Yavaş ölüm : Kapitalizm seni bir kurşunla öldürmez. Fazla mesaiyle, borçla, fast food'la, 'biraz daha dayan'larla öldürür. Ölümün bir olay değil, yaşam biçimin olur. Yaşamını sürdüren şeyler, aynı zamanda seni tüketen şeylerdir.
[!]
Yeryüzündeki en tehlikeli kişi,
aklı-ile, hesap ederek ahlâksızlık yapan kişidir.
Çünkü;
Ahlâksızlık kişinin 'mizâcından' kaynaklanıyorsa
terbiye edilebilir;
'aklından' kaynaklanıyorsa,
o kişi insanlığını tatil etmiş demektir.
Anadolu'da bu kişiler 'besmelesiz' diye çağrılır.
Şunda bir hemfikir olalım.
Senin az ücret almanın suçlusu ben değilim.
Senin asgari ücretle çalışıyor olmanın suçlusu ben değilim
Senin fazla mesai ile düşük ucret almanin suçlusu ben değilim
Senin atanamamis olmanın da suçlusu ben değilim.
Haksizliga uğradığın yer neresi???
Gençlik “nereye gidiyor?” değil, biz neyi gözden kaçırıyoruz?
Sorun gençlerde değil;
📍ailede başlar
📍okulda şekillenir
📍toplum ve medyada büyür
Çocuklar sonuçtur, sebep değil.
Anlayış+sınır = sağlıklı gelişim.
Disiplin bazen zorlanmaktır.
Ve o zorlanma, gelişimin ta kendisidir
Hepimiz çocuklarımızın geleceğini kurtarmak telaşındayız.
Ancak atmosfere çökmüş asılı kalan zehirli pusun mahiyetini doğru teşhis edelim.
Yoksa meselelerimizi çözümleyemeyeceğiz.
Eğitim sistemimize ilişkin bitmez tükenmez eleştiri ve iyileştirici önerilerin özünün, ideal, yani “düşüncenin tasarlayabileceği tüm üstün nitelikleri kendinde toplayan” bir Türkiye toplumuna duyulan özlem olduğu açık.
Halbuki eğitim, boşlukta değil, inançların, söylemlerin (doktrinlerin), ekonominin, toplumsal zihniyetin ve hâkim dünya görüşlerinin oluşturduğu siyasi ve kültürel ortamlar doğrultusunda şekilleniyor.
Eğitim sistemine dair iyileştirme ve tasarımlar, doğrudan doğruya bir paradigma ve zihniyet meselesi olup, mezkûr elementlerin muhtevasının saptanmasını, değerlendirilmesini, onlarla yüzleşilmesini gerektiriyor.
Alev Alatlı, Eğitim Paradigmasına Yeni Bir Bakış, s. 27-28, 2024.
#AlevAlatlı
Limonlu çay, çaya hakarettir...
Gerçek Türk çayı, o demli, buruk, sade hâliyle içilir.
Bardakta o güzel kırmızı renk, ince belli camda buğu,
Bizim kültürde çay keyiftir, ritüeldir, sohbetin ortağıdır.
Limon sıkmak, sanki Türk kahvesine süt katmak gibi bir şeydir.
Limon tabii ki faydalı; bağışıklık, sindirim, ferahlık... ama bunlar limonlu su ile de olur, çayı bozmana gerek yok.
NOT: Limon karşıtı değilim. Limonu çok severim hatta bayılırım, mandalina gibi yerim ama çaya limon sıkılmasına dayanamam.
Laf lafı, ilaç ilacı açar.
Tansiyon ilacı verilir öksürük yapar.
Öksürük ilacı mideye dokunur.
Mide ilacı baş ağrısı yapar.
Baş ağrısı ilacı kabızlığa sebep olur.
Kabızlık ilacı kusmaya yol açar.
Kusma ilacı uyutur.
Uyku ilacı denge kaybı yaratır.
Denge ilacı çarpıntı yapar.
Çarpıntı ilacı tansiyonu düşürür.
Tansiyonu düşen hasta yere düşer.
Yere düşen hasta kendini kaybeder, ilaçlarını alamaz olur, birden bire iyileşir.
Not: Tıbbi tavsiye değildir, tekerlemedir.
Madem öyle ciddili yazayım.
Ahalisi Müslüman olan bir ülkede Ramazan ayının çocuklar nezdinde bir neşeye, bir şenliğe dönüşmesi gayet doğaldır. Devletin bakanlıkları vesair mekanizmaları ile bu neşeye, bu şenliğe kaynak aktarması, imkan sağlaması tabiidir.
İster Müslüman olsun, ister başka dinden gündeminde Ramazan olmayan ailelerin ve çocuklarının bu neşeye, bu şenliğe katılmaması da elbette normaldir.
Normal olmayanı şudur. Sözgelimi 31 Aralık akşamları devlet bütün gücüyle meydanları, yolları, trafik düzenini yılbaşı gecesine göre düzenler ve biz yılbaşı ile hiç ilgilenmeyen insanlar olarak "buraya niye kaynak aktarıyorsun?" demeyiz devlete. Ne bileyim ben, Kars'a hiç trenle gitmedim ama devletin Kars'a tren yapmasını son derece normal bulurum mesela.
Diyeceğim şudur: Ahalisi Müslüman bir ülkede Ramazan neşesi, Ramazan atmosferi var diye kızılmaz yahu. Katılmazsın, sükut geçersin falan ama mesela "niye çocuklara Ramazan ile ilgili kitap dağıtıyorsunuz?" diye yükselmenin manası nedir?
Yahu şöyle düşünün. Siz senelerce bizi Kamalizmle, yılbaşı ile, Batı ile ilgili enforme ettiniz de ne oldu? Kamalist olmadık, yılbaşı kutlamadık, Batıya iman etmedik.
İki kitap dağıtıldı, bi ilahi patladı gitti diye bir şey olacağı yok yani. Sadece Müslüman ahali, hassasiyetleri bunca gözetildi diye sevinçli. Sizin üzülmenizi gerektiren bir şey yok ortada.
Aralıklı oruç dedikleri, aralıklı açlıktır!
Oruç bir ibadettir.
Eşeğe yiyecek vermezsen aç kalmış olur ama oruç tutmuş olmaz.
💥Şu “intermittent fasting” tabirini Türkçeye aralıklı açlık diye çevirin, lütfen!
Epstein dosyaları gösteriyor ki bilimden sanata, siyasetten finansa kadar her alanı yöneten başka bir yapı var.
Bunun önünde siyasî, ahlâkî veya hukukî hiçbir engel yok.
Her ülkede yerli uşakları var.
Bizde iki asırdır Batı'nın sözüne ve görünüşüne aldananlar belki uyanır.
Ayakta alkışlanacak hâreket 👏
Yıldız Tilbe, Gazze’de tam teşekküllü 2 çadırkent kurulması amacıyla 300 bin dolar yani yaklaşık 12 milyon 987 bin TL değerinde bağış yaptı.
Kazla, ördekle duyar kasan çakma hümanist "sanatçılara" örnek olması dileğiyle...
Mülahazat hanesinden kastım şudur: Sakın hiçbir şeyi olduğu gibi kabul etmeyin; daima bir şüphe payı bırakın.
“Bu böyledir.” deyip kabul etmek yerine “Bunun böyle olduğu söylenir, düşünülür, yazılır.” diye düşünmek gerek. Çünkü tarih, çok kaygan, uçuk kaçık bir şeydir. Kimin elinde kalem varsa tarihi kendine yontarak yazar. “Tarih böyle yazıyor, öyleyse yüzde yüz doğrudur.” şeklinde bir ön kabul ile yola çıkarsanız hüsrana uğrarsınız.
“Kadim değerler deyip dururum... Kadim değerlerinizi kaybediyorsunuz! Kadim değerlerin kelimelerini kaybettiğiniz için böyle olur. Yani şöyle söyleyeyim: İnsan kelimeyle düşünür. Ne kadar kelime bilirseniz o kadar düşünürsünüz. Dört yüz kelimeyle konuşan bir adamla dört bin kelimeyle konuşan bir adamın zihnî kapasitesi aynı değildir. Türkçede kavramlar kayboluyor. Onun yerine yeni bir şeyler koyuyorsunuz. Ama o yeni şeylerin insanların ruhunu kıpırdatacak arka planı yok: Duygu yok, arka plan yok, tak diye gelip konulan kelimeler var ve gittikçe kısılıyor.”
Alev ALATLI (27.03.2016) "Kelebek Etkisi", >Haber Türk
Vicdan, aldırış etmektir. Umursamaktır. İçimizin derinliklerinden gelen ve bizi ahlaka çağıran o sestir. Bize ‘başka türlü yapamazdım’ dedirten şeydir.
Çağın merhamet seferine selam. Gazze’ye selam, Sumud’a selam, insanlığa selam. Direniş ve dayanışmaya selam!
BM Özel Raportörü Francesca Albanese:
-Beklemeyin. Örgütlenin. Protesto edin.
-Grev yapın. Boykot edin. Her yerde konuşun. Korkmayın.
-Filistin özgür olacak ve hepimiz özgür olacağız.