Beydeba, 2500 sene önce kaleme aldığı "Kelile ve Dimne" şaheserinde der ki "Cezalandırılmayan her kabahat, yeni bir suçun kapısını açar."
2500 sene önce...
🌍🌡️❄️ HAVAYA NELER OLUYOR❔
☔ Takvimler 3 Mayıs 2026'yı gösteriyor. Baharın tam ortasında olmamız, ağaçların çoktan çiçek açmış olması gereken bir dönemdeyiz. Ancak tabloya uzaktan baktığınızda bir bilimkurgu filminin açılış sahnesini andırıyor: Afyon ve İç Anadolu'nun birçok şehri beyaz bir örtüyle, karla kaplı. Güneyde de olaylar var, Gaziantep ve Şanlıurfa'da; gökyüzünü yaran süper hücreler, ceviz büyüklüğünde dolu ve hortum hadiseleri yaşanıyor. Tüm bunlar olurken, Orta ve Batı Avrupa yani Hollanda, Almanya, Fransa gibi ülkeler yaz ortasını andıran bir sıcaklık dalgasıyla, 30°C'lerle boğuşuyor.
🔸 Peki, gerçekten ne oluyor?
🧊 Bu kaotik tablonun başlangıç noktası aslında bizden binlerce kilometre uzakta, Kuzey Kutbu'nda yatıyor. Kuzey yarımkürede kış biterken, rekor seviyede eriyen deniz buzulları ve ısınan okyanus suları, gezegenin "soğutucu" sistemini bozdu. Çok fazla teknik detaya girmeden özetlemek gerekirse; kutup bölgesindeki dondurucu havayı hapseden rüzgar bariyeri (kutup girdabı) zayıfladı ve okyanus akıntılarındaki yavaşlama sistemin dengesini sarstı. Sonuç? Kuzey'in soğuğu, değişen okyanus akıntıları sebebiyle, kapağı açık kalmış bir buzdolabı gibi Batı Avrupa'dan değil Doğu Avrupa'dan güneye, üzerimize doğru akmaya başladı.
🔸 "İlk defa mı oluyor?" diyebilirsiniz. Sonuçta hava, havai bir şeydir. Sürpriz yapmaya alışkındır. Meteorolojik arşivleri karıştırdığımızda geçmişte de Mayıs ayında Ankara'ya kar yağdığını, bahar aylarında ani soğumalar yaşandığını mutlaka görürüz. Ancak buradaki asıl mesele, ülkenin zaten çok şiddetli ve uzun süreli bir yağışlı periyottan çıkarken nefes bile alamadan bu ekstrem hava afetleriyle yüzleşmesi. Yani ortada sadece bir "hava olayı" yok; bir süreç sapması, sistemde gözle görülür bir çatlak var.
🔸 İşte tam bu noktada, o çok konuşulan temel farkı anlamamız gerekiyor:
🌀 50 yıl önce de buna benzer atmosfer hareketleri (Omega blokajları) Avrupa'ya sıcak, Türkiye'ye ise serin hava taşıyordu. Ancak o dönem küresel ortalama sıcaklık daha düşük olduğu için, bu blokaj Avrupa'yı belki Mayısın ilk haftasında ancak 24-25°C'ye çıkarıyordu. Bugün aynı meteorolojik mekanizma, küresel ısınmayla zaten ısınmış olan bir "temel tabanın" üzerinde gerçekleştiği için termometreleri rahatlıkla 30°C'ye fırlatabiliyor. Karşılaştığımız uç değerler, sadece sistemin kendisinden değil, sistemin üzerinde çalıştığı sahnenin, yani gezegenin genel durumunun değişmiş olmasından kaynaklanıyor olabilir.
🔸 Sonuç olarak;
🔸 Olaylara sadece "hava durumu" demek, zarların hileli olduğunu görmezden gelmektir; ancak Avrupa'daki rekor sıcaklıkların, Türkiye'de ise aynı gün içinde dört mevsimlik yıkıcı afetlerin aynı zarda gelme olasılığını artıran şey, iklim değişikliğidir.
⚠️ Başka bir deyişle, küresel ısınma, doğa olaylarını yoktan var etmez; onların süresini uzatır, etki alanını genişletir ve şiddetini acımasızca artırır.
🔸 Araştırmalara göre, dünyada iklim krizine en az inanan ülkeler arasındayız. Şu an pencereden dışarı baktığınızda görüyorsunuz, yaşıyorsunuz ve bizzat şahit oluyorsunuz. Artık 2030'lara yaklaşıyoruz. Onlarca yıl önce bilim insanlarının bilgisayarlarda çalıştırdığı o "felaket senaryosu" iklim simülasyonlarının tam içindeyiz.
✍️ Süreç "başlayacak" değil; süreç başladı, çoktan başladı.
🔚
Robert Sapolsky es un neurocientífico de Stanford que demostró que el estrés crónico es el asesino silencioso que los médicos ignoran.
Reveló 10 hábitos que haces todos los días y que te quitan años de vida.
1) Repasar conversaciones en tu cabeza
Lise 2'deyken İlber Hoca'nın cep telefonunu internette bulmuş, bir söyleşiye çağırmıştım. Hiçbir detay sormadan kabul etmişti. Heyecandan iki cümleyi bir araya getirmekte zorlanan bir çocuk sesini ciddiye almasına inanamamıştım.
Dört sene sonra üniversitede hocam oldu.
Hiç unutmuyorum, ilk derste "Hz İsa'nın konuştuğu dil neydi?" diye sordu, doğru cevaplamam üzerine beni lisede düzenlediğimiz o söyleşiden hatırladığını söylemişti. İkinci şoku da o zaman yaşamıştım.
Sonra yakından gözlemledikçe, tanıdıkça bu şoku yavaş yavaş atlattım.
İlber Hoca herkesle konuşuyor, herkesin telefonunu açıyor, kimseyi unutmuyor, içinde bulunduğu anı doruğuna kadar yaşıyordu. Birikimi, makamı, şöhreti; onu hayattan koparmamış, aksine çok daha sıkıca tutundurmuştu. Daha önce böyle çok az kişi gördüm.
İlber Hoca'nın kitapları, makaleleri, söyleşileri, tavsiyeleri, dersleri, bildiği dil sayısı, kütüphanesi etkileyiciydi, zihin açıcıydı. Ama farklı görüşten, kimlikten herkesin bir noktada kulak verdiği bir isim olmasının tek sebebi akademik derinliği değildi.
İlber Hoca, bilgiyi insanlara aktarmayı bilen ve seven yaşayan ve hayatın içinde bir entellektüeldi.
Her dönem gençlere seslenmeyi bilen, zamanın ruhunu inanılmaz iyi yakalayan; her ne kadar üstten anlatıyormuş gibi gözükse de aslında göz hizasına geçerek bildiklerini aktaran, popüler kültürü belki küçümse de bilgiyi popülerleştiren biriydi.
Hangi ülkede bir tarih profesörü gençler arasında popüler bir figüre dönüşebilir, sözleri, şakaları sosyal medyada trend olabilirdi ki? Abuk subuk kişilerin gündeme geldiği bir dönemde bunun yaşanması bile acayip ve İlber Hoca'ya özgü bir şeydi bence.
Hoca'nın çalan telefonunu her yerde, her yayında açmasının da sebebi buydu; herkesle konuşan, herkesle angaje olan, herkesi dinleyen ve herkesle paylaşan biriydi. "Ulaşılamayan" "telefonlara çıkmayan" insanların dünyasında, çok rahatlıkla kendisini kapatabileceği "fil dişi kulesine" çıkmayı reddetmişti bence.
Bu yüzden farklı kesimlerle temas kurdu, herkesle konuştu, her yerde konuştu.
Bulunduğu ortamdan, akan hayattan kopuk değildi.
Kitaplarını ortaokulda okumaya başladım, kendisini lisede tanıdım, derslerini üniversitede dinledim. Ama ondan öğrendiğim en büyük şey asla sadece kendisinden ders alma şansına resmen erişmiş küçük bir sınıfın "hocası" olmaması, herkesin hocası olmasıydı.
Büyük ihtimalle bu denli hayatla iç içe, kamusal alanın akışından kopmayan, herkesle diyalog halinde bir aydın, hocayla karşılaşmamız zor olacak.
Çok şey öğrendik, ama benim nezdimde aldığım en büyük ders buydu: Bilginin, makamların ışıltısına kapılıp hayattan azade fildişi kulelerine kapanmamak. Akıştan vazgeçmemek.
Mekanın cennet olsun İlber Hocam.
Allah rahmet eylesin.
A 60-year old man in Germany became the seventh person with HIV to be announced free of the virus after receiving a stem-cell transplant
https://t.co/BPdTGCsTPT
Cambridge Üniversitesi insan beyninin gelişimiyle ilgili tarihin en büyük çalışmasını yayımladı.
📍 0–90 yaş arasında 4.000’den fazla beyin taraması
📍 Nature’da bugün yayımlandı
📍 Beyin gelişimi 5 dönemde yeniden tanımlandı
Bugüne kadar bildiğimiz “çocuk–ergen–yetişkin” şeması resmen çöktü.
İnsan beyninin gelişim çizgisi tamamen yeniden yazıldı:
🧠 1) 0–9 yaş: Sinaptik Patlama Dönemi
Beyin bu yıllarda kontrolsüz biçimde milyarlarca yeni sinaps üretir.
Sonra budanır: En çok kullanılan bağlantılar korunur.
➡️ Öğrenme kapasitesi maksimum.
➡️ Çevresel uyaranlar kalıcı değişiklik yaratır.
🧠 2) 9–32 yaş: Uzun Süren Bilişsel Hızlanma
Şaşırtıcı bulgu: “Ergen beyni” aslında 30’ların başına kadar devam ediyor.
Beyin bölgeleri arası iletişim hızlanır, bütünleşme artar.
➡️ Soyut düşünme, problem çözme, yaratıcılık bu dönemde zirveye çıkar.
➡️ Prefrontal korteks tam olgunluğa 32 civarında ulaşıyor.
🧠 3) 32–66 yaş: Nöral Stabilite Dönemi
Beyin mimarisi yaklaşık 30 yıl boyunca oldukça stabil.
Majör yapısal değişim yok.
➡️ Zekâ ve kişilik bu dönemde plato yapıyor.
➡️ Beyin bölgeleri giderek daha uzmanlaşmış hale geliyor.
🧠 4) 66–83 yaş: Erken Yaşlanma Beyni
Beyaz madde bağlantıları azalıyor, iletişim yavaşlıyor.
➡️ İşleme hızı ve bilişsel esneklik düşmeye başlıyor.
Ama yaşam tarzı (uyku, hareket, beslenme) bu süreci ciddi şekilde yavaşlatabiliyor.
🧠 5) 83+ yaş: Geç Yaşlanma Beyni
Beyin global bağlantıdan lokal bağlantıya kayıyor.
Bütün-beyin iletişimi azalırken bazı bölgeler aşırı yükleniyor.
➡️ Bu, “azalan altyapıya karşı” geliştirilen adaptif bir hayatta kalma stratejisi.
🔍 Neden önemli?
“Beyin 30 yaşına kadar genç, 66’ya kadar stabil, 83 sonrası yeniden organize olur.”
Bu çalışma şu alanları kökten değiştiriyor:
✔️ Eğitim ve öğrenme stratejileri
✔️ Ergenliğin gerçek süresi
✔️ Yetişkinliğin bilimsel tanımı
✔️ Yaşlanma modelleri
✔️ Alzheimer risk penceresi
✔️ Nöropsikiyatrik hastalıkların başlangıç yaşları
İnsan beyni, düşündüğümüzden çok daha uzun süre gelişiyor ve düşündüğümüzden çok daha geç yaşlanıyor.
Muazzam bir araştırma: İnsan beyni bir işe odaklandığında daha mutlu oluyor.
Zihni boş bıraktığında ise geçmişi, geleceği ve gereksiz düşünceleri kurcalamaya başlıyor, mutsuzluk da o anda devreye giriyor. Demek ki huzur, çoğu zaman odaklı çalışmakta.
Çalıkuşu Feride'nin dediği gibi: "Bu hayatta yaptığım en iyi şey uzaklaşmak. Kin gütmem, hesap sormam, çirkinleşmem, zorluk çıkarmam. Sadece uzaklaşır ve soğurum."
"Utanç" demişti Bergman, "Dünyayı bir tek utanan insanlar kurtarabilir. Çünkü utanmak "kibir" denilen en büyük günahın panzehiridir. Yalanın, iftiranın, hırsızlığın, pişkinliğin, arsızlığın önündeki en büyük engeldir."
Ingmar Bergman "Shame" (Utanç)
Sevmek diyorum herkes aşk anlıyor, oysa sevmek diyorum, dolu dizgin sevmek. Ülkemizi baştan başa saran yangınlara karşı cansiparane mücadele edenlere bin selam olsun...
Sayın @denizsatar hanımefendi,
Aslında sizin gönderinize cevap yazmak istemiyordum. Ancak, "doktor arkadaşların cevaplarını teker teker okuyorum" dediğiniz için benim tweetimi de okuyacağınızı düşünerek cevap yazmak istedim. Ben Türkiye'de bir tıp fakültesinde hocayım. Benim ++
Ani başlayan ve hızlı yükselen:
1. Göğüs Ağrısı
2. Sırt Ağrısı
3. Karın Ağrısı
4. Sol kol ağrısı ve uyuşma
5. Göğüste yanma veya baskı varsa ilk önce akla kalp krizi gelmeli.
Tek bir EKG testiyle kriz geçirildiğini anlamak mümkün. Krizi dışlayın, geleceğinizi riske atmayın.
Kırşehir’in Aşağı Homurlu Köyü muhtar adayı Aydın Battal seçimi kaybettikten sonra şöyle bir video çekmiş. Videoyu izlerken bu memleketin güzel insanlarından neden umut kesmememiz gerektiğini bir kere daha anladım. Muhteşem bir nezaket, kavrayış, söyleyiş gücü ve tertemiz bir kalp. Şu videoyu imkân olsa da her siyasetçimiz izlese keşke.
Şiir böyledir Aydın Ağabey, Sartre’ın ifadesiyle “yitiren kazanır oyunudur”. Kalın enseleriyle senin fakirliğinle, takım elbisenle, yazdığın şiirle dalga geçerler, şölen sofralarına davet etmezler, oy vermezler, meczup derler. Ama şair yenilmez Aydın Ağabey, şiir yenilmez. Onlar kazanır, ipek yüklü kervanlarla yol alır, her işleri tıkırındadır, tencerelerinden hep et kokusu yayılır, kısacası dünya onlarındır.
Ama şair yenilmez Aydın Ağabey. Hepsi gün gelir toprak olur, makamlar devrilir, şatolar yıkılır, zenginin namı unutulur ama senin yazdığın o dizeler dimdik ayakta kalır, dillerden dillere dolaşır, gönüllere dokunur, zor zamanlarda insana yoldaş olur.
Muhtar seçilseydin yüksek ihtimalle senin şairliğinden de gönlünün güzelliğinden de haberdar olamayacaktık. Sakın üzülme Aydın Ağabey, belki muhtarlığı kaybettin ama binlerce insanın gönlünü ve hayretini kazandın.
Bir de seni muhtarlık yarışında destekleyenlerden özür dilerken: “Onları da kendi adi gönlümün peşine taktım” dedin ya, gönlümüzü orada dağıttın abi helal olsun.
Aşk ile bir kez daha Aydın Ağabey: Şair yenilmez, şiir yenilmez!