Bek kelimesi o kadar Türkçe ki annemler bile hala bir şeyin sağlam olduğunu belirtmek için bek olmuş falan der. Say-Bek yani eski Türkçe’de sağlam, yiğit kişi anlamına gelir. Kelimeyle ilgili hiçbir teoride Yunanca bir karşılık yok. Kafayı tırlatmadıysanız vazgeçin bu işten.
2-3 gündür öğrencilerimden bu şekilde mesajlar alıyorum ve gerçekten çaresizlik. Çocuklara ne desem boş. Hepsi korku içerisinde. Keza biz öğretmenler de öyle, her an aklımda başımıza böyle bir saldırı gelirse çocukları binadan nasıl çıkartırız, nasıl onları koruruz fikri…
ikbal ölümü hak etmiş densin diye kızın surlara gittiği videonun her anını detay detay paylaştınız şimdi bu çocuklara ne diyeceksiniz kendi ayaklarıyla OKULA gittiler mi? meşrulaştırdığınız her şey çığ gibi büyüyor ve her gün canlarımızı yitirmeye devam ediyoruz
lisedeyken savcı olmak istediğimde annem tehlikeli bir meslek can güvenliği yok diken üstünde yasaman-yasamamız gerekir diye istememişti nerden bilsin kadın öğretmen oldugumda da aynı korkuları yaşayacağımızı..
+Herkes arabayı boyasın.
-Hangi renge boyayalım öğretmenim?
+İstediğiniz renge boyayabilirsiniz.
-Maviye boyasak olur mu?
+Olur.
-Açık mavi olur mu?
+Olur.
-Bende açık mavi yok ama.
-Bende de yok.
-Bende de açık mavi yok. Koyu mavi olur mu?
-Bende var.
-Bende de var.
+…
Deliorman veya Kırcaali... Çoğunluk Türk. Bildiğin Türkçe konuşuyorlar (aksanlı biraz). Kültürleri de Trakya Ege Marmara insanına benzer yani. Apayrı bir insan türü değil zaten.
Türk milleti Rumeli topraklarını kaybetmenin ne demek olduğunu daha anlamadı. O travmanın etkisi hala sürüyor. Bugün nasıl kamuoyunu medyayı İstanbul yönlendiriyorsa Rumeli o zamanlar tüm gündemin kamuoyunum belirlendiği entellektüel birikimin en eğitimli bireylerin yetiştiği tüm yatırımın yapıldığı yerdi. Mustafa Kemal’ler Enver paşalar oradan yetişti. Anadolu ilkel tarım, dini eğitim, kasaba kültüründen başka hiçbir şey yoktu. Rumeli gidince koca toplumun tüm birikimi de gitti
“Cumhurbaşkanı oluncaya kadar Atatürk'ün çektiklerini ben bilirim. Meclis aleyhineydi. Çünkü Meclis'in yarısından fazlası İttihatçıydı, Demek ki, Enver Paşacıydı. Enver Paşa, Osmanlı Devleti'ni batırmış bir adamdır. Ama Meclis'te her sıkıştığımız zaman, muhalifler “O gelsin!" derlerdi. Onun gelmesi, Atatürk'ün gitmesi demekti. Atatürk, bu derece anlaşılmamış bir adamdı.
Bizim Eskişehir'deki ordu, bozguna benzer bir hezimete uğrayarak çekildi. Ben gazete muhabiri idim. Halk ile askerin bir arada geriye kaçışlarını gördüm. Bir perişanlık manzarasıydı, İsmet Paşa da çok şaşırmış bir haldeydi. İkide bir bana dönüp:
- İşte hakikat budur. Hayale yer yok! diyordu.
Ertesi sabah Atatürk oraya geldi. Daha o zaman başkomutan değildi. Öyle güleç ve sakin bir çehresi vardı ki!
- Ne telaş ediyorsun? dedi. Kuzeye çekilir, oradan içeri alır, boğarız biz bunları...
Hepimize bir ümit geldi ve adeta bir zafer kazanmış gibi olduk. Atatürk o zaman Meclis başkanıydı. Sıfatı o idi, Meclis istemiyordu Atatürk'ün ordunun başına geçmesini. Fakat Atatürk, her gece Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa'yla (Çakmak) karşı karşıya, harita üzerinde askeri harekâtı izlerdi. Sabaha kadar telgraf başında harekâtı takip ederdi. Subay gelir, daima saati saatine, şu şurada, bu burada diye kendisine bilgi verirdi.
Ama bozgundan sonra Meclis'te, "Sen geç ordunun başına,” diye ısrar ettiler. Nihayet Atatürk, ordunun başına geçti.”
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
🔵 Bir tarih öğretmeni "Senin atan ne yapıyordu?" diyenlere yanıt verdi:
"Senin atan bir önceki neslin namusunu kurtarıyordu."
"Sen hayatında hiç işgal gördün mü? Ne demek olduğunu biliyor musun?"