Yüzüme bakıp "Yanınızdayız, sonuna kadar destek olacağız." demiştiniz. Bugün ne değişti? Verilen sözler neden tutulmadı? Acımız da adalet arayışımız da ilk günkü gibi dimdik ayakta duruyor. Biz sadece verilen sözlerin yerine getirilmesini bekliyoruz. Vicdan sahibi herkesin, sözüne ve sorumluluğuna sahip çıkmasını istiyoruz.
Evet çük kadar boylarıyla insanların pırıl pırıl çocuklarını katleden pç kurularından vazgeçiyoruz. Çok isteyen alsın evinde beslesin. Kendi evladınızla 1 saat aynı odada tutmayacağınız pçleri toplumda tutmanıza izin vermicez. Ağlayarak günlüğünüze yazabilirsiniz.
Çocuk Koruma Kanunu, TCK ve ilgili kanunlardaki değişiklik teklifi, yasa tekniği bakımından, son dönemlerde gördüğüm en düzgün çalışma.
A) Genel Olarak,
1) Çocuğun gözetimi ve eğitiminde ihmal gösteren, aile yükükümlülüğünü ihlal eden ebeveynler için objektif özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle verilecek cezaların artırılması,
2) Çocuğun, silaha erişmesine neden olanların (aile) cezalandırılması,
3) Çocukların silaha erişmesi hususunda 6136 S.K’ye eklenen hükümler sorunun tespiti ve çözümü bakımından gayet yerinde.
B) Bunun yanında,
1) Çocuğun işlediği iddia edilen suçun niteliğine bakarak, kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşan yaralamada,
a. Kast,
b. Güdülen amaç,
c. Suçun işleniş biçimi,
d. Daha önceden işlenmiş kasıtlı suçtan mahkumiyet hallerinde “yetişkin gibi yargılamaya” olanak sağlayacak düzenlemenin getirilmesi de evlatlarını kaybeden ailelerin ve toplumun beklentisine uygun olması yanında yine tespit/çözüm bakımından yerinde.
Bu hükümde verilen süreli hapis cezalarının alt ve üst hadlerinin değiştirilmesi için de aynı şeyi düşünüyorum.
2) İnfaz Kanunu’nda, 12-15 yaş grubunun cezaevinde geçirdiği 1 günün 2 gün yerine geçeceğine dair hükmün de, kasten öldürme, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenmiş suçlar, uyuşturucu ticareti ve örgüt suçlarından verilen mahkumiyet halinde kaldırılması, “cezasızlık” algısının zaman içinde değişmesini sağlayabilir.
3) Belki de en önemli husus, yine sıkça dile getirdiğimiz biçimde “suça sürüklenen çocuk” kavramının “adli süreçteki çocuk” olarak değiştirilmesi. Bu değişiklik bir yandan suçla ilişkilendirilen çocuğun, mağdurun da çocuk olduğu dosyalarda, kavramsal olarak “kayırıldığı” hissini engelleyecek nitelikte ama bir yandan da, kanun gerekçesinde de ifade edildiği gibi “SSÇ” kavramının, yargılanan çocuğa karşı “suçlu” ön yargısını yaratmasının önüne de geçecek nitelikte.
Zira, ceza yargılamasında yetişkin, soruşturmada suç şüphesi altındayken şüpheli olarak, yargılamada sanık olarak, ancak hükmün kesinleşmesi ardından “hükümlü” olarak adlandırılmaktayken, çocuk yargılamasında bu durum hüküm öncesi tüm süreçlerde “SSÇ” kavramıyla ifade edilmekteydi.
Suça sürüklen(en) çocuk kavramı, aslında suç şüphesi altında iken dahi terminolojik olarak “sürüklenen” kavramıyla çocuğun suçu işlediğinin kabulü sonucunu doğurmaktaydı. Bu haliyle, kavramın yasaya girme amacını karşılamıyordu. Bu haliyle kavramsal değişiklik de gayet yerinde.
***
Değişiklikler evlatlarımızı geri getirmeyecek. Geriye dönük uygulanamayacağı için devam eden yargılamaları da etkilemeyecek. Evladını yitirmiş aileler, bu gerçekliği bilerek mücadele ediyordu.
Gerek onların mücadelesi gerekse kısa-orta vadede evlat kayıplarının nedeni olan çocuk suçluluğunun önlenmesi için yasal düzenlemelerin yerinde olduğunu düşünüyorum.
Ama tek başına yasalarda yapılan değişikliklerin suçu önlemediğini, özellikle kadına yönelen şiddet eylemleri, uyuşturucu suçları gibi can yakıcı konularda yaşayarak öğrendik.
Çocuğun şüpheli ve mağdur olarak yer aldığı suçlar başta olmak üzere, “çok disiplinli” bir suçla mücadele planı uygulamaya geçmezse, aynı acıları yaşamaya devam ederiz. Bunun da ötesinde suçla mücadeleyi yalnızca devlet eliyle yürütmenin olanaklı olmadığını bilerek aileden, okuldan, mahalleden başlayacak bir toplumsal mücadele içinde olmak dışında çaremiz yok.
Çocuk Koruma Kanunu’na Karşı Çıkan Sivil Toplum Kuruluşlarına Dair
Meclis’e sunulan Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nu güçlendirmekte ve Türk Ceza Kanunu m. 103 kapsamındaki nitelikli cinsel istismar suçlarında caydırıcılığı artırmayı hedeflemektedir. Ne var ki, 160 sivil toplum kuruluşundan oluşan bir grup, teklife karşı çıkarak “cezalandırıcı” yaklaşım eleştirisi getirmektedir.
Bu eleştiriler, mağdur çocuklarımızın yaşadığı derin travmayı ve cezasızlığın yarattığı ikincil mağduriyeti göz ardı etmektedir. Faili cezasız bırakmak, mağdur çocuğu bir kez daha yaralamak anlamına gelmektedir. BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin “çocuğun üstün yararı” ilkesi (md. 3), yalnızca failin rehabilitasyonunu değil, mağdurun korunmasını ve adaletin tecellisini de emretmektedir. Yapısal sorunları gerekçe göstererek ağır suçlarda yaş indirimini savunmak, mağdur ailelerinin adalet talebini hiçe saymak demektir.
Sivil toplumun asli görevi, mağdurları korumak ve adaleti savunmak olmalıdır; fail odaklı bir savunma çizgisi, çocuk hakları mücadelesine zarar vermektedir.
Mağdur çocuklarımız için güçlü bir koruma yasası şarttır. Yasanın bir an önce çıkması, cezasızlığa karşı atılmış somut bir adım olacaktır.