Psikiyatriste yakışıyor mu? Profesöre yakışıyor mu? Akademisyene yakışıyor mu?Doktora yakışıyor mu? Anneye yakışıyor mu? Kadına yakışıyor mu? Ne çok yük var üstümüzde. Her beğeni bu densizlere bir SA-NA-NE olsun, amin.
Tuz Gölü, artan sıcaklık ve buharlaşmanın etkisiyle kırmızı ve pembe tonlara büründü
▪️ Aksaray, Ankara ve Konya sınırlarında yer alan gölde, yaz aylarında suyun tuzluluk oranı en üst seviyeye ulaştı
▪️ Göldeki “Dunaliella salina” adlı algler ile halo bakteriler, kendilerini korumak amacıyla kırmızı pigment üretiyor
▪️ Bu doğal süreç, yılın en sıcak dönemlerinde Tuz Gölü’nde dikkat çekici bir renk dönüşümüne yol açıyor
"Avant d’entamer une dispute avec quelqu’un, demande-toi : cette personne est-elle assez mûre intellectuellement pour comprendre le concept d’une perspective différente ? Car si ce n’est pas le cas, cela n’a aucun sens.
Tous les débats ne méritent pas ton énergie. Parfois, peu importe la clarté de tes mots, l’autre ne t’écoute pas pour comprendre, mais simplement pour réagir. Enfermé dans sa propre vision du monde, il refuse de considérer un autre point de vue, et s’engager dans cette lutte ne fait que t’épuiser.
Il y a une différence entre une discussion constructive et un échange stérile. Parler avec quelqu’un d’ouvert d’esprit, qui valorise la croissance et la compréhension, peut être enrichissant, même si vous n’êtes pas d’accord. Mais tenter de raisonner avec une personne hermétique, qui refuse de voir au-delà de ses propres croyances ? C’est comme parler à un mur. Peu importe la logique ou la vérité que tu exposes, elle détournera, minimisera ou rejettera tes propos, non pas parce que tu as tort, mais simplement parce qu’elle n’est pas prête à envisager une autre réalité.
La maturité ne réside pas dans le fait de gagner une dispute, mais dans la capacité à reconnaître quand une dispute ne vaut pas la peine d’être menée. C’est comprendre que ta paix intérieure est plus précieuse que le besoin de prouver quoi que ce soit à quelqu’un qui a déjà décidé qu’il ne changera pas d’avis. Toutes les batailles ne méritent pas d’être livrées. Toutes les personnes ne méritent pas ton explication.
Parfois, le geste le plus puissant que tu puisses poser est de partir. Non pas parce que tu n’as rien à dire, mais parce que tu sais que certaines oreilles ne sont pas prêtes à entendre. Et ce fardeau-là, il ne t’appartient pas."
Helen Mirren
BİR BİLGEDEN KAYGI VE ENDİŞEYE KARŞI YEDİ ÖĞÜT:
Denizli Pamukkale’den (Hierapolis) hemşerim olup daha sonra Roma’da köle olarak yaşayan Stoacı filozof Epiktetos, yüzyıllar önce şu öğütleri verdi:
1. "Bazı şeyler bize bağlıdır, bazıları ise bağlı değildir."
Sana bağlı olan: senin görüşün, arzun, eylemlerin. Sana bağlı olmayan: bedenin, şöhretin, malların, başkalarının yaptıkları… Neredeyse tüm kaygıların, bunları birbirine karıştırmaktan doğar.
2. "Bizi rahatsız eden şeyler değil, şeyler hakkındaki görüşlerimizdir."
Seni endişeye sevk eden trafik sıkışıklığı, eleştiri ya da başarısızlık değil. Senin başına gelen olayı “bu korkunç; buna dayanamıyorum" diye değerlendirmen… Görüşünü değiştirirsen acının büyük kısmının kaybolduğunu görürsün.
3. "Birinin kaygılı olduğunu gördüğünde, kendine sor: Acaba ne istiyor şimdi elinde olmayan?"
Kaygı her zaman dışsal bir şeye duyulan arzuyu ele verir: Bir onay, bir sonuç, güvence… O gereksiz arzuyu kaldırırsan kaygı yakıtsız kalır.
4. "İstediğin gibi olsunlar diye şeyler için yalvarma; oldukları gibi olsunlar diye iste, ve sakin bir hayat yaşarsın." Gerçeği olduğu gibi kabul etmek, kaygıyı doğuran içsel çatışmayı ortadan kaldırır. Bu teslim olmak değil. Zaten olmuş olanla didişmeyi bırakmaktır.
5. "Korkulması gereken ölüm ya da acı değil, ölümden ya da acıdan korkmaktır." Sorun olay değil, olayın önceden duyulan korkusudur. Korktuğun neredeyse her şey, senin hayal gücünün ileriye doğru yansıtmalarından kaynaklanır.
6. "Biraz yağ döküldüğünde telaşlanma, sakin ol ki, ileride büyük sorunlarla baş edebilesin." Her önemsiz rahatsızlık, kendini rahatsız etmemeyi pratik etmek için basit, kolay ve ucuz bir fırsattır. Böylece büyük olaylar karşında zihinsel kas inşa edersin.
7. "Olgunlaşmak istiyorsan, gerekirse başkalarının önünde aptal gibi görünmeyi kabul et." Sosyal kaygı, başkalarının yargısından duyulan korkudan doğar. İmajından ziyade huzurunu seç. Bu özgürlük, sana sunulan en büyük hediyedir. (Derleme için teşekkürler @valormental)
Yavaş ölüm : Kapitalizm seni bir kurşunla öldürmez. Fazla mesaiyle, borçla, fast food'la, 'biraz daha dayan'larla öldürür. Ölümün bir olay değil, yaşam biçimin olur. Yaşamını sürdüren şeyler, aynı zamanda seni tüketen şeylerdir.
Colorado’da seçim kazanan Etiyopya göçmeni Filistin aktivisti doktora öğrencisi sosyalist 29 yaşındaki Melat Kiros, Filistin’e destek verdiği için çalıştığı hukuk bürosundan kovulduğunu anlatarak zaferini kutluyor.
Ekonomik sınıfsal durumuna, zihnî yapısına ve en önemlisi de kendi keyfi nasıl isterse ona göre; ister yarışa şapkayla, ister konsere başörtüsüyle -ki tersi de olur- gider mi gider kadın.
Ama derdi bitmiyor bazılarının; yok kültür emperyalizmi, yok kumar, yok popülizm gibi çeşit çeşit tema/kisve altında konu aslında hep aynı. Bir çekemediniz gitti elinizi şu kadın giyim kuşamından!
Şık mı şık orası ayrı konu. Fakat İngiliz olsaydım “nasıl da dönüştürüp kendimize benzettik” diye kendimle ayrı gurur duyardım.
Türkiye politik olarak bağımsız olsa da özellikle elit sınıflar zihniyeti düzeyinde bir sömürge ülkesi kültürünü yaşıyor.
Kendi şıklığını yaratamamış, kendi kıyafet kodlarını üretememiş, kapıdan kovulsa bacadan girmek istercesine batı hayranı bir ruh halinin çaresiz, son iki yüz yıldır Protestan ahlâk anlayışı ile hayata bakan, batıya olan iflah olmaz tek taraflı aşkın müzmin müdavimleri…
Alfabesi batıdan, hukuk sistemi batıdan, kıyafeti batıdan, değer yargılarını batılı gibi yapmaya zorlayan ve ruhu cendereye sıkışmış bir durum bu. Doğulu desen yok ben batılıyım diyen, batılıya gidip abi valla ben sendenim, ben de senin gibiyim, al beni araya, yanınıza diye ağlayan ama hangi şirinlikleri yaparsa yapsın kabul görmeyen, ondan sonra da arafta kalmanın kimlik bunalımlarında debelenen bir acaip hal bu.
Dediğim gibi şık, fiyakalı ve elit bu kostümler. Asıl sahipleri için alt topluluklar tarafından taklit ediliyor oluşu gurur verici olmalı, onları anlıyorum. Anlıyorum çünkü bir zamanlar bizim kültürümüz böyleydi. Müslümanların yazısı, giyimi, yaşam biçimi taklit edilirdi.
Taklit edilme güçle, bilgiyle, teknolojiyle birlikte ortaya çıkan bir durum. Bugün bu güç batıda ve güçsüzlerin pasif, edilgen hale gelmeleri de bu nedenle hayatın olağan akışına uygun. Tarih boyunca bu böyle olmuş.
En azından batıyı taklit ettiğimizin, onlar gibi olmak istediğimizin farkında olalım. Bu da bir şey…
Yılın en uzun günü ve günlerin kısalmaya başladığı gün.Daha Yaz tam başlamamış bile..
Sanki doğaya ait bir şaka bu ya da ders.
Tam ışığın kazandığını ilan edecekken, karanlık sessizce geri dönüyor..
Belki doğa şöyle diyor; Bitişler çoğu zaman başlangıçların içinde gizli.
Bu çocuk mağdur edilmemeli, kişisel sorunlarını sorumluluklarından ayırd etmeyi beceremeyip asabiyetle kapıyı kapatan memurun insafsızlığına kurban verilmemeli. Velev ki saniyeler değil dakikalar ile bile olsaydı da yetişmiş mi yetişmiş; çocuğun hayatıyla oynayıp böyle bir travma bırakmaya nasıl hakkı olabilir ki?!