Olay yerindeki kan ve fren izleri itfaiye araçları, konuyla ilgili haberler de internetten temizlendiği için; bilmeyen arkadaşlar için özetleyelim:
- Ses sanatçısı Sevim Tanürek, 1998 yılında dönemin İBB Başkanı Erdoğan'ın oğlu Burak Erdoğan'ın otomobiliyle kendisine çarpması sonucu hayatını kaybetti.
- Bilirkişi raporuna göre Burak Erdoğan kusursuzdu, tüm kusur (8/8 oranında) yaya geçidini kullanan Sevim Tanürek'teydi. Bu raporla Burak Erdoğan beraat etti.
- Peki bu bilirkişi raporunda imzası olan Eyüp Çakmak ne oldu? Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürü yapıldı. Adli Tıp’tan sıcak denizlere açıldı.
Farkında mısınız?
Ülke olarak cinnet geçiriyoruz. Marmaray’da son 10 günde 4 kişi rayların üzerine atlayarak intihar etti. Sürekli polis ve jandarmadan intihar haberleri alıyoruz. İnsanlarımızın antidepresan kullanma miktarı son 10 yılda iki katına çıktı. Hapishanelerimiz %140 doluluk oranına ulaştı. Son olarak daha önce hiç görmediğimiz okullardaki silahlı saldırılar…
Bu ülke bu hale nasıl geldi? Eğitimde yapılan hatalar, gençlerin içine düşürüldükleri ümitsizlik, adalete olan inancın tamamen kaybolması, ekonomik güçlüklerle boğuşan insanımızın kolay çıkış yolları araması, TV dizilerinde yer altı dünyasına yapılan güzellemeler, şiddet sahnelerinin sıradanlaştırılması gibi bir seri hata ve bunları çözecek bir siyasi iradenin olmaması toplumsal bir buhran yaşamamıza neden oluyor. Maalesef iktidar hiçbir sorunu çözemiyor, olaylar karşısında tepkisel küçük adımlar atmanın ötesine geçemeyen, meseleleri temelden çözecek yaklaşımları geliştirmekten aciz liyakatsiz kadroların yukarıdan talimat almadan karar alamadığı bu rejimde problemlerimiz sadece katlanıyor. Ekonomimiz kötü, trafiğimiz kötü, eğitimimiz kötü, beslenmemiz kötü, güvenliğimiz kötü, adaletimiz yok.. ama dış politikada, savunma sanayinde süper işler yapılıyor cakası satılıyor. Bir fizik öğretmeni olarak söylüyorum: bir sistemin parçaları iyi çalışmıyorsa bütünü de çalışmaz ve sonunda dağılır. Gözümüzle gördüğümüz ve ölçebildiğimiz sorunlarda beceriksiz olan bir iktidarın ölçülemeyen ve görülemeyen alanlarda başarılı olması imkansızdır.
Narin Güran cinayetini anlatan Şeytantepe belgeselini izledim. Olayla ilgili bilgimin kimi odaklarca ne denli çarpıtılmış olduğunu utanç içinde gördüm. Yargı sürecinin nasıl etkilendiğini dehşetle seyrettim. Çok kötü hissediyorum. İnanıyorum ki çoğu kişi benzer duyguları paylaşıyor.
Toplumsal yaşamımıza tümüyle yabancı iki okul saldırısının gerçekleştiği bir haftada izlemek tüm dengemi sarsmış durumda. Üstüne bir de bugün Gülistan Doku cinayetindeki kritik gelişmeden haberdar oluyoruz.
Sindirilemeyecek kadar ağır travmatik olaylara peş peşe tanık oluyoruz ve olayların tümü;
-Güven algımızı zedeleyen,
-Adil dünya inancımızı sarsan,
-Gelecek umudumuzu etkileyen,
-Toplumsal bağı çözebilecek,
-Kamu otoritesine inancı ortadan kaldıracak türden.
Tüm bunlara tanık olurken ikincil örselenme (travma) denilen bir etkinin altında olduğumuzu fark etmeliyiz. Bu kısa süre içinde kolayca atlatabileceğimiz bir durum ne yazık ki değil. Toplum olarak bu gündemler ve bunların duygusal, davranışsal ve bilişsel etkileri altında haftalar geçireceğiz. Üstüne, tüm bunları, dünyanın kararsızlaştığı bir dönemde deneyimliyor olmamız çarpan etkisi yaratıyor. Bu noktada bireysel ve ulusal düzeyde hazır olmamızda ve önlemler almamızda yarar var.
Her şeyden önce tetikleyici içerikleri yaymamaya bireysel çaba göstermeliyiz. Bu içerikler kendimizdeki ve insanlardaki yarayı iltihaplandırıyor.
Bu süreçte bir şeylere odaklanmakta zorlanabiliriz, düşünce akışımız olağanın dışına çıkabilir, aklımıza kötü şeyler gelebilir, kendimizi kötü ve huzursuz hissedebiliriz, içinde bulunduğumuz ortama yabancılaşabiliriz ya da duygusal gelgitler yaşayabiliriz. Bu durumda içerik tüketmeyi bırakmalı, yakınlarımızla paylaşımda bulunup birlikte zaman geçirmeli ve imkanımız varsa psikolojik destek almaktan çekinmemeliyiz. Kısacası psikolojik iyi oluşumuza özen göstermeliyiz.
Yurt genelinde ise yayınların vatandaşı daha fazla tetiklememesi için doğru medya iletişimi stratejisinin güdülmesi gerekiyor. Tüm kamu ve medya kurumlarının bu noktada tedbirli ve profesyonel davranmasına ihtiyaç var. İlgili kurumların gecikmeden doğru adımları atmasını ummaktan başka elden bir şey gelmiyor.
Türk toplumu olarak sorumlulardan hesabını soracağımıza ve yaralarımızı saracağımıza inanıyorum.
Sayın Erdoğan,
İddianamenin hâl-i pürmelâlinden haberdar mısınız?
Temelsiz iddialara karşı dile getirilen gerçekler karşısında şaşkınlığını gizlemekte zorlanan kamuoyunun tepkisini yok sayamazsınız.
Yok yere hayatı karartılan masumların, iftiraları çökerten tutsakların özgürlüklerinin elinden alınmasını, adil yargılanma isteyen haklı çığlığını işitiyor musunuz?
Anaların gözyaşları adalet için akarken gözünüzü yumuyor musunuz?
Bu Dava ASRIN UTANCIDIR.
Farkında mısınız?
Sanırım değilsiniz!
Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli,
Yarın utanılacak sözleri TBMM çatısı altında kimse dile getirmesin.
Artık ah almayın! Bir kez daha pişman olmayın!
Kandırılmayın, kimseyi kandırmayın!
Yargılamalara şahitlik size farz! Çünkü sorumlusunuz!
HAKİKATTEN KAÇMAYIN!
Türkiye’nin en büyük 4. şehri Bursa’ya da çöktünüz.
Milletin iradesine, milli iradeye çöktünüz!
Milletimiz, zalimlikte, hukuksuzlukta sınır tanımayan bir aymazlıkla karşı karşıyadır.
Demokrasi, adalet ve cumhuriyet kolonları tehdit altındadır.
Mücadelemiz büyüktür.
Zaman, Türkiye’nin muhafızı olma zamanıdır!
"Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde"
Çalıştık didindik, uykusuz kaldık sağlığınızdan feda ettik, aldığımız görevi, binlerce yıllık İstanbul’un emanetini hak ettiği güzelliğe getirdik.
Türkiye koruma ve restorasyon tarihinin en büyülü eserini İBB Miras olarak ortaya çıkardık; Yerebatan Sarnıcı’nı İstanbul’un şanına yakışır hale getirdik☀️
Biz şimdi gururla ve onurla bu güzel eserin karşısında söyleyecek tek sözümüz var;
İşimiz, emeğimiz, eserimiz sözümüz, mesleki rütbemiz Yerebatan Sarnıcı restorasyonudur.
Kendi emeğimizle var olmanın gururu ve onuru ile Yerebatan Sarnıcı’nın girişine yazdığım küratör metninden:
"Yerebatan yerin üstüne aittir.
O ölmemiş, bir ömrün sınırını çoktan aşıp 1500 yaşına dayanmıştır. Yerin altına inip oradan ölümsüzlüğü almış bir kahraman, ömrünü kendi zamanının ötesine taşımış bir efsanedir.
Yeraltına iniş kapımızdır Yerebatan"
#YerebatanSarnıcı
Gönlünde güzellik ve taşıyan tüm dostlara sevgi ve hürmetle…
İsmail Arı'dan mesaj var: Üç ay önceki bir video nedeniyle gözaltına alındım. Bayram ziyaretinden akşam alınıp 450 km kat edip Ankara'ya getirildim. Dosyama yeni twitler ve eski videolarım eklenmeye devam ediyor. Sanıyorum ki tutuklanmam için dosya şişirilmek isteniyor. Zaten son bir yıldır beni tutuklamak için bahane arıyorlardı. Tek suçum bu ülkede gazetecilik yapmak. Gazetecilik suç değildir. Gazetecilerin yanında olun. Sevgiler.
Bir yıl sonunda duruşma aşamasına geldik. Bir yıldır haksız yere tutsak haldeyiz.
Yarın mahkeme salonunda olacağız ve ben savunma yapmayacağım, yargılayacağım.
Duruşma öncesi neden siyasete girdiğimi, derdimin millet olduğunu anlatmak istedim.
https://t.co/3p0nBrLi1L
Keskin Color’un, Türkiye’nin en az 50 yılına mekân belleği ve hikâyelerle ışık tutan, milyonlarca eve giren, bir dönemin WhatsApp’ı gibi görsel ve yazılı en kısa haberleşme aracı olan kartpostalları artık dijital arşivde. Bu müthiş izleğin meraklısına:
https://t.co/9reJNVrtm5
Haberde dikkat çeken bir detay.
Öz kızına cinsel istismarda bulunduğu raporlar ve uzman görüşleriyle ortaya konmuş sapık, savcılık tarafından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk ediliyor.
Ancak mahkeme “kaçma şüphesi bulunmadığı” gerekçesiyle tutuklama talebini reddediyor.
Evet gazetecilerin, belediye başkanlarının, muhalif vatandaşların eften püften sebeplerle tutuklu yargılandığı ülkede oluyor bu.
bu ülke, bu cesur kadını koruyamadı. bana “.bunlar çok güçlü. ölürsem çabamın amacı kalmaz. ölmemem gerekiyor. kızım için yaşamak zorundayım” demişti. ölümündeki tüm şüpheler araştırılmalı.
30 yıl öncesinin Türkiyesinde bu sözler büyük tepkilere ve boykota yol açmıyordu, bugün hiç kimse bu şekilde konuşamaz, bunu neye borçluyuz biliyor musunuz 30 yıldır susmayan ve hiç susmayacak kadın mücadelesine.
Artık mesele yalnızca siyasal rakipleri bastırmak ya da seçim rekabetini yönetmek değil. İktidar çok daha geniş bir hedefle hareket ediyor. Yani toplumsal hayatın tamamını sarıp siyasal sonuç üretebilecek hiçbir alanı başıboş bırakmıyor.
Spor, sermaye, medya, kültür ve sivil toplum gibi alanlar da aynı denetim mantığının parçası hâline geliyor. Çünkü bu alanlar doğrudan siyaset yapmasalar bile kamusal görünürlük, meşruiyet ve toplumsal etkiye sahip. İktidar açısından risk tam da burada. Kontrol edilmemiş her alan, potansiyel bir özerklik alanı anlamına gelir. Ki demokrasiyi rekabetçi kılan da bu alanlardır. Alternatifler bu alanlarda filizlenir.
İşte iktidarın amacı bu alanları kapatmak ve bu alanları iktidarın belirlediği bir çerçeve içine alarak her faaliyeti önceden öngörülebilir ve gerektiğinde müdahale edilebilir hâle getirmek. Böylece hayatı bütünüyle kuşatmak ve itiraz ihtimali daha doğmadan etkisizleştirmek.
İktidarın özel hayat teşhirleri ve ahlak dili üzerinden yürüttüğü strateji tam olarak bu “sarma” çabasının uzantısı. Hukuk yoluyla müdahale etmek her zaman mümkün ya da maliyetsiz değildir. Oysa ahlakçılık, hukuka başvurmadan da alanları disipline etmenin etkili bir yoludur. Hukuken yasakçılık yoktur. Ama herkesi hareket edemez hâle getirir. Böylece iktidar, tek tek aktörlerle uğraşmak yerine, alanın tamamını hizaya getirir.
Üstelik bu, sadece bugünü değil yarını da hizaya çeken bir önleyici disiplin rejimidir. İktidarın asıl hedefi, fiilen herkese müdahale etmek değil, herkesin kendisine müdahale edilebileceğini bilmesinde yatar. Özel hayatın teşhir edilmesi, itibar suikastlarının normalleştirilmesi ve suçla ahlak arasındaki sınırın bilinçli biçimde bulanıklaştırılması tam da bu nedenle işlevseldir. Çünkü bu ortamda kimse iktidarın çizdiği sınırları aşmaya cesaret edemez.
Artık risk, yalnızca hukuki bir yaptırım riski değildir. Asıl risk, toplumsal itibarı kaybetme, çevresinden kopma, yalnızlaşma ve “savunulamaz” bir pozisyona düşme riskidir. İnsanlar hapse girmekten çok, rezil edilmekten korkar. Çünkü itibar kaybı hapisin aksine kalıcıdır. Suç öngörülebilir ve objektiftir, ahlak ise her an yeniden inşa edilebilir ve subjektif.
Böylece insanlar kendilerini denetlemeye başlar. Ne söylediklerini, kiminle görüldüklerini, nasıl yaşadıklarını sürekli tartar. “Sınırı” aşmadan önce dururlar. Böylece iktidar, fiilen müdahale etmeden de herkesin kendini hizaya soktuğu bir düzen kurar.
Bu düzende siyasal alan hukuken değil, fiilen yasaklanır. Kimse zorla susturulmaz ama susmayı “tercih” etmeye zorlanır. Alternatif üretme ihtimali olan aktörler daha ortaya çıkmadan geri çekilir. Sivil toplum, medya, spor ve sermaye alanları görünürde faal olsa da içerik olarak steril hâle gelir. Bazı muhaliflerimizin de bu sürece tuzlukla koşmasıyla işler iyice kolaylaşır. İnsanları özel hayatıyla yargılamak kimseyi daha ahlaklı yapmaz. Ahlakçı yapar. Ahlak, kişinin kendinde bir şeydir. Yani belli değer setlerimiz vardır ve onlara uygun yaşamaya çalışırız. Kendi değer setlerimizle başkalarını teste tabi tutuyorsak bunun adı ahlak değil, ahlakçılıktır ve epey ahlaksızca bir şey olmasının yanında otoriter bir yaklaşımdır. Özetle herkesin silkinip kendisine gelmesinde fayda var.
Herkese günaydın,
- Ekrem İmamoğlu 276
- Av. Mehmet Pehlivan 184
- Selahattin Demirtaş 3332
- Hatay Milletvekili Can Atalay 1337
- Av. Selçuk Kozağaçlı 2958
- Fatih Altaylı 182
- Aykut Erdoğdu 204
- Mehmet Murat Çalık 276
- Osman Kavala 2973
- Zeydan Karalar 164
- Tayfun Kahraman 1337
- CHP İstanbul İl Binası 104
- Leman Dergisinin Camlarını Kıranlara Tepki Gösteren Akademisyen Aslı Aydemir 169
- Av. Atilla Özen 95
- Figen Yüksekdağ 3332
- Tunç Soyer 179
- Muhittin Böcek 168
- Mine Özerden 1337
- Çiğdem Mater 1337
- Mabel Matiz’in “Perperişan” şarkısı 93
- İzmir’de Zenne ile Dans Eden Tesettürlü Kadın 85
- Tele1 Televizyon Kanalı 59
- Merdan Yanardağ 57
-Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in katıldığı Mesleki Eğitim Çalıştayı’nda MESEM projesini protesto eden 16 öğrenci 17
- Sokak ropörtajında Recebo ile biten siyasal göndermeli mani söyleyen Halil Kürklü ve yayınlayan muhabir Hasan Köksoy (Kendine Muhabir) 15
- Sarıklı ve sakallı kişileri canavar olarak tasvir eden heykel ve üzerinde inkılap yazan kanlı kılıç çalışmasını sergileyen Murat Katfar 15
- Arif Kocabıyık (İlave TV) 14
- Av. Naim Eminoğlu 9
- Enver Aysever 9
Gündür hapiste.
Ben susmayacağım!
Benim sustuğum gün millet konuşamaz hale gelir.
Ben konuşacağım ve bu milleti ayağa kaldıracağım.
Millet sandıkta bu zihniyeti tarihe gömecek.
Ekrem İmamoğlu:
"Sayın hakim, sürgünde gibi bir mahkemedeyiz. Hangi çağdayız biz, tam gaz geriye gidilir mi?
Beni 5 gün nezarette tutup 1 gün de orada aç susuz bıraktılar. Uydurma casusluk meselesinde de 20 saat orada bekletildim.
Kimsiniz siz? Beni orada tutarak aciz duruma düşüreceğinizi mi düşünüyorsunuz? Gün gelecek çatır çatır hesap verecekler!"
İmamoğlu: "91'de alınan bir karar 90'ı bağlar mı bunu soruyorum?"
Hakim: "Siz sanık rolündesiniz ben hakim rolündeyim."
İmamoğlu: "Ben sanık rolünde değilim siz de rolde değil makamdasınız."