu köklü çınarın evlatlarını sükunete ve akla davet ediyorum.
Gün, baba ocağına sahip çıkma günüdür! Tüm partililerimizi, ve yüreği bu ülke için çarpan her bir yurttaşımızı, saat 14.00’te omuz omuza bir grup toplantısı gerçekleştirmek üzere Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezimize, yani Baba Ocağımıza çağırıyorum.
Biz biriz ve birlikteyiz.
Kemal Tahir’in Kurt Kanunu romanı bundan 15 sene önce TRT’de diziye aktarılmıştı.
Burada öyle bir sahne var ki ben olsam bunu siyasal öğrencilerine ders diye okuturum.
Kemal Tahir istiklal mahkemelerinde yargılanan Emin bey üzerinden, intihar etmiş olan Kara Kemal bey’i öyle bir konuşturur ki hayran kalmamak elde değildir.
Sahne oldukça uzun dolayısı ile sadece bir kaç kişiye hitap ediyor olsa da yine de paylaşacağım.
Kara Kemal’in iktidar ve muhalefet tanımı o kadar zaman üstü ve her zaman geçerli ki söylenenlerim hepsinin bugüne bir karşılığı var…
12 dakika çok uzun ama izleyenler pişman olmayacak.
Kurultaya gitmeyen kanunu dinlemeyen bir yönetimi kanun gereği çağrı heyeti kurultaya götürür.Neresi saçma bunun.Yeterli imza toplanmış ve yönetim kongreyi toplamıyorsa mahkemeden çağrı heyeti atanması talep edilir.Çağrı heyeti kanunda var.
Programım vardı, bir arkadaşım kulağıma eğilerek ‘Özel CHP’ye kayyım için başvuracakmış’ demesin mi?
Güldüm, ‘şakadır’ dedim, haberi gösterdi hemen.
Özel’in kurmay heyetinden Bülent Tezcan, Kılıçdaroğlu yönetimi kurultay kararı almazsa CHP’ye ‘çağrı heyeti’ atanması için mahkemeye başvuracaklarını söylüyor.
Gürsel Tekin İstanbul’da Çağrı Heyeti Başkanı olarak atandığında ‘kayyım atandı’ demişlerdi ya şimdi Kılıçdaroğlu’nun yerine aynı şekilde ‘kayyım’ istiyorlar.
Tam bir akıl tutulması.
Verdikleri mücadelenin altını boşaltıyorlar.
Mahkeme kararıyla CHP’nin tanzim edildiğini söylerken, başka bir mahkeme kararıyla operasyon planlıyorlar.
Tutarlı olacaksınız.
Demek ki derdiniz CHP değil kendi koltuklarınız.
O koltukları korumak için her yolu mübah görüyorsunuz.
Acınası bir durum.
Ve tarihi itiraf. Bir siyasetçinin en büyük utançlardan birisi.
Cem küçük, Kemal Kılıçdaroğlu’na hükümet derken lafı çeviriyor,
"Hükümet medyası senden yana, her şey senden yana. Ama sokak senden yana değil.
3-5 vekil haricinde yanında vekil yok. Parti örgütleri yanında değil. En güvendiği belediye başkanı Mansur Yavaş, Özgür Özel’in yanında."
Kemal kılıçdaroğluna iktidar tarafından bir icra müdürü tahsis edilmiş ve CHP yi bitirme işini müdürle hallet demişler.
Siyaset mühendisliği ters tepti halk başka tarafa bakıyor.
O gün bu gün...
Yeni parti geliyor.
Asıl soru şu; bir parti mi? iki parti mi?
Bu işin diğer partilerde de yansıması çok fırtınalı olacak.
Hazır Kurban Bayramı diye hisse kapmak isteyenlere de küçük bir uyarı; sizin koltuklarda sıkıntılı...
Bu fırtına burada bitmez.
🚩"2023 yılının Kasım ayında yapılan CHP kongresi aslında sonuçlanmadı. Seçimlerin sonuçlanması için çok basit bir kural var: mağlup olanın sonucu kabullenmesi. Lakin bu durum CHP’de gerçekleşmedi."
Burak Bilgehan Özpek (@bozpek) yazdı👇
https://t.co/wdFYeJBk5Z
Kılıçdaroğlu mezarından çıkan bir hortlak gibi görünüyor birçok muhalifin gözüne. Hatta, iktidar tarafından muhalefet musallat edildiği de düşünülüyor. Bu İslami korku filmleri senaryosunu andıran kurgu maalesef gerçek değil. Gerçek olan ise, Kemal Bey'in asla gömülmediği, hatta yaraları bereleri temizlenerek, harikulade bir makyajla mumyalanıp müzeye kaldırıldığı. Yani, CHP'nin kendini mutlu hissetmesi için Kılıçdaroğlu'nun tebessüm eder haliyle, yüzü pudralanmış şekilde ama donuk bakışlarla bir fanus içinde olması ve parti müzesindeki yerini alması gerekiyordu.
Bu ikisinin, yani hortlak ile mumyanın farkı ne peki? Niçin bu yazıya böyle başladım? Bu fark önemli çünkü, hortlak usulünce gömülmemiştir. Kapanmayan bir hesabını kapatmak için aramıza büyük bir haklılık ve intikam duygusuyla geri döner. Mumya ise geride kalanlarla bütün hesaplarını kapatmıştır. Gidişiyle hem üzer hem de geri dönmemesi için olabildiğince pohpohlanır.
Maalesef, hem İmamoğlu hem de CHP yönetimi Kemal Bey'e gönlü hoş tutulması, kışkırtılmaması gereken ve müzede güzel durması gereken bir mumya muamelesi yaptı. Ve bunu yaparken, Kemal Bey hakkında olumsuz, eleştirel tek kelime etmediler. Öyle ki, Kemal Bey'i kongrede devirirken dahi, küçük partilere verilen milletvekillikleri konusunda birkaç sızlanma haricinde, 14 Mayıs Başkanlık seçimlerinin niçin kaybedildiğinin bile bir sorgulaması yapılmadı. Yani Kemal Bey gitmeliydi ama niçin gitmesi gerektiği etraflıca tartışılmadı.
Birçok CHPli için kongre sonuçları, parti ruhunu sindirmiş yüzlerce delegenin aslında Kılıçdaroğlu ile hesaplaşma anıydı. Belki onunla kamuoyu önünde hesaplaşılmamıştı ancak delege başkanlığı elinden alarak reaksiyon vermişti. Bu yeterliydi. Bu tarihten sonra yeni yönetim de Kemal Bey de susacaktı. Tarihe dokunulmayacak, 14 Mayıs'ın hesabı ortada kalacaktı.
Üstelik günah keçisi de hazırdı. Birçok muhalife, seçimlerin Akşener yüzünden kaybedildiği, Akşener'in aslında hep iktidar adına çalıştığı söylendi. Akşener'in oğlunun büyükelçi olacağı, kendisinin cumhurbaşkanı yardımcısı olacağı vs. iddiaları sistemli bir şekilde yayıldı. (Bugün birçok muhalif, Akşener'in siyaseti bıraktıktan ve saçını boyattıktan sonra Erdoğan'la yaptığı, medyaya açık olmasını kendisinin istediği ve 90lı yıllardaki Kürt sorunu üzerine konuşulan 35 dk'lık sohbeti veri kabul ediyor ve Akşener'in seçimleri sattığını düşünüyor). Böylece, Kemal Bey'in aday belirleme sürecini nasıl ablukaya aldığı, kamuoyunu nasıl manipüle ettiği, parti kaynaklarını nasıl savurganca harcadığı, en popüler iki aday olan İmamoğlu ve Yavaş'ı nasıl sindirdiği vb. gibi konular konuşulmadı. Kemal Bey böylece püri pak bir şekilde müzeye kondu. Lafı geçtiği zaman "başımızın üstünde yeri var" gibi ifadelerle taltif edildi.
Kemal Bey'in üzerine gidilmemesi aslında sadece onunla alakalı bir durum değil. Onun aday olması için çalışıp didinen partililer, onu demokrasi peygamberi olarak görüp parlatan aydınlar, onun adaylığına itiraz edenleri hunharca linç eden sempatizanlar, onun kazanacağını iddia eden anketçiler vs. vs. hepsi bu sayede sorumluluktan ve yüzleşmeden ve özeleştiriden kurtulmuş oluyordu.
Kısacası kongre sonrası Kemal Bey'e söylenen şey koltuğunu bırakması ve susması karşılığında itibarının korunmasıydı. Müzede ona ayrılan yerde mütebessim ifadesiyle sonsuza kadar yaşayabilirdi. Öte yandan, muhtemelen Kemal Bey ise hiçkimsenin itiraz etmediği başkan adaylığı günlerini anımsıyor ve hatayı gerçekten de kendisinde bulmuyordu. Ne 14 Mayıs öncesinde ne de sonrasında hiç kimse kendisine hatalı olduğunu söylememişti. Tabir caizse herkes oradaydı. Ve bu herkes arasında bedel ödeyen, koltuğunu kaybeden niçin kendisi olmuştu? Bu soru asla cevaplanmadı ve Kemal Bey'i bir mumyadan bir hortlağa dönüştürdü.
Yerel seçim zaferi ise artık hem CHP'ye hem İmamoğlu'na hem de muhalif tabana geçmişe kalın bir sünger çekme şansı verdi. Bu sonuçlar sayesinde herkes aklanıp çıktı. Bu seçimlere kadar yeniden yazılan bir tarih varken seçimlerden sonra bilinçli bir hafıza kaybı yaşandı. Geçmişte kalan her şey lüzumsuzdu ve bunu tartışmak zaman kaybıydı. (Mesela, Özdağ'ın 3 sene boyunca muhalefete PKKlı demesi, sarı muhalefet olarak yaftalaması, ZP'nin çıkardığı başkan adayının Erdoğan'ı desteklemesi ve Özdağ'ın Erdoğan ile kabine pazarlığı yapmaya çalışması gibi konular hemen unutuldu ve Ödağ muhalefetin makbul bir aktörü olarak aileye kabul edildi). Seçim kazanılacak, iktidar gelecekti. Lazım olan İmamoğlu etrafında kenetlenilmesiydi, başka bir şey değil.
Gerek İmamoğlu soruşturmasında gerekse kongre iptali davasında ölümden sonra artık rutin hayatına dönen insanların neşesini, coşkusunu gören ve buna öfke duyan bir ölünün isyanı var. Geri dönmek ve kaybettiği ne varsa almak istiyor. Ölmeyi hak ettiğini kimse konuşmadığı için kendini öldürülmüş olarak görüyor. Ve eceliyle ölmediği için, öldürüldüğü için yaşama döndüğü zaman hayatın doğal akışına kavuşacağını düşünüyor.
Bence bu düşüncesinde de haksız sayılmaz. Kılıçdaroğlu'nun yeniden partinin başına gelmesi durumunda onunla hesaplaşacak insanlar var mı? Yani partiyi ablukaya alıp onu parti binasına sokmayan kalabalıktan değil fikri anlamda hesaplaşacak bir partili var mı? Bu iş yine Berk'e Nevşin'e Emrah'a Ruşen'e mi kalacak yoksa milletvekilleri ya da genel merkez yöneticileri parti içi etkin bir muhalefet yapacaklar mı? Ya da partiden ayrılıp yeni bir siyasi hareket başlatma güçleri var mı? CHP logosunu arkalarında bırakıp gidebilecekler mi?
İnşallah evet ama muhtemelen hayır. Kol kırılacak, yen içinde kalacak. Aylar geçecek, gündem değişecek, yeni halkla ilişkiler ajansları işe alınacak, delegeler yenilenecek, belediyelere yönelik operasyonlar duracak, ihale süreçleri yeniden başlayacak, eli sopalı bir medya sorumlusu basını yine kontrol altına alacak, sahte anketlerle göz boyanacak, yeniden vekil olmak isteyenler usul usul Kemal Bey e yaklaşmanın yollarını arayacaklar, CHP Türkiye'nin teminatıdır dencek, fırka romantizmi yapılacak....
Henüz mahkemeye bir ay var ve belki Kemal Kılıçdaroğlu ile esaslı bir hesaplaşma yapılması mahkeme kararını değiştirmeyecek. Ama en azından, Kemal Bey'in hortlamasını ve CHP'nin bir hortlak tarafından yönetileceğini tescillemek için bu vakit yeterli.
Butlan kararı gerekçe gösterilip;CHP de 2023 yılından sonra yapılanlar geçersiz ise, birisi dava açıp Belediye başkanlarının adaylığı da geçersizdir iddiasında bulunursa ne yapacaksınız.
Rakiplerinizden korkmayın;kazanırsınız ,kaybedersiniz .Oyunun kuralı budur.Ancak şu işbirlikçiler yok mu şu işbirlikçiler …
Koltuk için babasını satar bunlar.
Burak hocanın medya ve akademiyada Erdoğan’ın çok güçlü siyasal zeka ve tecrübesini kesinlikle anlayan ve bunu ifade eden nadir kişilerden biri olduğuna inanıyorum.
Her 25 Mart'ta Anadolu yaylası hâlâ üşüyor...
Ve kaderdaşlarıyla birlikte anlaşılmayı bekliyor.
Neyi özlüyorlardı?
#MuhsinYazıcıoğlu'nun Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e mektubundan (Mart 1978):
"Taşıdığı fikirler ne olursa olsun, kullanılmak istenen gençlerin hepsi bu vatanın çocuklarıdır. Birbirini öldürmesi için zorlanan gençlik, büyük ve şanlı tarihimizin günümüzdeki nesilleridir..."
"Anarşinin sona ermesi ve kardeş kavgasının durması için her şeyden önce karşılıklı fikir tartışmasının yapılmasına milletimizin büyük çoğunluğu gibi gençlerimizin de inanması zorunludur... ...Hangi fikri taşırsa taşısın, hangi teşkilatın mensubu olursa olsun herkesin fikirlerini silahla değil; uygarca tartışarak karşısındakilerine benimsetme yolunu seçmesi için... ...radyo ve televizyonda gençlerimizin masa başında ve kamuoyunun huzurunda tartışmalarına imkan verilmesini ve bunun sık sık tekrarlanarak gerçek anlamda iç barışın tesis edilmesi yolunda devletin meseleye sahip çıkmasını bir zaruret olarak görmekteyiz..."
Rahmetle...
@hakkioznur_uh 'un ömürlük şahitlikler ve muazzam detaylarla örülü "hafıza" çalışmasından...
📌ABD'yi kınayamayan ülkelerin gerekçelerini
BM SDSN Başkanı Jeffrey Sachs yüzlerine vuruyor
"İran'ın acımasızca bombalandığı gün. Yüce liderin suikasta uğradığı, 40 liderin öldürüldüğü, yüce liderin torununun öldürüldüğü gün.
Ne oldu?
Bahreyn'den ilk konuşmacı, büyükelçi, 'İran'ın bize yönelik sebepsiz saldırısını kınamak için buradayız,' dedi. 'Sebepsiz,' hem de bir İsrail-ABD saldırganlığından sonra. Yanlış duyuyorum herhalde diye düşündüm.
Ardından Fransız büyükelçi geldi.
'İran'ın komşu devletlerine yönelik saldırısını kınamak için buradayız.'
Sonra Danimarka büyükelçisi geldi.
'İran'ı kınamak için buradayız.'
Sonra İngiliz büyükelçisi geldi. 'İran'ı kınamak için buradayız.'
Sonra Yunan büyükelçisi geldi. 'İran'ı kınamak için buradayız.'
George Orwell bile bunu kurgulayamazdı. Bu, İran'ın saldırıya uğradığı gün. Sadece üç ülke, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'ni saldırıdan dolayı kınadı: Rusya, Çin ve sanırım Afrika ülkeleri adına oturan Somali.
Sadece üç.
Düşünmek zorunda kaldım, burada neler oluyor?
Size neler olduğunu söyleyeyim.
Çok ilginç. Bunu söyleyen herkesin toprağında bir Amerikan askeri üssü var. Onlar egemen ülkeler değiller. Konuşmaya cesaret edemiyorlar. ABD ordusunu ağırlıyorlar. CIA'i ağırlıyorlar. Arkalarını kolluyorlar."