Kartal İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin üniversite sınavındaki başarısı gerçekten de soru işareti uyandırmayacak gibi değil!
-Sözel: 14 öğrenci
-Eşit Ağırlık: 4 öğrenci
-Dil: 2 öğrenci
- Sayısal: 1 öğrenci
Toplam derece: 21
Aynı liseden bırakın ilk yüzü ilk günde bu kadar insanın olması dahi şüpheli bir durum.
- Gazeteciler bu olay üzerine gitmeli.
- İstatistikçiler, bilimsel açıdan bu durumu değerlendirmeli.
- eğitim bilimciler konuya mutlaka müdahil olmalı.
Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan da Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde.
Mahkemedeki beyanında ‘kuyu tipi hapishane’yi şöyle anlatmıştı:
“‘Kuyu tipi hapishane' deniyor ya hiç duydunuz mu kuyu tipi hapishaneyi Sayın Başkan? Beş metrekare avlusunu 13 metre çevreleyen yükseklikte duvarlar var. Yani güneş en dik zamanda, temmuz ayında bile avluda zemine düşmüyor, sadece duvara yaslanıyor. Etrafındaki o uzun duvarlar nedeniyle kendinizi hep kuyunun dibinde hissediyorsunuz. Akşam olduğunda da o kuyunun kapağı kapatılmış gibi hissediyorsunuz. Yani güneşten yararlanma imkanınız, güneşin en çok ve en dik açıyla geldiği yerde bile yalnızca duvardan nasiplenerek günde sadece bir saat Sayın Başkan. O etki size kuyu hissiyatı verdiği için oraya da kuyu tipi hapishane deniyor. Ben orada kalıyorum. Bu salonda orada kalan, kuyu tipi hapishanede kalan dört tutukluyuz, ben, Murat Ongun, Elçin Karaloğlu ve Hüseyin Köksal. Ben öyle bir yerden geliyorum”
Şimdi Deniz Göktaş da orada!
#DenizGöktaşYalnızDeğildir
#MizahıHapsedemezsiniz
Eskiden köye giderken “hanımsız gidemem”diyen erkekler bana çok duygusal ve aşk dolu gelirdi.Adam hanımıyla her an beraber olmaya çalışıyor gezerken yerken içerken hiçbir güzellikten mahrum kalmasını istemiyor gibi gelirdi. Sonra evlendim ve anladım her şeyi!
Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum.
Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum.
Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!
Tavuklara verilecek büyüklük ve kalitede yeşil salataya 80 lira verdik.
Skimpflasyon: Kaliteyi düşürüp fiyatı aynı tutmak.
Shrinkflasyon: Miktarı azaltıp fiyatı aynı tutmak.
Bizdekiflasyon: Kaliteyi düşürüp, miktarı azaltıp fiyatı da artırmak.
Yerebatan Sarnıcı için verdiğimiz tüm emeklerimiz güzel İstanbullu hemşehrilerimize helal olsun.
Eskisinin ziyaretçi sayısını 5 katına çıkardık. Rüya gibi bir restorasyonla 3 yılda 10 milyon turist çektik. Türkiye’nin açık ara en çok turizm geliri elde edilen müzesi yaptık.
Buradaki gelir İstanbul’da yaşayan yoksullara sosyal yardım olarak gidiyordu.
Yerebatan sizindir…
#yerebatansarnıcı
Kişisel taşınmazlarımla ilgili olarak ortaya atılan, kaynağı ve hedefi belli olan yalan ve iftiralara son vermek adına tarafımca bir açıklama yapma ihtiyacı doğmuştur.
Başlarken, E-Devlet‘teki tapu kayıtlarımın ofisimdeki bilgisayarımda açık olduğunu, filtreleme cambazlığıyla mal saklama ucuzluğuna girmeyeceğimi de göstermek üzere, ilgi duyan herkesin gelip bu kayıtları kontrol edebileceğini belirtmek isterim. Ayrıca 2015 yılından beri düzenli olarak TBMM Başkanlığına mal bildirimi vermekteyim ve Meclis Başkanlığını tüm mal bildirimlerimi açıklamaya davet ediyorum.
Öncelikle belirtmeliyim ki Hacettepe Tıp Fakültesi mezunu ve 34 yıllık bir göz uzmanı olarak helali harama karıştırmadan çalışmış, bilimsel çalışmalar yanında, 2004-2011 yılları arasında göz hekimi olan iki arkadaşımla birlikte kurduğumuz küçük çaplı bir göz hastanesi sayılabilecek kliniğimizde, özellikle katarakt cerrahisi ve lazer teknolojilerinde birçok yeniliğin ülkemize kazandırılmasına öncülük yapmış hekimlerden birisiyim.
Mal varlığım hakkındaki iddia ve iftiralara gelince:
Yedi yıldır uluslararası bir bankada yatırım bankacısı olarak çalışan oğlumun, yurt dışında herhangi bir hesabı olmadığı gibi herhangi bir gayrimenkulü de yoktur.
Tapuda adıma kayıtlı toplam 14 taşınmaz bulunmaktadır.
Bunlardan üçü konut, biri dubleks meskendir.
Ayrıca Antalya’da 2004 yılında aldığım ve emekli annem ile babamın kullandığı mütevazı dubleks meskenimiz mevcuttur. Bulunduğumuz sitenin sosyal tesisi (market ve lokal olduğu iddia edilen) ve havuzunda sitede oturan onlarca kişiyle birlikte hakkımız olduğu için sistemde üç ayrı tapu gibi görünmektedir. Sitede hak sahibi olan herkesin sisteminde bu durum görülmektedir.
Ankara sınırları içerisinde bulunan ve toplam yedi ayrı tapu olarak görünen arsalardan, aynı parselde bulunan dört tanesi 2018 yılında edinilmiş olup, toplam büyüklüğü 567 metrekaredir. Aynı şekilde Mamak’ta aynı parselde üç tapu olarak görünen arsanın da toplam büyüklüğü 272 metrekare olup; bunun asıl arsaya ait olan kısmı 172 metrekaredir ve kalan miktar maddi değeri olmayan terkin alanlarından ibarettir.
Sonuç olarak yedi tapuda görünen ve "Ankara’nın emiri olmuş" diyecek kadar abarttıkları yer, toplam 840 metrekarelik arsadır. Bilenler için, bu arsaların iddia edilenin yüzde biri kadar bile değerli olmadığı aşikârdır.
Bu açıklamanın, trolleri ve vicdanını başkalarına teslim etmiş olanları tatmin etmeyeceğini biliyorum.
İftira atanlar hakkında suç duyurusunda bulunacağımızı ve hukuk davası açacağımızı da belirtmek isterim.
Ben buradayım. Alnım açık, yüzüm ak.
Unutmayın ki mert dayanır, namert kaçar...
Dosyada dayanak olarak 3 ay önceye ait bir içeriğin gösterilmesi karşısında; kaçma şüphesinin somut olgularla ortaya konulamadığı, delilleri karartma ihtimalinin bulunmadığı ve çağrı üzerine ifade vermeye gelebilecek bir kişi hakkında daha ağır bir tedbir olan gözaltına başvurulmasının zorunlu olmadığı açıkt��r.
Bu haliyle uygulama, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun öngördüğü ölçülülük ve gereklilik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
İsmail Arı bir gazetecidir.
Gazetecilik suç değildir.
Evine koç başıyla girdiklerinizin, hapishanelerde yatak bile vermeden yerde yatırdıklarınızın, cezası belli olmadan küçücük zindanlarda tuttuklarınızın, anneleri hastane kapılarında “evladım yaşasın yeter” diye ağlarken umursamadıklarınızın, daha mahkemeye çıkmadan “suç örgütü” diye yaftaladıklarınızın, kanlı bir terör örgütü üyeleri gibi arka arkaya dizip, tek sıra yürüttüklerinizin de annesi babası evladı vardı. Bilin istedim …
İki müteahhit düşünün, biri İBB dosyalarında şüpheli ve tanık, diğeri sanık.
Bir bakan yardımcısı ve savcı çıkıyor, sadece 1.5 Milyon TL peşinat veriyor. Kalanı senet!
Müteahhitler savcıya öyle bir güveniyor ki satışa şerh bile koymadan ultra lüks evi devrediyor. Savcı da daha yılı dolmadan, senetler biter bitmez bu evi tam 40 Milyon TL'ye satıyor!
Buradan tüm yargı camiasına soruyorum:
📌 Aranızda memur maaşıyla ayda 3 Milyon TL senet ödeyebilecek tek bir kişi var mı?
Ey müteahhitler, size de soruyorum:
📌 Sıradan bir vatandaşa çok ufak bir peşinatla, tapuya şerh koymadan, elden senetle yarı fiyatına lüks ev satıyor musunuz?
CHP İBB Meclis Üyesi Tuğçe Çalık Karademir:
Siz rakibiyle sandıkta karşılaşmaktan korkanların yol arkadaşlarısınız.
Biz korkusuz, mert Ekrem İmamoğlu'nun yol arkadaşlarıyız.