TÜRKİYE CUMHURİYETİ,
TBMM ELİYLE TASFİYE EDİLİRKEN NE YAPMALI?
Av. M. Aybars AKDOĞAN yazdı..
...
Bizler, iktidarı ve muhalefetiyle egemenliğimizi gasp etmiş bu düzeni reddetmek, halkın meşru direnişine öncülük edecek gerçek bir Millet Meclisi’ni yaşama geçirmek ve kendi geleceğimizi kendi elimize alarak sokakta, mahallede, kahvede, fabrikada, işyerinde, tarlada, okulda, kampüste halkın meşru direnişi için bir araya gelmek zorundayız.
On yıllardır türlü parçalara bölünmüş ve ortak bir çatıdan yoksun bırakılmış olan halkımız, halkın meşru direnişine öncülük edecek bir çatıyı ivedilikle (acilen) oluşturmak zorundadır.
Gün harekete geçme günüdür.
Gün birlik olma günüdür.
Siz de bu iradeye ortak olun, ülkenin içeriden ve sinsice işgaline hep birlikte “Dur!” diyelim!
***
Yazının tümünü okumak için lütfen tıklayınız..
https://t.co/hlLSS6vbLR via @profsaltik
Bütün Yurtseverlere Bütünleşik Mücadele İçin Partilerüstü Bir Meclis Çağrısı
Sistem İçi Arayışlar Karşısında Çözüm, Partilerüstü Bir Kurucu Meclistir.
“Kötü gidişata ve toplum üzerinde izlenegelen böl ve yönet politikasına karşı bütünleşik mücadele birçok yurttaşın ortak arzusudur.
Şahsi hırslar ve dar parti hesapları bir kenara bırakıldığında yan yana gelmenin ve dolayısıyla birlikte olma şartının önünde bir engel olmadığı açıktır.
(…)
Kötü gidişata “Dur!” diyecek bu birliktelik, ancak toplumun bütün kesimlerinin temsil edildiği ve farklı görüşlerin özgürce çarpıştığı partilerüstü bir meclisin oluşturulması ile sağlanabilir.
(…)
NATO karşıtlığını siyasi savunularının merkezine alan çevrelerle, Özgür Özel’in NATO’ya selamlar gönderen açıklamalarda bulunduğu siyasi çizgisinin aynı meclis çatısı altında bir araya gelmesi güç görünebilir. Ancak, NATO tartışmaları dahil olmak üzere memleket ile ilgili her türlü tartışma, halkın iradesini temsil eden böyle bir meclis çatısı altında pekala yürütülebilir ve karara bağlanabilir. Unutulmamalıdır ki; 23 Nisan 1920’de kurulan ve ulusal Kurtuluş Savaşı’nı yöneten Büyük Millet Meclisi’nde saltanat taraftarları da milli egemenlik taraftarları da mevcuttu.
Gücünü ve meşruiyetini dışarıdan değil halktan alan bir meclisten, sonuç olarak halkın yararına olan kararları alması beklenir. Yeter ki, söz konusu kararları alma ve uygulama irade ve kudretine sahip böyle bir meclis var olsun!
Bugün, tüm yurtsever partilerin, örgütlerin ve yurttaşların kurucu bir iradeyle oluşacak böyle bir meclis talebini büyütmeleri ve bu meclisin oluşturulması için kamuoyunda güçlü bir toplumsal baskı oluşturmaları tarihsel bir sorumluluktur.”
Yazının tamamına aşağıdaki bağlantılar aracılığıyla ulaşabilirsiniz.
https://t.co/vgPMh7NJHK
https://t.co/WMFdw1Jx4K
Av. @atillakart , Doç. Dr. Ömer Atagenç ve Av. Muhammed Aybars Akdoğan’ın konuşmacı oldukları ‘Muhalefet’in Durumu ve ‘Muhalif Kitle’nin Demokratik Bilinci Paneli III’ün tamamını aşağıdaki bağlantı üzerinden izleyebilirsiniz.
https://t.co/CRoVbZwgkF
Değerli yurttaşlar,
Türkiye; iktidarın basın, yargı, YSK, bürokrasi ve toplum üzerindeki tahakkümü nedeniyle uzunca bir süredir adil seçim ortamından yoksundur.
CHP 38. Olağan Kurultayı’na yönelik olarak verilen mutlak butlan kararı, iktidarın kendi güdümündeki yargı eliyle seçimlere yönelik son müdahalesi olmuştur. Bir seçimin adilliği ve meşruluğu yalnızca seçim günü yapılan hileler ve hukuksuzluklarla ortadan kalkmaz. Anayasal düzenin bizzat iktidar tarafından ortadan kaldırılmasının ve basın, yargı ve toplum üzerindeki süregelen baskıların yanında, CHP’ye yönelik bu müdahaleyle önümüzdeki seçimin meşruiyeti daha bugünden ortadan kalkmıştır.
Muhalefet ise geçtiğimiz seçim dönemlerinde olduğu gibi bugün de her ne olursa olsun seçim talep etmektedir. Oysa adil seçim şartlarının mevcut olmadığı durumlarda, körü körüne sandığı savunmak demokrasiyi savunmak anlamına gelmez.
Tam aksine bu durumda sandığı savunmak; hukuksuzluğa, adaletsizliğe teslim olmak ve antidemokratik bir düzenin ‘meşruiyet’ tazelemesine hizmet etmektir.
Bugün iktidar tarafından yurttaşların zihinlerine kazınan seçim boykotu, genel grev, ekonomik boykot, sivil itaatsizlik, sivil direniş gibi hak arama yöntemlerinin antidemokratik yöntemler olduğu düşüncesi ne yazık ki ‘muhalif’ kesimde de karşılık bulmaktadır. Öyle ki, bu yöntemlerin kullanıldığı bir halk hareketi ile milletin gasp edilmiş egemenliğini tekrar eline almasının gerekliliğini ortaya koyan yurttaşlar, bizzat kendi mahallelerinde, gayrimeşru ve antidemokratik iktidarın çizdiği ‘meşru ve demokratik’ sınırlar içinde kalmaya davet edilebilmektedir.
Yaratılan bu sarmalı kırmayı amaçlayan “‘Muhalefet’in Durumu ve ‘Muhalif Kitle’nin Demokratik Bilinci” başlıklı panel dizisiyle sadece halkın demokratik bilincini yükseltmeyi hedeflemiyoruz. Aynı zamanda, iktidarın belirlediği ve muhalefetin kabullendiği o dar sınırların dışına çıkarak millet egemenliğini tesis edecek bir Kurucu Meclis’in hayata geçirilmesini amaçlıyoruz.
Tüm yurttaşlarımızı 27 Haziran 2026 saat 14:00’te Ankara İTÜ Evi’nde gerçekleşecek bu önemli çalışmanın bir parçası olmaya davet ediyoruz.
Bu mesajı çevrenizle paylaşmanız da değerli bir katkı sağlayacaktır.
@atillakart@USezekkapl79342@RanaPamir@yavlogan
DEVRİMCİLİKTEN SİSTEM İÇİ MUHALEFETE: BİR CÜMLENİN YARATTIĞI HAYATİ DÖNÜŞÜM
24-25 Mayıs 2025 tarihlerinde; @profsaltik , Prof. Dr. Barış Doster, gazeteci-yazar @baristerkoglu , TKP Genel Sekreteri @OkuyanKemal , gazeteci-yazar @MaliGuller ve Prof. Dr. @OguzOyan gibi isimlerin de katkılarıyla toplanan 1. Cumhuriyetçiler Kurultayı’na davet üzerine katılmıştım. 1. Kurultay’da söz alarak Kurultay’ın, tarihsel sorumluluğuna yakışır, tutarlı bir siyasi çizgiye oturması adına şu önerilerde bulunmuştum:
“Bugün cumhuriyetçiler, 16 Nisan 2017’de gerçekleştirilen mühürsüz halk oylamasıyla yürürlüğe sokulan anayasanın ve bu anayasaya dayanan iktidarın gayrimeşru olduğu konusunda hemfikirdir. Bu nedenle yapmamız gereken anayasanın, iktidarın ve Yüksek Seçim Kurulu’nun gayrimeşru olduğunu açıkça ortaya koyarak gayrimeşru düzene karşı direnme hakkımızı kullanmaktır.
(…) Önümüze er ya da geç bir sandık koyulacak. O gün geldiğinde cumhuriyetçiler, bu iktidarı ve anayasayı meşru kabul ederek ‘cici’ demokrasinin sandığına mı gidecekler?
Yoksa, gayrimeşru iktidara sözde meşruiyet kazandıran, rıza üreten seçimleri boykot mu edecekler?
Seçime hazırlanmak ya da hazırlanan bir siyasi partiyi veya adayı desteklemek bizim için artık bir seçenek değildir. Bu düzenin oyununa katılmak, onun meşruiyetini zımnen kabul etmek demektir. Bu nedenle, kapsamlı ve örgütlü bir seçim boykotu, halk hareketinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Bu bir strateji önerisinden öte, içinde bulunduğumuz şartların dayattığı bir sorumluluktur. Bizler, bu düzene sözde meşruiyet kazandıracak hiçbir tavrın parçası olamayız.
İsterlerse 600 milletvekiliyle Meclis’e otursunlar. Bu iktidarın, yapacakları yasaların, anayasalarının, seçimlerinin hiçbir meşruiyeti yoktur.
Bugün egemenliğimiz gasp edilmiş durumdadır.
Cumhuriyetçiler Kurultayı ile kurmayı hedeflediğimiz yapı, direnme hakkını kullanarak tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni yeniden kurması için halka öncülük edecek bir kurucu meclis niteliğinde olmalıdır.
Bu meclis, halkın farklı kesimlerinin katılımıyla oluşan, demokratik, katılımcı bir meclis olmalıdır.”
7 Haziran 2026'da toplanan ve katkı sunma imkanından yoksun bırakıldığım 2. Cumhuriyetçiler Kurultayı’nın sonuç bildirgesi, yukarıda ortaya koyduğum tarihsel ve siyasal tutarlılıktan oldukça uzak bir noktaya savrulmuştur.
Bildirgede şu tespite yer verilmiştir:
“Siyasi iktidarın seçme ve seçilme hakkına yönelik saldırıları, her tür seçimin ve siyasal partilerin işlevsizleştirilmesi biçimini almıştır.”
Bu doğru tespitin ardından, 1. Kurultay’daki uyarılarıma da paralel olarak şu iradenin sergilenmesi beklenirdi:
“Her türlü seçimin ve siyasal partilerin işlevsizleştirildiği şartlar altında Cumhuriyetçilerin Birliği, seçim boykotu başta olmak üzere siyasete kökten müdahalelerde bulunarak ve cumhuriyetçiliği güçlü, bağımsız bir seçenek olarak örgütleyerek inşa edilebilir.”
Ancak bildirge, "her tür seçimin işlevsizleştirildiğini" doğru olarak tespit etmesine rağmen; çözüm olarak yine sistemin sınırları içine çekilmiş ve "Cumhurbaşkanı adayı belirleme komisyonu" kurma kararı almıştır:
“Cumhuriyetçilerin Birliği, Cumhurbaşkanlığı seçimi de dâhil olmak üzere siyasete müdahalelerde bulunarak ve cumhuriyetçiliği güçlü bir seçenek olarak örgütleyerek inşa edilebilir. Bu doğrultuda Kurultayımızın kurulları, Cumhuriyetçilerin Cumhurbaşkanı adayını belirleme hedefiyle çalışacak yetkin bir komisyon oluşturacaklardır.”
Açıkça ifade etmek gerekir ki; işlevsiz olduğu kabul edilen bir seçimde aday çıkarma arayışı, gayrimeşru düzene can suyu vermekten başka bir işe yaramayacaktır. Cumhuriyetçiler Kurultayı, halkımızın temel ihtiyacı olan devrimci enerjiyi, gayrimeşru düzene sözde meşruiyet sağlayan ‘seçimcilik’ oyununa feda ederek sistem içi muhalefet saflarında konumlanmıştır. Bu kararla Kurultay, halkımız için gerçek bir seçenek ve umut olma şansını —şu an için— kaybetmiştir.
İŞ İŞTEN GEÇMEDEN
Paravan Eylemler, Sandık Masalları ve Gasp Edilen Millet Egemenliği Karşısında Milli Bir Meclis’in Zorunluluğu Üzerine...
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun başından beri görevli olduğu düşünülüyor ve söyleniyorsa eğer, yıllar boyunca Kemal Kılıçdaroğlu’nun sağ kolu olan Özgür Özel’in de görevli olma ihtimalini göz ardı etmemek, akıl ve vicdan sahibi her yurttaşın sorumluluğudur.
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptıkları (Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı, mühürsüz anayasa değişikliğinin ve Tayyip Erdoğan’ın 3. kez aday olmasının kabulü, Sadullah Ergin’in adaylığı vb.) iş işten geçtikten sonra sıralanıp sayılıyorsa eğer, Özgür Özel’in yaptıkları tam şu an, iş işten geçmeden sıralanıp sayılmalıdır.
Unutulmamalıdır ki, geçmişte Kılıçdaroğlu’nun yanlışlarını dile getirenler; Adalet Yürüyüşü, TÜİK ya da SADAT ‘baskınları’ gibi göz boyayıcı eylemler öne sürülerek bastırılmaya çalışılıyordu. Bu paravan eylemler, yapısal yanlışlara karşı çıkanları susturmanın ve sorgulayan akılları "Muhalefete zarar veriyorsunuz." algısıyla sindirmenin konforlu birer aparatı haline getirilmişti. Dün Adalet Yürüyüşü’nü kalkan yapanların yerini, bugün 19 Mart Halk Hareketi’ni bastırıp 100’ün üzerinde miting yaparak iktidara can suyu veren siyaset modelini savunanlar almıştır.
Elbette Kemal Kılıçdaroğlu için dahi görevli olduğunu kanıtlamanın herhangi bir yolu yoktur. Öyleyse bu ihtimali test etmenin yöntemi, Kemal Kılıçdaroğlu için iş işten geçtikten sonra yapıldığı gibi, ortaya konan söz ve eylemlerin doğruluğunu, tutarlılığını ve en önemlisi halkın gerçek yararına olup olmadığını tahlil etmektir.
Ülke iktidar ve bazı şirketler tarafından yağmalanadururken bir genel grev, akaryakıt boykotu vb. örgütlemeyen, üstüne üstlük bir halk hareketini bastıran Özgür Özel’in bugün Meclis’e yürümesi veya maden işçilerinin eylemine destek olması, geride kalan üç yılda yapageldikleri değerlendirildiğinde ancak Kemal Kılıçdaroğlu’nun paravan eylemlerinin bir örneği olarak kabul edilebilir.
Eğer iş işten geçtikten sonra Kemal Kılıçdaroğlu’na “Hain” diyenler geçmişte bu yanlışları ortaya koyanları susturmak için çabaladılarsa, elbette ki bütün o ihanetlerin ortağı olmuşlardır. Benzer şekilde bugün Özgür Özel’in yanlışlarını (Kurultay’da namus ve şeref üzerine verilen ön seçim sözünün tutulmaması ve bunun sonucunda yerel seçimde Lütfü Savaş gibi yanlış kişilerin aday yapılması, Meclis’te Tayyip Erdoğan karşısında ayağa kalkılması, Tayyip Erdoğan’ın 4. kez aday olması çağrıları, sözde açılım sürecine destek olma vb.) ortaya koyanları susturmak için çabalayanlar da bu yanlışların ortağıdırlar.
Memlekete ihanet edilirken susanlar ve susturanlar, ucu ancak kendi kliklerine veya partilerine dokunduğunda feryat ediyorlarsa eğer, yurtsever mi yoksa partizan mı olduklarını da mutlaka ama mutlaka sorgulamalıdırlar.
Mustafa Kemal Atatürk’ün aşağıda yer verdiğim sözü ışığında, bugün CHP tabanına dilinden Atatürk’ü düşürmeyen ama eylemleriyle Atatürk’ün devrimci ve sorgulayıcı ruhuyla zerre alakası olmayan kişilerin -çoğunluk olmasalar da- egemen olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum:
“Herhalde millet, hükümetin gözcüsü olmak gerekir. Çünkü hükümetlerin yaptığı işler olumsuz olup da millet itiraz etmez ve düşürmezse, bütün kusur ve suçlara katılmış demektir.”
Bugün millet egemenliği gayrimeşru bir iktidar tarafından gasp edilmişken, memleketin sorunu ne Kemal Kılıçdaroğlu ne Özgür Özel ne de CHP’dir. Ülkede bağımsız ve tarafsız bir yargı varmış gibi yargı kararları üzerinden ‘hukuki’ tartışmalar yürütüp ‘çözümler’ önermek de adil ve meşru bir seçim ortamı varmış ve de olacakmış gibi sandık talep etmek de en hafif tabirle aymazlıktır.
Bugün tüm yurtseverler, gayrimeşru iktidarı iktidardan uzaklaştırarak egemenliği tekrar gerçek sahibi olan millete kazandıracak bir halk hareketinin inşası ve bu hareketi yönetecek bir Milli Meclis’in kurulması için kafa yormalı ve mücadele etmelidir.
Merhaba.
*19 Mayıs Salı (Yarın) saat 14:00’te Tandoğan Meydanı’ndan başlatacağımız Saray Yürüyüşü* dışında bildiğim kadarıyla aynı saatlerde iki tane daha yürüyüş olacak Ankara’da. Birinin düzenleyicisi CHP, diğerininse Kızılcagün Platformu. Her ikisi de yürüyüşlerini Saray Yürüyüşü’nden haberdar oldukları halde düzenliyorlar.
Bu bilgileri yorumsuz olarak paylaştıktan sonra 7 Aralık 2025 tarihinde yayınlanan *_“NEDEN SARAYA YÜRÜYECEĞİM? NE ZAMAN, NEREDEN ve NASIL?”_* başlıklı yazımı okumanızı ve bu mesajı paylaşmanızı rica ediyorum.
_“Zulüm egemense eğer ülkede ve apaçık ortadaysa kaynağı, var mı başka yerlere yürümenin anlamı?_
_*Başka bir yere değil, saraya yürüyeceğim.*_
*_Bir şey olduğum veya bir şey olmak istediğim için değil;* yüzlerce genel başkan, binlerce başkan ve bir o kadar siyasi yapının hüküm sürdüğü ülkede, bir tanesi bile yapmadığı için._
_*Buyursunlar, önden yürüsünler.* Arkada olmaya razıyım. Gençliğimi yakmaya hevesli de değilim. *Ama işin başında anlaşalım; başka bir yere değil, saraya yürüyeceğiz!”*_
Yazının tamamına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
Selam ve sevgilerimle.
Muhammed Aybars Akdoğan
https://t.co/CWKGEDKQDf
Merhaba.
19 Mayıs Salı (Yarın) saat 14:00’te Tandoğan Meydanı’ndan başlatacağımız Saray Yürüyüşü dışında bildiğim kadarıyla aynı saatlerde iki tane daha yürüyüş olacak Ankara’da. Birinin düzenleyicisi CHP, diğerininse Kızılcagün Platformu. Her ikisi de yürüyüşlerini Saray Yürüyüşü’nden haberdar oldukları halde düzenliyorlar.
Bu bilgileri yorumsuz olarak paylaştıktan sonra 7 Aralık 2025 tarihinde yayınlanan “NEDEN SARAYA YÜRÜYECEĞİM? NE ZAMAN, NEREDEN ve NASIL?” başlıklı yazımı okumanızı ve bu mesajı paylaşmanızı rica ediyorum.
“Zulüm egemense eğer ülkede ve apaçık ortadaysa kaynağı, var mı başka yerlere yürümenin anlamı?
Başka bir yere değil, saraya yürüyeceğim.
Bir şey olduğum veya bir şey olmak istediğim için değil; yüzlerce genel başkan, binlerce başkan ve bir o kadar siyasi yapının hüküm sürdüğü ülkede, bir tanesi bile yapmadığı için.
Buyursunlar, önden yürüsünler. Arkada olmaya razıyım. Gençliğimi yakmaya hevesli de değilim. Ama işin başında anlaşalım; başka bir yere değil, saraya yürüyeceğiz!”
Yazının tamamına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
Selam ve sevgilerimle.
https://t.co/5EThCgnTdW
KORKMA!
Değerli yurttaşlar,
19 Mayıs Salı saat 14:00’te gerçekleştireceğimiz
“Mühürsüz Anayasa, Gayrimeşru Cumhurbaşkanı” konulu Saray Yürüyüşü’ne katılmak isteyip de çeşitli çekincelerle tereddüt eden, "Gönlüm ve dualarım sizinle." diyen tüm yurttaşlarımızı elbette anlıyorum. Gönül ister ki; korku duvarlarını hep birlikte aşalım ve o gün omuz omuza yürüyelim.
Ancak Yürüyüş’ü desteklemek isteyen ama olası olumsuzlukları göze alamayanlar için de güvenli ve bir o kadar değerli bir katkı yolu var.
Yürüyüş’ün tarihini 19 Nisan’dan 19 Mayıs’a, başlangıç noktasını ise Kızılay’dan Tandoğan Meydanı’na almamızın temel nedenlerinden biri tam da buydu: Katılımı ve desteği herkes için kolaylaştırmak.
Ankara’yı bilenler bilir; 19 Mayıs günü on binlerce yurttaşımız Anıtkabir’i ziyaret etmek için Tandoğan Meydanı’nı kullanacak. Yürüyüş’e doğrudan katılmasanız bile o gün o meydanda bulunmaktan çekinmenizi gerektirecek bir durum yoktur. Lütfen korkuya teslim olmayınız.
Görünürlük, Bu Eylemin En Büyük Gücüdür
Takdir edersiniz ki; böylesi bir eylemin öncelikli amacı görünür olmak ve sesimizi geniş kitlelere duyurabilmektir. Günümüz iletişim dünyasında bir eylemin etkisi artık sadece yürüyen kişi sayısıyla ölçülmüyor. Tek bir kişinin başlattığı kıvılcımın dünyada ses getirdiği bir çağdayız.
Duyurulması için bir yıla yakın bir süredir çalıştığımız Yürüyüş’ü birçok ‘bağımsız’ gazeteciye ve basın kuruluşuna defalarca bildirdik. Ancak basının bugünkü durumunu düşündüğümüzde, 19 Mayıs’ta Saray Yürüyüşü yerine yine ‘penguen belgeselleri’ görmemiz oldukça olasıdır. Aylardır duyurduğumuz Saray Yürüyüşü’nü basından değil de sosyal medya paylaşımlarımızdan duyuyor olmanız ve bugün bu duyuruyu yapma gereği duymamız da bu olasılığın yüksekliğini ortaya koyuyor.
Burada kendimize şu soruyu sormalıyız: “Bu yürüyüşün görünür olmasını kimler istemez?” Cevabı net: İktidar ve bu düzenin sürmesinden çıkarı olanlar.
Tek Bir Paylaşım, Büyük Bir Yankı
İşte tam bu noktada, çekinceleri olan yurttaşlarımıza büyük bir görev düşüyor: Kaydedin ve paylaşın.
19 Mayıs’ta Tandoğan’da olmaktan, tanıklık ettiğiniz anları elinizdeki telefonla dünyaya duyurmaktan korkmayın. Sizlerin sağlayacağı görünürlük, Yürüyüş’ün başarıya ulaşması için hayati önem taşıyor.
Uzatacağınız bir bardak suyun ya da orada bulunarak vereceğiniz bir selamın, bir tebessümün yaratacağı büyük moral gücünü de lütfen küçümsemeyin.
Bunlarla birlikte, bu mesajı en geniş şekilde yaymanız da çok değerli bir katkı olacaktır.
Son sözüm ise benimle birlikte yürüyecek olanlara: Bu yolu birlikte adımlayacağımız herkesin, her türlü bedeli göze almış olması gerektiğini bir kez daha hatırlatmak isterim.
Korku duvarlarını yıkacak olan, her şeye rağmen yola çıkanların cesareti ve yardımlaşması olacaktır.
19 Mayıs Salı saat 13:00’te Anıtkabir’de, bayrağın altında buluşalım! 14:00’te Tandoğan Meydanı’nda olalım.
https://t.co/tMaITO2coU
@profsaltik@bahadirselim@orsanoymen1965@BayraktarOr