Rivayet- i ahbâr ve de nâkilân-ı âsar buyurdukta ol metruk çeşmeler ve de dereler gice vakti cinnilere ve de nevî mahlûkata mekân-ı cem-i cümbüş olub. Bir kimse mebhus vakitlerde bu nevîden yerleri ziyaret idüp peri-i ruhsâra tesadüf itmeğle ya yedilere kırklara garuşub yahut mecnûn olub ilâ nihâye-i ömür bu illetle melûl ölüb.
Melankoli kelimesi de suyukçuluk etkisiyle Yunancada doğuyor. Melas siyah/kara, khole de safra demek. Melankoli hâline kara safra fazlalığının neden olduğu düşünülüyor ve durum, direkt olarak neden olduğu düşünülenle adlanıyor.
Türkçedeki karşılığı huy, mizaç, ruh hâli gibi ifadelerle tarif edilebilecek olan; İngilizceden humor, Fransızcadan humeur olarak bildiğimiz kelimelerin kökeni Latince humor kelimesine dayanıyor.
Bilginin ilginçliğine gelince, antik zamanlarda Hipokrat, Galen gibi ünlü hekimlerin de benimsediği suyukçuluk adında bir anlayış var. Bu anlayışa göre karakterin ya da hastalıkların nedeninin insan vücudundaki çeşitli sıvıların dengesine bağlı olduğu düşünülüyor. Dil de topluma uyuyor ve duygu, mizaç diye çevirebileceğimiz humor aslında sıvı, salgı anlamlarındaki umor kelimesinden türetiliyor.
Nasıl? Beğendiniz mi?
Hristiyan kelimesi sözlüğe her baktığımda ya değişiyor ya da ben bi' hayalle yaşıyorum. I ile yazsam ı'sız, ı'sız yazsam ı'lı buldum hep. Delirip delirmediğimi kontrol için bu not burada dursun. Şu anda ı'sız yazılıyor.
Var olalı beri demek için var olmak gereken milat arayışımız nihayete ermiş değil maalesef. Homo Sapiens denen cinsin en modern temsilcileriyiz. Hikâye ne kadar daha devam eder kimse bilmiyor. İleri bilim sonu kendimizin getireceğini öngörüyor diye kalmış aklımda ama çok da emin konuşacak bir hâletiruhiyede değilim. Nereden geldik, nereye gidiyoruz? İkna olmaya hazır dimağlarla yaratılmış cevaplara kapılıp gitmişiz. Kapılıp gitmeyenleri Taş Devri'nde dışlamışızdır herhâlde, Orta Çağ'da yakıldıklarını düşününce öyle geliyor aklıma. Aslında diyecek çok şeyim var da dinlenmekle duyulmak arasındaki farka vukufiyetim mâni devamına...
Bulunduğumuz koşullar, eş olarak kimi seçeceğimizi düşündüğümüzden daha fazla etkileyebilir.
Hatta o kadar ki, insanların oturduğu sandalyenin sallanması bile onları daha güvenilir ve istikrarlı kişileri daha çekici değerlendirmeye yöneltebiliyor.
Kafamı kaldırıp gökyüzünde bu kadar çok yıldızı çıplak gözle ilk kez gördüğümde ilk düşündüğüm şey insanın inancı yaratmaya gökten başlamasında ne kadar haklı olduğuydu.
Sonra da matbaa falan icat edilmiş işte.
"Dönenmelerden bir dönenme seçmek için dönenmek." olarak tanımlıyorum şu sıralar hayatın sözlük karşılığını. Pek tabii ki ilelebet kabul edeceğim bir tanım olmayacak bu.
Hemencecik görsel inkişafımızın biricik teminatı berberlerimizin ihtisas sahasına gereksiz bir tacize değin uzandı mevzu ama inanın sadece ilk cümlemle gelmeye yeltenmiştim zaman akışlarınıza:
Râviyân-ı ahbâr ve de nâkilân-ı âsar buyurdukta ol beynün aksâmı üçdür. Temâşâsı yürek çarpuntularına sebebiyet veren bu manzara-i seyyâre içün lâzım olan dördüncü bir kısmı keşif içün sâir hangi alâmetler gerektür?
Binlerce yıldır devam ettirilen bu gelenek günümüzde uluslararası bir kimliğe bürünmüştür. Miras alındığı özenle hâlâ kutlanmakta ve yeni nesillere aktarılmaktadır. Yıl dönümü kutlu olsun!
Yedi Dalgadan Atlama: Bu törende insanlar kayıklara, motorlara binerek denize açılırlar. Tören, Giresun Adası etrafında dönerek nihayete erdirilir. Tur, adadaki Hamza Taşı önünde başlar ve yine burada son bulur. Bu törenin amacı kazanın, belanın, kötülüklerin denize atılmasıdır.