Mike Tyson, 78 milyon dolarlık ünvan maçının hastalığı yüzünden 4 ay ertelenmesi sebebi ile CNBC de canlı yayına katıldı söyleşinin bitiminde aynen şunları söyledi.
🥊Tyson : Son olarak canlı yayını bahane bilerek bir kaç şey söylemek istiyorum. Biliyorsunuz aylardır Filistin topraklarında işgalci faşist İsrail rejimi tarafından bir soykırım gerçekleştiriliyor, dünyanın gözü önünde 10binlerce çocuk kadın masum insan hayatlarını kaybetti ve kaybediyor, buradan faşist barbar İsrail rejimine karşı direniş gösteren dünya halklarına bir şey söylemek istiyorum bir boksör ringe çıktığında dakikalarca dövüşür yumruk yer ve yumruk atar bazen bu o kadar uzar ki 11. rounda kadar yılmadan yumruk sallarsınız seyredenler bu yumrukların bir işe yaramadığını sanar çünkü rakip hala ayaktadır ve sürekli yıkılmadığı ve güçlü olduğu izlenimi vermeye çalışır ama boksörler bilir ki aslı öyle değildir 11 round boyunca atılan o yumruklar aslında o son yıkıcı vuruşa hizmet eder ve zamanı geldiğinde o son asil yumruk karşınızdakini yere devirir.
İsrail'e karşı verdiğimiz direnişin işe yaramadığına bizi inandırmaya çalışanlara aldırmayın.
İsrail in ne kadar güçlü yıkılması imkansız bir rakip olduğunu göstermek isteyen şeytana inanmayın attığımız her yumruk onu yere yıkacağımız son yumruğa hizmet ediyor yılmadan yıkılmadan direnecez boykota devam ediyoruz direnişimizi sürdürüyoruz, bu direnişe katılan her renkten her ırktan her dinden insana saygı duyuyorum lütfen yılmayın son yumruğu düşünün hiçbir kötülük sizden güçlü değildir....
Mike Tyson bu konuşmayı 4 kez sözünü kesmek istemelerine rağmen yapıp bitirdi.
52 Yaşındayım. Bu Önder Sav benim doğduğum sene CHP milletvekili olmuş. 52 senedir Türkiyeye bir çakıl taşı kadar faydası olmayan bu dinozorlar artık doğru düzgün Türkçe konuşamaz haldeler ama hala Ankara'ya kene gibi yapışmışlar devleti emmeye devam ediyorlar.
Eli, ayağı, sesi ayrı ayrı titreye titreye CHP'yi bölüp Ekrem İmamoğlu fan kulübüne destek açıklaması yapıyor.
Bugün ihanet ettiği Kılıçdaroğlu'nu o koltuğa bu getirmişti. Hayat ne kadar da cilveli. Bügün bütün Kemalizmin söylemlerini belirleyen Fetullahçı fare Cevheri Güven, o gün Deniz Baykal kasetlerini servis etmişti ve bunlara "Baykal'ı gönderin Kılıçdaroğlu'nu başkan yapın" emri vermişti. Baykalın gitmesi Kılıçdaroğlu'nun gelmesi emrini icra eden bu Önder Sav’dı. Zaman Gazetesi kendisine "kral yapıcı" rütbesi takmıştı.
Yıllar geçti aradan, yine aynı merkez emri verdi; bu sefer Kılıçdaroğlu’nu çizdiler, Özgür Özel’e yöneldiler.
Bunların peşine gitmeyin. Bunların peşinde olursanız paralarınızı alırlar; kumarda yerler, teknelere eskort ithal ederler. Leş gibi hikayeleri olan adamlar bunlar.
Benim açımdan hala tek bir mesele vardır: 2008 yılında hacca gitmek isteyen 72 yaşındaki Mustafa Ünal ile "Boşver Araplara para kaptırma. Bakarsın orada Muhammed bırakmaz seni, buraya göndermez.” diye alay etmişti. Bu "Araplara para kaptırma" kalıbı, o zamanlar İsrail faresi diyalogcu münafıkların "tedbir" cümlesiydi. Kendilerini gizlemek için rakı içer kemalist olur, böyle söyler laik olurlardı.
"Zaman geçiyor Önder, yaşlandık; bak Özgür Özel bile abdest almaya başladı" diye uyaran biri olsa etrafında diye düşündüm ama bu kadar kararmış mühürlü kalplere nasihat geçmez artık.
Koskoca ABD başkanı,
Bir savaşın içindeyiz, vatandaşın sağlık sigortasını, ücretsiz anaokulunu karşılamamız mümkün değil diyor.
Türkiye 500.000 konut yaptı,
Sağlık sistemi Amerika’dan 10 kat daha kapsayıcı.
Millet farkında değil.
Bugün eşimle Tarsus'ta tarihi mekânları geziyorduk. Bir dükkâna girip St. Paul Kilisesi nerede diye sordum. Kan ter içinde döner kesen usta, elini önlüğüyle silip dışarı çıktı ve Danyal Aleyhisselam'ın kabrine gittin mi diye sordu. Hayır, dedim. Bilal-i Habeşî Makamı'na gittin mi? Hayır! Kubat Paşa Medresesi'ne gittin mi? Ona da hayır... Önce oraları gez, sonra kiliseye gidersin, dedi ve arkasını dönüp döner kesmeye devam etti. Uzun zamandır bu kadar morartılmamıştım. Dediği yerleri tek tek gezdik, kiliseye de gitmedik. :)
Bir spor salonuna üyeliğim var. Ucuz olsun diye yıllık üyelik aldım. Şimdi salona gitmediğim her gün, üyelik ücreti bana ceza puanı gibi işliyor. Ocak ayında haftada dört gün gittim, şubatta ikiye düştü, martta önünden geçtim. Yaşadığım suçluluk inanın şınav çekmekten daha yorucu. Eskiden göbekli, hantal ve mutluydum. Şimdi göbek ve hantallık sabit duruyor. Ama mutsuzum.
Tatilde araba kiralayıp Kütahya’ya gittim. İlk birkaç gün iyi geçti. Sağa sola gittik, gezdik. Ama sonra sıkıntı başladı. Araba aşağıda yatıyor, ben evde yatıyorum. İçimde bir tedirginlik... Dokuz gün kiraladığım arabanın parasını dokuza bölüp, günlüğü kaç lira tutuyor diye hesaplıyorum. Arabaya atlayıp bir yerlere gidesim geliyor. Frig vadisine gitmeyi bile düşündüm. Aslında Frigler umurumda değil. Ben sadece arabanın kendini amorti ettiğini görmek istiyorum.
Her şey dahil oteller zaten başlı başına bir olay. Bir keresinde böyle bir paket satın almıştım. Pakete rahat rahat oturmak ve dinlenmek dışında her şey dahil. Şezlongda uzanıyorum. İçimden bir ses, "Kalk, aquaparka git, paranı çıkar" diye sızlanıyor. Biraz kayıyorum, ses devam ediyor: "Açık büfe kapanıyor, git bir tabak daha al" Sabah kahvaltısına yetişemezsem, ara ikramlara abanıp amorti etmeye çalışıyorum. Sonuçta amortisman hesabı yapmaktan, hesap uzmanına dönüşüyorum.
Bir ara da birikimle özgürleşeyim dedim ve hisse senedi aldım. "Paran senin için çalışsın" diyorlar ya, o hesap. Netice: Param arkasına yaslanmış yatıyor, ben sürekli mesai yapıyorum. Ben mi hisseyi aldım hisse mi beni belli değil. Kâğıt temettü olarak uykusuzluk dağıtıyor. Uzun vadeli düşünsem de kısa vadede hep geriliyorum.
Son olarak bir de yapay zekâ üyeliğinden bahsedeyim. Bir platforma aylık ücretini ödedim. Artık cebimde bir dâhi var, ne güzel. Ama arkadaşa bir şey sormadığım her an içimi bir sıkıntı basıyor: "Şu an abonelik boşa akıyor" diye tedirgin geziyorum. Sanki maaşla birisini işe almışım da adam sürekli yatıyor gibi bir his. O yüzden habire “Kalk, biraz çalış” diye dürtesim geliyor.
Galiba bu dünyadaki en büyük zenginlik ve gerçek özgürlük; aldığın hiçbir şeyin "kendini amorti etmesini" beklemeden, eşyaların bakıcılığını yapmadan ve hiçbir nesneye ruhunu kiralamadan yaşayabilme hafifliğidir.
Efsane bir teknik direktör olduğunu öğrendiğim Pep Guardiola, Rialp'te düzenlediği yaz kampında 28 Filistinli çocukla kamp yapmış.
Adam bu işte!
Adam bu!
Müslüman olmak isteyen genci, seküler Türkler, Müslüman olmaktan vazgeçirmeye çalışmış!
İnanılır gibi değil!
Nereden nereye?
Dün İslâm’ın bayraktarlığını yapan, adalet ve merhamet timsali bir toplumdan bugün İslâm’ın önünü tıkayan, dizileri dünyaya en iğrenç ahlâksızlık biçimleri satan ruhsuz ve vicdansız bir topluma nasıl geldik?
Deprem dönemi herkesi Ahbap’a bağış yapmaya davet ettiler.
Şimdi hepsi “Ahbap’a bağış yapmadım” diyor!
Soru 1- Madem bu adama güvenmiyordunuz neden milleti ısrarla oraya yönlendirdiniz?
Soru 2- Madem bu adamın ne yaptığından haberdardınız neden bütün Türkiye’yi uyarmadınız?
Soru 3- Yoksa o süreçte sizin aklınız depremde değil 3 ay sonraki seçimde miydi? O sebeple mi dolandırıcılık yaptığını düşündüğünüz birini devletin yerine konumlandırdınız? “Devlet yok Ahbap var” algısına destek attınız?
Soru 4-Sahi siz depremde Ahbap’a bağış yapmadıysanız kime bağış yaptınız? Kızılay’a mı? Yoksa hiç bir yere ve hiç kimseye bağışda bulunmadınız mı? Bu sizi vicdanen rahatsız etmedi mi?
( İstediğiniz sorudan başlayabilir, kağıdın arka yüzünü kullanabilirsiniz.)
Gazze’de yerleşimci denen işgalci vicdansız mahluklar köyleri basıp çocukları diri diri yakıyorlar!
Bunlar insan filan değiller, olamazlar!
Şeytan bunlar! Şeytanın uşakları!
Ey insanlık, uyuma!
İnsanlık ayaklar altına alınıyor, uyuma!
Ben mesela,
Sünni bir vatandaş olarak Alevilerin ibadetlerini, geleneklerini asla eleştirmedim. Yaptıkları cemi, sazı mizah konusu yapmadım.
Çünkü hassasım, kırmak istemem.
Ama aynı hassasiyeti Alevi arkadaşlarda göremiyorum.
Bitmek bilmeyen bir kin ve atak var.
🔴 ABD'li emekli Albay Douglas Macgregor:
▪️Türklere İsrail ile savaşa girmemeleri için F-35 rüşveti veriyoruz.
▪️Onların kenarda oturmasını istiyoruz. Onları kavgaya dahil etmek istemiyoruz.
▪️Erdoğan, "Bana F-35'leri verin barış olsun" diyor. Sorunumuz şu ki, dostumuz Erdoğan, Donald Trump'tan çok daha zeki.
▪️Çünkü Erdoğan sadece 'Tamam kenarda duruyoruz, karışmayacağız' demekle yetinmez. Bu geçici bir süre için böyle... Bunu İsrailliler de çok iyi biliyor.
▪️Yıllar önce İsrail'de yaptığım bir askerî sunumda şunu söylemiştim: Bölgede İsrail için tek gerçek varoluşsal tehdit Türk Devleti'dir.
▪️Herkes bana deliymişim gibi bakmıştı. Sonra şöyle demiştim: Şimdi siz İran ile birbirinize füze ve bomba atabilirsiniz. Ancak İranlılar İsrail'i işgal edemez. İsrail'i Türkler işgal edebilir. Sizler Osmanlıların yüzlerce yıl boyunca yönettiği topraklarda yaşıyorsunuz.
▪️Trump savaşı önlemeye çalışıyor ama bunun işe yarayacağını sanmıyorum. Çünkü bence İslâm bir bütün olarak birleşiyor.
▪️Arap Yarımadası'ndaki zengin, varlıklı elitleri unutun. Asıl Müslümanlardan bahsediyorum. 'İslâm evi'nin içinde yüzlerce yıldır görmediğimiz ölçekte büyük bir ittifak ortamı var.
Devlet yok ahbap var zart zurt diyen kitleye bugün bakın…
İnşaa edilen 500bin konut için bir tane teşekkür eden var mı?
Yok abi yok.
Konu insan veya hayatlar değil.
İdeoloji. Kafayı yemişler. Radikaller.
Ahmet Hakan:
📍"Haluk Levent olayından çıkarılacak 6 ders var."
1- "İktidara olan nefretiniz, bir kumarbaz tarafından dolandırılacak kadar yüksek olmasın."
2- "Kumarla sorunu olan birini, yardım dağıtma sorumlusu olarak konumlandırmadan önce üç kere düşünün."
3- "Devlet Bahçeli, herhangi biri hakkında olumsuz görüş bildirmişse... Mutlaka dikkate alın."
4- "Her İzmir Marşı söyleyenin, her Atatürk diyenin, her AK Parti karşıtının peşine takılmayın."
5- "Devlete güvenmeyip AHBAP’a güvenmek... Belki ilk etapta tatlı gelebilir. Acısının sonradan çıkacağını unutmayın."
6- "Başkalarına 'koyun, aptal, cahil, kandırılmış' falan demeden önce şöyle bir kendinize bakmayı ihmal etmeyin."
Biz çocukken...
Akşam saat 18.00 civarında telefon çalardı. Arayan; eş, dost, komşu ya da bir akraba olurdu.
'Müsaitseniz, akşam bir çaya gelelim.'
'Müsaitiz.' denildi mi, en geç bir saat içinde kapı çalardı. Çay demlenir, sohbet koyulaşırdı.
Evde ne varsa o ikram edilirdi.
Bir tabak çerez, biraz meyve kurusu, belki birkaç bisküvi...
Kimse gösteriş yapmaz, kimse kusur aramazdı.
Saat 22.00 gibi herkes teşekkür eder, evine dönerdi.
Birkaç gün misafir gelmeyince ise, biz çocuklar, 'Bu akşam biz birilerine gidelim.' diye heyecanlanırdık.
Şimdi...
Birini eve davet etmek bile zor geliyor.
Sanki misafir değil de evi denetlemeye gelecekler gibi...
Günlerce temizlik, çeşit çeşit pasta, börek... İnsan, kendini yoruyor.
Oysa eskiden önemli olan, masadaki çeşit değil, aynı masanın etrafında toplanan gönüllerdi.
Her şeyi ne kadar da zorlaştırdık...
Hani deprem bölgesinde insanlar oylarını Erdoğan’a verdiklerinde yardımlarını haram edenler vardı ya onların yardımları o insanların kursaklarından geçmemiş. Hepsi kumarda alemde yenilmiş. Allah size yardım etmeyi bile nasip etmemiş.