MASAK eski Başkan Yardımcısı
Ramazan Başak:
“Haluk Levent, Bahis, Kara Para Aklama ve Örgüt üyeliği iddiaları ile ilgili gözaltına alındı ve hemen linçlemeler başladı.
Ardından da eş zamanlı olarak Kızılay’ı öven paylaşımlar geldi.
Aklımda bazı sorular var;
Bahis, Dernek parası ile oynandı ise 5 yıllık dönemde İçişleri Bakanlığı Dernekler Masası bu işlemleri nasıl tespit edemedi?
AHBAP’ın parası bir bankada olduğuna göre buradaki 900 milyon TL’lik bahis işlemi, bu uzun sürede neden Şüpheli İşlem bakımından ilgili bankaların dikkatini çekmedi?
Kara Para Aklama var deniyorsa, TCK 282’ye göre bir ÖNCÜL SUÇ olması gerekir. Depremzedelere yardım için bireylerden ve kurumlardan toplanan varlıklar, normal koşullarda Suç Geliri olamayacağına göre nasıl Aklama iddiası gündeme gelebildi?
Aklama iddiasında bulunuluyorsa, MASAK, 5549 sayılı Kanunu’na göre Aklama raporu düzenlemiş midir?”
bunlar hiç halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmiyor, tahrik etmiyor, tehdit suçu işlemiyor, hakaret etmiyor, halkın bir bölümünü aşağılamıyor. hiçbir zaman soruşturma açılmıyor. deniz göktaş espiri yüzünden tutuklu. bu tipler istediklerini söylüyorlar. ne güzel memleket.
Ahh be Denizcim...O alaturka tuvalet var ya...Yaşlılar, hamileler, engelliler için öyle bir dert ki...Benim üç ayım alaturka tuvalet mücadelesiyle geçti.Sonunda çözüm olarak bana ortası delinmiş bir plastik koltuk verdiler. Bu çözümünde delik hizalama ve stabiliteyi sağlama sorunları vardı... Dilekçelerimden bıkmış olacaklar ki sonunda klozet olan bir hücreye geçtik...Bu arada o koltuk kuyruk sokumu kırığım için çok kullanışlı oldu...Sağolsunlar...
İyi olmana çok sevindim...
Nedendir bilmem içerde günler geçmek bilmiyor da haftalar aylar çok çabuk geçiyor...Geçiyor yani...Geçecek...Kitaplar, defterler, kalemler (bize renkli kalem yasaktı teröristiz diye) ve de boncuklar en iyi dostlar...Bu arada dışarıda o güzel annen babandan gayrı bir sürü anan, baban, kardeşin, teyzen, amcan, arkadaşın, yoldaşın oldu...Hepimiz seni çok seviyoruz...Sayende herkes biraz dilini yumuşattı...Toplumun mizah duygusu geri geldi sanki...Toplu terapi etkisi yaptın...Umudu,gülerek direnmeyi, cesareti hatırlattın...
Sırf bunun için bile sağolasın Deniz'im...💜💜💜 @idgoktas
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
ahahahah ay delirmek işten değil, kadın katillerine, tecavüzcülere cezai indirim kovalayan hakimlere bak hele KADIN STAND UPÇININ cinsiyetçi söylemini analiz ediyorlar. Valla bunun bir imtihan olduğunu düşünüyorum bazen, sabrımız test ediliyor.
Yönetmenliğini üstlendiğim 'Sıcak Bir Göz: Mehmet Güreli' belgeseli🥳
Bu yolculuğu birlikte kurduğumuz harika ekibe ve cömertliğiyle bize kapılarını açan Mehmet Güreli'ye sonsuz teşekkürler.
dev bir ustayı, zihni göktay'ı kaybettik.
bir ekolün son temsilcilerindendi. bu işin bir genetik testi olsa %100 oyuncu çıkardı, 99,99 değil.
aradım, bu fotoğrafı bulabilidim. bakmayın siz öyle hüzünlü durduğuna, oynuyor abi :)
yakınlarının ve türk tiyatrosunun başı sağ olsun.
Hey allaam! Deniz “diploması sahte” falan demiyor, böyle düşünenlerle accaip dalga geçiyor! (Anlaşılan anlaşılması çok zor bir gösteri yapmış, herkese uygun değil!😀)
Zihni Göktay’a saygılarımla…
Ankara. 70’li yılların ortası. Ben çocuğum, o delikanlı. Babam Lütfi Kopan’la Karakediler olarak sahneye çıkıyor Zihni Abi. Ballıbaba Sokak’taki sobalı evimizde kalıyor. Annem pek seviyor bu neşeli delikanlıyı ama zayıf buluyor. Öyle dolduruyor ki tabağını, Zihni Abi anneme “Bol kepçe Bursa lokantası” diye takılıyor hep.
Karakediler, siyasi komedi yapıyor. Taşlama, parodi, şarkılar. Bazı şakaları tehdit bile alıyor ama yine de çıkıp yoksulluktan, haksızlıktan, Demirel’den İsmet Paşa’dan söz ettikleri oyunlarını oynuyorlar. Sonra Zihni Abi, tiyatro diyor, İstanbul diyor. İyi ki de diyor. O genç koskocaaa Zihni Göktay oluyor.
Yıllaaaar sonra ablam @yesimkopan sayesinde buluştular babamla. Sarıldılar. Bana da her görüştüğümüzde abilik yaptı, sevgiyle sarıldı. İyi ki yaşadın, iyi ki sahnedeydin Zihni Abi.
#ZihniGöktay
Deniz Göktaş’ın “CHP’yi salın” cümlesinin ağırlığı üstüme taş oldu, çöktü.
Yaşı iktidarla yaşıt bir genç adam, yerin yedi kat altından, kuyu tipi cezaevi, yani işkencehaneden sesleniyor. Salın, bizi salın diye.
Gösterisinde en çok kendisiyle dalga geçen, sahnenin verdiği gücü bile reddedip seyirciden yuh isteyerek başlayan Deniz Göktaş, Türkiye’yi bırakmayan, koltuğu, sözü, geleceği avucunun içinde tutan, sıkan sıkan sıkan ellere diyor ki: “Salın bizi.”
Beni asıl dehşete düşüren, içimi yıkıcı bir öfkeyle, derin bir üzüntü ile dolduran şey ise hala sosyal medyada, televizyonlarda, sokaklarda “hayır bu bir yalan, hayır öyle bir şey söylenmedi, hayır gerçekler böyle değil, bu görüşmede bu konuşulmadı” cümlelerini kuranlar.
Ben Kılıçdaroğlu’nu bile anlıyorum. Deniz Göktaş’ın deyimiyle, evet, belki “empati or* su” yum ben de. Hem mizacımdan, hem inançlarımdan, hem de mesleki bir durum. Ama Kılıçdaroğlu’nun bile varoluş kaygılarını, bırakamamanın psikolojisini, o hırsı anlıyorum. Erdoğan’ı da anlıyorum. İktidar budur. Olmak zorunda değildir ama olur böyle.
Beni asıl zorlayan bu diğer kişiler. Gözümüze baka baka yalan söyleyenler. Bakıyorum, malınız mülkünüz de yerinde, yaşamsal bir sıkıntınız da yok gibi. Daha ne için yapıyorsunuz bunu?
Genç bir adam hapishanenin dibinden ülke için özgürlük istiyor. Yaşlı başlı adamlar, kadınlar, sözü geçenler, kendilerine bir kürsü bir köşe bulmuş konuşanlar dışarının aydınlığından yüzümüze yalan söylüyor, tutturuyor.
Ne için? Değer mi? Yapmayın bunu. Ne için yapıyorsanız değmez.
Salın geleceği.
#chpyisalın #DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Biraz önce Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde Deniz Göktaş'ı ve meslektaşımız Av. Mehmet Pehlivan'ı gördüm. Her ikisinin de moralleri, keyifleri son derece iyi ve herkese çok selamları var. Deniz'e söylemek istediğin bir şey var mı diye sordum. Dedi ki "Keyfim çok yerinde, tahmin ettiğimden de iyiyim. Dünya Kupası'nı izliyorum. Burada en büyük problemim turnavanın az gollü geçmesi." Sordum, Arjantin'i destekliyormuş. Bu arada yeni bir podcast yazmaya başlamış bile.
Deniz'e mektup yazmak isteyenler için adresi:
Hatip mah. Mimar Sinan cad.
Karatepe Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü
Yüksek Güvenlikli Cezaevi
D Blok No:31
Çorlu / Tekirdağ.
Online mektup göndermek isteyenler https://t.co/pSka5w1Sn6 adresine göz atsınlar.
#DenizGöktaşYalnızDeğildir
#DenizGöktaşOnurumuzdur
Deniz Göktaş kuyu tipinde. Butlan ekibi, çok acayip deneyimli koca koca siyasiler kuyu tipi cezaevinde olan komedyeni yalanlamışlar. O da tekrar teyid etmiş.
Butlancılara mı inanısınız, Deniz Göktaş’a mı?
Buna “ethos” yani karakter kredibilitesi deniyor, bir kişi veya grubun temel yaşam duruşundan anladıklarımızı ifade ediyor.