Türkiye Cumhuriyeti'nde insanlar Diyarbakırlı diye Kürt olmak zorunda değildir. Çok şükür ki ülkenin her yerinde TÜRK yaşamaktadır. Yurt zaten TÜRK'ÜN YURDUDUR.
Sağcı da satar solcu da. Satacak bir şey kalmayana kadar vatansever olmayan herkes satacak.
Kim sağ sol kavramını hala diretiyorsa satacak bir şey arıyordur!
Türk milleti, sağ sol kavramının yok olduğunun farkına varmalı.
AKP “Hırsız” dediği Cemil Tugay’ı transfer ediyor, henüz transfer olmamış muhalif isimler ise anında Cemil Tugay’ın geçmişte yaptığı usulsüzlükleri yaymaya başlıyor.
Bir taraf hırsız dediği kişiyi transfer edebiliyor, diğer taraf ise aylarca usulsüzlüklerini bildiği adamın yanında durabiliyor.
Türk siyaseti mide bulandırır.
Türkiye, İslamcı / mezhepçi politikaların bedelini hâlâ ödemekteyken; yaşananlardan ders çıkarmak yerine, aynı zihniyet sahiplerince, bir süredir “bir millet, iki devlet” şiarını paylaştığımız Azerbaycan ile olan ilişkilerimiz hedef alınmaktadır.
Türkiye’de; hırsızlık, yolsuzluk, adaletsizlik başta olmak üzere, yenen her tür herzenin üzerini örtmek amacıyla araçsallaştırılan islamcılığın dış ilişkilerde de kullanılması, sanki Türkiye için yeterince büyük bir tehdit değilmiş gibi; bu islamcı / mezhepçi politikalar, Azerbaycan’a da dayatılmak isteniyor.
Ziya Gökalp’ın kurucu baba sayıldığı Türk milliyetçiliği ve Türkiye Cumhuriyeti’ne aidiyet hisseden hiç kimse, Gökalp’ın ilk esinlerini aldığı Hüseyinzade Ali Bey’in mirasını taşıyan Azerbaycan’ı sigaya çekmeye kalkmamalıdır.
‘Devlet Aklı’nın varlık koşulu laikliktir; hukukun kaynağını dine bağlayan, dinî / mezhebî çıkarı milli çıkara önceleyen bir siyaset, devlet aklının temsilcisi olamayacağı gibi, milliyetçiliğin hiç bir tanımına göre, dünyanın hiçbir yerinde milliyetçi de sayılamaz.
Richelieu, kardinal olmasına rağmen, “beni Papalığın değil, Fransa’nın çıkarları ilgilendirir” dediği için, Batı’da, ‘Devlet Aklı’nın (Raison d'État) kurucu babalarından biri sayılmıştır.
Azerbaycan -islamcı kafanın anlamadığı ve zihinsel durumunu değiştirmediği sürece de anlayamacağı- milli çıkarı; din, mezhep ve sınıf çıkarının üzerinde tutması gerektiğini ve bunun en önemli koşulunun laiklik olduğunu kavramış durumdadır. Bu durum, hem iki devlet hem de bir millet için ümit kaynağı olmalıdır; rahatsızlık nedeni değil.
Netanyahu, bugün dünyadaki bir numaralı nefret objesidir ve bunu sonuna kadar hak etmektedir. Öte yandan; insanlıktan nasibini almamış soykırımcı bir çocuk katilinin bu durumu araç olarak kullanılarak, ne ümmetçi politikalar hayata geçirilmek istenmeli ne de bu amaçla Azerbaycan kurban edilmeye kalkılmalıdır.
Türk milliyetçiliğinin amacı Türklerin birliği ve dirliğidir; bu birliği ve dirliği Hamas kafasına kurban etmek değildir.
Bizim kan kardeşimiz de can kardeşimiz de Azerbaycan’dır; Arap körfezinde bulduklarınız da okyanus ötesinde aradıklarınız da değil!
Türkiye’de ve Azerbaycan’da yaşayan Türkler, Türkiye ve Azerbaycan konusunda aynı hassasiyeti göstermelidir. O��uz’un evlatları, kan kardeşleri olarak, bu fitneye karşı el ele durmalı; omuz omuza mücadele etmelidir.
Türkiye-Azerbaycan ilişkileri söz konusu olduğunda, hiç kimse Bahtiyar Vahapzade’nin sözünün üstüne söz söylemeye kalkmamalıdır:
Bir ananın iki oğlu,
Bir amalın (amacın) iki kolu
O da ulu, bu da ulu
Azerbaycan-Türkiye.
…
Bir milletiz, iki devlet
Aynı arzu, aynı niyet
Her ikisi cumhuriyet,
Azerbaycan-Türkiye.
Birdir bizim her halimiz
Sevincimiz, melalimiz
Bayraklarda hilalimiz
Azerbaycan-Türkiye.
Adalet Bakanı Akın Gürlek:
— Maliye Bakanlığımızın, SPK'nın önlemleri var.
— Devletin tüm kurumları Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla işbirliği ve koordinasyon içinde.
Müge Anlı Hamit dosyasını muhtemelen biliyorsunuz, çocuk sigortası olmadığı için tedavi süreçlerini borç senedi imzalayarak götürmeye çalıştığını anlattı, program sayesinde bir şekilde durumu çözülecek lakin işin kötü yanı bu sorunu yaşayan insanların bu ülkede çokça olduğu gerçeği.
Mülteci olunca bedava Türk olunca para ile.
Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı sadece kimliği ile devlet hastanelerinden ücretsiz yararlanabilmeli.
Bunun aksi Türk vatandaşlarına haksızlıktır.
"Sizden öncekiler, ileri gelenlerden biri hırsızlık yaptığı zaman onu cezâlandırmadıkları, zayıf biri hırsızlık yaptığı zaman ise ona hemen had tatbik ettikleri için helak oldular."
Hz. Peygamber
1980 Turgut Özal dönemiyle beraber DPT tedricen etkisini yitirdi. Türkiye planlı ekonomiden neo-liberal küreselleşmeye geçti.
Ali Babacan döneminde ise DPT tamamen kapatıldı. Türkiye üretimden koptu, ponzi ve inşaat üzerinden ekonomiyi döndürdü.
Şimdi o da bitiyor, ülke ekonomik olarak bitkisel hayata giriyor.
“Devlet-i ebed-müddet” anlayışının kökeninde yer alan; “devlet” sözcüğü değil, onun dilimize girmesinden asırlarca önce kavramsallaşmış olan “Bengü İl” (ebedî devlet) inancıdır. “Bengü il tuta olurtaçı sen” ifadesi hem Bilge Kağan hem de Kül Tigin bengütaşlarında yer alır.
Bilge Kağan, bu günleri görmüş olmalı ki; “her ne sözüm var ise bengütaşa kazıdım; ona bakarak bilin ki, yanılmayasınız!” diye de uyarmıştır.
Tarihin ne garip tecellisidir ki, Türk İstiklal Savaşı'na ihanet eden Vahdettin, Atatürk'ün Samsun'a doğru yola çıktığı 16 Mayıs'ın yıldönümünde (1926), Damat Ferit ise İstanbul'un Türk egemenliğine geçtiği 6 Ekim 1923 günü vefat etti. Tarihteki yerlerini ihanetle aldılar.
Siz kimsiniz bilmiyorum ama (bakmayın sonradan dilimize yerleştiğine) biz Türkler, Batı’nın “state” dediğine -onlardan ve Araplardan 1000 yıl öncesinden beri- “İL” (veya “EL”) deriz.
Bilge Kağan, bunu -inkar edemeyesiniz diye- ‘Bengütaş’a kazıdı! Kaşgarlı, Divan’ında, karşılığını “sonsuz büyüklük” ve “barış” olarak verir ki; ikinci anlam bugün “Elçi” adında halen yaşamaktadır. Türk devlet felsefesinin şaheserlerinden olan Kutadgu Bilig’de, devlet yönetme geleneğinin karşılığı “İl İtgü Törüsi (devlet yönetme töresi)” olarak konu başlığı olmuştur. Aynı metinde, Arapça ‘devlet’, “baht, talih, ikbal” anlamında kullanılır.
Türklerin, en az bin yıllık devlet geleneği varken; Hicaz’da, devletin fikri bile yoktu.
Etimolojiye o kadar hevesliyseniz -madem Türk Devleti’nin önemli bir makamını işgal ediyorsunuz- bunu, Türkçe kavramlarla yapacaksınız.
Kendinizi Araplara bağlamak istiyorsanız; bunu, devlet geleneğini kullanarak yapamazsınız; o, Türk’ün işidir, Arabın değil!
Ersan Şen, fon mağdurlarını suçlayanlara tepki gösterdi:
“Sen izin vermişsin çünkü kamu olarak yeterli denetimi, gözetimi yapamamışsın.
Şimdi şey gibi, 'Malını çaldırmasaydın, ölmeseydin, yaralanmasaydın, dolandırılmasaydın.'
O zaman kaldır Türk Ceza Kanunu'nu.
Hiç kanun kitap koyma. Millet her şeyi yapsın. Gücü gücü yetene.”