NEBEVİ ÖLÇÜ VE İKİ İNSAN TASAVVURU
https://t.co/zCrzJgfJg2
Bütün bu tahliller, nihayetinde nasların koyduğu sarih bir ölçüye varır ve böylelikle mesele bir zevk yahut mizaç meselesi olmaktan çıkar, usul meselesi haline gelir.
Kur’an-ı Kerim, sesin kısılmasını bir fazilet olarak zikreder. Hz. Lokman oğluna vasiyetinde, yürüyüşünde ölçülü olmayı ve konuşurken de sesinin kısık olmasını emreder. Bunun ardından da seslerin en çirkininin eşeklerin sesi olduğu bildirilir (Lokman 19). Ayet, yüksek sesi bir kemal değil, bir kabalık alameti olarak belirtir. Dikkat edilirse burada hitabet tarihinde eşine az rastlanır bir durum söz konusudur zira ayette belagatin ölçüsü olarak, sesin gürlüğü değil, kısıklığı işaret edilir. Aslında bu bir tersine çevirmedir, öyle ki sese verilen ayar bu konuda bütün tarihi ters yüz eder.
İkinci ve daha çarpıcı ölçü...
MÜRŞİDİN SÜKUNETİ
https://t.co/GUq9aQX2fe
Kendilerine kürsü tahsis edilen şahsiyetlerin, bu tahsisin hakkını vermek ve kendilerini cemaate ispat etmek için, kabul ettirmek için seslerinin yüksek tonundan destek almaları söz konusudur. Ancak mürşidin kendini ispat diye bir derdi yoktur, çünkü onun ispat edecek “bir şey”i yoktur. Bu cümlenin bu denememizin kalbi olduğunun farkındayım. Bu yüzden bu cümle, üzerinde durulmayı fazlasıyla hak eder.
Mürşidin inancında ve meşrebinde her şey, herkes el- Emin’den bizlere birer “emanet”tir. O kendiliğinden bir şeye sahip değil ki o şeyi ispat derdine düşsün. Mürşid gayet iyi biliyor ki ervah-i ezelden (Kalu bela)dan beri emanete gereği gibi riayet edeceğine, sorumluluğunu yerine getireceğine dair sözü var.
BUYURGAN SESİN TASDİK ARAYIŞI
https://t.co/M5YoEnnYe1
Aslında birinin günahını yüzüne vurup onu azarlamak, farkında olunmadan bir mevzilenmedir. Bu mevzide ben doğru yerdeyim, sen yanlış yerdesin kararını yine kürsü sahibi vermektedir, o da “BEN”im. Bu yer, elde ettiği bu konum nefse hoş gelir, çünkü azarlayan, azarlarken hem kendi doğruluğunu tescil eder ve hem de üstünlük elde ettiği için ayrı bu durumdan açık-gizli bir haz alır...
Hükmün sesi ile halin sesi -1-
Dini konuşmalarda işin ehlinin seçtiği iki ayrı ton vardır. Birinde ses yükselir, diğerinde alçalır. Bu fark, zannedildiği gibi mizaç yahut hitabet terbiyesi meselesi değildir. İki sesin arkasında iki ayrı varlık zemini durur.
Zahir ilmiyle meşgul olan âlim, esas itibariyle hükmün diliyle konuşur. Emri ve nehyi, helal ile haramı, sahih ile fasidi, sevap ile azabı beyan eder. Kadı hükmeder, müftü fetva verir, müderris ders okutur, vaiz nasihat eyler ve ithamlarla dolu nasihatinde ayrıca BUYURUR da. Muhatabının, cemaatinin, dinleyicisinin doğru yolu bulmalarını hedefler. Bunların hepsi, mahiyeti icabı bir muhtevanın içeriden dışarıya, konuşandan muhataba doğru taşınmasıdır. Hüküm, ulaşmak için açık seçik olmak zorundadır; açıklık ise sesin yükselmesini tabiileştirir. Bu dil kesinlik ister, kesinlik kuvvet ister, kuvvet de daha yukarılarda perde/ler ister. Tasavvufun dili ise...
https://t.co/daOF37rJpg
İnsan-Allah İlişkisinin Boyutları ve Zemini
İnsanın varoluşunu bir koordinat sistemi üzerinde düşünürsek, dikey eksen insanın Allah ile ilişkisini, yatay eksen ise insanın yaratılmışlarla ilişkisini temsil eder. Bu iki eksenin ilişkisi meraka değer; zira bu iki eksenin birbirinden bağımsız olup olmadığı ya da dikey eksenin yatay eksenin yönünü ve kalitesini belirleyip belirlemediği hususu insanı meşgul edecek kadar önemlidir.
İslam düşüncesinin genel eğilimi, bu iki eksenin birbirinden ayrılamayacağı yönündedir hatta Allah ile ilişkinin, insanın varlığa bakış açısını, değer atfetme biçimini ve eylemlerinin nihai amacını etkilediği, belirlediği kabul edilir. Buna göre, Allah ile ilişkinin gücü ve niteliği, diğer tüm ilişkilerin meşruiyet zeminini, sınırlarını ve ahlakî yönünü belirler. Tasavvufta da insanın Allah ile ilişkisi, diğer varlıklarla ilişkisini mutlak anlamda etkiler. Çünkü burada konu sadece ahlakî çerçeve veya dinî hükümlerle sınırlı olmayıp, insanın bütünüyle varlığa yaklaşma biçimidir. Sufîlere göre “Allah ile ilişki”, aslında tüm ilişkilerin özüdür ve bütün varlıkla ilişki, insandaki bu özün yansımasından ibarettir. Bu yaklaşım, bir sufînin diğer varlıklara karşı hürmetini, merhametini ve hayranlığını katlayarak artırır. Çünkü her varlık, bir “İlahî mektup” veya “İlahî tecelli aynası”dır. Sufî, karşısındaki insanda, hayvanda, hatta taşta Allah’ın bir isminin yansıdığını müşahade eder, Allah’ın bir sanatını, hikmetini bulur. Bu inançla varlığa nazar edenler bütün eşyayı Allah’ın kurduğu ailenin birer bireyi, donatısı olarak görürler ve onlara zarar vermeyi, aileye zarar vermekle eşdeğer kabul ederler.
Dolayısıyla iman eden insan Rabbi ile ilişkisini bilmek ve anlamak istiyorsa etrafındaki insanlara, hayvanlara, doğaya, yoksula, yabancıya nasıl davrandığına bakması yeterlidir; çünkü insan kendisine en iyi şahittir.
(“Elest’ten Hilafete İNSAN-ALLAH İLİŞKİS kitabımızdan).
SİPARİŞ ADRESİ:
Yeni kitabımız:
“Elest’ten Hilafete İNSAN-ALLAH İLİŞKİSİ” için uygun ücretle isteyebilirsiniz.
İlerde sürprizi de olacak İnşaallah.
https://t.co/yfByCRtrOt
Elest’ten Hilafete
İNSAN-ALLAH İLİŞKİSİ
İnsan ve Allah arasındaki ilişki yalnızca hukukî, ahlâkî veya ritüel bir çerçevede değil; aynı zamanda metafizik bir düzlemde, varlığın derin katmanlarına nüfuz eden bir hakikat olarak da anlaşılmalıdır.
Metafizik, görünüşlerin ve maddî âlemin ötesindeki gerçekliği, varoluşun temel ilkelerini araştırır. Bu bağlamda insan-Allah ilişkisi de varlığın kaynağıyla varlığın bir yansıması veya tezahürü olan insanın bağıntısını anlamayı gerektirir.
KİM MASUM, KİME SUÇLU?
Dikkat ederseniz şarkıcı kılıklı bazı yaratıklar sanat adı altında hem de yasalarda yasaklanmış olmasına rağmen “Öldürme, yaralama, fuhuşu yayma” gibi özendirici, teşvik edici sözlerle piyasada arz-ı endam ediyorlar ve hiçbir yetkili bunu önlemeye yönelik bir adım atmadı.
https://t.co/WnhKKnj03f
Halbuki kanunlarla emredilmiş can, mal, ruh sağlığını korumak asli görevleri idi. 6 yıldır fahiş fiyat artışlarında görülen denetimsizlik ihmali ve sebep olduğu ağır tahribat, sanat dünyasında ve eğitimde de denetimsizlik, müeyyidesizlik yüzünden ağır sonuçlara yol açıyor.
İRANLI MUHALİFLERE ÇAĞRIM!
Sizleri bütün kalbimle destekliyorum.
Sorunlarınız olabilir ve vardır. Bu sorunlarınızdan dolayı büyük haksızlıklar yaşadığınız da doğrudur ancak bugün yaşanan bütün haksızlıkları, tatsızlıkları, kısıtlamaları...
https://t.co/FRKSjwlZkz
BAŞLIKTAN DOLAYI ÖZÜR DİLİYORUM!
Bir tek ABD Başkanı sağlıklı değildi: Kimi intihara kalkışıyor, kimi psikiyatrik ilaçlarla Beyaz Saray’a kapatılıyor, kimisi camdan aşağı atlamasın diye demir parmaklıklarla korunuyordu.
https://t.co/7yKPv1pWbg
Rahmetli Başbakan Adnan Menderes bir Bağdat ziyaretinde İmam Azam Ebu Hanife’nin kabrini ziyaret eder.
https://t.co/XEA52RRnku
Bildiğiniz gibi geleneğimizde bu tür ziyaretlerde kabristanda medfun bulunanlar için Fatiha (Suresi) okunur. Bu ziyarette de hazirun okuduğu Fatiha’yı bitirir ancak Başvekil Adnan Menderes’in elleri hala Fatiha yani dua konumunda. Uzun bir süre geçer yani 2-3 Fatiha okunacak kadar zaman geçmesine rağmen rahmetli Menderes ellerini yüzüne götürmeden öylece kalmaya devam edince yanında bulunan mebuslardan Sebati Ataman dirseğiyle rahmetlinin koluna dokunarak murakabeden ayılmasını sağlar. Ataman Başvekil Adnan Menderes’e neden öyle daldığını sorunca Menderes derin bir iç çeker. Gerisini Sebati Ataman’dan dinleyelim…
ORUÇ FIKHI ÜZERİNE 2
Orucu bu anlayışla “sadece yıllık bir ibadet" olmaktan çıkarmak mümkündür, yani orucu takvimsel bir tekrar olmanın ötesine geçirmemiz yaratılışımızın maksadını anlamamızla gerçekleşebilir.
https://t.co/KBi1Uqu0Ds
ORUÇ FIKHI ÜZERİNE
Orucu, zenginin fakirin halini anlaması olarak değil, kendisinin de bütün yaratılmışların da aslında “fakir” olduklarını “cümle yaratılmışların Allah’a muhtaç olduklarını” anlaması açısından orucun açlıkla, açlarla, aç kalanlarla çok yakın alakası vardır.
https://t.co/g2aRNMGTWP
ABD’nin İran ile sorunları tahlil edilmeden yapılacak yorumlar savaş çıkar-çıkmaz totosundan öteye geçmez. ABD ile İran arasında 47 yıldır süren anlaşmazlıklara son yıllarda Çin’e sağladığı enerji tedariki de eklendi.
Yarım asra yakın süredir İran ABD ile ilgili sorunlarını iç kamuoyunu tahkim için kullandı. Hatta “Devrim ihracı” için de “Amerikan emperyalizmine kafa tutma taktiği” bir yere kadar tutmuştu lakin artık olay Çin-ABD savaşına ve yenidünya düzenine evrildi.
Şimdi soru şu:
Hangi İran ABD’nin işine yarıyor?
Çökmüş bir İran mı?
Çin’e dönük politikasını ABD’ye çeviren İran mı?
MARİFETULLAH
Tuzaklardan ikincisi ise sadece teşbihi esas almaktır. Yani O'nu insana benzetme, cisimleştirme de ilişkiyi sürdürülebilir olmaktan çıkarır.
https://t.co/eyD1ZBlSHu
Çünkü bu tür indirgemeci yaklaşım konumlandırmada büyük sapmaya sebebiyet verir ve bu da kişiyi şirke kadar sürükler. O zaman da ilişkinin bir yönünü Allah koparır.
Allah’ı Anlamak, Mesajını Anlamak
“Allah’ı anlamak” ifadesi çoğu kez yanlış anlaşılıyor çünkü bu “anlama” yanlış yerde aranıyor. Biz “Allah’ı anlamak” derken O’na dair idrakimizi dönüştürmeyi kast ediyoruz.
https://t.co/4C1JeAyFk9 Bu, bilgi toplamak yöntemiyle gerçekleşmeyeceği gibi, idrakı dönüştürmeden toplanan bilgi de Allah’ın bizden isteklerini kavramamıza mani olur. Bu yüzden Allah’ı anlamak için bilgiyi arttırmaktan ziyade O’na yaklaşmayı esas almanın mecburiyeti doğuyor.
Sayın Devlet Bahçeli’nin kanın durmasına, ülkemizde kardeşliğin hâkim olmasına karşın darağacını göze alması öylesine bir söz değil, o söz, bugünlere hazırlık yapılırken nelerden vazgeçtiğinin, bu uğurda neleri feda edebileceğinin ifadesidir. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “Gerekirse baldıran zehri içerim” sözleri ne anlama geliyorsa Sayın Bahçeli’nin bu sözleri de aynı anlama geliyor. https://t.co/ZkWWsKSkUi