Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın ameliyat öncesi çekilmesini istediği ve katıldığı son program, yayında!
"GERÇEK DOSTLUK, EBEDİDİR."
https://t.co/7g8r6lkMe7
@teketektv@ILBERORTAYLIGSU#ilberortaylı
“Zamanın kaybolmuşu yoktur. Yaşanan her şey, müspet, menfi, bizi inşa eder. Yalnız bizi değil, bizden sonraki kuşakları da…
Yaşadıklarımızı anında belki en iyi şekilde inşa edemeyiz. Ama, onları değerlendirdiğimiz vakit; gelecek daha emin olur.
Hayat “gemi”mi bilmiyorum; “gemicilik” olduğu gerçektir. Yaşandıkça ve akılda tutuldukça daha iyi seyrüsefer ederiz.
Herkes kendi talihinin mimarıdır.
Yaşadıkları, anbean insanı oluşturur ve arkasında bıraktıkları, farkına varmadan önüne geçer. Kader, gaipten yazılmaz. İnsan, kaderini kendi yazar.”
İLBER ORTAYLI
İlber Ortaylı’nın beş gündür yoğun bakımda tedavisi devam etmektedir. Durumu stabildir. Çok iyi bir ekip tarafından büyük bir özenle takip edilmektedir. İyi dileklerinizin ve dualarınızın yardımcı olacağını umuyoruz.
AİLESİ
"Karakter, zekadan daha yüksek bir yerdedir. İnsanlar, dünya ve hayat hakkında düşüncelerini ileri sürerlerken, karakterlerini de ortaya koyduklarının farkında değillerdir."
Ralph Waldo Emerson
@gazetepencere Sağanak yağış değil, rögarların taşması hayatı durdurdu. Alsancak yoğun yağış almadı ancak basıncın düşmesi ve lodos etkisiyle deniz yükselince rögarlardan geri tepen sular caddeleri ve sokakları bastı, sular altında bıraktı. Altyapı bitik, sürekli oluyor, yağış olsun olmasın.
Eşitlik yolculuğunda kadının yanında yer alan aklıselim erkeklere de selam olsun. Bugün en anlamlı mesajı vereceğim diye yarışan siyasiler, şirketler ve tüm kurumlar bünyelerinde kaç kadın siyasi, kaç kadın çalışan ve kaç kadın yönetici var ona baksınlar. Gerisi palavradan ibaret
Kadın-erkek eşitliği sağlanana kadar böyle cinsiyetçi/gereksiz günleri kutlamaya mecburen istemesek de devam edeceğiz. Hemcinslerine kız kardeşlik duygusuyla yaklaşan vicdan sahibi yüreği güzel tüm kadınların gününü kutluyorum, sevgiyle kucaklıyorum.
#EdipAkbayram sadece usta sanatçılığı ve efsane şarkılarıyla değil, yarınlara dair her daim umut veren omurgalı duruşuyla gönüllerimizde yaşayacak. Ağır eksiliyoruz. Başımız sağolsun.
Naci Görür:
"Marmara Bölgesi çökerse bütün Türkiye diz üstü çöker. Bunu duymayan duysun.
Türkiye'nin Marmara Bölgesi çökerse ekonomik bağımsızlığı kalmaz.
4 milyon insan ölümle burun buruna. Şaka yapmıyorum."
CEVAP VERİYORUM👇
Sığ ve yanlış bir tarih okuması... Acemoğlu'nun bu yakın tarih okuması ve Atatürk'e bakışı, Atatürk ve laik Cumhuriyet karşıtı İkinci Cumhuriyetçilerin, kimi liberaller ile siyasal İslamcıların temelsiz ve çarpık tezlerinin tekrarı... Yani Acemoğlu yeni bir şey söylemiyor.
Acemoğlu'nun tekrarladığı bu eski tezlere yanıt verelim:
1. "Atatürk politik sistemi açmak yerine gücü elinde merkezileştirmeye çalıştı," diyen Acemoğlu, Türkiye'de Atatürk'ün, Cumhuriyeti kurduğu yıllardaki sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik ve siyasi yapıyı ve Atatürk'ün Türkiye'de bir DEVRİM yaptığı gerçeğini tamamen göz ardı ediyor.
1920'lerde 1930'ların Türkiye'sinde "politik sistemi açmak" nasıl mümkün olacaktı? Cumhuriyetin ilanını erken bulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TPCF) ile mi? TPC'yi kuranların hangisi hilafetin kaldırılmasını, hangi laikliği savunuyordu? Boğazımda padişahın ekmeği var diyen TPCF'li yok muydu? TPCF kurucuları önce saltanatın sonra hilafetin kaldırılmasına karşı çıkmadılar mı? Bir TPCF'li "Harf devrimi bizi bolşevik yapar" demedi mi?
10 yıllık savaştan çıkmış, Aydınlanma ve Sanayi devrimlerini yapmamış, yüzde 90'ı, 95'i okur-yazar bile olmayan, nüfusunun yüzde 60'ını oluşturan kadınların medeni ve siyasi neredeyse hiçbir hakkının olmadığı, kadının bırakın sahneye çıkmasını, erkek doktora muayene ettirilmediği, trenlerde, vapurlarda perde ile ayrılan özel bölümlerde seyahat edebildiği, bazı yasal düzenlemelere rağmen kız çocuklarının okula gönderilmediği,
ağalık, tarikat, cemaat düzeninin egemen olduğu, en yaygın eğitim-öğretim kurumunun bozulmuş, yozlaşmış medreseler olduğu, yüksek lise görünümündeki bir Darülfünun dışında bilim üreten tek bir kurumun olmadığı, nüfusunun yüzde 70'i hastalıkların pençesinde, yüzde 85'i köylerde yaşayıp ilkel yöntemlerle yapılan tarımla geçinen, biat kültürünün egemen olduğu, insanların soy adına bile sahip olmadığı, tebaanın henüz yurttaşa dönüşmediği, ulus bilincinin gelişmediği, saltanatın, hilafetin olduğu, demokratik kurumların olmadığı bir din tarım toplumunda ve Osmanlı'nın neredeyse her şeyi yabancılara bıraktığı, devletin neredeyse hiçbir şey üretemediği, borçlu ve bağımlı bir düzenden çıkış sürecinde Atatürk politik sistemi nasıl açacaktı? Çok partili demokratik sistem kurarak mı?
Böyle bir yapıda çok parti kurmak neyi çözecekti?
Yüzlerce yıllık saltanat, hilafet, mederse, tarikat, cemaat, ağalık gibi kurumların milyonlarca taraftarının olduğu, yüzde 90'ı okur-yazar olmayan, toplumun yarısından fazlasını oluşturan kadınların neredeyse hiçbir hakka sahip olmadığı bir din tarım toplumunda çok partili sistem kurmak Atatürk'ün hiçbir devrimini yapamaması demekti. Bu durumda ne saltanat ve hilafet kaldırılabilir, ne cumhuriyet ilan edilebilir, ne medreseler kapatılabilir, ne şeriat hukuku yerine laik hukuk benimsenebilir, ne kadınlara medeni ve siyasi haklar verilebilir, ne yeni harfler kabul edilebilir, ne kul bireye, tebaa yurttaşa dönüştürülebilir, ne ulus devlet kurulup kurumsallaştırılabilir, ne de akıl ve bilim temelli bir aydınlanma gerçelleştirilebilirdi. Atatürk, yüzyılın başında Türkiye'deki siyasal, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel değişimi bir devrimle gerçekleştirdi.
Atatürk, Türkiye'yi her bakımdan çağdaşlaştırıp kalkındıracak devrimi,devrime karşı olan saltanatçılarla, hilafetçilerle, ağalarla, şeyhlerle, şıhlarla, tarikatlarla, cemaatlerle, şeriat hukukunu savunan kitlelerle, emperyalist Batıya eklemlenmiş yerli yabancı ayrıcalıklı kesimlerle, Batıcı kompradorlarla yapabilir miydi? Asla!
Atatürk, bir gerçekçiydi.Toplumsal değişimin ancak bir kadronun gerçekleştireceği radikal bir devrimle mümkün olacağını gördü. Bunun için CHP'yi kurdu.
Yani, Acemoğlu'nun dediği gibi evet,Atatürk gücü merkezikeştirdi, ancak Atatürk,DEVRİMLER yapmak için gücü merkezileştirdi.O devrimlerle oluşan siyasal,hukuki, kültürel,toplumsal,ekonomik altyapı sayesinde Türkiye 1945'te çok partili hayata,1950'de demokrasiye geçti.Türk demokrasi gökten zembille inmedi.
Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran insanlar basit maceracılar, küskünler veya kendine yer arayanlar değildir. Her birinin imparatorlukta komutan olarak, bürokrat olarak, münevver olarak seçkin bir yeri zaten var idi. Örneğin Halide Edip Hanım sıradan bir entelektüel değildir. İstanbul’da kalsa da kendisine iltifat edilirdi. Okunurdu. 1930’larda İngiltere’de basılan kitaplarıyla sadece Türkiye’yi anlatmamıştır; Hindistan davasına bile mihenk olmuş insanlardan biridir. Yani bugünkü Müslüman Pakistan’ın doğuşu onun fikirlerindendir. Eşi Dr. Adnan Bey’in öğrencileri ünlü Türkologlar olmuşlardır: Bernard Lewis’ten İrene Melikoff’a kadar uzanan bir liste ve hepsi de hocalarına hayrandılar. Onun için “Doğu’yu da Batı’yı da bilen adam” diyorlar.
Peki, bu insanlar neden Anadolu’ya geçtiler? Mustafa Kemal’in kendisi Birinci Dünya Savaşı’nda ismini duyurmuş, saygın komutanlardan biriydi. Bilgili, kültürlü… Saray bile ona karşı saygılı davranıyordu. Makamı, mevkii ve itibarı vardı. O halde tekrar soralım: Neden Anadolu’ya geçti? Tarihî bir macera mı arıyordu? Ya Kazım Karabekir neden geçti? Aynı şekilde Doktor Refik Saydam… Keza Ali Fuat Paşa, neden gidiyor?
Hepsinin yerleri, mevkileri var; Osmanlı’da kariyerleri söz konusu. Ama onlar büyük bir kavga için gidiyorlar. Dünyada birçok idareci var. Birinci Dünya Savaşı’nı yürüten büyük liderler, komutanlar içinde çok azı kalıcı olabilmiştir. Hepsi kariyerleri itibariyle sonradan tartışılmıştır. Bazıları ise ters işler yapmış, Birinci Dünya Savaşı’ndaki kariyerlerine kendileri çamur sıçratmışlardır. Bütün bu kalabalığın içinden sivrilen, temiz bir şekilde ortada kalanlar Türkiye’deki cumhuriyeti kuran insanlardır. Böyle bir yakın tarihe malik olduğumuz için onlara şükran duymalıyız.
Biz, paraları az olsa da onurlu babaların çocuklarıyız. Gösterdikleri yollarla bize iyi kapılar açtılar. Açtıkları yoldan gidemiyorsak bu kendi kabahatimizdir.
#ilberortaylı
#cumhuriyetindoğuşu kitabından alıntı.
https://t.co/xkdoCyqowh
Türk tenisi için tarihi bir gün!
#ZeynepSönmez, Meksika’da düzenlenen WTA 250 Merida Open’da kariyerinin ilk WTA şampiyonluğunu kazandı.
Muhteşemsin Zeynep! 🇹🇷
Gurur duyuyoruz seninle... @ZeynepSonmez__
Daron Acemoğlu 'Nobel Ekonomi Ödülü'nü kazandı. 2024 Nobel Ekonomi Ödülü, “kurumların nasıl oluştuğu ve refahı nasıl etkilediğine" dair çalışmaları nedeniyle Daron Acemoğlu, Simon Johnson ve James A. Robinson'a verildi. @DAcemogluMIT
Nobel Komitesi'nin açıklamasında "Hukukun üstünlüğünün zayıf olduğu, halkı sömüren kurumlara sahip toplumlarda büyüme ve daha iyiye doğru değişim gerçekleşmez. Ödül sahipleri, bunu anlamamıza yardımcı oldu" ifadeleri kullanıldı.