Her şey bir maçla başlamıştı...
Amedspor'un Yugoslavya ile ne alakası var?
Yugoslavya'daki Dinamo Zagreb-Kızılyıldız maçı, sadece olaylı bir maç değil, aynı zamanda Yugoslavya'nın parçalanmasının fitilini ateşleyen en büyük olaydı.
Halkın kutuplaşmasının zirve noktasında bir maç bile yurdu paramparça edebilir.
Amedspor'un beslenip büyütülmesi büyük bir projeye hizmet ediyor. Bu proje sonucunda toplumsal muhalefetin oluşması ve karşı cephelerin provokasyona açık olması ülkede büyük bir çatışmanın zeminini oluşturabilir.
Amerika-İsrail'in provokasyon silahına karşı akıllıca ve sakin bir mücadele, emperyalist bölünme sürecine hazırlanan kaos zeminini ortadan kaldıracaktır!
@medreyata
🟢 Trabzon’da bir imam, Cuma hutbesinde telefonla oynayan cemaate sitem etti;
“Hutbeyi dinlemek farzdır, sizin namazınız da kabul olmuyor. Kıldırmıyorum size namazı, hutbede okumuyorum. Terk edin gidin camiyi, sizinle mi uğraşacağım.”
🎥:trabzonanliktr
BM Güvenlik Konseyinde yer alan beşlinin herhangi birisini mandacı gözlükler ile yenilmez görerek; "sıra Türkiye'de" yaygarası koparan "akılsızlara" yakında bazı raporları/belgeleri hatırlatacağız.
Türk Ordusunu, dünyadaki diğer ordulardan ayıran en önemli unsuru "Özel Harp" (MİT vb. ajan yetiştiren kurumlardan bahsetmiyorum) unsurlarıdır. İHA-SİHA ya da yüksek teknolojiye ait savunma/saldırı sistemlerimiz envantere girmeden önce de Türk Ordusu tüm dünya orduları arasında ilk beşteydi. Raporlarda bunun en büyük nedeninin "Türklerin Özel Harp unsurları olduğu" yazılıdır.
Özel Harp, "işgale karşı savunma" mekanizmasını barındırmasının yanı sıra, "sabotaj yapacak 20-30 yıllık uyuyan hücreler" sistemini de kapsamaktadır.
Devletimiz, Batı sistemine entegre olmanın ekonomik dezavantajını, "uyuyan hücreler" üzerinden psikolojik harpte üstünlüğe çevirme hedefini son 70 yıllık süreçte başarıyla tamamlanmıştır.
Amerikan, İngiliz, Fransız, Rus ve Çin vatandaşlığını tüm yaşantılarıyla içselleştirseler de "HÜR İRADESİNE" hizmete ant içenlerin ve vicdanında AY YILDIZ'I milli bir sır gibi taşıyanların, uzay teknolojilerine sahip uydular tarafından ya da yüksek teknolojiye ait yapay zeka sistemleri üzerinden tespit edilmeleri MÜMKÜN DEĞİLDİR.
7 iklim 4 köşede Türk Özel Harp unsurlarına ait tehdit unsuru olan "uyuyan hücrelerin" tespit edilememesi nedeniyledir ki Anadolu toprakları, fiili işgal yerine özellikle de günümüzde beşinci kol faaliyetleri üzerinden ele geçirilmeye çalışılmaktadır.
Bugün Beşinci Kol faaliyeti üzerinden Türk Milleti'ne kast edenler, 100 yıl önceki hamaset ile milliyetçilik yapan himayecilerin ve mandacıların seslerini ekranlardan/kürsülerden tekrar fısıldamaktadırlar.
Unutulmamalıdır ki, ne İran ne Irak ne Suriye ne de Orta Doğu ve Orta Asya'daki diğer ülkelerin hiçbirinin tarihinde "İstiklal Savaşı" yoktur.
Özel Harp Dairesi ilk kurulduğunda, makama girenleri karşılayan Atatürk'ün şu sözlerinin anlamı üzerinde derinlemesine düşünülmelidir:
"Türk yurdunda sulhun bozulmasının bedeli, cihan sulhunun bozulmasıdır!"
#IranIsraelWar
#IranRevolution2026
#ÖzelHarp
#TürkOrdusu
Yunanistan 15 Ocak’ta Fransa’dan teslim aldığı Belharra sınıfı yeni fırkateyn Kimon’u donanmasına teslim etti.
Aynı gün Türkiye TCG Anadolu amfi hücum gemisi; TCG Derya açık deniz destek gemisi ;TCG İstanbul fırkateyni ve TCG Kınalıada korveti ile 1 Amfibi Deniz Piyade Taburu ve SAT/SAS timlerimizden oluşan Anadolu Türk Deniz Görev Kuvvetinin 20 Ocak-16 Nisan tarihleri arasında NATO emrinde Akdeniz, Atlantik Okyanusu, Kuzey Denizi ve Baltık Denizi’nde görev yapacağını deklere etti.
Bir gün sonra 16 Ocak’ta Yunan Dışişleri Bakanı Gerapetritis Parlementoda yaptığı konuşmada Yunan karasularının daha da genişletilmesinin beklendiğini söyledi ve şöyle devam etti:
“Bugün Ege Denizi’ndeki egemenliğimiz altı deniz miline kadar uzanıyor…Mısır’la bir anlaşma olduğu gibi, İtalya’yla da bir anlaşma olduğu gibi, karasularının (daha da) genişletilmesi yönünde de bir adım atılacaktır.”
Bu gelişmeler tesadüf değildir ve birbiriyle bağlantılıdır. Ege’de güç boşluğu algısı Atina’yı cesaretlendiriyor. Baştan beri vurguladığımız gibi Mavi Vatan söylemle değil, Eylem’le korunur. Yunanistan’ın Ege ve doğu Akdeniz’de anladığı tek dil varlık gösterme ve caydırıcılıktır.
Ulusal güvenlik çıkarlarımız gereği Anadolu Görev Grubunun NATO görevi gelişen yakıcı küresel konjonktür paralelinde iptal edilmeli, gemilerimiz milli kontrol altında tutulmalıdır.
Ayrıca Dışişleri Bakanlığımız, Yunan Dışişleri Bakanı’nın bu sorumsuz açıklamasına en sert şekilde cevap vermelidir.
Çöken Avrupa savunması, Ukrayna’da tükendi. Silah var, asker yok. Strateji yok, irade yok. Şimdi gözler Mehmetçik’te.
Türkiye, kendi jeopolitik hedeflerini güvence altına almadan, başkalarının çöküşünü telafi edecek asker deposu değildir.
Ukrayna hesabı, Anadolu’ya fatura edilemez.
Yeni YouTube programımızda tüm boyutlarıyla bu konuyu ele alıyoruz.👇👇
https://t.co/pD3WqIDKT1
Zor bir döneme girdik.
2025 bitmeden yaşananlar, 2026’nın Türkiye açısından çok daha sert ve çok cepheli geçeceğinin açık habercisidir.
18 Aralık 2025 tarihli Ta Nea ve Jerusalem Post’ta yer alan haberlere göre; Yunanistan, GKRY ve İsrail, Doğu Akdeniz’de Rodos–Kıbrıs–İsrail hattında görev yapacak 2.500 kişilik ortak bir “acil müdahale gücü” kurmayı planlamaktadır.
Bu gücün 1.000 askeri İsrail’den, 1.000 askeri Yunanistan’dan, 500 askeri ise GKRY’den sağlanacak; Yunan ve İsrail savaş uçakları ile deniz unsurları tarafından destekleneceği açıkça ifade edilmiştir.
Bu yapılanmanın Mavi Vatan’ı ve KKTC’yi hedef aldığı izahtan varestedir.
Aynı dönemde GKRY’nin Fransa’ya Mari Deniz Üssü’nde daimi konuşlanma izni veren anlaşmayı imzalaması, Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı askeri mimarinin kalıcı hale getirildiğini göstermektedir.
Güneyimizde bu gelişmeler yaşanırken; kuzeyimizde dördüncü yılına giren Ukrayna–Rusya Savaşı devam etmektedir. Türkiye, Montrö rejimi sayesinde bugüne kadar bu savaşın dışında kalmayı başarmıştır. Ancak şimdi topraklarımıza İHA/SİHA göndererek icra edilen sahte bayrak operasyonları, provokasyonlar ve örtülü baskılarla Türkiye’yi bu savaşın içine çekmek için yoğun bir çaba yürütülmektedir.
Buna paralel olarak, Suriye sahasında yeni açılım söylemleriyle, stratejik kazanım üretmek yerine ülke içinde kutuplaşmayı derinleştiren riskli süreçler işletilmektedir.
Bu tabloda ABD hızla Avrupa’dan uzaklaşmakta, Rusya ile kontrollü bir yakınlaşma arayışına girmekte, ancak İsrail’e verdiği desteği tartışmasız şekilde artırmaktadır.
Öte yandan küresel finans kapitalin temsilcisine dönüşen ve halklarından kopan AB yönetimleri, Ukrayna savaşının sürmesi için her yolu denemekte; Türkiye’yi de bu savaşın içine çekmek istemektedir.
Güneyde ve batıda Türkiye’nin hayati jeopolitik çıkarlarına doğrudan meydan okunurken, Yunanistan–İsrail–GKRY bloğuyla yaşanacak bir krizde Türkiye’nin ABD ile karşı karşıya gelmesi ihtimali son derece yüksektir. Çünkü ABD, tereddütsüz şekilde İsrail’in yanında duracaktır.
Böyle bir tabloda Türkiye, Avrupa’nın dayatmasıyla Rusya ile de bir krize sürüklenirse, kuzeyden ve güneyden eş zamanlı kuşatılmış bir jeopolitik cendere içine girer.
Bu, devletimiz için kabul edilemez bir senaryodur.
Dilerim Türkiye’yi yönetenler, adım adım inşa edilen bu son derece tehlikeli kuşatma planının farkındadır —
çünkü artık stratejik hata yapma lüksümüz kalmamıştır.
1993'te ölen KGB Ajanı ve Gazeteci Yuri Bezmenov, bir ülkenin içten yıkımının 20 maddelik formülünü yazmış. Bu bizim için de o kadar geçerli ki şablon bire bir uyuyor.
Mutlaka bir göz atın.
https://t.co/gwKislxLdn
“Taşacak Bu Deniz” dizisi derhal yayından kaldırılmalı. Tüm Trabzonlular ve Karadenizliler Pontus ithamı altında bırakılmayı kabul etmeyecek. Trabzon- Karadeniz Türkoğlu Türk’tür! TRT bu diziyi yayından kaldırmalıdır. Senaryo neye hizmet ediyor ?
Zafer Partisi GİK Üyesi Prof. Dr. Emin Gürses:
• Kurtuluş savaşı zamanında Atatürk'ün kurdurttuğu "Mim" grubu halen aktif.
• Bunlar esnaftır, polistir, çiftçidir.
• Gerektiği zaman müdahale ederler ya da ettirirler.
Netanyahu hükümetine yakın Shay Gal’ın makalesi ile gündeme gelen İsrail'in KKTC tehditleri yalnızca kışkırtıcı değildir. Jeopolitik cepheleşmenin açık işaret fişeğidir. Hegemonyayı temsil eden ABD, İngiltere ve AB; Türkiye’ye Doğu Akdeniz jeopolitiğinde doğrudan söyleyemediklerini İsrail üzerinden söylemektedirler. Amaç: Türkiye’yi KKTC’den ve Mavi Vatan’dan geri çekilmeye zorlamaktır. Bu tehdit aynı zamanda Gazze’deki soykırımı ve İsrail’in İran karşısındaki başarısızlığını örten bir hamledir. İsrail’in gücünün çok üstündeki bu hadsizliği Türkiye ‘nin bugüne kadar İsrail karşısında tepkisiz kalmasının ve ABD liderliğindeki hegemonyaya Suriye’de, Doğu Akdeniz ve Kafkasya’da boyun eğmesinin; ABD Büyükelçisinin sömürge valisi gibi davranmasına tepki vermemesinin bir sonucudur. Kıbrıs’a yönelik tehdit, sadece Yavru Vatan’a değil Ana Vatan’a ve Mavi Vatana da yöneliktir. Bu hadsizliğe caydırma ile cevap verilmelidir. Derhal KKTC ile tam kapsamlı savunma paktı anlaşması imzalanmalıdır.
Orman yangınları doğal afet boyutunu aşmıştır.Hibrit savaşın bir enstrümanına dönüşmüştür. Ana vatanımızın pek çok yerinde tarihte örneği görülmemiş şekilde aynı anda orman yangınlarının çıkması iklim değişikliği ile izah edilemez. Lozan, Montrö, Kıbrıs Zaferinin yıldönümü haftasında orman yangınlarının çıkması talihin fonksiyonu değildir. Bu yangınların düşman işgalinden farkı yoktur. Türk devleti, ordusu ve milleti ile seferberlik ruhu içinde doğamızın işgal ve tahribine karşı mücadele etmelidir. Her yaz sadece Tarım ve orman bakanlığı değil devlet, başta ordu olmak üzere tüm acil durum kurum ve kuruluşları; sivil toplum örgütleri ve gönüllüler ile bir savaşa hazırlık kapsamında teyakkuza geçmelidir. Bunu koordine etmek hükümetin görevidir. Her sene aynı manzarayı yaşamak öğretilmiş çaresizliğin bir sonucu olmamalıdır. Savaşa hazır olmak savaşı kazanmanın yarısıdır. Kadere razı olmak seçenek değildir. Mustafa Kemal Atatürk, 1930’larda Yalova’daki Millet Çiftliği’nde bulunan bir çınar ağacını kesmemek için bir köşkü raylar üzerine aldırarak yerini değiştirmişti. Dilerim ruhu bu acıklı tabloyu görmüyordur.
Türkiye'de maalesef, derin devlet veya devlet aklı diye bilinen şey, Emperyalist Batı'nın aklı ve iradesidir. Bu 1938 ve 1946'dan beri böyledir. Türkiye'de devlet aklının olduğu tek dönem 1920-1938 arasıdır.
Türkiye ABD ve İngiltere yönlendirmesi ile ulus devlet, üniter yapı ve laiklikten koşar adım uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Halkın çok büyük bir bölümü ezici çoğunlukla Atatürk’e, cumhuriyete ve temel ilkelere bağlı iken azınlığın jeopolitik ve rejime yönelik değişiklik isteklerini iyi niyetle anlamak olası değildir. Gerileyen Amerikan hegemonyası ve çöken neoliberalizme rağmen onların pek sevdiği dinsel ve etnik bölünme politikalarına uygun hareket etmek, batacağını bildiğiniz halde Titanik köprüüstünde buz dağının üzerine rota tutmak ile eş değerdir. 👇👇👇
https://t.co/KpSdmxwrMU
@umitozdag 1. Sayın Ümit Bey
Bu konuya açıklık getirmek istiyorum.
Çünkü bir yanlış anlaşılma var.
Şimdi düşünün ki otelde çalışan bir personelimiz 6 gün çalışma 1 gün izin kanuna göre her hafta Perşembe günü izin kullanıyor. Fakat o hafta perşembe yerine Pazar günü izin kullanmak istiyor.
Ulus devletimizin birleştirici Türk üst kimliği sonsuza dek varlığını koruyacaktır. Atatürk’ün 26 Haziran 1926’da söylediği
“Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır”, Sözü şiarımızdır. Tarihin yaratıcılığı insan aklının hele Anglo-Sakson / Siyonist aklın önündedir. Sakarya Savaşını zaferle sonuçlandıran %1’in bugüne yansıyan kudreti yaratıcılığın da önündedir.