@1ekremyilmaz@finansalozgur94 Geçen sene ihalede verdiği teklif 665.665 ti bu seneki 665. Tarihi kırkpınar yağlı güreşleri önümüzdeki sene 666. Sı olacak her skime şeytan bilmemne karıştırmayın
ÖĞRETMENİME DOKUNMA!!!
Proje okulları, başlangıçta uluslararası başarı hedefiyle kurgulansa da zamanla siyasallaşmış, öğretmen atama yetkisi doğrudan Milli Eğitim Bakanı’na bırakılmıştır. Bu durum, liyakate değil, sadakate dayalı atamaların önünü açmıştır. Yusuf Tekin’in 2014 yılında, müsteşarken “kendi değerlerimize uygun kendi neslimizi yetiştireceğiz, bunun için mevzuatlar engel teşkil ediyor” ifadeleri bu dönüşümün temelini oluşturmuştur.
Milli Eğitim Bakanlığı 2015 yılında “özel proje okul uygulaması”na başlamış ve İstanbul Erkek, Kabataş, Kadıköy Anadolu gibi Türkiye’nin en başarılı okulları bu kapsama alınmıştır. Uygulama başladığında sayısı 150 olan “özel program ve proje uygulayan eğitim kurumları”nın sayısı 2024’e geldiğinde 2300’ü bulmuştur. Bu kurumlarda 4 yılını tamamlayan öğretmen ve yöneticiler bakanlığa başvuruda bulunarak ya bulundukları okulda devam etmekte ya da başka okula geçme talebinde bulunmaktaydı. Uygulamaya rağmen bazı öğretmenler taleplerinin dışında tayin edilmekte ve bu da tepkilere neden olmaktaydı. Ancak bu yıl yapılan uygulamada geçen yıllara göre çok daha fazla öğretmenin ve yöneticinin tayin edilmeyi bırakın norm fazlası statüsüne getirildiği veya resen yer değiştirmeye zorlandığı görüldü. Köklü okullardaki deneyimli öğretmenlerin bir gecede norm fazlası ilan edilerek görev yerlerinin değiştirilmesi hem eğitim camiasında hem de öğrencilerde büyük huzursuzluk yaratmıştır.
Liyakatli ve deneyimli öğretmenlerin norm fazlası ilan edilip, yerlerine daha az deneyimli isimlerin atanması, eğitimde nitelik kaybına neden olmaktadır. Bu süreçte objektif kriterler (hizmet puanı, başarı belgeleri, proje katkıları gibi) yerine keyfi kararların öne çıkması, sistemin güvenilirliğini zedelemektedir.
“Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en özverili ve saygıdeğer unsurlarıdır” diyen ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öğretmenlere verdiği değerden, günümüz Türkiye’sinde bir gecede norm fazlası ilan edilen deneyimli öğretmenlerimize verilen değere, maalesef, özellikle AKP iktidarı sürecinde çok şey değişmiştir. Unutulmamalıdır ki, öğretmenlerimiz, bir neslin mimarlarıdır, onların emeğine ve haklarına sahip çıkmak, eğitimin kalitesini korumanın temel şartıdır.
Bir okulun kültürü, yıllar boyunca oluşan öğretmen kadrosunun öğrencilerle kurduğu bağ sayesinde oluşur. Deneyimli öğretmenlerin ani görev değişimleri, öğrencilerde güvensizlik yaratmakta ve aidiyet duygusunu sarsmaktadır. Bu müdahaleler sadece öğretmenlerin çalışma ortamını değil, proje okullarında öğrenciler, belirli bir eğitim modeline ve öğretmen kadrosuna alışmışken, ani değişim öğrencilerin akademik ve sosyal gelişimini ve velileri de olumsuz etkilemektedir. Ayrıca, öğretmenlerin aile düzenlerini bozacak şekilde, dönem ortasında uzak ilçelere veya illere resen atanması, sosyal ve psikolojik sorunları beraberinde getirmektedir.
Bir diğer sorun da, öğrencilerin merkezi sınavlara hazırlandığı bu dönemde öğretmen değişikliği, psikolojik ve akademik açıdan ciddi sorunlara yol açmaktadır. Öğrenciler alıştıkları öğretmenlerin yöntemlerinden mahrum kalmakta, yeni gelen öğretmene uyum sağlamakta zorlanmaktadır. Bu değişim, özellikle son sınıf öğrencileri için zaman kaybı ve stres faktörü oluşturmaktadır.
Sonuç olarak, bu süreç sadece öğretmenlerin değil, aynı zamanda öğrencilerin, velilerin, aslında tüm toplumun meselesidir. Proje okulları bahane edilerek eğitimde siyasal kadrolaşmaya gidilmesi, hem hukuken hem pedagojik açıdan kabul edilemez.
Zafer Partisi olarak, proje okulu – norm fazlası mağdur öğretmenlerimizin yanındayız. Talep etmeleri durumunda hukuki destek vermeye hazırız.
Zafer Partisi olarak, öğretmenlerinin haklarını savunmak için okullarında protestolara katılan pırıl pırıl öğrencilerimizin ve velilerimizin yanındayız.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e sesleniyoruz:
Bu ülkenin öğretmenleri, öğrencileri, velileri, bütün Türk Milleti, adalet, şeffaflık ve liyakat istiyor! Yeter Artık!
#ÖğretmenimeDokunma
💥💥💥 BREAKING: Ferdi Kadioglu failed the medicals for Brighton!#BHAFC
During routine checks, it was revealed that the Kadioglu’s balls were even bigger than Galatasaray and Crystal Palace. #CPFC
Doctors’ diagnosis: "These balls are bigger than Wilfried Zaha's entire career."
Belki de 13 milyon yabancıyı göndereceğiz demek iyi bir politika değildi. Belki bunun tersini söyleyip işbaşına geçince göndermek lazımdı.
Evden eve nakliyat yapan şeref amca haftalığına 1500 verdiği Afganların gitmesini ister miydi?
Evinin her odasını dörder Afgan bekara 5'er bin liradan verip bir evden 20 bin kazanan ve kira piyasasını belirleyen Süleyman abiler ister mi hiç?
Kocası idlib'de savaşan Suriyeli kadına çökmek isteyen Halil dayı Suriyelilerin gitmesini ister miydi?
80'inde 25'lik Suriyeli genç kız almak isteyen Abdülkadir Mele sen ister misin Suriyelilerin gitmesini?
Antepli baklava ustasına haftada beş bin vereceğime Halepli ustaya 3.500 verir sigorta da yapmam diyen baklavacı Ali amca hiç ister mi gitmelerini?
Doğudan kamyon kasalarına doldurduğu Pakistanlıları İstanbul Güngören'de, Kartal'ın, Samandıra'nın ara sokaklarına boşaltan şöför Serkan hiç ister mi tek seferde 50 bin kazanma fırsatının yanmasını?
Ege kıyılarında zodiac ve can yeleği satan av malzemecisi Hüseyin abi ister mi?
Üzerinde Bulgar'ı durdurduğumuz Çatalca sırtlarını Katarlı müşterileri için çeviren arsa simsarı Ayhan abi ister mi?
O sırtları, yeşillikleri, imara açan büyüklerimiz ister mi hiç?
Camlı binalarda, plaza ve kulelerde körfezli araplara DAM pazarlayan dam satıcısı, emlak satıcısı abiler hiç ister mi?
Onların yaptığı işin esas ekmeğini yiyen Ankara'daki yağlı abiler hiç ister mi?
Bayrampaşa kuru gıda halinde, organize sanayi bölgelerinde üç kuruş az verip sigorta ödememek için Mehmet'imin yerine tercih edilen Nawazuddin bu topraklar için hiç ölür mü?
Dağları emanet ettiğiniz Afgan çoban, Trabzonlu Eren gibi tehlikeyi görüp hiç ölüme yürür mü?
Erenler ölecek, Mehmetler ölecek yine. Ekmeğini yemediği, emeğinin karşılığını alamadığı ülkesi için o ölecek.
Giremediği kıyıları korumak için ölecek, manzarasını bile bilmediği ada manzaralı rezidans mahalleleri düşmesin diye o ölecek.
Binemediği arabalara binilsin diye o ölecek.
Giremediği otellere girilsin diye, otel katları kulağı kulaklıklı korumalarla dolsun, içlerinde keyif yapılsın diye o ölecek.
Mehmet ölecek ki başkalarının dölü yürüsün.
Fakir ölecek ki zenginin namı duyulsun.
Milletin düzeni yerine milleti düzenler yaşasın.
Askere de, Suriye'ye de Mehmet gidecek, soyu kuruyacak, nesli tükenecek ki Ali abi, şöför Serkan, Ayhan abi, Halil dayı rahat etsin.
Yurtdışında PKK'lısı fetösü, mağduru oynasın mazlum gibi kanallarda, salonlarda, konferanslarda ağlasın. Ülkenin gerçek mazlumlarının adı duyulmasın istenir tabi.
Bu her tarafı, her paydaşı kârlı bir oyundur. Kaybedeni de cennetle müjdelenir, bir ömür öyle avunur.
Mehmet'in anası damı akan briket bir gecekonduda oğlunun kokusu yerine yaktığı tezekle bekler ölümü, dışarı asılmış bayrakla avunur.
Tabii ki Kâbilli Nawazuddin değil, Rakkalı faddal değil Mehmetler gidecek ki şehitler ölmez vatan bölünmez korosu devam etsin.
Sonuçta yan gelip yatmayacak, yüzü kıbleye bakacak şehit düşünce...
Mehmet'in kaderidir düşmek.
Medine'de düştü, Kumanovo'da düştü, Plevne'de, Şipka'da düştü, Ahıska'da, Kırım'da, Kut'ta, Filistin'de, Gelibolu'da, Sakarya'da bile düşmüş... yine düşer nasılsa...
O düşsün ki bayrak yüksekte olsun.
Bayrağa bak desin birisi, Mehmet'ten bahsetsin, bu devran böyle yürüsün...
Mehmet sen bu ülkenin en öksüzüsün.
Anan vatan, baban millet.
Yoksa millet, sen tabii ki öksüzsün...
"İyi ki varsın Mehmet, iyi ki varsın Eren..." derken,
iyi ki varsın kelimesine hep bu düşüncelerle baktım. Bugün de o düşüncelerimi döktüm bu satırlara...
İyi ki varsınız Mehmetler, Erenler...
Siz var olun, ölmeyin daha... Başkaları şehit düşsün. Tüm saydıklarım da biraz sizin yerinize düşsün.
Düşsün de memleket az da olsa gün görsün... Güzel günleri görsün...
Selam ve saygılarımla.