BİR ZEKA TÜRÜ OLARAK ‘SABIR’
Sabır, pasif bir bekleyiş değil; aklın aceleden arındırılmış, sükûnet hâlidir.
Her şeyin hemen çözülmesi gerekmez, çünkü bazı gerçekler yalnızca zamanla birbirine bağlanır.
Bazen yapılacak en zeki şey müdahale etmek değil; örüntüyü izlemek
ve yaşamın kendi bağlamını açığa çıkarmasına alan tanımaktır.
Sabır, bilişsel bir yetidir: karmaşık sistemlerde her düğüm hemen açılmaz.
Yaşam, doğrusal değil bağlantısal ilerler; bu nedenle bazı anlamlar
ancak gözlem, zamansal mesafe ve müdahalesiz etkileşimle görünür olur.
Bazen en rasyonel eylem yaşamın kendi bağlamının açılmasına izin vermektir.
Bazen, sabır zekadır..
#Penceremdenİstanbul
POST-TRUTH’dan
POST-VIRTUE’ya
“Hakikat-Sonrası” dönemden “Erdem-Sonrası” döneme girdik..
Dünya artık çok başka bir yer!
Posttruth da bitti..
Doğru olarak anlatılanın gerçeklikle bağının koptuğu dönemi de bitirdik.
Artık ‘doğru’ diye anlatılanın erdemle de ilişkisi yok.
Yeni dönemin adı: “Postvirtue”
Yaşamla hemhal olup yaşam için varolanlarla, yaşamdaki her şeyi kendilerinin malı sananlar arasında gerçekleşecek esas “yaşam savaşı”.
Bu mücadeleyi yaşamı malı sananlar kazandıklarını sandıkça kaybedecekler. Çünkü onlar da, bilmeseler de, yaşamın parçaları ve yaşam tükenirse bu yaşamtüccarları da tükenecekler.
Çünkü yaşam en büyük, güzel, zeki ve güçlü kudret.
“Yaşamdaşlar” ile “Yaşamtüccarları” arasında oynanacak artık bu ömürlük oyun.
#Penceremdenİstanbul
Stres ile ilgili size anlatılmayanlar!
Hayatınızı değiştirebilecek bir seri paylaşıyorum!
Stres sadece kafanızda ya da bedeninizde değil.
Stanford Profesörü Alia Crum, 15 yıllık araştırmasının ardından şunu keşfetti:
Stresle ilgili inançlarınız biyolojinizi yeniden şekillendirebilir—kalbinizi, beyninizi ve hatta yaşam sürenizi bile.
İşte stres hakkında kimsenin size söylemediği şeyler: 🧵
Ülkemizde kanunlar nezdinde uygulanan av komisyonu kararları kapsamında av yasakları bir kaç gün içinde kademe kademe başlıyor. Merkez Av Komisyonu kararına bağlı kalarak uygulanan bu takvim değişen iklim koşulları ile yeniden güncellenmeli! Zira yaban hayatında eş telaşı başlamış görünüyor.
Aslında avcılığa kökten karşıyım. Keşke hiç bir zaman yapılmasa. Ama şu anda bunu engelleyemiyoruz ancak yine de yapılabilecek bir şeyler var.
Değişen mevsim koşulları nedeniyle doğada bazı bildiklerimiz de değişiyor. Son günlerde yaptığım gözlemlerde ördek ve tavşanlarda eş telaşı başlamış gözüküyor. Bu pek çok tür içinde farklı değildir.
Fakat yeşilbaş ördek, sakarmeke, elmabaş gibi türlerin avı mart ayına kadar serbest. Bu onların üreme döneminde ayrıca bir darbedir.
Buradan MAK kararlarını dikkate alarak avlanan avcılara sesleniyorum lütfen bugün itibariyle ava çıkmayın. Bunun yanında Merkez Av Komisyonu üyeleri de değişen iklim şartları ve hayvan davranışlarını dikkate alarak bu takvimi yeniden güncellemeleri gerekmektedir.
Dilerim bunu başaran ülkelerdeki örnek modelleri esas alarak bu avcılık denen ama aktivite demeye bile dilim varmayan şeyi kökten kaldırıp sürdürülebilir doğa turizminden yana tavır alırız.
Zira bunu başarmış ülkelerde bu model kırsal kalkınmayı, yerelin doğaya sahip çıkmasını ve ülke ekonomisine olan katkısı oldukça yüksek. Hem doğa hem insanlar kazanıyor.
Doğa için bir çıkar ilişkisi doğru değil ancak günümüz şartları ortada. Gelecekte en azından bu konuları dert etmediğimiz günler dileğiyle🙏
Türkiye'de kuğuların en önemli üreme alanının Karacabey Longozu olduğunu biliyor muydunuz? Bu kalkış halindeki kuğular burada üreyen yetişkinler. Bir çok kişi parklarda görmeye alışık olduğu bu kuşların uçtuğunu bilmese de aslında yabani ve göçmen bir türdür.
Baharda kuzeydeki Avrupa ülkelerine giden bu güzel kuşlar ülkemizde üredikleri 3 bölgede görülüyorlar. İzmir Gediz Deltası ile Samsun Kızılırmak Deltası'ndan gelen 1-2 bireylik üreme kayıtlarının yanında Bursa Karacabey Longozu'nda her yıl ortalama 10-20 çift arası kuğunun ürediğini biliyoruz.
Türkiye'de bir sürü baraj var, büyük göl var neden üredikleri alan bu kadar az diye düşünebilirsiniz. İşte bu noktada sulak alan kavramı değer kazanıyor. Suyun olduğu her alan değildir ihtiyaç, suyun yanında uygun beslenme, korunma ve üreyebilecekleri sık güvenli noktalara da ihtiyaç vardır. Tüm bunların yanında sığ ve tatlı su oluşu bu kuşlar için önemli bir etkendir.
Böyle düşününce Türkiye'de bu özellikleri taşıyan alan sayısının az olduğunu bu hayvanların davranışlarından da anlayabiliriz. Bataklıklar, sulak alanlar doğanın can damarıdır. Mutlaka sahip çıkılmalı, korunmalı ve farkında olarak yaklaşılmalıdır.
ÇÖZÜM “MASUMLARIN ÖLÜMÜ” DEĞİLDİR
Sokak hayvanları sorunu, insanların sebep olduğu bir sorundur.
Elbette çözüme ihtiyaç vardır.
Ancak çözüm “masumların ölümü” değildir.
Yaşam sadece insan için varolmuş değildir; insan da yaşamın parçasıdır.
Yıllardır sahipsiz evcil hayvanlarla ilgili hep anlattık. Onların sokakta veya kırsalda olmaları hem kendileri hem yaban hayatındaki diğer canlılar hem de insanlar için risklerle dolu dedik.
Bir kesim hemen savunmaya geçti. Demek istediğimizi anlamadan olayı çarpıtmak için ellerinden geleni yaptı. Bilimin söylediği şeyleri reddetti, bencelerle fikir beyan edip kendi dediğinin aksini söyleyenlere adeta kan kusturdular. Konuşamadık! Zaten konuşamamak bugünkü çözümsüzlüğün de bir parçası oldu hep.
Bu süreçte bu yorumlarımızın altında bazı sömürgeciler ben daha çok hayvanseverim yarışına girip çirkeflikte, çirkinlikte adeta birbirlerini geçmeye çalıştılar. Ne kadar saldırırlarsa o kadar aferin alıp, güven tazelemeye çalıştıkları aslında ortadayken…
Bu ülkede hayvan severlik olgusu birilerinin tekeline geçmiş. Yada birileri tekelinde sanıyor demek daha doğru!
Ve,
Konuşamadığımız, birlikte olamadığımız her gün ise iş daha çok içinden çıkılmaz hale geldi!
Hayvanseverler bir yandan da kırk parçaya bölünmüş halde zaten. O dernekçiler, bu dernekçiler. Kediler rahat gezsin diye köpekler toplatılsın isteyenler, hepsi sokakta kalsın diyenler, hepsi için doğada yer ayırılsın diyenler, kısırlaştırmaya karşı olanlar, sokakta nesiller boyu hep olsun hiç bitmesin diyenler. Doğal döngüde, ekosistemde yeri olduğunu sanıp avladıkları hayvanları evcilinin hakkı sananlar vs vs…
Şimdi o detaylara girip söylemek istediklerimin saptırılmasını istemiyorum.
Ama şu bir gerçek bu hayvanlar doğal döngünün bir parçası değiller. Kırsalda olunca özlerine dönmüş olmuyorlar!
İnsanoğlu tarihte bu hayvanları bir şekilde çıkarı için doğasından kopardı, sırf zevki için doğada olmayan ırklara türetti. Doğal olmayacak sayılara ulaştırıp doğal olmayan koşullarda tüm dünyaya yaydı.
Bugün ise bu kontrolsüzlüğün geldiği noktadan rahatsız olunca insanlığa sığmayacak yöntemlere başvurmaya çalışılıyor.
5-6 yıl önce bu konuda hep birlikte hareket edip baskı yapmazsak bu konunun bugünlere gelebileceğini aslında söylemiştik.
Bu evcil hayvanların doğal döngüye ait olmadıklarını, yerlerinin sadece insanların yanı olduğunu söylemek hayvan düşmanlığı değil ama bizi hep böyle karalamaya çalıştılar hâlâ çalışıyorlar.. Aslında onların çoğuyla ortak paydada buluşabilecekken! Çünkü her seferinde ticaret yasağı, topyekün kısırlaştırma ve sahiplendirme teşvikinden bahsetmiştik. Çözümün buradan geçtiğini hep söyledik!
Geçen sürede barınakların da vicdanlardan uzak görüntüsü herkesin bildiği bir gerçeğe dönüşünce derneklerle işbirliği ve şeffaflığın gerektiği de söylemlerde yer almaya başladı.
Bizler bu hayvanları bu hale getirdik. Öldürelim bitsin olmamalı!
Yıllardır savunduğum bir başka başlık;
Belediyelerle sokak hayvanları konusunda asla somut bir yol alınamaz. Yüzlerce yerel yönetim var. Hepsinin konuya bakış açısı farklı. Bu konuyu önemseyen yönetim maalesef önemsemeyen yönetimlerin de kahrını çekmek zorunda kalıyor. Hepsi aynı düşünmüyor.
Kimi yönetimler halkın parasını buna harcamaya gerek görmüyor, kimisi kolayına kaçıp hayvanları başka şehirlerin sınırlarına bırakıyor. İstediğiniz kadar kanun çıkarın yürütülebilirlik noktasında asla yol kat edilemez. -mış gibi yaparak kanuna göstermelik hareketlerle sorumluluklarından kurtulabilirler çünkü…
Zaten bu zamana dek böyle olmadı mı? Bu 20 yılın çok daha ötesinden süregelen bir şey…
Kısırlaştırma işi bakanlık nezdinde, büyük bir ciddiyetle tüm ülkede aynı anda sıkı, disiplinli bir şekilde yapılmadıkça sonuca yaklaşılamaz bile.
Toparlamak gerekirse;
Maddi bedeli ne olursa olsun bu hayvanları öldürmeden vicdanları yaralamadan çözüme odaklanalım.
Şu anda öngörülen kanunla da yol kat edilemeyecek ve üstüne üstlük büyük bir insanlık ayıbı üzerimize yapışacak çünkü!
Ben asla öldürülmelerini öngören kararları desteklemiyor ve hala bu işin makul çözüm yolları olduğuna inanıyorum.
Bu konu hala insancıl yollarla çözülebilir ve ben hep bundan yanayım.
#KatliamaHayır #SahipsizHayvanlar #yasa
Kadın voleybol takımımız sadece voleybolda başarılı değil…
İçine sıkıştığımız uyuşuk, sıvaşık, yapış yapış ortadoğululuk kültürünün dışında; gülümseyen, hafif, akıveren ve berrak yaşama modellerinin de olduğunu göstermekte de başarılılar…
Varolsunlar.
Hep ışıldasınlar.
Her canlının yaşam hakkı eşittir.
Sokak köpekleri sorunu, insanların sebep olduğu bir sorundur.
Elbette çözüme ihtiyaç vardır.
Ancak çözüm “masumların ölümü” değildir.
Yaşam insan için varolmuş değildir; insan da yaşamın parçasıdır.
‘Uyutmak’ dediğiniz zaman öldürmemiş olmuyorsunuz!