ÇİN 12.200 PROGRAMI KAPATTI
1/
"Çin 12.200 üniversite programını kapattı" başlığı her yerde.
Ama viral yorumların çoğu bunu yanlış okuyor.
Bu bir disiplin tasfiyesi değil.
Daha ilginç ve daha rahatsız edici bir şey var altında.
📣
Lisansüstü başvuru kılavuzu yayınlandı.
📌 2026-2027 Güz Yarıyılı lisansüstü başvuru koşulları, tarihleri ve anabilim dalımıza bağlı programların kontenjan bilgileri için:
🔗 https://t.co/l5wSAI7XJb
Gereksiz detaylardan uzak, tamamen yerel hafızada çalışan ve abonelik yükünüzü kontrol altında tutan yeni asistanım SubTrack yayında! 🚀📱
Göz atmak isterseniz linkler aşağıda: 👇
🤖 Play Store: https://t.co/Py5UJrkS94
🍏 App Store: https://t.co/0rz46azD3M
Babylon Berlin isimli dizi film ise bu ideolojinin toplumsal sonuçlarını izlememize yardım ediyor bence. 1930’lu yılların Almanyasındaki ulusal bütünleşme danslara bile yansıyan militer bir karakter taşıyor. Film elbette çok boyutlu okunabilir ama bu bağlamını da önemli buldum.
Bir kitap, bir film: Kara Atena aslında Avrupa merkezci ideolojik tarih yazımını eleştiriyor. Özellikle 19.yüzyılda kendilerine üstünlük atfeden âri medeniyet anlayışını inşa etmek için kurguladıkları Yunan (felsefe-bilim, medeniyet) idealizmini çürütüyor.+
çözüm olarak inşa ettikleri ideolojik tarih yazımının bu Yunan mitindeki etkisi. Yunanistan’ı taşıyan gücün hala Almanya oluşu ne ironik bir tarihi devamlılık! +
Sevgili dostum ve meslektaşım Doç. Dr. Z. Zeynep Sadıkoğlu World Decolonization Forum’da “Toward decolinizing the mamasphere: Unmasking digital knowledge regimes and the recolinization of maternal authenticity” başlıklı sunumunu gerçekleştiriyor.
Şairlerin mısralara, müzisyenlerin nağmelere dağıttığını Yunus’un gönlünde birlemek üzere; akademisyenler, edebiyatçılar, diplomatlar ve müzisyenlerle Berlin Devlet Kütüphanesi'nde bir araya geldik.
Alman edebiyatının önemli kalemlerinden, ödüllü yazar Feridun Zaimoğlu bu program için özel bir öykü kaleme aldı ve okudu.
Yunus şiirinden etkilenerek Müslüman olan Martin Kellner Hoca ise:
“Yunus’un sözünün güzelliği İslam’dan; derinliği Kur’an’dandır.” dedi.
Sevgili Derya Türkan, Yunus’un “72 millet” anlayışına uygun biçimde; İtalyan, Macar, Türk ve Filistinli müzisyenlerden oluşan ekibiyle Yunus ilahilerini seslendirdi.
365 yıllık tarihe sahip Staatsbibliothek zu Berlin’de mahfuz bulunan üç Yunus Divanı da bu program vesilesiyle ilk kez ziyarete açıldı. Destek ve iş birlikleri için Kütüphane Müdürü Reinhard Altenhöner’a ve Thoralf Hanstein’a teşekkür ederim.
Nüshaların keşfinde olduğu kadar bu programın gerçekleşmesinde de büyük emeği bulunan Güler D.Averbek ve yayın projesini YEE adına yürüten Orhan Kemal Tavukçuoğlu Hocalarıma ayrıca şükran borçluyum.
Öyle derin ve içten bir imanla yaşamış, gönülden ve duru Türkçesiyle söylemiş ki Bizim Yunus; aradan 750 yıl geçse de hiç bilmediği ecnebi bir memlekette özü de sözü de yine Allah’ın adıyla anıldı, sevgiyi ve hakikati yüceltti.
Belgesel sinemacılığımızın büyük ustası, Anadolu’nun mirasını kayıt altına alan Suha Arın'ın "Erciyes’in Bereketi" belgeseli o kadar güzel ki!
1987 yapımı belgeselde, Mimar Sinan'ın doğduğu ve büyüdüğü Kayseri’nin Ağırnas köyünün taş işçiliğinin merkezi olmasının önemi de anlatılıyor. Mimar Sinan da taş işleme zanaatını babasından öğrenmişti.
Nevşehir, Mustafapaşa'da 16 yaşından beri taş işleyen Mehmet Erdoğan'ın Almanya'ya giden torununa yazdığı şiir ve yıkılan o tarihi evlerin görüntüleriyle hüzünlü bir bitiş... İzlememiş olanlara mutlaka öneririm!
Tamamı: https://t.co/R6ERdGIUvn
Dijital radikalleşme, bilgisayar oyunları, sosyal medya ve çevrimiçi faktörlerin aşırı ideolojiler, şiddet ve silahlı davranışlara etkisiyle ilgili uzun soluklu bir TÜBİTAK1001 projesini geçen sene bitirmiştik.
Son olaylar hepimizi üzdü; çok sayıda da uzman hocamız kendi alanlarından önemli bulguları burada paylaştı. Ben de üzerinde 8-9 yılı bulan orijinal veri toplayarak ve farklı ülkeleri karşılaştırarak tamamladığımız büyük ölçekli Tübitak projemizden bazı gözlemler paylaşmak isterim, tartışmaya biraz faydası olması açısından.
Göbekli tepe evrimsel tarih anlayışında yaptığı devrimsel etkiyle birlikte din arkeolojisi alanını da canlandırıyor.Bilal Toprak’ın eseri Göbekli tepeye dair analizleri bir araya getirdiği için önemli.National Geographic’in hazırladığı belgesel de hala en iyi görsel kaynak bence
📍 İnsan ile köpek arasındaki bağın sanılandan çok daha eskiye dayandığı ve bunun en erken örneği Anadolu'da ortaya çıktı. Nature dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, bu ilişkinin en az 15800 yıl öncesine, yani son buzul çağına kadar uzandığını gösterdi.
Araştırmaya göre, bugüne kadar genetik olarak doğrulanmış en eski köpek kalıntısı Anadolu’da, Karaman’da yer alan Pınarbaşı kazılarında bulundu. Bu bulgu, köpeklerin evcilleştirilmesinin tarımın ortaya çıkışından çok daha önce gerçekleştiğini ortaya koydu. Bilim insanları, avcı-toplayıcı toplulukların köpekleri sadece yanlarında bulundurmadığını, aynı zamanda onları beslediğini ve ritüel şekilde gömdüğünü belirledi. Pınarbaşı’nda bulunan köpek kalıntılarının, insanlarla benzer alanlara gömülmüş olması dikkat çekti.
Aynı döneme ait köpek kalıntılarının Avrupa’nın farklı bölgelerinde de bulunması, bu hayvanların kısa sürede geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösteriyor. Genetik analizler, Anadolu’daki köpeklerle Avrupa’dakilerin birbirine oldukça yakın olduğunu ortaya koydu.
Araştırmacılar, köpeklerin erken dönemde insanlar için yalnızca bir dost olmadığını, aynı zamanda avcılıkta yardımcı ya da tehlikelere karşı erken uyarı sistemi olarak da kullanılmış olabileceğini ifade etti. Kaynak: Nature (25.03.2026)
“Sırat” filmi de mistisizmin bir görünümü olarak izlenebilir. Din sosyolojisi açısından Thomas Luckmann’ın modern toplumda “görünmeyen” ama deneyimlenen “din” açıklamasıyla da okunabilir/izlenebilir. Ama elbette bu teorik çerçeve tatmin etmeyecektir :)
Bu kitap birçok açıdan zengin malumat içeriyor. Eski İstanbul/Erenköy’ün tarihinden üst sosyo-ekonomik tabakanın hayat tarzına, bürokrasinin kısıtlayıcı yapısından bir kimyagerin tecrübesine… Ama beni daha çok mistisizm ve tasavvufun çakışan ve ayrışan yönlerini düşünmeye itti.
Bu makaleyi, öğrencilere yön gösterici bir kaynak olması amacıyla kaleme almıştım. Zihinsel gelişim alanının üç büyük ismini hem açıklayıp hem de karşılaştırarak, alanın bilim tarihine bütünlüklü bir perspektif sunmayı hedefledim. Metnin omurgasını, @iuefsosyoloji hesabı için hazırladığım Piaget, Vygotsky ve Tomasello akışları oluşturdu. Beklediğimin ötesinde uluslararası düzeyde ilgi gören bu çalışmanın şimdi üç Arap psikolog tarafından Arapçaya çevrileceğini ve Kuzey Afrika ile Arap coğrafyasında derslerde kullanılmasının planlandığını öğrenmek benim için gerçekten büyük bir mutluluk.
Tam metin: https://t.co/l2oynkfMCJ