Nobel Ödüllü Türk Milliyetçisi Prof. Dr. Aziz Sancar :
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitim gördüğü yıllarda Beşiktaş Ülkü Ocakları’nda etkin bir şekilde yer alan dünyaca ünlü bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar’a ait fotoğraflar… Hemen arkasındaki ise aynı üniversitede İnşaat Mühendisliği öğrencisi olan kardeşi Hasan Sancar’dır.
Ülkü Ocakları’nda Türkçülük ve Atatürkçülüğün daha baskın olduğu o yıllarda Aziz ve Hasan Sancar kardeşler, dönemin ileri gelen Ülkücüleri ile ev arkadaşlığı yapmıştır.
Bilimsel araştırmalarını yoğunlaştırmak için gittiği ABD’de katıldığı konferanslara göğsünde Atatürk ve Türk bayrağı rozetiyle katılan Sancar, yurdundan uzakta da olsa köklerine olan aidiyetini hiç kaybetmemiştir. 2015 yılında kendisine verilen Nobel Kimya Ödülü’nü Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’nın da katıldığı törenle Anıtkabir’e takdim etmiştir.
“Bu Nobel’i Atatürk’e, onun silah arkadaşlarına ve Cumhuriyet’i kuranlara adıyorum ve ülkemin gençlerine armağan ediyorum. Bu, Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in madalyasıdır. Madalyayı Ata adına aldım, Ata’ya aittir ve yeri Ata’nın yanıdır.”
ABD’nin Kuzey Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü’nde görev yapan Aziz Sancar, 300’e yakın bilimsel makale ve bu makalelere yapılan 12 binden fazla atıfla bilim dünyasında eşine az rastlanır bir başarı grafiği çizmektedir. DNA onarımı ve kanser tedavisi üzerine yaptığı çalışmalarla uluslararası alanda büyük yankı uyandıran Sancar, Mardinli olmasından dolayı yerli ve yabancı basının etnik kökenine yönelik sorularıyla da sıkça gündeme gelmiştir.
İngiliz yayın kuruluşu BBC’den bir muhabirin “Arap mısınız, yoksa kısmen mi Türk’sünüz?” sorusunu saygısızlık olarak nitelendiren Sancar, şu yanıtı vermiştir:
“Mardinliyim. Arapça konuşmuyorum, Kürtçe de konuşmuyorum. Ben Türk’üm. Mardin’de doğmuşsam, Cizre’de doğmuşsam, Kars’ta doğmuşsam… Ben Türk’üm, o kadar!”
Biri Tuğgeneral, diğeri uzun yıllar terörle mücadele etmiş emekli Binbaşı olan iki erkek kardeşi daha bulunan Sancar, ABD’de Türk kültürünü tanıtmak ve yaşatmak amacıyla 2007 yılında eşiyle birlikte “Carolina Türk Evi” adlı bir vakıf kurmuştur. Vakıf, Türkiye ve Orta Asya’dan gelen öğrencilere barınma ve eğitim desteği de sağlamaktadır. Nobel Ödülü ile birlikte verilen yaklaşık 3 milyon dolarlık para ödülünü de vakfın geliştirilmesi için kullanmıştır.
Atatürk’ün mozolesine karanfil bıraktıktan sonra ellerini açarak Atatürk’ün ve tüm silah arkadaşlarının ruhuna Fatiha okuyan Aziz Sancar, bilimin dinle çatıştırıldığı, aydınlığın yozlaştırıldığı ve maneviyatın yobazlaştırıldığı günümüz Türkiye’sinde toplumsal birlikteliğin ve hakiki vatanseverliğin en güzel örneklerinden biri olmuştur.
Oysa ülkemizde uzun yıllar “Nobel” dendiğinde akla ilk olarak Orhan Pamuk geliyordu. Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldıktan kısa süre sonra Almanya ve İsviçre’de katıldığı konferanslarda “Evet, Türkler bu topraklarda 30 bin Kürdü ve 1 milyon Ermeni’yi öldürdü. Türkiye’de hiç kimse bunu dile getirmeye cesaret edemiyor. Ben ediyorum” diyen Pamuk, Avrupa’da el üstünde tutuluyordu. Onlara daha da şirin görünmek isteyen Pamuk, “Veba Geceleri” adlı kitabında Atatürk’e hakaret etmiş, Türk bayrağı için ise “bir Rum eczanesinin amblemini taşıyan komik bir bayrak” ifadesini kullanmıştı.
Tanınmış kişilerin içinde yaşadığı veya yetiştiği toplumun yanlışlarını görmesi ve bunları dile getirmesi elbette olağan ve gereklidir. Ancak ödül almanın veya uluslararası tanınırlığın bedeli olarak kendi toplumunun kültürel değerlerine ve milli şahsiyetlerine hakaret etmek, son yıllarda “aydın” olmanın bir gerekliliği hâline getirilmiştir.
Nobel’in ne olduğu, kime ve neye hizmet ettiği tartışılır. Fakat bildiğimiz bir gerçek var ki: Ormanlar, ancak köklerine bağlı kalabilen ağaçlarla ve bu ağaçların gölgesinde yetişen yeni fidanlarla varlığını sürdürebilir.
Batılı namuslu bir bilim adamı Justin Mccarthy çıkıyor ve dile getiriyor ölüm ve sürgün kitabında, tarihin bu en büyük insanlık trajedisini...
Balkanlar'da Türkler insanlık tarihinin en ağır katliamına uğradı diyor!
Milyonlardan bahsediyor!
Biliyor musunuz?
Anılarına bıraktık anıtı bir taş diktik mi?
Bir zamanlar onlar da sizin gibi mutlu bir yaşam sürüyorlardı.
Ve Osmanlı'nın son döneminde, iyi yönetilemeyişin sonucu büyük bir soykırıma uğradılar!
Ve çoğumuz, bir asırdan biraz fazla süre önce yaşanan bu büyük acıları bilmiyoruz bile...
En azından şimdi izleyiniz ve PAYLAŞINIZ lütfen!
Ve dua ediniz o canlarımız için!
Türk Yurdu Dergisi'nin Efsâne Kadrosu:
Üstte: İsmail Gaspıralı, Mehmet Emin Yurdakul, Ahmet Hikmet Müftüoğlu
Ortada: Ahmet Ağaoğlu, Bursalı Mehmet Tahir, Ziya Gökalp
Altta: Fuad Köprülü, Yusuf Akçura, Mimar Kemaleddin
İbrahim TÜRKEŞ, 15 Mayıs1976 günü komünistler tarafından Afyonkarahisar Sandıklı Ülkü ocaklarına yapılan silahlı saldırıda şehadete erdi.
Ülküdaşlarının omuzlarında, adına yakışır bir şekilde uğurlandı son yolculuğuna.
Ankara Atatürk Lisesi 2. sınıf öğrencisi Sedat YALNIZCA, henüz 16 yaşındaydı ve vin tek erkek evladıydı.
15 Mayıs 1978 akşamı Dikmen Mevlüt Meriç Sokak’ta bulunan evlerinin önünde üç komünist militan tarafından kurşunlanarak şehit edildi.
Ordu, İkizceli Tufan TURAN baskılardan dolayı, Boyabat İlçesine okumaya gitmiş ancak ailesinin isteği üzerine tekrar memleketine dönüp burada okumaya başlamıştı. Ordu İmam Hatip son sınıf öğrencisiydi.
15 Mayıs 1980 tarihinde Regaib Kandili akşamı, okuldan arkadaşı ve hemşehrisi Ülküdaşı Sefa Kol’la birlikteyken kızıl komünistlerin silahlı saldırısına uğradılar. Tufan TURAN olay yerinde can verirken, Sefa KOL kaldırıldığı hastanede kurtarılmayarak şehadete erdi.
Abdullah BOZDAĞ, Tokat, Turhal, Elalmış köyündendi. Amasya Caddesi üzerinde bulunan Ülküdaşlarına ait kahvehanede oturduğu sırada, yüzleri maskeli üç komünist tarafından otomatik silahlarla kahvehaneye açılan ateş sonucu olay yerinde şehadete erdi.
Şehadetlerinin seneyi devriyesinde rahmetle anıyorum.
Aziz ruhları şad olsun.
Rahatsız Edici İnsan Davranışları
1. Gerçeği Çarpıtma (gaslighting): Birini sistematik olarak kendi hafızasını, algılarını veya akıl sağlığını sorgulamaya yönlendiren psikolojik manipülasyon.
2. Yüksek Narsisizm: Aşırı benmerkezcilik, sürekli hayranlık ve özel muamele ihtiyacı ile birlikte empati eksikliği.
3. Yansıtma: Kendi istenmeyen duygu, düşünce veya hatalarını başkalarına atfetmek.
4. Bilişsel Uyumsuzluk: Birbirini tutmayan inanç, tutum veya davranışlar nedeniyle yaşanan zihinsel gerilim.
5. Makyavelizm: Kişisel çıkar için başkalarını manipüle etme ve ahlaki değerleri hiçe sayma eğilimi.
6. Sadizm: Başkalarının acı çekmesinden zevk alma.
7. Psikopati: Doğuştan gelen empati eksikliği, duygusal soğukluk, vicdan yoksunluğu ve hesaplı manipülasyon.
8. Sosyopati: Çevresel faktörlerden kaynaklanan antisosyal davranışlar, dürtüsellik, öfke patlamaları ve sosyal normlara uymama.
9. İnsandan Arındırma: Başkalarını insan olarak görmeyip, değersiz veya nesne gibi davranma.
10. Ahlaki Ayrışma: Kötü davranışları ahlaken haklı göstererek suçluluk duygusunu bastırmak.
11. Öğrenilmiş Çaresizlik: Tekrarlanan olumsuz deneyimlerden sonra çaba sarf etmeyi bırakmak ve kontrolün kendisinde olmadığını düşünmek.
12. Seyirci Etkisi: Etrafta zaten başkaları da var diye birine yardım etmek için harekete geçmeme.
13. Grup Düşüncesi: Grup uyumunu bozmamak için eleştirel düşünceyi ve muhalefeti bastırma.
14. Günah Keçisi Yapma: Bir kişi veya grubu, aslında sebep olmadıkları sorunların sorumlusu ilan etmek.
15. Duygusal Manipülasyon: Başkalarını kontrol etmek amacıyla duygularını (suçluluk, korku, sevgi vb.) kullanmak.
16. Aşk Bombardımanı: İlişkinin başında aşırı ilgi, iltifat ve sevgi gösterisiyle karşı tarafı hızlıca bağlayıp kontrol etmek.
17. Taş Duvar Örme: Tartışma veya sorumluluktan kaçmak için iletişimi tamamen kesmek.
18. Üçgenleme: İki kişiyi birbirine karşı kışkırtarak veya araya girerek manipüle etmek.
19. Pasif Saldırganlık: Öfkeyi doğrudan değil, dolaylı yollarla (gecikme, sessizlik, iğneleme) ifade etmek.
20. Paranoya: Mantıksız ve kalıcı şekilde başkalarına güvenilemeyeceği inancı.
21. Doğrulama Yanlılığı: Sadece kendi mevcut inançlarını destekleyen bilgileri arayıp kabul etmek.
22. Otorite Yanlılığı: Bir fikrin doğruluğunu, onu söyleyen kişinin otoritesine göre değerlendirmek.
23. Hale Etkisi: Bir kişinin tek bir olumlu özelliğinin genel yargıyı olumlu etkilemesi.
24. Temel Atıf Hatası: Başkalarının davranışlarını karakterine bağlamak, kendi davranışlarını ise duruma bağlamak.
25. Schadenfreude: Başkasının talihsizliğinden gizlice zevk alma.
26. Duyarsızlaşma: Şiddet veya olumsuz uyaranlara tekrar tekrar maruz kalınca duygusal tepkinin azalması.
27. Ahlaki Lisanslama: Önceden “iyi” bir şey yaparak, sonrasında kötü davranışı kendine hak görme.
28. Toksik Pozitiflik: Gerçek sorunları ve negatif duyguları yok sayarak her şeye zorla pozitif yaklaşım dayatmak.
29. Sosyal Karşılaştırma: Kendini sürekli başkalarıyla kıyaslayarak değerini ölçme.
30. Kendini Sabote Etme: Bilinçli veya bilinçsizce kendi başarısını, mutluluğunu veya ilerlemesini engellemek.
31. Hedefleri Kaydırma: Kuralları veya beklentileri sürekli değiştirerek karşı tarafı hiçbir zaman yeterli görmeme ve yetersiz hissettirme.
32. Kurban Rolü Oynama: Kendini sürekli mağdur göstererek sorumluluktan kaçma, merhamet toplama ve manipüle etme.
33. Aralıklı Pekiştirme: Ödülü (sevgi, ilgi, onay) rastgele ve düzensiz vererek kişide güçl�� bir bağımlılık yaratma.
34. Gelecek Vaatleri: Gerçekleştirmeye hiç niyeti olmadığı güzel bir gelecek vad ederek karşı tarafı oyalama ve bağlı tutma.
35. DARVO: Suçlandığında sırayla: İnkâr etme, Saldırı, Kurbanı suçlu ve kendini mağdur gösterme.
36. Sessiz Muamele: Cezalandırmak veya kontrol etmek için iletişim kurmayı tamamen kesme ve karşı tarafı kaygılandırma.
37. Aşağılama Amaçlı İltifat: Karşı tarafın özgüvenini kırmak için iltifat gibi görünen küçük aşağılamalar yapma.
38. Başkalarını Kullanma: Çevresindeki insanları kurbanın üzerine salmak.