İzmir'in öykücüleriyle ve şairleri ile Alsancak'ta buluşmayalım mı? 10 Ocak Cumartesi günü 16:00'da öykülerimizi şiirlerimizi paylaşmayalım mı? Bir güzel kahve içip sohbet etmeyelim mi? Yazmaya, okumaya küsenleri barıştırmayalım mı? 🌺
Bazı savunmalardaki mantık hataları sizi de yormuyor mu? Duymaktan bitap düşüyorum; -Baharat yok içinde, sadece biraz pul biber var.
-Aq küfür değil ki.
-Beni bilirsin, yalandan nefret ederim.
-Hayvanların duyguları yoktur.
Parmağımı kapıya kıstırdım, biraz kanadı. Normalde kolum kırılsa sesim çıkmazdı. Değil mi ama, bağırsam ne değişir. Bu kez bir ah çıktı ağzımdan. Aaa, ne ara öğrenmişim canıma kıymet vermeyi diye düşündüm. Demek sahiden sevildiğimi hissediyorum. Şükür.
@senarada Gayet insanî. Kırgınlık paylaşılabilir bir şey mi bilmem ama sıradaki kahveyi sizin neş'enize niyetle içeceğim. Kızılgerdanlar çıksın yolunuza yeniden. 🌺
Bakalım bugün beyaz yaka dünyasında nasıl bir macera bekliyor bizi. Trafiğiniz açık olsun, manipülasyoncu satıcılar sizden uzak olsun, yalancı patron yalakaları bugün soğuk algınlığından evde yatıyor olsun. Amin.
Bugün genç liderimiz, iletişim kurmamı istediği insanlar hakkında "nezih" kelimesini kullandığım için kahkaha attı. Saatlerdir neyin komik olduğunu düşünüyorum.
Beyaz yakalı hayatımın her gününde yepyeni bir etik ihlal öğreniyorum. İşin tuhafı bu pek çok beyaz yakalıya o kadar normal geliyor ki, benim hayretimi abartı buluyorlar. Sözleşme var, yapamaz, diyorum mesela. Yapar diyor. Ponçik ruhuma tüküreyim. Beni burada yiyecekler.
Tekrar buralara dönesim geliyor. İnsanın çocukluğunun geçtiği sokak değişir de gözü çeşmenin yanındaki ıhlamur ağacını arar ya, öyle olacak diye çekiniyorum. Kim gitti, kim kaldı, kimselere soramıyorum.
Mahallemde çok eski bir kahveci var. Fincanların çoğu antika, kahvenin yanında gelen şekerli leblebi ve danteller beni mutlu ediyor. Buraya veda etmeye pek yakınım.
Kendimden büyüklere olduğu kadar küçüklere de saygı duyuyorum. Senli benli konuşmuyorum. Özel sınırlara girmiyorum. Ama ufaklığın biri gelip bana üslup dersi vermeye kalkınca ne yapsam da onu incitmeden ağzına biber sürsem diye kara kara düşünüyorum artık.
Tuhaf bir huzur içindeyim. Olur olmadık zamanda yazma isteği ile boğuşmuyorum. Aklıma hatırlaması ne güzel dedirten kelineler üşüşmüyor. Gecenin rengine methiyeler bulmuyorum. Onun gülüşünü düşünüyorum, yetiyor.
Bu kadar büyük, kanlı bir nefretle nasıl yaşayabiliyor insan? Böyle yıkıcı bir öfkeyle, ardında sadece hırpalanmış kimseler bırakarak, nasıl böyle iri bir özgüvenle yürüyebiliyor? Neden sizin hazzınıza hizmet etmeyen herkes düşmanınız?
Eşsiz güzellikte sandığım insanların kalbi bile zamanla çürüyüp kokabildi. Artık Arcadia'da bile kurukafa bulunabileceğini biliyorum. Sadece bugünün güzel kokan kalplerine gülümsüyorum.
Dediler ki, bu sıcakta, İzmir'de öykü yazan kadınlara "hadi kahve içip öykülerimizi okuyalım" desen, bir kişi bile bulamazsın. Siz inandınız mı bu umutsuzluğa?