Bir ilişkide açtığı yarayı sarmak yerine, gösterilen tepkiyi bahane edip kendini mağdur ilan eden biriyle yol yürünmez.
Bazı insanlar önce kırar, sonra verdiğiniz tepkiyi tartışır. Canınızı yakan davranışlarıyla yüzleşmek yerine, duygularınızı sorun haline getirirler. Böylece konu yaptıkları değil, sizin tepkiniz olur.
Manipüle edilmeyen insan karizması diye bir şey var. Gerçeğin farkında, kendi değerinden emin; dedikodu, kaos ve sahte kalabalık görüntülerinden etkilenmeyen; korkuyla yönlendirilmeyen, utançla yönetilemeyen insan gücü. Kitaplarda yazmaz ama sahibine çok büyük bir iktidar verir.
Özgür Özel kendisine ulaşan tebligatları yırtıp attı ve "bize bina değil yürek lazım" diyerek CHP binasından çıkıp Meclise doğru yürüyor. "Bu parti binalarda kurulmadı, meydanlarda direnerek, savaşarak kuruldu" dedi. Arkasındaki kalabalık Ankara sokaklarında "hain kemal" sloganları atıyor. Yürüyüşe Ankara halkı sel gibi katıldı. Yoldan geçen arabalar kornalarla destek veriyor muazzam:)
Neymiş üniversite okumak gereksizmiş. Eğitim almaya ne gerek varmış. Böyle cümlelere bakmayın. Diplomanızı alıp uçak yapacak olsanız bile, o okulun kapısından geçip geçmediğiniz bellidir. Girebileceğiniz ortamlar bellidir. Edebileceğiniz cümleler, duruşunuz, konuşmanız aldığınız eğitimi yansıtır. Eğitim şart oğlu şarttır. Hatta sadece bir fakülte diploması yetmez. Kendinizi alacağınız yan eğitimlerle donatmalısınız.
Daha kötü ne duyup göreceğiz derken yine küçücük bir kız çocuğu evladımızı toprağa verdik…Gaziantep’te 13 yaşında ilaç içerek intihar eden kız çocuğu, hastanede hayatını kaybetti. Olayın detaylarını araştırmaya çalışan yetkililer, çocuğun aile içinde cinsel istismara uğradığını öğrendi, 2 ağabeyi ve 2 amcası tutuklandı. Hastane de yaşam mücadelesi veren çocuğumuz, hayatını kaybetti.
Annesini yıllar önce kaybeden ve babaannesinin yanında büyüyen çocuğumuz, tansiyon ilacı içerek intihar etmiş. Asıl kötüsü ise babaanne ve dedenin de bu durumu bilip herkesten saklaması… Küçücük çocuğun kanı üzerinizde, iki dünyada da yakanızı bırakmayacak. Allah sizleri ıslah etsin, iğrençsiniz.
Aylık kreş ücreti: 35.000 TL
Ortalama maaş: 30.000 TL
Ben: Doğurganlık oranı ekonomik sebeplerden düşüyor.
Aile Bakanlığı: Hayır süpürge reklamlarından dolayı düşüyor.
Biz üniversitedeyken güneye tatile giderdik. Bodrum'da, Fethiye Ölüdeniz'de, Kaş'ta rahatlıkla otelde veya pansiyonda kalırdık. Lokantada yemek yerdik. Birşeyler içer, gece çorbacıya gideridk. Bütün bunları ya çalışıp biriktirdiğimiz parayla, ya da harçlıklarımızla rahatça yapardık. Şimdi otellere bakıyorum, fiyatlar soygun düzeyinde! Bunun da mutlaka, mutlaka değişmesi lazım! İnsan kendi ülkesinde tatil yapmalı!
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
Ormanlar yanar sorumlu yok, dereler kurur sorumlu yok, yüzlerce işçi ölür sorumlu yok, gıda enflasyonu rekor kırar sorumlu yok, insanlar geçim sıkıntısından intihar eder sorumlu yok, deprem olur evler yıkılır ve yüzbinler enkaz altında kalır sorumlu yok, sel olur insanların cesedi bile bulunamaz sorumlu yok, kadınılar sokak ortasında öldürülür sorumlu yok, metro inşaatı nedeniyle bina çöker ve bir aile yok olur sorumlu yok, tren kaza yapar onlarca insan ölür sorumlu yok, uçak düşer sorumlu yok, çocuklar çetelerin ve mafyaların eline düşer sorumlu yok, uyuşturucu kullanımı alır başını gider sorumlu yok, zengin daha zengin fakir ise daha da fakir olur sorumlu yok, insanlar açlık sınırı altında yaşar sorumlu yok, okula saldırı olur sorumlu yok, öğretmenler öldürülür sorumlu yok…
Tarkan konserine ödenen 100 milyon liranın 40 milyonu vergi. Geriye kalan tutarla yapılacak harcamadan da en az 20 milyon lira vergi ödenecek.
Bu kısmın harcama kalemine göre 30 milyon üstüne çıkması da mümkün.
O parayla okula sabun koymayıp geçiş garantisi ödüyorsun, fahiş fiyatlı alımlar yapıyorsun ve sabunun parasını da yine benden istiyorsun.
Hesap soran olmayınca utanmanız da olmuyor.
Savciyken, baska yerden maasa baglandigi ispatli insan meslekten atilmasi gerekirken bakan yapildi. Bu ulke duzelebilir mi ya? Boyle yonetilirken dusmana ihtiyacimiz var mi?
Hayatta ne seçerseniz seçin, mutlaka nazik bir eşle birlikte olun. Sadece sevginin yetmeyeceği günler olacaktır. İkinizin de yorgun, üzgün veya hatta mesafeli olacağı günler olacaktır, ancak nazik bir insan her şeye rağmen naziktir. Kızgın olduklarında sizi görmezden gelmeyecek veya size bağırmayacaklardır. Sizi sözlerle incitmek yerine anlamaya çalışacaklardır. Hata yaptığınızda sizi utandırmayacak veya kendinizi küçük hissettirmeyeceklerdir. Yorgun olduklarında bile nazik kalacaklardır. Nezaket, tartışmaları sakinleştirir ve sorunlarla birlikte yüzleşmeyi kolaylaştırır. Bu yüzden sadece kalbinizi hızlandıran birini değil, kalbinizi güvende hissettiren birini arayın. Çünkü sonuçta herkes sizi sevdiğini söyleyebilir, ancak nezaket gerçekten kimin samimi olduğunu gösterir.
Acayip bir kast sistemi oluştu. İnsanlar farkında değil.
Bir zümre var. Onlara her şey serbest. Çalma, çırpma, yolsuzluk, rüşvet, kaçakçılık, uyuşturucu, tecavüz, cinayet… Her şey serbest. Çocukları çifte vatandaş. Hepsi yurtdışında okuyor zaten. Ama bir ayakları hep burada. Yarın öbür gün gelip devlet örgütüne üst dereceden katılacaklar.
Kalanlar da alt tabaka işte. Can güvenliği yok, mal güvenliği yok, hukuki güvenlik yok, başına bir iş gelse kimsesi yok. Her an düne kadar suç sayılmayan bir şeyden dolayı suçlanabilir, işlemediği bir suç üstüne kalabilir, üst zümreyi kızdırırsa başına kötü bir şeyler gelebilir. Diploması iptal olabilir. Malına el koyulabilir. Çocuğunun katilini aradı diye akıl hastanesine kapatılabilir. Her şey mümkün.
Böyle keskin bir kast sisteminde hayatta kalabiliyor olmanız biraz tesadüf, biraz da radara girmemiş olmanızla alakalı.
Başınızı eğin, kimsenin işine karışmayın, şansınız da yaver giderse çok açlık çekmeden, çocuklarınıza da bir şey bırakamadan ölür gidersiniz. Karnınızı doyurmaktan fazlasında gözünüz olmasın.
Osmanlı olma sevdası boşuna değil. Osmanlı’da da böyleydi. Belli bir zümre birbiriyle köşk yarıştırır, çocuklarını Viyana’ya, Paris’e gönderirken alt kast mayasız ekmek yemekten zeka geriliğine, bakımsızlık ve kötü beslenmeden dolayı çeşit çeşit sakatlığa, bite pireye mahkumdu.
Öyle bir düzendi ki açın sırtında tok vardı. Yeni Osmanlı da aynı. Dönemin koşulları bir tık daha fazla lükse izin veriyor sadece.
Sıvasız evlerin aç çocukları köşklerin, sarayların toramanlarını canıyla, kanıyla yaşatıyor.
Bunlar daha iyi günler. Hele radara girin bak o zaman ne oluyor…
Köylünün çocuğu aç kalmasın, çolak kalmasın diye canını ortaya koyanları yeni Osmanlıcılarla beraber tahkir ettiniz. Yenisi de gelmez. Siz uşaklığı, el pençe divan durmayı öğrenin ufaktan.
Boş vakitlerinizde pratik yapın. Çocuklarınıza da erken yaştan öğretin. Lazım olacak.
Şu kadının yaşadığı sızıdan habersiz, başörtüsünü amaaaannn kaymasın diyerek iğneler, mikrofonunu açar “utanmıyoruz torpilden, nepotizmden, yine olsa yine yaparız” der kadınsı vekillerimiz.
Tarlada kanser hastası kadının 1 aylık yevmiyesi bir günde hesabına yatar. Yeğeninin kura töreninde lansmanını yapmak için “bu da benim akrabam hihihi” gülücükler gülücükler.
O esnada botokslu türbanımızda tıpkı hz meryem’in halesi gibi bir hale belirir. Lahana tarlalarında soğuktan morarmış kanser hastası kadının da tasası tasamız olur veeee;
Alınlar hop secdeye.
Aynı dine inanıyor olabilir miyiz bu durumda?
Sessiz kalmayı içime sindiremiyorum; ama bir şey söylemek istediğimde de sözün bittiği yerdeyiz!
Hakan Çakır
Alperen Ömer Toprak
Mattia Ahmet Minguzzi
Atlas Çağlayan… Gencecik, pırıl pırıl çocuklar; artık yoklar. Tüm acılı ailelere sabır diliyorum.
Yaşananlar hepimizin güvenliğine yapılmış bir tehdittir. Sokakların güvenliği arttırılmalıdır.
Katledilen tüm çocuklar, tüm kadınlar, tüm insanlar için ADALET diliyorum.
''Ölen de öldüren de bizim çocuklarımız'' söylemini kabul etmiyorum. Bir insanın hayatında işleyebileceği en büyük suç niye bizim olsun? Toplumsal olarak sorumluluk almamız şart evet, ama bu söylem gittikçe amacını aşıp, yeni katilleri cesaretlendirecek şekilde suçluyu sarıp sarmalamaya dönüşüyor. Kabul etmiyorum. Evet bu katiller de bir zamanlar masumdu ve evet koşullar onları bu hale getirdi, evet koşulların iyileşmesi şart, evet hep beraber bu bataklığın kuruması için kültürel, hukuksal, eğitimsel her anlamda elimizi taşın altına koyalım, ama bir zahmet yaşı küçük diye katillerin de suça sürüklenmiş mağdurlar gibi romantize edilmesini, ya da ''hepsi bizim çocuklarımız'' denmesini KABUL ETMİYORUM. Herhangi bir suç ile cinayet arasındaki ağır farkın, farkındada değil misiniz?