Astronot Ron Garan, 178 gün boyunca uzay istasyonunda yaşadı.
Her gün pencereden dışarı baktığında, gözlerinin önünde aynı sahne vardı:
Karanlığın içinde dönen, ince bir ışık halesine sarılmış mavi bir küre… 🌎
O an anladı..
Dünya düşündüğümüzden çok daha küçük, çok daha hassas ve çok daha güzel.
Uzaydan bakınca ne savaşlar görünüyordu, ne sınırlar, ne de kavgalar…
Sadece bir ev: hepimizin paylaştığı tek ev.
Ama yere indiğinde, o manzaranın gerçek hayatta olmadığını gördü.
İnsanlar hâlâ duvarlar örüyor, kaynakları tüketiyor, doğayı unutuyordu.
Ve Garan bunu şöyle özetledi:
“Biz, bu gezegenin yolcuları değiliz.
Onu korumakla görevli mürettebatız.”
Sonra şu hatırlatmayı yaptı:
“Önce gezegen…
Sonra insanlık…
En sonunda ekonomi.”
Çünkü uzaydan bakınca, Dünya bir ülke değil,
bir mucize gibi görünüyor.
📸: https://t.co/KB71pvlVmL
Kaynak: Ron Garan – The Orbital Perspective (2015), NASA & BigThink Röportajları
Fatih Altaylı:
"Mircea Lucescu öldü.
Tam da istediği gibi, futboldan kopmadan, neredeyse saha kenarında.
Galatasaray’da 2. başkanlık yaptığım dönemde Lucescu ile çalıştık, kendisini yakından tanıma fırsatı bulduk.
Kendisi benim tanıdığım en düzgün, en beyefendi, en çalışkan ve görev yaptığı kulübün menfaatlerini önde tutan futbol adamıydı diyebilirim.
Buna o gün yönetimde beraber olduğumuz futbol şube sorumlusu yöneticilerimiz Abdurrahim Albayrak ve Özer Saraçoğlu da şahitlik edecektir.
Lucescu’nun görev yaptığı dönem Galatasaray’ın mali açıdan en zor dönemiydi.
Türkiye 2001 krizi ile boğuşuyordu.
Tarihin en büyük kur krizi ile dolar uçup gitmişti.
Gelirler dip seviyedeydi.
Toplam 14 milyon dolarlık bir futbol bütçesi yapabilmiştik.
100 bin dolar ücret alan Victoria, ondan biraz fazla alan Fleurquin, hemen hemen tamamı birkaç yüz bin dolar seviyesinde yıllık sözleşmelerde oynayan bir takım.
En yüksek ücreti alan Ümit Karan’ın aldığı para 400 bin dolar civarındaydı.
Bunun üzerinde bir sözleşmeye imza atan İlhan Mansız’ın sözleşmesinden vazgeçmek ve Beşiktaş’a gitmesine göz yummak zorunda kalmıştık.
Milyon doların üzerinde para alacak olan tek oyuncu Jardel’di.
Lucescu “Jardel’i satın, hem maliyetinden kurtulun hem de satıştan gelecek para ile diğer futbolcuların ödemesini yapabilirsiniz” dedi. Jardelsiz de şampiyon olacağına inanıyordu.
Sattık.
Bu sırada takımın bir diğer önemli parçası Ümit Davala idi.
Milan istiyordu ama takımda alternatifi yoktu.
“Satabilirsiniz” dedi.
Davala’yı da sattık.
Yerine müthiş bir topçu olan ama sakatlığı nedeniyle bir maç var bir maç yok şeklinde oynayan Perez’le devam ettik.
Tüm bunlara rağmen Şampiyonlar Ligi’nde ön elemeyi geçti takım.
Dahası, grup aşamasında hayli zorlu bir gruptan çıkmayı başardık. Hem de Liverpool’un önüne geçerek.
Sezon ortasında Lucescu Antep’te oynayan Batista’yı istedi.
“Batista’yı alın, takımı şampiyon yapayım” dedi.
Celal Doğan’dan Batista’yı almaya giderken yolda Lucescu aradı.
Çok kızgındı.
“Takımın maaşlarını ödeyemiyoruz, siz ne Batista’sı almaya gidiyorsunuz. Batista falan istemiyorum. Çocukların parasını ödeyin” diye bağırıyordu.
Şaşırdık.
Yarım saat önce Batista’yı isteyen adam neler söylüyordu.
Celal Doğan ile anlaşıp Batista’yı aldık.
Haberi duydu. Çok sevindi.
Dayanamayıp “Delirdin mi, alın diyorsun sonra arayıp almayın diye tepiniyorsun. Sonra da aldık diye teşekkür ediyorsun.” diye kızdım.
“Oyuncular yanımdaydı ve öyle yapmam gerekiyordu. Onların parası ödenemezken oyuncu almanıza bozulur, oynamazlardı” dedi.
O takımla Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finalin kapısından döndük ve tek gol averajıyla Barcelona’ya elendik.
Ama yıl sonunda takımı şampiyon yaptı.
Bu arada başkanlık koltuğuna Özhan Canaydın oturmuştu ve yönetimde olmamamıza rağmen Abdürrahim Albayrak ve ben de futbol şubesinde çalışmaya devam ediyorduk.
Lucescu’nun da özverili desteği ile borçlar sıfırlanmış, yüksek faizli banka borçlarını kapatmış, yönetimi Canaydın’a çok az bir piyasa borcu ile devretmiştik.
Kocaeli maçında şampiyonluğumuzu ilan ettik.
İstanbul’a döndük.
Florya’da Özhan Canaydın ile takımın gelmesini beklerken Başkan Canaydın bombayı patlattı.
“Kimseye söyleme Fatih Terim ile anlaştım. Lucescu’yu yarın yolluyorum” dedi.
“Başkan yapma” dedim. “Yaptım bile” dedi.
İnan Kıraç’ın isteği ve desteği ile buna karar verdiğini anladım. “Abi, kulübü batıracaksın” dedim.
Kalktım, kapıya yöneldim.
Ben çıkarken Ali Dürüst, Özer Saraçoğlu ve Burak Elmas içeri giriyordu.
“Girmeyin, asabınız bozulur. Lucescu’yu kovdu. Galiba Terim’i getirecek” dedim.
İnanmadılar.
Lucescu’ya kovulduğu tebliğ edildiğinde hüngür hüngür ağladı.
Hiç beklemiyordu.
Herkes şampiyonluğu kutlarken, bir birkaç Galatasaraylı Lucescu’ya teşekkür ve veda gecesi düzenledik.
Büyük bir sevgi ve coşku ile veda ettik.
Orada da hüngür hüngür ağladı.
O gün bana verdiği ve üzerinde teşekkür ederim diye yazdığı sarı kırmızı atkı hâlâ duruyor.
Galatasaray’ın kovduğu Lucescu ile hemen Beşiktaş anlaştı. Serdar Bilgili çok doğru bir iş yaptı ve Lucescu da Beşiktaş’a 100. yılında bir şampiyonluk hediye etti.
Galatasaray ise Lucescu’nun yerine getirdiği Terim ile peş peşe başarısız sezonlar geçirdi.
Bizim ödediğimiz borçlar yeniden alındı. Kulüp şimdi şimdi zor bela kurtulduğu bir borç batağına saplandı.
Sonunda Canaydın da Terim’i yollamak zorunda kaldı.
Bana sorarsanız o gün Lucescu yollanmasaydı, bugün Galatasaray’ın müzesinde bir Avrupa Kupası daha olabilirdi.
Türk Milli Takımı’nın bugünkü başarısında bile onun başlattığı değişimin izleri var.
Büyük bir futbol adamı, anlayış olarak Rumen’e benzemeyen bir Rumen’di.
Tanıdığım için, birlikte çalıştığım için kendimi hep şanslı hissettim.
Huzur içinde uyusun, toprağı bol olsun!"
Kulübümüzün 100. kuruluş yıl dönümünde kazandığımız şampiyonlukta takımımızın teknik direktörlüğünü yapan, beyefendi kişiliğiyle başta taraftarlarımızın olmak üzere futbolseverlerin gönlünde önemli bir yere sahip olan Mircea Lucescu’nun vefat ettiğini derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız.
Son olarak Romanya milli takımı teknik direktörü unvanıyla şampiyonluk kazandığı mabedimizde ağırladığımız Mircea Lucescu’yu her daim saygıyla hatırlayacağız.
Mircea Lucescu: "Türkiye'yi çok seviyorum. Burada çok büyük başarılar kazandım. Türk Milli Takımı için bir sürü futbolcu buldum. Şimdi direkt oynuyorlar.
Beşiktaş'ta 2 yıl mukavelem vardı. Mukaveleyi feshettikten sonra para almadım. Kalan parayı stadın büyütülmesi için feda ettim. Çok güzel, Avrupa'nın sayılı statlarından biri oldu."
Eski teknik direktörümüz, 100. yılımızdaki şampiyonluğumuzun mimarı Mircea Lucescu’nun hayatını kaybettiğini büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.
Seni hiçbir zaman unutmayacağız Lucescu, huzur içinde uyu.
Elveda Luce. 🖤🤍
1997–2010 yılları arasında doğan ve Z kuşağı olarak adlandırılan nesil, son yıllarda akademik performans, dikkat kapasitesi, ruh sağlığı ve hatta fiziksel görünüm üzerinden yoğun eleştirilere maruz kalıyor. Peki eleştiriler neye dayanıyor, hangi kurum ve araştırmalar bu tartışmayı besliyor.
✍️| Gözde Sula yazdı... https://t.co/WlAWmcGJak
@evrenselgzt Harika bir yazı, kaleminize sağlık. Türk futbolunun uluslararası arenada yıllara yayılan istikrarlı bir başarı grafiği yok. Dolayısıyla (ve bence) boşa harcanan bu paralarla, ihtiyaç sahibi kaç öğrencinin eğitimi sağlanır, kaç yoksul aileye hatırı sayılır destek olunur…
Futbol, Türkiye’de bir spor olmaktan çok bir kaçış ve kompleks giderme aracı.
Gündelik hayatında kendisini değersiz ve güvencesiz hisseden milyonlarca insan için kulüp taraftarlığı, var olduğunu hissetmenin en kolay yolu.
✒️ Mehmet Özyazanlar yazdı
https://t.co/7vSc5G8K3x
#SONDAKİKA | Çin’de sosyal medyada içerik üretenlerin tıp, hukuk, finans ve eğitim gibi “ciddi” konularda görüş bildirebilmesi için üniversite diplomasına sahip olmasını zorunlu kılan yasa yürürlüğe girdi.
"İstanbul aynı günlerde iki büyük sanat etkinliğine ev sahipliği yapıyor: İstanbul Bienali ile Contemporary İstanbul çok sayıda sanatçı ve eseri bir araya getirdi, ancak göze takılan bir detay var..."
Gözde Sula yazdı...