19.30’da çıktım işten..
“Çıktım” diyorum da… beden çıktı sadece, kafa hâlâ orada.
Gün bitiyor ama iş bitmiyor.
Mesai saati diye bir şey kağıt üstünde var sadece. Herkesin dilinde aynı cümle:
“Şu işi de halledelim.”
“O maili de atalım.”
“Yarın sabah sıkıntı olmasın.”
Yarın sabahın sıkıntısı hiç bitmiyor ama bugünün hayatı sürekli iptal.
Bir garip düzen var özel sektörde. Kimse kötü niyetli değil belki ama kimsenin kimsenin hayatına da saygısı yok. Herkes kendi yetiştiremediği işin stresini bir sonrakine devrediyor. Zincirleme yorgunluk yaşıyoruz resmen.
Dışarıdan bakınca çalışıyoruz işte.
Maaş var. Ofis var. Sistem var.
İçeride olan şey şu:
İnsanlar evine misafir gibi gidiyor.
Spor desen yok. Hobi desen hatırlamıyorsun bile neyi sevdiğini.
Ve en kötüsü şu:
Kimse “Bu normal değil” demiyor artık.
Geç çıkmak çalışkanlık,
Yemek yemeden durmak sorumluluk,
Tükenmek ise karakter özelliği sanılıyor.
Oysa insanın iş dışında da bir hayatı olması lüks değil.
Dinlenmek tembellik değil.
Eve enerjisiz dönmek kader hiç değil.
Ama öyle bir tempoya sokulduk ki, yaşamadığımız hayatın yorgunluğunu yaşıyoruz.
Garip olan ne biliyor musun?
Kimse işini bırakmak istemiyor. İnsanlar sadece insan gibi çalışmak istiyor. Saatinde çıkıp suçlu hissetmemek istiyor. Akşam bir çay içerken kafasının hâlâ Excel’de olmamasını istiyor.
Çok şey değil aslında.
Ama en zor bulunan şey bu oldu.
@yazgimdiye benim de en sevmediğim şey artık dolu masada sohbet edilmeye çalışılması✌🏻 o yuzden zaten toplamayanlar olarak toplayanların ustunden o bakısınızı cekin.. tesekkurler